Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘normal doğum’

bitki banyosuOturma banyoları normal doğum sonrası ilk günlerde iyileşmenin önemli bir parçası. Bitki banyoları sayesinde yırtık, kesik ve çatlaklarınız daha kolay iyileşir, perine bölgeniz daha çabuk toparlanır.  Hiç yırtığınız olmasa bile doğum sonrasında perine bölgenizin özene ve iyileşmeye ihtiyacı olur.

Bitki uzmanı, ebe ve doktor Aviva Romm‘un tarifine göre iki çeşit bitkisel karışım  hazırladık.  Derin bir yırtığınız varsa birini yoksa veya derin yırtığınız bir miktar iyileştikten sonra diğerini kullanabiliyorsunuz.  Kaynatarak hazırladığınız bu çayı ister normal banyoda ister oturma banyosunda isterseniz de spreyle pedinize sıkarak kullanabiliyorsunuz.  Doğumunuzdan önce edinmekte fayda var.

Çayınızı DOUM Emirgan’dan, DOUMa gelme imkanınız yoksa email ile sipariş vererek edinebilirsiniz: do-um@do-um.com

Reklamlar

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Uzun ve yorucu az müdahaleli normal doğum. Doğumdan sonra bebek bir süre yoğun bakımda kalıyor.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

goncaturgay

Yoktan var olmak, inanılmaz bir büyü…

 Benim doğum hikayemde hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Kafamda kurguladığım çeşitli senaryolardan herhangi birine kesinlikle uymuyordu. Ne kadar çok kitap okumus da olsam, ne kadar çeşitli doğum hikayeleri okumuş da olsam, benimki okuduklarımın bildiklerimin hiçbirine benzemedi. (belki biraz anneminkine benzedi) Dedikleri gibi, her doğum kendine has, parmak izleri gibi ve aslında ne kadar doğal bir olay. Kadın vücudunun zaten bildiği ve bedenin harika çarklarının bunu da bir şeklide döndürdüğü.

Gece 00:30 civarı girdiğimiz hastanede yaklaşık 38 saat sonra doğumum gerçekleşti.

İşte benim hikayem; sürecim uzun, hikayem de uzun, az hatırladıklarım, çok hatırladıklarım, hatırlayamadıklarım…

27 Mayıs Pazar gecesi eşim Utku’yla oturmuş film izliyorduk. Filmin yaklaşık 20. dakikasında birden bir sıcaklık ve ıslaklık hissettim.. Koşa koşa tuvalete gittiğimde bol paçalı siyah pantalonumdan yerlere ılık ılık sular akmıştı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Evet vakit gelmişti. Hatta biraz hazırlıksızdım. Daha rahat 1 haftam vardır diye düşünüyordum. 38. hafta yeni bitmişti.(aslında bazı işaretler vardı. O sabah jel kıvamında şeffaf bir akıntım gelmişti. Hamilelik sürecinde hiç olmamış, daha oncesi zamandakilere benzer bir akıntı. Aslında nişanımdı ama ben renkli bir akıntı bekliyordum, nedense.. Ve o sabah market alışverişi çıkışında Utku’ya sıradan bir sokaktaki sıradan ağaçları gösterip, “ne harika tablo gibiler” demiş olmam. Bunu sonradan bağdaştırıyorum. Çünkü kitaplarda okumuştum, doğum yaklaştığında kadınlara her rengin her kokunun daha güzel daha etkili daha canlı, hatta masalsı geldiğini)

Hemen doktorumuz Gülnihal Hanım’ı aradık. Sakin olmamızı, acele etmeden, belki bir duş alıp, hastaneye gitmemizi, Nst çektirmemizi söyledi. Ben duşa girerken, Utku henüz çantaya konulmamış hastane eşyalarımızı çantaya koydu ve annelerimize haber verdik. Benim annemler İzmir’den çarşamba (3 gün sonra) geleceklerdi. Biz gece haber verince sabah en erken saate uçak bileti almışlar. Aslında ben onlara demiştim acele etmeyin diye 🙂 Haber verince de Utku’nun anneleri geldi. Duş sonrasında beraber hastaneye gittik. (şimdi düşünüyorum da keşke anne-babalara daha geç haber verseymişiz. Ama sürecin o kadar yavaş gelişeceğini bilemezdik tabi)

Hastanede Nst’de kasılmalar 7dk. da birdi ve oradaki nöbetçi doktor açılmamı 2 parmak kadar diye tarif etti. Doktorumuz da aslında bizim gibi, sürecin ilk zamanlarını evde geçirip iyice son zamanlarda hastaneye gidilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak suyum geldiğinden, hijyenik durum söz konusu oluyormuş ve hastanede kalmamızı tavsiye etti ve kaldık. (böyle bir gerekliliği hiç bilmiyordum mesela. Nedense hep ilk beklediğim sancılardı ve hastaneye son dakika gitmekti.)

O gece pek sancılı bir gece geçirmedim. Bol bol sularım aktı. Hemsireler yatışımla beraber bana damar yolu açmayı düşündüler ama Gülnihal’den talimat kesin ve netti. Herhangi bir damar yolu açılmayacaktı ve cok sık NST’ye baglanmayacaktım. Bana sordular, lavman ister miyim diye. “Şu an istemiyorum. Bekleyebilir mi? Doktorum gelince konusalım” dedim. (Sevgili Doula’m, doğum hazırlığı eğitmenim, arkadaşım Nur Sakallı’nın 3B kuralındaki 3 tane B’den biri : Bekleyebilir mi?) ve sonunda lavman olamdım, pek gerek de kalmadı aslında.

Canım eşim Utku bütün gece bana eşlik etti. (ve inanılmaz bir şekilde sonrasında her an, her zaman yanımdaydı) Hep başımdaydı. Sık sık kasılmalarımı saydı ve arada bir doktorumuza mesajla iletti. Biz sabırsızlanıyorduk, ne zaman gelecek doktorumuz diye. Her fırsatta da uyuyabildiğim kadar uyudum. Uyumam gerektiğini, doğum sırasında güce ihtiyacım olacağını biliyordum. Sabah geldi, beni muayene etti. Açıklığım çok fazla değildi, bekliyoruz dedi. Sancılarım artmıştı. Duşa gir bol bol ılık su ve termofor tut alt beline dedi. (sürecin çoğunu duşta geçirmiş oldum sonunda) Bu arada annemler geldi İzmir’den.. Annemi babamı yanımda görmek bana ayrı bir moral ve güç verdi. Özellikle annem ve onun mavi dingin ama güçlü gözleri.. Anladım ki bu doğum konularında anne-kız ilişkisinin de ayrı bir boyutu var. Gülnihal, Nur’u (doulam ve doğuma hazırlık eğitmenim) çağırmamı tavsiye etti. Ben kararsızdım bu konuda. Utku bana çok destekti. Çok hazırlıklıydık. Ne yapmamız ne yapmamamız gerektiğini gayet iyi biliyorduk. Nur karşıda, uzaktaydı.. Belki de o gelen kadar doğururdum. Yola çıktığıyla kalabilirdi. Üstelik yoga ile içiçe bir hayatım vardı, bedenimi çok iyi tanıyordum ve bedenime oldukça hakimdim. Hem zaten x kişiler bile 4-5 saatte doğurmuştu, ben 15dk.da dogururdum kesin! (çevremdekilerin benim hakkımda beklentileri böyleydi.. belki ben de farketmeden bunlara koşullandım sanırım) Biz Utku’yla bunu düşünürken kız kardeşim de geldi hastaneye. Onun da varlığı bana ayrı bir moral, güç oldu. Anne-kız ilişkisi kadar özel, kızkardeş ilişkisi… Doğuma girecek çocuk doktoru arkadaşım Öykü’ye haber vermiştik gece. Sabah o da geldi. Sonuçta biz Nur’u çağırmaya karar verdik ve iyi ki çağırmışız Nur’u. Sonrasında o kadar mutlu oldum ki onun geldiğine, varlığına, desteğine, yaptıklarına ve sakinliğine..

Hastanede kalmayı planlamadığımızdan, evden çıkarken almadığım şeyler geldi odaya. Pilates topum (kayınpederim pembe bir pilates topu ile hastaneye geldi. Bu da düşündükçe güldüğümüz kısımlardan) doğumu hızlandırıcı özelliği olan böğürtlen yaprağı çayım, hurmalarım, ananasım ve rahatlatıcı etkili melisa çayım, lavanta yağım.

Nur öğlen saatlerinde geldiğinde önce perdeleri kapattı biraz. Loş ve sakin bir ortamda harika bir masaj yaptı bana. Kendimi onun büyülü ellerine teslim ettim. Eşimle devamlı yanımdaydı ve o bana sonsuz güç veriyordu. Ne doktorum ne de doulam sayılara takılmadılar, herşey zaten doğal sürecinde olması gerektiği gibi olacaktı. Sık sık açıklık kontrol edilmedi. Çok sık Nst’ye girmedim. Hatta uykuya dalmak üzere olduğum ya da daldığım zamanlarda Nur, tansiyon-ateş ölçmeye gelen hemşirelere, “sonra olsa?” diyerek erteledi ve çok sık rahatsız edilmemiş oldum. O saatleri ağırlıklı olarak yatarak geçirdim. Zaman geçtikçe zaman kavramı silikleşmeye, olan bitenler birbiri içine girmeye, herşey flulaşmaya başladı. Bazen duşa giriyordum, bazen pilates topum üstünde çevirme hareketleri yapıyordum.(top üstündeki hareketler sırasında hala suyum akıyordu ve biraz kanlı jel kıvamında akıntılar oluyordu. sonradan anladık ki bunlar açılmamın işareti olmuş) Çaylarımdan içiyordum, hurma ananas yiyordum. Sancılar sırasında yapmayı planladığım o kadar hareket var iken, canım sadece yatmak istiyordu. Sancılarım hiç çok şiddetlenmedi ya da çok uzun süreli olmadı. Sancı anlarında Utku ya da Nur’a sırtımı dönüyordum ve onlar kuyruk sokumuma yakın o sihirli noktaya baskı masajı yaparak ağrımı hafifletmeme yardımcı oluyorlardı. Ara sıra duşa girip kuyruk sokumuma ılık-sıcak su tutuyordum duşla. Derin ve sakin nefeslerle, acıya odaklanmadan, nefesle geçeceğini düşünerek sancı anlarımı atlatmaya çalışıyordum.

Pazartesi gecesi çok kolay geçmedi. Bence esas sancılarım o zaman belirginleşmişti. Ama yine de hiç dayanılmayacak şiddette, beni bağırtan, ağlatan sancılar olmadı. Belki bunda masajların ve baskı massajın da etkisi vardı ama yine de çok şiddetli değildi sancılarım. Önceden öğrendiğimiz, doğum yaklaştığında sancılar ortalama 90sn. sürer ve 3 dakikada bir gerçekleşirdi.. Evet benim sık aralıklarla sancılarım vardı ama hiçbir zaman 1 dakikayı bulan sancım olmadı! O gece Nur’un yanında getirmiş oldugu Tense aleti benim için tam bir mucizeydi. Bütün geceyi onunla geçirdim. (Tense aletini kabaca anlatacak olursam, minik radyo gibi bir aletten çıkan elektrotlar o meshur kuyruk sokumu bölgesine yapıştırılıyor. Gelen sancılar daha derinlerden iken, tense aleti daha yüzeysel kaslara hafif bir elektrik verip ağrı algısının yönünü değiştiriyor.) ve sonra her sancı atagından sonra kusmaya başladım. Ne yesem, ne içsem kustum. Midem tamamen boşaldı. Nur bu sırada öyle noktalara baskı-masaj yaptı ki bulantılarım geçti rahatladım. Yine sonradan düşündüğümde bu kusmaların yogadaki omurganın 2 ucunun açık olması ve birbirini etkilemesi felsefesiyle bağlantılı olduğunu farkettim. Aslında bu kusmalar da açılmaya destek olmuştu.

Gece bir ara hastanede uzuuun bir yürüyüşe çıktık Nur’la. Bol bol merdiven indik çıktık. İnerken bacağı dışarı çevirerek, çıkarken yan yan yengeç adımlarla. Ama o yorgunlukla, üstümdeki o kadar kilo ile, kaç kat indim çıktım hatırlamıyorum ama beni baya bir zorladı 🙂

Gecenin yarısında Nur bana eşlik etti. Diğer yarısında da Utkum. Onların da süreci benimle birlikte sağlıklı ve güçlü bir şekilde tamamlamaları gerekiyordu. Utku’yla hastane yatağına beraber yattık, sancılarım geldikçe ben tense aletini çalıştırdım o da bana sarılarak destek oldu. Sancıları beraber yaşar gibiydik…

Gece yaklaşık 3 dakikada bir gelip ortalama 30sn süren nazlı sancılarım beni hiç uyutmadı. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık sabah saatlerinde beni bezdirmişti. Gün aydınlandığında heyecanla Gülnihal Hanım’ı bekliyordum. Doğrusu hiç umudum yoktu. Daha önce okuduğum gibi 1-1.5 dakikaları bulan sancılarım olmadı hiç (hatta doğuma kadar da olmadı) Bana yeterli açılmam olmadığını söyleyecekti ve benim dayanacak gücüm kalmamıştı, sezaryen isteyecektim. Ama geldiğinde muayene sonrasında bana açılmamın 8cm olduğunu söyledi. Bu beni çok şaşırttı. Hatta sanırım Nur’u bile şaşırttı. Nur’la çalışmaya devam etmemizi ve bebegin biraz yukarıda oldugunu, onu indirmek için de çalışmamızı söyledi.

Bundan sonra eğlenceli anlar yaşadık. Top üstünde zıpladık, eğlenceli müzikler koyup dans ettik, göbek de attık,(Kızkardeşim de bize bol bol eşlik etti bu süreçte, güldük, eğlendik) yine bol bol duş aldım, bebeğimizin inmesine yarıdmcı olmak için. Bazen bir kolumla Utku’ya diğer kolumla Nur’a tutunup, asıldım onların güçlü bedenlerinde, ağırlığımı boşluğa bırakmaya çalıştım.. (bütün bu zaman sırasında anneler oda kapısında, hastane kapısında, kafeteryada orada burada beklediler. Çok çok az içeriye girdiler. Annemi hatırlıyorum daha çok, meraklı endişeli ama sakin sakin yanıma geldiği anları..ve babamı.. şimdi düşünüyorum da onlar için de ne kadar zor bir bekleme olmuş..)

O sabah güzel bir kahvaltı yapmaya çalıştım. Neredeyse bütün gece hiç uyumamıştım. Yediğim herşeyi çıkarmıştım ve doğum yakın süreçte gerçekleşeceğinden güce ihtiyacım vardı. Zor olsa da o kadar sık sancıların arasında kahvaltı yapmaya çalıştım.

Buralarda herşey iyice flulaşıyor. Bir ara doğumun bahsedilen “ayrı dünyası”na girmişim ki, gözlerim yarı kapalı top üstünde kalça çevirirken Utku’ya kapıyı kapatmasını söylemişim, çünkü koridor sesleri çok yakından geliyordu, dibimde gibi, hatırlıyorum.. Utku kapının kapalı olduğunu söyledi. Hayır açık, kapat kapıyı diyordum. Ve Utku gidip, kapıyı kapattı, ben de rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre de, kapı zaten hep kapalıymış, Utku da gidip kapıyı sessizce açıp, sesli bir şekilde kapatmış 🙂

Ara ara doktorum geldi odaya. saat 12ye doğruydu sanırım, Gülnihal Hanım “hah, tamam yürüyüş de değişti, bebek indi galiba” dedi. Evet, bacaklarımı oldukça açarak yürüyordum. Doğumhaneye inme vakti idi. İnmeden birkez daha tuvalete ve duşa girdim. Nur bana orada, o anda değil, ama doğumdan sonra, zaman geçtikçe beni çok etkileyen ve bunun için ona çok teşekkür ettiğim birşey yaptırdı. Eski Gonca’ya, eski bedenime veda ettirdi, yeni bir Gonca olarak çıkacaksın ordan dedi..

Doğumhaneye inerken tekerlekli sandalye istemedim. Dışarıda ailelerimizin olduğunu biliyordum. Konsantrasyonumu dağıtmamak için gözlerim kısmen kapalı kısmen de sadece yere bakarak, bir kolumda Utku, bir kolumda Nur, asansöre, oradan da doğumhaneye yürüdüm.

Ve işte doğumhane.. Hastane araştırmaları sırasında, girmek görmek istediğim ama bi türlü sokulmadığım doğumhane. Büyükçe, fazla dolu ve fazla aydınlık olmayan, o meşhur doğum sandalyesi olan oda. Gülnihal Hanım rahat olacağım bir pozisyona yerleşmemi söyledi. Birkaç poz denedim ve en çok sandalyeye ters dönüp dizlerimin üstünde durup, koltuğun sırtına sarılarak rahat ettim. Ikınma hissim vardı. Ben önce nefes verirken ıkındım. Doktorum derin nefes al, nefesini tut ve ıkın dedi. Sonra tekrar nefes al, tekrar ıkın ve bir kez daha dedi. Ama ben o kadar yorgun ve o kadar heyecanlıydım ki o derin nefesi bile almak çok zordu. Ikınmaya başladığımda ise ikinci ıkınma sırasında ıkınma hissim geçiyordu ve ben onu kendim zorlayarak sonlandırıp, üçüncüyü de bazen kendim yapıyordum. Benim için en zor kısım burasıydı. Vücuduma söz geçiremiyordum. Yapacaklarımı gözümde canlandırıyordum ama gerçekleştiremiyordum. Derin nefes al dendiğinde devamlı göğsüme kocaman nefesler alıyordum. Acaba karnıma mı almalıydım o nefesleri? Sancı hissinden ıkınma hissine geçiş nasıl olmalıydı? Bunlar hala tam anlayamamış olduğum ve aklıma takılan şeyler. Sanırım sancılarım gibi ıkınma hissim de o kadar hafif ve nazlıydı ki ben bu ayırımı tam olarak yapamadım. Bir süre sonra sancılarım da oldukça azaldı. Doktorum biz çıkalım, siz karı koca biraz başbaşa kalın dedi. Sarıldık öpüştük koklaştık. Sonra doktorum geri geldiğinde sancı durumum hala çok farklı değildi. Sana biraz suni sancı vermek istiyorum dedi. Ben çoktan razıydım zaten. Ve “Aman sakın ha” dediğim suni sancının bile, doğru zamanda ve yerinde kullanıldığında ne kadar da kurtarıcı, yardımcı birşey olduğunu anladım. Doğumhanede geçirdiğim yaklaşık 2.5 saatin, sanırım son bir saatinde suni sancı aldım ve iyi ki aldım. Süreç çok uzamıştı çünkü ve sık sık bebeğimin kalp atışlarını dinliyorlardı. O da çok yorulmuştu muhtemelen. Ben artık o kadar yorulmuştum ki, “yapamıyorum, olmuyor, yeter artık” diye söyleniyordum. Ben yapamıyorum dedikçe, doktorum bana hadi diyordu. “Hadi oğlum yardım et bana” diyordum bir yandan. Bu sözlerim Utku’yu çok duygulandırmış. Karnımı elliyormuş ve karnımda bizim miniğin içeride bacaklarını vurmasını ve çıkmak için onun da çabalamasını hissediyormuş. Tabi ben bunların hiç birinin farkında değildim. Parça parça görüntüler var hafızamda. Utku’nun gözleri, elleri, Nur’un yüzü, sakin sesi, çocuk doktoru arkadaşım Öykü, çok kısa bir an doğum fotoğrafçısının bir köşede durduğu, bebeğimin kalp atışını dinleyen hemşire, doktorumun sesi..Ve “Elle bak başı orda” dedi doktorum. İlk başta inanmadım, ellemek istemedim. Sonra tekrar edince, elledim ve evet ordaydı, başın en tepesi, ıslak, saçlı, sıcak, minik bir yuvarlağın bir parçası. İnanılmazdı. Burdan sonra da tamamen itmem yine çok kolay olmadı. Çünkü ben dedikleri kadar çok ıkınamadıkça baş dışarı çıkıyor ama sonra çıkan kısmın büyük bir kısmı içeri geri giriyormuş. Ama sonunda bir an geldi ve büyük bir ıkınma, güçlü bir itme ve sanırım ilk ve tek çığlığım ile başı çıktı o meşhur “ateş çemberi”nden ve bedeninin geri kalanı çok daha kolay, çok daha hızlı, bir balık gibi kayarak çıktı ki bu an hiç ama hiç unutamayacağım çok acayip bir histi. sırf bu his için bile tekrar tekrar normal doğum yapmak isterim :)) Birkaç saniye sonra oğlumuzun ağlama sesini duydum ve Gülnihal Hanım bacaklarımın arasından oğlumu ellerime verdi. ıslak, sıcak, yumuşak, narin, ürkek,… O an çok büyülü bir andı. Yanımda sevgilim, kocam, Utkum ve ellerimde ağlayan kocaman gözleriyle bana bakan, çok tanıdık ama bir yandan da çok yabancı, çok minik, çok ürkek, narin bebeğim vardı. “Merhaba Oğlum, hoşgeldin” dedik ona. Elime verildiği ilk anda hafif morumsuydu rengi ve sonra hemen pembeleşiverdi. Bebeğimizin ilk Apgar degerleri gayet iyiydi. Eşim kordonu kesmeyi çok istemişti ama durduğum pozisyondan dolayı doktorum bile zorlanarak kendisi kesmek zorunda kaldı. uzunca kesti.( Sonra yine kocam keserek kısalttı.) ve ben bebeğimizi sevgilimin kollarına teslim ettim. kocam ve kucağında oğlum. Bu da unutamayacağım bir kare. Ben sonra çok az daha ıkınarak plasentayı da çıkardım. Plasenta beklediğimden çok daha büyüktü, neredeyse bebek kadar vardı sanki. Üstündeki damarlar ağaç resmi gibi.. Gülnihal Hanım bunu isteyip istemediğimi sordu. Aslında onu almaya niyetim vardı ama hem kafamda netleştirmediğimden hem de yaşadığım uzun zorlu süreç ve bunun yorgunluğundan gözüm plasenta falan görmedi tabi. Bebek çıkarken omzu biraz takıldığından hafifçe bir yırtığım oluşmuştu, bu dikildi, sonrasında çok sıkıntı yaşamadığım küçük ve hafif bir yırtık oldu bu. Bu sırada bebeğimizin bakımları yapılıyordu. Eşim, Nur ve Öykü onun başındalardı. Öykü ile öncesinde uzun uzun bunları konuşmuştuk, ne isteyip istemediğimi çok iyi biliyordu. aspirasyon yapılmadı, bebek yıkanmadı, bebek odasına götürülmedi, hep yanımızdaydı. Aşısı da ilerleyen bir zamanda, belki yapılacaktı. Orada Utku oğlumuzun kordonunu da kısaltmış. Sonra bana geri getirdiler bebeğimi ve orada karar verdik ismine.. Doğuma kadar bir türlü karar veremeyip, “var bunda bir sebep, doğumu bekleyelim” demiştik. Doğumdan 2 gün önce düşmüştü “Kaya” ismi aklımıza. Ama 2 günde bir isim değiştirdiğimizden yakın çevremiz de artık dalga geçiyordu bizimle. Gerçekten varmış bir sebebi.. Böyle zor bir doğuma mükemmel bir şekilde dayandığı için, sağlamlığı için “Kaya”yı yakıştırdık ona. Hemşireler bebeğimi göğsüme koyduklarında, yine o inanılmaz sıcaklık yumuşaklık şeffaflık narinlik… Hemen emzirdim orada bebeğimi biraz ve sonra bebeğim göğsümde çıktık doğumhanenin kapısından.. Kapıda neredeyse bizim kadar yorgun anneler, babalar, kardeşim… Onların gözleri merakla, heyecanla göğsümdeki bebeğimizi ararken, ben de onların gözlerindeki ışıltıyı seyrettim hayal meyal.. Burada da babamın bakışını, gözlerini unutamıyorum. Asansöre bindik ve çıktık odamıza..

Odamıza girdiğimizde ben tabi ki, yorgunluktan heyecandan farketmedim ama solunumda hafif bir sıkıntı hırıltı oluşmuş. Öykü benden çok nazik bir biçimde bebeği istedi, bebek bakım odasında bir kontrol edelim dedi.. Bundan sonrası belki de başka bir hikayenin konusu.. 5-6 gün yoğun bakımda kaldı bebeğimiz sonrasında. Biraz üzücü bir süreç oldu. Çok ciddi bir sebebi olmamakla birlikte, yoğun bakıma elimizi verdik kolumuzu kaptırdık galiba.. Aylardır beklediğimiz yavrumuza bir türlü kavuşamadıkça saatleri sayar olduk, stres olduk. Hastaneye kızdık, doktorlara kızdık ama bizim için yepyeni olan bu dünyada acizliğimizle elimiz kolumuz bağlı kaldık.. Doğuma kadarki 38 saatlik süreç bana kısacık gelirken, doğum sonrasındaki bu birkaç gün bana aylar gibi geldi.. Lohusa taçlarını pek severim ben.. Birkaç tane vardı yanımda. Hatta birini anneme özel olarak yaptırmıştım ve çok sevmiştim ama onları bi türlü takmak kısmet olmadı. (eve döndüğümüzde de onları gördükçe hep içim buruldu, sonra kaldırdım onları ortalıktan.)

Sıksık bebeğimizi görmeye iniyorduk, süt sağıp götürüyorduk ilk başta, sonra emzirmeye gittim sıksık. Zaten çıkmadan önceki son 2 gece de odamızda fototerapi gördü. Sonunda bir bayram havasıyla hasret kaldığımız evimize gelip yatağımıza yattık ve evimizin yeni üyesini de yanımıza yatırdık. Yatak odamızda 3. bir nefes daha vardı, minnacık bir nefes. Unutulmayacak birçok anının başlangıcına imza atan bir an, yatak odamızda 3. bir nefes.. Hoşgeldin Oğlum aramıza, iyi ki geldin..

Read Full Post »