Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Doula’

Robyn Sheldon’la söyleşimin HT Hayat’ta yayınlanan versiyonu için tıklayın…

Robyn Sheldon doğumda

İki hamileliğimde de karnımdaki bebeklerimle güçlü bir iletişim içindeydim.  İki seferde de hamile kaldığımı anında farketmiştim.  Ultrasonda görüntülemeye ihtiyaç duymadan ilk seferinde kızım olacağını, ikincisinde oğlum olacağını biliyordum.  Tahmin etmiyordum, büyük bir kesinlikle biliyordum.  Zaten hamilelikle iyice artmış ve canlanmış olan rüyalarımda onları defalarca gördüm.  Zamanı geldiğinde bana isimlerini de söylediler. Ne isim koyalım diye düşünmedim hiç. Bir an içimde, bütün hücrelerimde hissediverdim isimlerinin ne olduğunu. Tane Tane’ydi, Kayra Kayra’ydı. Başka da bir ihtimal yoktu. Bu bağı öylesine güçlü hissediyordum ki bazen şimdiki bağımız bile bu kadar kuvvetli değil mi acaba diye sorguluyorum kendimi.

Velhasıl doğmamış bebekle ruhsal bağlantı benim için çok gerçek ve bir o kadar da heyecan verici bir konu.  Bu nedenle aynı tutkuyu paylaşan ve bu konuyu doğum profesyonellerine, bebek bekleyenlere, bebek isteyenlere öğretmek için dünyayı dolaşan Robyn Sheldon’ın Nisan sonundaki İstanbul seyahati konusunda çok heyecanlıyım. Tecrübeli ebe, doula eğitmeni ve meditasyon uygulayıcısı Robyn 24-26 Nisan 2015 tarihleri arasında DOUM’da Ruhsal Birleşme Kolaylaştırıcılık Eğitimi’ne giriş çalışması yapacak.

Robyn’e doğmamış bebekle ruhsal bağlantı hakkıında sorular sordum.

-Anneyle doğmamış bebeği arasındaki ruhsal bağlantı nedir?

Anneler ile doğmuş, doğmamış, hatta henüz yaratılmamış bebekleri ruhsal düzlemde bağlantı kurabilirler. Ruhsal bağlanma çalışmaları bu bağlantıyı kolaylaştırmak için yapılır. Çalışma sırasında ebeveynler kendi içsel bilgeliklerine bağlanabilecekleri ve böylelikle bebeklerinin ruhsal özünü ve bilgeliğini hissetmeye başlayabilecekleri rahat ve meditatif bir zihinsel alana doğru yönlendirilirler.

Roby

Robyn Sheldon

Bebekle iletişimin birçok yolu var. Ebeveynlerin birçoğu karnında büyüyen bebeğin varlığının farkında olur, onunla konuşur ve sıklıkla ona dokunur. Ruhsal bağlantı öğrencilerimden Rose, bebeklerini rahmine yerleştikleri andan itibaren hissedebiliyor, cinsiyetlerini, ihtiyaçlarını, isimlerini, dünyaya geliş nedenlerini biliyor, annelerinden ne istediklerini anlıyor. Ruhsal bağlantı çalışması yaparak bu bağı daha da kuvvetlendiriyor. Ebeveynlerin birçoğu bebekleriyle benzer bir bağ hissetmek istedikleri için bu çalışmalara geliyor. Bazı ebeveynler ise yalnız bebeklerini biraz daha fazla hissetmek, ona biraz daha odaklanmak için geliyor. Onlar için bu çalışma karınlarındaki bebeği daha gerçek kılıyor.

-Doğumdan sonra veya büyürken bu bağın bebeğe nasıl bir faydası var?

Ebeveynler bir kez çocuklarının ruhsal bilgeliğini farkedince, onu yardıma ihtiyacı olan bir bebek olarak görmekten vazgeçiyor. Aksine onu, kendi yaşam yolu ve amacı olan, kendilerine denk bir birey olarak görmeye başlıyorlar. Görevlerinin onu değiştirmek değil, desteklemek olduğunu anlıyorlar. Bu, anne-babaların çocuklarını nasıl gördüklerini ve onu nasıl yetiştirdiklerini temelden değiştiriyor. Bir bebeği gerçekte olduğu gibi gördüğünüz zaman, doğumdan gelen, hakiki özelliklerini koruması daha kolay oluyor.

-Bir ebe olarak çalışırken ruhsal bağlanmadan nasıl  faydalanıyorsunuz?

Anneleri ve eşlerini doğum boyunca bebekleriyle derin bağlantıda kalmaları için yüreklendiririm.  Bebeğin ikamet ettiği üst bilince bağlanabilen anne, daha rahat doğum yapar. Öyle görülüyor ki doğum sırasında anne-babaları onlarla bağlantıda kalırsa, bu bebeklere de fazlasıyla yardımcı oluyor. Bu şekilde, normal şartlarda bebekler için oldukça huzursuz edici olabilen sezaryen doğumlarda bile, tıpkı en sakin ve kolay doğal doğumla dünyaya gelmiş gibi sükunet içinde doğan bebekler gördüm.

-Şahit olduğunuz ilginç hikayeler var mı?

Kitabımda da bahsettiğim bebek Michael’ın anne karnındayken kalbinde delik olduğu tesbit edilmişti. Ruhsal bağlanma çalışmalarımızdan birinde, Michael o deliğin oluşmasına neden olan duygusal travmadan bahsetti ve ebeveynlerinin bu enerjiyi temizlemesi durumunda iyileşeceğine dair söz verdi. 6 hafta sonraki ultrasonda Michael’ın kalbi iyileşmişti.

Anne-babalardan sıklıkla duyduğum şey, bebeklerinin doğdukları zaman ruhsal bağlantı çalışmalarında hissettikleri bebeklere çok benzedikleri. Çalışma sırasında bebeklerini yalnızca sembolik olarak görsellemiş de olsalar doğduktan sonra bu benzerliği farkedebiliyorlar. Mesela, doğmamış bebeklerini cin gibi, minik, hareketli, bol bol gülümseyen bir melek olarak tarif eden annenin bebeği doğduğunda veya 2-3 yaşına geldiğinde aynen öyle görünebiliyor.

Kimi zaman bebekler anne babalarından çözülmemiş meselelerini çözüme kavuşturmalarını isterler.  Mesela bir bebek babasının kendi doğumundan beri taşıdığı ve ardı ardına gelen ayrılıklara sebep olarak hayatını ele geçiren ayrılık korkusu üzerinde çalışması istemişti. Başka bir bebek, çok hareketli ve yorucu bir hayat tarzı olan annesinin yogaya başlamasını, hayatına rahatlama getirmesini istemişti. Bebekler anne-babalarını farklı farklı şekillerde yönlendiriyorlar. Ancak bazen çalışma çok basit, yalnızca gelen ruhun güzelliğine dokunmaktan ibaret oluyor. En etkili çalışmalar da aslında bunlar olabiliyor.

Robyn Sheldon doğumdan sonra anne ve bebekle çalışıyor

Robyn Sheldon doğumdan sonra anne ve bebekle çalışıyor

-Medikalize doğumların hakim olduğu ortamlarda anneler ruhsal bağlantıdan nasıl faydalanabilirler

Bu tarz doğum ortamlarında ruhsal bağlantı özellikle faydalı bir araç. Çünkü etraflarında ne yaşanırsa yaşansın, bebeklerine ruhsal seviyede bağlı kalarak, anneler kendileri için kutsal bir doğum alanı yaratabilirler. Olur da bebek doğumdan sonra küvezde kalmak zorunda kalırsa, aktif görselleme yönetmleriyle ebeveynler bebekleriyle bu bağlantıyı sürdürebilir. Böylece bebeklerinin yaşayabileceği ayrılık kaygısını hafifletebilirler.

-Ruhsal bağlantı kolaylaştırıcıları ailelere nasıl destek verirler?

Kolaylaştırıcının görevi, ebeveynlerin yargısız şekilde kendi iç bilgeliklerini takip edebilecekleri, güvenli, kutsal bir alan yaratmaktır.  Dolayısıyla kolaylaştırıcının çok sakin ve destekleyici olması gerekir. Bu sağlandıktan sonra çalışma zaten kendi kendine gerçekleşiyor. Çalışmada anne babalar kendi yüksek benliklerine veya içsel bilgeliklerine bağlanır.  Bu bağlantı da onlara bebekleriyle nasıl bağlantıya geçeceklerini gösterir.

-Ruhsal bağlanma kolaylaştırıcılık eğitimi nasıl bir eğitim?

Bu 18 aya yayılan derin bir kişisel gelişim yolculuğu. Ruhsal bağlantının mümkün olduğu sağlam bir alan sunabilmek için kolaylaştırıcının öncelikle kişisel meseleleri ile uğraşmış olması gerekiyor. Bu nedenle eğitimin büyük çoğunluğu kendi meselelerimizi temizlemekten, kişisel gelişimden ibaret.  İstanbul’a geldiğim zaman bu eğitime giriş niteliğinde bir çalışma sunacağım.

Robyn Sheldon 2015 içerisinde DOUMda iki tane eğitim verecek:

Ruhsal Bağlantı Kolaylaştırıcılık Eğitimine Giriş 24-26 Nisan 2015

Doula (Doğum Destekçisi Eğitimi) 29 Ağustos-5 Eylül 2015

Başak Kutlu Atay

Doğum hazırlık ve hamile yogası eğitmeni

www.do-um.com

Reklamlar

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Öğrenci doula desteğiyle 42. haftada sezaryen doğum, SSVD denemesi

Doula: Linet Morhayım

DOUM ailesi: Evet

tuba ve bebegiMerhaba,
Sizin sayenizde 2.doğumumu Linet Morhayım eşliğinde Maslak Acıbadem’de yaptım. İlk bebeğim yan döndüğünden sezaryen olmak zorunda kalmıştım. Halbuki 38 hafta boyunca haftada 4-5 yüzmüş, egzersiz yapmış ve psikolojik olarak hazırlanmıştım. Bir hayalkırıklığı idi benim için ama epidural sezaryenle kızımı Ocak 2012’de kucağıma sağlıkla almıştım.Bu defa yine en bastan normal doguma hazırlandım. 42 hafta dolana kadar bekledim. Linet hanım olmasa bu 42 afta kesinlikle zor geçerdi. 36. haftamda taşındım mesela, hep beni sakinkeştirdi. Yavaşlamama yardımcı oldu. Son haftamda her gün gevşeme egzersizleri yaptırdı. Her zorlandığımda bana şifa oldu, moral verdi çünkü az kilo almama rağmen son haftalar bedenimi zorluyordu. Siyatik ve reflü dışında pek bir şikayetim yoktu.

Yine de önemli olan ona ne zaman ihtiyaç duysam ulaşabildim. Bana kısa bir form doldurttu ve o formla kendi durumuma olan farkındalığım arttı ve nelere karşılaşacağıma dair anlayışım gelişti. O olmasa sükunet içinde hastaneye varamazdım. Beni hep yüreklendirdi fakat oğlum gelmemekte direndi. 42 hafta biterken sabah hastaneye gittik. O eşim ve ben. Hastanede rahim gevşemesi için hap verdiler. Küçük kasılmalar başladı ama saat 15:00’e kadar açılma gerçekleşmedi. Doğum üzerine konuştuk, egzersiz yaptık. Linet Hanım eşime masaj noktalarını öğretti. O da bana yardımcı oldu. Saat 15:00 oldugunda açılma olmaz ise sezaryen gerektiğini söylediler. Bebeğim büyükmüş ve başı rahimağzına baskı yapamıyormuş. tüm gün sadece 4,5 cm açılmışım. Bu benim için büyük hayalkırıklığı idi. O kadar üzüldüm ki nişan geldi. Ardından şiddetli bir sancı silsilesi ile doğumun aktif fazı başladı. Suyum da 3 seferde geldi. Tüm bunlar olup biterken Linet Hanım, derin nefes almamı, rahat edeceğim pozisyonu bulabileceğimi ve sakinleşmemi söylüyordu. Suyum gelse de rahat ol, bunlar normal, iyi işaretler dedi. Her bir sancı beni oğluma yaklaştırıyordu, bana bunu hatırlatıyordu. Sancılar 1 dakika ara ile geliyordu ve ben oturamıyor, yatamıyor, konuşamıyordum. Pilates topunda oturmayı deniyordum. Beni yine de ameliyathaneye aldılar. Ikınma hissim var mı diye sordular, yok dedim. (keşke var mı deseydim? ama yoktu 😦 dürüst olmak gerekirse) son defa açıklığımı kontrol etti doktorum. Bu çok canımı yakan bir durumdu ama “hala açılmamış” dedi. “Risk görüyorum ve bekleyemem” dedi. Maalesef spinal anastezi ile bebeği çıkardılar. 4 kilo 100 gr bir oğlan, sağlıklı, toparlak suratlı ve huzurlu bir oğlan. Düşününce ve göz önüne getirince hala gözlerim doluyor. İki bebeğimi de normal doğurmak çok istedim. Ne ağrı ne korku, hiçbirine yenilmedim ama bir şekilde olmadı. Linet Hanım, bu ruh halime de destek oldu. Doğumdan sonra beni hep kontrol etti. Ne zaman aklıma gelip gözyaşlarına boğulsam, bana ne kadar şanslı olduğumu, ihtiyacım olan herseye sahip olduğumu, oğlum ve benim sağlıklı olduğumu hatırlattı. Hala da hatırlatıyor. Dikişlerime nasıl bakmam gerektiğini, beslenmemi, göğüslerime bakımı. 

Benim için şifa oldu kendisi, yaşam boyu görüşeceğim big dost, bir anne kazandım. Ben doğumda annemi istemedim, kalabalık istemedim ama biri lazımdı. Eşimin deneyimi yoktu ama gayreti vardı, bana olan şefkati. Linet Hanım aralarda bizi yalnız bırakarak güçlenmemizi teşvik etti. Kısacası nerede olacağını ve olmayacağını hepsini çok güzel ayarladı. İhtiyacım olan desteği gördüm. Do-um’a bu destek için çok teşekkür ederim. Linet Hanım’a da sizin nezdinizde bir defa daha teşekkür ederim.Tuba

Read Full Post »

Kimberly

Visit Kimberly’s blog for her tips on natural birth in Turkey.

It’s hard for me to decide exactly when Liam’s birth story begins, because it seems like my actual labour started days before he was born, but then stopped. On the Tuesday September 6th, myself, Richie and Paul Scott (who was visiting from the U.S.), took a walk into Beşiktaş for dinner, and on the walk back, I started feeling some not-too-strong contractions. I’d felt these before, usually when out walking, but this particular evening they seemed a little bit stronger and I needed to take a few small breaks and even lean on Richie during a couple. I sent a text to our doula Amy when we got home to let her know, but then everything stopped.

I had my regular weekly visit to my doctor on Friday and I was about 3cm dilated, having gradually gotten to that stage over the last couple of weeks. Dr Gülnihal said that she thought my labour had started but stopped again for some reason and asked me how I was feeling about everything. This was the point when my thoughts on the previous Tuesday came back to me, and I realized that maybe I was resisting things a bit. During the walk home that evening I remembered thinking that I just wasn’t ready. I hadn’t thought I was anxious or nervous about the upcoming experience, but suddenly it all seemed so much more imminent and I did feel a bit nervous about all that was to come.

During the visit, my doctor told me that my blood pressure was a bit too high, and we needed to monitor it carefully. I think the condition is called gestational hypertension and it is potentially dangerous, although I think mine was only minor. It’s quite common with first time pregnancies, but still, to be safe, she wanted to induce labour on Monday morning if nothing happened over the weekend, because with this condition you usually aren’t allowed to go past full-term. So, over the weekend, I had to go to a pharmacy every day and have my blood pressure checked and text her the results. And on Sunday she told me I should have a fetal non-stress test at a local hospital to make sure all was well with the baby. In the non-stress test they monitor the baby’s heart-beat and movements, which is printed out on a line chart to send to the doctor. So, when I went, my blood pressure had returned to normal and the baby was fine, but then she rang me to ask how I was feeling, because according to the test results, I was having regular contractions every five minutes. I hadn’t even really noticed!

That afternoon Amy came over to try and get my labour started naturally so I wouldn’t have to be induced the next morning. She used some massage, aromatherapy, did some stuff to various pressure points, and then we took a long walk around our neighbourhood. I did feel slightly stronger contractions during the walk, but again, when we got home, everything seemed to stop. We got home, ordered dinner out (I had to eat some salt-free chicken/veggie dinner because of the blood pressure issue) and then after we ate, Amy headed home. We were all pretty tired so at about 11 o’clock we headed off to bed.

About an hour later, I woke up with this pelvic pain that I’d been feeling every night for at least the previous week. I’d been waking up feeling really uncomfortable, so in addition to going to the bathroom a million times, I also needed to do some swaying and stretching and sitting on my pilates ball making circles with my hips to work out the kinks. For nights and nights I’d been doing this every couple of hours. On this particular night, I woke up feeling so annoyed I nearly wanted to cry. I was so sick of this painful interruption to my last precious nights of sleep before the baby eventually arrived. I tried my usual routine, but tonight it hurt worse than usual, and I even decided to try taking a shower to relax. I ended up on all fours in the shower trying to work out the discomfort, but even that didn’t work. At about 12:40am I went back to our room and asked Richie to call Amy to ask what I should do, because I was too uncomfortable to talk. She suggested a couple of things, but those didn’t work and actually felt terrible.

I got up again to go to the bathroom and suddenly felt like I was wetting myself. Now, my bladder had definitely been squished like crazy over the last weeks, but I felt like suddenly I’d lost control of myself altogether (a bit embarrassing). I was standing in the bathroom trying to figure out what to do about the situation. I went back to the bedroom again, and sheepishly told Richie I was peeing myself a bit and couldn’t do anything about it (it didn’t occur to me at that moment that my waters had broken!). I was sitting on a towel on the bed and we tried to time the pains I was feeling but there was no real distinction between them, although I did seem to get more uncomfortable every 5 minutes or so. It was definitely stronger than anything I’d had before and so Richie called Amy again to tell her, and she told him that we should just go to the hospital. She checked the traffic online and called back to say that everything was clear, so we should be able to get there in less than 30 minutes. Richie got everything ready to go, and by this time Paul Scott was up too so he helped me walk down the stairs of the apartment and down the hill to where Richie had stopped a taxi. Off we went to the Asian side in the middle of the night. The taxi journey didn’t take too long, but the driver, used to working on the European side, didn’t know where the hospital was in the Göztepe neighbourhood, so we circled around for about 5 minutes at the end as he asked random passers-by. I was getting pretty annoyed by this in the back seat and just wanted to get there already!

Amy was already at the hospital when we got there, and we got settled in our room. I was having pretty strong and distinct contractions now, and frequently, all the while leaking amniotic fluid. I quickly found my favourite position for the whole labour experience, which was a standing-squat with my arms around Richie’s neck and him holding me up. I gave him quite a work-out over the next 14 hours! When I was checked shortly after our arrival, I was already about 6 or 7 cm dilated.

The details now get a bit hazy for me, so I’ll have to let Richie fill on some of the blanks for you. I remember Dr Gülnihal arriving not too long after I was examined. I continued to hang off of Richie during contractions while Amy massaged me. At about 4 o’clock, after being checked by the doctor, I was advised to lay down for a bit and try to sleep, to save my energy and relax. The first contractions laying down were awful, but Amy and Richie helped me to relax and I did sleep for about 30 minutes. After that I was up again, gradually getting closer to full dilation. The doctor checked my dilation at about 6 o’clock, and drained my bladder, since she thought that it might be acting as a cushion under the baby’s head, reducing pressure on the cervix to open. After that she asked me to try resting again. I didn’t want to have to lie down, since it was really painful every time I was on my back for a contraction, but I managed to get another half hour’s sleep.

 RICHIE: By this stage both Amy and I were starting to nod off from lack of sleep, so I couldn’t imagine how tired Kim must have felt by now. We’d only had about an hour of sleep before labour started, and as it went on it was getting further and further from when she’d last eaten, so her energy level was a worry too.

Richie continued to hold me up and Amy rubbed my lower back. I was brought to the examination/delivery room about once every hour or two to be checked, and then returned to our room. I was fully dilated by about 9 o’clock. I remember thinking I must be in the transition phase because I was walking with Amy to the examination room, and I started crying and saying I couldn’t do it and things along those lines. I also remember thinking that it felt good to cry.

So, into the next phase of labour and we thought it’d be over soon. Little did we know! I was in the pushing phase of labour for about 5 hours and progress was so slow and intense!

RICHIE: I’d had the time to text some people to say that labour was starting while we were in the taxi, and I was able to send a couple again while Kim was asleep after 4am and again after 6am. Because I was supporting her during contractions that was all the free time I ended up having. I did try to send a text at one point between contractions, but Kim very politely said “Could you please not do that right now.” The texts I’d sent my mother had been “Doctor’s here. Looks like it’ll be soon. ” at 3:16am, and at 4:36am “Kim’s sleeping now. Almost completely dilated but contractions have eased before the big push. Been about 4hrs of labour so far, not too rough yet”, so naturally when she didn’t hear anything more for another 8 hours she was having conniptions. I must remember to be more non-committal in any future labour bulletins.

I wanted to stay on my feet as much as possible because I wanted things to go faster and laying down felt awful and painful. I was taking small sips of juice and water between contractions, but was really running out of energy. I remember leaning on the counter in the room, staring down at the tiny dots on the counter tiles, just focusing on those dots like they were the only things that existed in the world. I continued to use a standing-squat for contractions, pushing during most but resting for some, but now with Amy holding me up on one side and Richie on the other.

RICHIE: By this time we’d heard the first call to prayer, about an hour before sunrise, and then I could see creeping daylight through the shuttered window. After 9am, I think that Amy and the doctor expected that it wouldn’t take long, but then things seemed to slow. I remember thinking of how Kim had said she’d prefer not to have the kid on September 11th, and that because of the time difference it was gradually becoming September 12th across America. I think he waited long enough that by the time he was born I think it was perhaps only the 11th in Fiji.

I leaned on the counter in between contractions. I was completely covered in sweat and at times I just started shaking all over. All the time Richie was encouraging me and saying loving things. I wasn’t really very responsive at the time, but it meant a lot and it was all slowly trickling through my brain the whole time. Now even the supported squatting left my legs feeling extremely tired and I felt wobbly on my feet. I know I thought a couple of times that I just wanted them to give me a c-section so it could all be over. At some point I said to Amy that I couldn’t do it any more. She told me I could. Then I said I didn’t want to do it any more, and she said that that wasn’t the same thing. Those words really stuck in my brain.

By about 11am, because I was so exhausted and things were moving so slowly, it was decided that I needed an IV with some electrolytes to help me out. By this stage I hadn’t eaten in 14 hours, and the doctor was concerned that I wouldn’t have the energy to keep pushing. Although I wasn’t fully aware of it at the time, apparently the IV made a huge difference in perking me up. I think it was about this stage that I made a conscious decision to not look at the clock again or think about time. I stopped even thinking about the end result of all this- for now there were only contractions and pushing and overwhelmingly intense feelings of all kinds. I couldn’t think of anything beyond that and I knew that being impatient for it to end would only make things harder for me.

So we continued like this for ages. The baby’s heart was monitored frequently to make sure he was holding up okay. Everyone seemed very impressed at how well his little heart was handling things, and it seemed to have effected the doctor’s decision to let me keep pushing. Eventually when Dr Gülnihal examined me she said she could feel the baby’s head. During contractions nurses or the doctor would look and I kept hoping someone would tell me they could see the head, but nothing. Richie says at one point Amy and Dr Gülnihal were talking to each other and looking at him, and they were having a look at his head shape because our large-headed baby just was not moving down!

RICHIE: By now, Kim was so tired that pushing lying down was more comfortable, just because there was no weight on her legs and she could relax completely between contractions. While they tried some hard pushes in this position, the doctor thought that in between pushes the baby’s head was drifting back up, since there was no gravity to keep it down, so she asked Kim to stay standing for a while. Kim pushed for about an hour, then the doctor checked again at about noon, and then Kim pushed for another hour again. As the morning went on I could tell that the doctor and Amy seemed to be getting more concerned.

Eventually though, gravity did its work and all those standing-squats paid off. I was told it was okay to lay down now if I wanted because the baby had moved down enough that laying down wouldn’t make him move back up after pushing. I took rests on the bed with my legs in the stirrups, sleeping strange sleep between contractions. At one stage, while I was half dozing, Amy told me that Dr Gülnihal was back and in her scrubs, which meant that something was finally happening. It was encouraging!

RICHIE: Kim was obviously exhausted now, and I can’t say that the nurses were making things much easier. They weren’t used to active births, which caused some problems, added to the communication difficulties of the language barrier. If it hadn’t been for Amy it definitely would have been a much worse experience, and I think it probably would have gone to a c-section.

Now with each contraction I was pushing as long as possible, sometimes four big pushes for each contraction. Amy and Richie were holding my hands and holding my head up to help me. More pushing and more pushing. Dr Gülnihal gave me the option, via Amy, of having an episiotomy, because I was likely to tear and it would make things move a bit faster. At first I was hesitant, but a contraction or two later she asked me again and I agreed. She said that she wouldn’t do it straight away though, and would wait until it looked like a tear was inevitable without it. So, after pushing and pushing, I had the episiotomy because the baby’s head was just too big!

RICHIE: Each time Kim was examined, I could see what was happening better than she could. With each push the doctor was trying to help the baby’s head down, and I could judge from her hands how far was left to go. Very, very slowly I could tell that he was making his way down. Kim felt much more pain after some pushes, which Amy said was due to the head moving down into a different position, and coming up against a new tight spot, which at least meant progress.

While I pushed, Richie was telling me that his head was 20% out, 40% out, etc., and that was really motivating for that final painful bit. Then his head was out, then the rest of him was out. I wasn’t even fully aware that he was all the way out, until he was put on my chest. There he was, all purply-looking, crying and amazing! I was laughing and crying and holding him and Richie kissed me. What a moment! Thinking about it now makes me teary-eyed!

Just yesterday, we went back to the doctor for a check-up. She said that, after full dilation waiting for 1 hour is normal, so a 5 hour wait is really exceptional. She said that after about 4 hours she was thinking of doing a caesarean, but because Amy was there she felt confident enough to wait another while, and fairly soon after that she could finally see some real progress being made, so it seems that it was a very close thing.

So, it was without a doubt the hardest thing I’ve ever done, but after many gruelling hours, our strong little son made it into this world and I’m so proud and happy that we did it and he’s here with us now!

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede, suda, doulalı, doğal doğum.  2. bebek.

Dr: Kübra Taman

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

mine & zoeKızım Zoe’nin hikayesi çok güzel bir sürpriz ile başladı. Büyük kızım Ella 16 aylıkken tekrar hamile olduğumuzu öğrendik. Biz henüz hazır mıydık bilmiyordum ama kızım gelmeye hazırdı. Şaşırdık, biraz korktuk, heyecanlandık ve bir yandan da çok sevindik.

Ella’yı normal, epidüralsiz, epiziyotomisiz, damar yolum bile açılmadan, hastane kıyafeti bile giymeden, yani hiçbir müdahale olmadan dünyaya getirdim. Çok güzel bir doğum olmuştu. Ella’nın doğumunun hemen sonrasındaki anlarda mutluluk ve aşk hormonlarının etkisi altında eşim Johannes ve ben ona aşık olmuştuk.  İkinci doğumumun da ilki ile aynı olmasını istiyordum. Bunun gerçekleşmesi için aynı doktoru (Dr. Kübra Taman), aynı doulayı (Nur Sakallı), aynı hastaneyi (Amerikan Hastanesi) ayarladık ve aynı doğum planının üzerinde ufak bir iki değişiklik yaptık. Kafama takılan tek birşey vardı. Acaba bu sefer o aşk dolu ilk anlara Ella’yı nasıl dahil ederdim? Kardeşinin geldiği o büyülü anları o da hissedebilir miydi? Acaba onun da doğumun bir parçası olması mümkün olur muydu? Sonra DOUM’da “Birthing from Within” eğitiminde bir video çıktı karşımıza. “What Babies Want” diye bir belgeselin son sahnelerinde evinde suda doğum yapan bir kadının arkasında eşi ona sarılmış, havuzun içinde büyük kızı da var. Bebek doğduğu an ablası da o sevgi yumağının bir parçası oluyor ve çok tatlı bir şekilde “hello baby” diyerek kardeşini karşılıyor. Bu sahne beni çok etkiledi. Düşündüm ki, eğer doğumum bu kadar sakin ve huzurlu olabilirse, hatta suda doğurabilirsem, o zaman belki Ella da kardeşinin doğumunda bulunabilir. Böylece yeni bebeğimizi ailecek karşılayabiliriz. Doktorum Kübra hanım’a biraz çekinerek sordum, acaba suda doğum hakkında ne düşünür diye. Almanya’da çalışırken pek çok kere suda doğum yaptırmış olduğunu söyledi. 15 senedir Türkiye’de daha yaptırmamıştı, ama eğer ben istersem yapabileceğini söyledi.  Benim ilk doğumumda da birlikte olmamız, beni ve Johannes’i iyi tanıyor olması, bunun ikinci bebeğimiz olması, ilk bebeğimizi yakın zaman önce doğurmuş olmam, bebeğin başaşağı duruyor olması ve çok büyük olmaması gibi nedenlerden dolayı suda doğum için çok uygun bir hamile olduğumu söyledi. Doktorum hastane ile görüştü ve hastane, odama havuz koymamıza ok verdi. Çok heyecanlandım! Birkaç gün sonra beni Amerikan Hastanesinden çok şeker bir hemşire aradı ve suda doğum yapacağım için ve bu konuda fazla bir bilgileri olmadığı için bana nasıl yardımcı olabileceklerini sordu. Havuzu bizim getireceğimizi, sadece odada ona bir yer ayarlamak, şişirmek ve su doldurmak/boşaltmak konusunda yardım isteyeceğimizi söyledim. Bizi havuzumuz ile beraber hastaneye çağırdılar. Doulamız Nur, Johannes ve ben gittik, bizi çağıran baş hemşire ile buluştuk. Teknik ekip geldi, havuzu 8 dakikada şişirebiliyormuşuz dedi. Su doldurmak için hortum ayarladılar. Çok tatlı sohbet ettik. Doğum planımı istediler. Herşey tamam dendi. Ne zaman doğum başlayacak olursa beni bekliyorlardı artık. Hastaneden hiç beklemediğim kadar destek gördüğüm için içim çok rahattı, artık hamileliğimin sonlarının tadını çıkarıp, doğumun başlamasını bekliyordum.

johannes & zoe39. haftayı tamamladığım 5 Şubat gecesi bir türlü uyuyamadım ve kendimi evi düzenlerken bir yandan da hastane çantaları yaparken buldum. Ertesi sabah uyandığımda farkettim ki nişanım gelmiş. Hemen doktorumuzu, doulamızı aradık. Anladık ki doğum yakın, bugün de olabilir, bir hafta sonra da. Zaten geçen haftadan ayarlanmış doktor randevumuz vardı o gün öğleden sonra, gidip anlayacaktık durum nedir. Johannes işe gitti. Annem geldi. Ella, annem ve ben dışarı çıktık. Ben manikür/pedikür olurken, annem Ella ile parkta oynamaya gitti. Manikürümün ortasında telefonum çaldı. Telefonda soğuk bir ses, “Ben Amerikan hastanesinin baş hekim yardımcısı, bilmemkim bey, sizi suda doğum isteğiniz üzerine arıyoruz. Nasıl ve kimden böyle bir izin aldığınızı biz tam anlayamadık ama bir yanlış anlaşma olmuş. Bizim hastanemizde suda doğum ile ilgili yeterli tecrübemizin olmaması nedeniyle size bu isteğiniz doğrultusunda destek veremeyeceğiz. vs. vs.”  Panik modunda hemen Johannes’i aradım ve durumu anlattım. İki aydır ben suda doğum yapacağım diye düşünüyorum, doğum planlarımı yazıyorum, herşey, herkes hazır zannediyorum, içim rahat artık doğum oldu olacak ve böyle bir telefonla aniden bütün planlarımız suya(!) düşüyor. Johannes doktorumuzu aramış ve durumu anlatmış. Kübra hanım, Acıbadem’de de yapabilirim doğumu eğer onlar suda doğuma izin veriyorlarsa demiş. Johannes işten döndü, Ella’yla beni aldı ve Acıbadem Fulya’nın yolunu tuttuk. Yolda Ella öğlen uykusuna daldı. Hastaneye vardığımızda biz Ella ile arabada beklerken Johannes içeri girip doğum odalarını gezdi. Doğum katının başhemşiresi ile tanıştı. Suda doğum için ok aldı.

Hastaneden ayrılıp doktor randevumuza gittik. Doktorum, rahim ağzı biraz yumuşamış ama açılma yok, bugün olmaz doğum, birkaç günü bulur dedi. Sakinleştik böylece, biraz daha zamanımız vardı. Nişantaşı’nda alışveriş yaptık. Akşama 4. Levent’te snowboardcu arkadaşlarımızın evine yemeğe davetliydik. Bir önceki gün Johannes’in abisinin karısı doğum yapmıştı. Nişantaşı trafiğinde arabadan onlarla görüntülü skype yaptık. Bir günlük bebeklerini gördük. Kendi bebeğimizi düşünüp heyecanlandık biraz. Arkadaşlarımız Can ve Serra’nın evine geldik. İsveçli snowboardcu pro rider Jonas Karlsson da oradaydı. Onunla biraz muhabbet ettik. Snowboard kitaplarına baktık. Tam yemek yemeğe başlamışken, karnımın alt tarafında daha önce hissetmediğim kadar güçlü iki tekme hissettim. Birkaç saniye sonra suyum geldi. Arkadaşlarımın panik ve şaşkınlık dolusu bakışları arasında sakin ve çabuk bir şekilde önümdeki avokadolu salatayı yemeye devam ettim, şarabımı yudumlayarak. Bu enerjiye ihtiyacım olacağını biliyordum. Geçen doğumumda da önce suyum gelmişti, ve 6 saat sonra doğurmuştum. Saate baktım 20:15, içimden 4 saat sonra bambaşka bir dünyada, labor-land’de olacağımı geçirdim. O zaman bilmiyordum ama 4 saat sonra bebeğime kavuşmuş olacaktım.

Hemen bütün doğum takımımızı doktorumuzu, doulamızı ve annemi aradık. Eve gidip biraz orada dalgaların başlamasını beklemeye karar verdik. Eve geldik, hemen arkamızdan annem de geldi. Annem’in doğum sürecindeki görevi Ella ile ilgilenmek ve mümkün olduğu kadar doğum sırasında onun bizim yanımızda olmasını sağlamaktı. Annem Ella ile odasında oyun oynuyordu.  Duşa girdim, çıktım. Hastane çantalarını tamamlamaya çalışırken ilk dalga geldi. Johannes köpeğimiz Mo’yu yürüyüşe çıkardı. Johannes 20 dakika sonra eve döndüğünde dalgalar 5 dakikada bir geliyordu ve yoğunlaşmaya başlamıştı. Hastaneye gitmenin vakti gelmişti. Aslında içimden evden hiç çıkmak gelmedi. Ella’yı bırakmak hele hiç istemedim. Ama şimdilik evde beklemesi daha iyi olur diye düşündük. Keşke hiçbiryere gitmek zorunda kalmadan, hemen buracıkta doğurabilseydim diye geçirdim içimden. Johannes arabanın arkasından Ella’nın koltuğunu çıkarmış, yastıklar, örtüler ve havlular ile çok güzel hazırlamıştı. Ellamı ve annemi onlardan güç alarak kocaman öptüm ve yola koyulduk. Johannes radyoyu açıp kanal değiştirirken “Careless Whispers” çalmaya başladı ve dur dedim, tam bunun gibi romantik, yavaş birşeyler dinlemek istedim. Joy fm müzikleri bana o anda daha iyi gelemezdi. Johannes bütün yol boyunca elimi tuttu. Karanlık yollarda, romantik müzik ve sokak lambalarının mum ışıkları gibi üzerimdeki sunroof’tan geçişlerini seyretmek o kadar güzeldi ki. Istediğim gibi sesler çıkartabiliyordum, istedigim gibi hareket edebiliyordum dalgalar geldiğinde. Hatta bir ara bütün bu olaydan zevk bile almaya başladım diyebilirim. Johannes “orgazm mı oluyorsun yoksa?” diye sordu bir ara şakayla karışık. Sanki doğum sesleri orgazm sesleri ile karıştı bir an için. Sonra pat diye birkaç saat önce önünde durduğumuz Acıbadem Fulya hastanesinin acil girişinin önündeydik. Bu sefer de arabadan hiç çıkmak gelmedi içimden. Ama doğum havuzum biryerlerde beni bekliyordu. Dişimi sıkıp çıktım arabadan. Hastanenin giriş kapısında doktorum Kübra hanım ve doulam Nur bekliyorlardı. Doktorum hemen beni acilde muayene etti. Saat 22:30’da 7 cm açılmıştım bile. Tekerlekli bir yatakta dört ayak üzerinde odama çıkarıldım.

Odamda geçirdiğim bir, bir buçuk saatten kesik kesik sahneler hatırlıyorum sadece. Dalgalar oldukça yoğun ve neredeyse aralıksız geliyordu. Bir süre tuvalette oturdum. Sonra duşa girdim. Üzerimden akan suyun sıcaklığı, basıncı ve sesi çok iyi geliyordu. Duşta tutunabileceğim bir kol buldum ve oraya asılıp çömeldiğimi, sallanarak nefesler alıp verdiğimi, sesler çıkardığımı hatırlıyorum. Saat 23:30 gibi havuzumuz hazırlanmıştı, artık doğum odasına geçme zamanı gelmişti. Yürüyerek kapısının üzerinde ‘labor room’ ve ‘sancı odası’ yazan bir odaya girdik. ‘Sancı odası’ ne kadar kötü bir isim bu oda için diye düşündüm kapıdan girerken. Havuza ilk girdiğimde çok sıcak geldi. Alışmam biraz zaman aldı. Kendimi suyun içinde oradan oraya attığımı hatrlıyorum. Sonra Johannes bana havuzun dışından, arkamdan sarıldı. Bir iki dakika sonra cok rahatladım, gevşedim. Suyun içinde kendimi hafif ve özgür hissediyordum. Suyun kaldırma kuvveti sanki bütün vücuduma masaj yapıyor, o an için vücudumun alması gereken en iyi pozisyonu bulmamda yardımcı oluyordu. Dalgalar arasında, kendimi tamamiyle bırakabileceğim, sanki hersey bitmiş gibi, hatta uyuyabileceğim kadar sakinleştiğim, çok tatlı gelen birkaç dakika oluyordu. Arkamda Johannes’in olması bana güç veriyordu. Saat 12’ye yaklaşırken doktorum artık yarım saat kaldı dedi. Johannes hemen Ella ve annemi arayıp gelmelerini istedi, ama Ella bu saatte tabi ki uyumuştu. Bu saatten sonra uyanıp yanımıza gelmektense, uyumasının ve sabaha yanımıza gelmesinin daha doğru olacağına karar verdik. Loş, sessiz, geniş, kocaman pencerelerinden gökdelenler gördüğüm odamda sadece Kübra hanım, Nur, Johannes, ben ve kapının orada benim göremediğim bir yerlerde bir iki hemşire vardık. Bebeği itmeden önceki son dinlenme arasında kardeşim Aylin odaya girdi, biraz çekinerek. Gel, gel yanıma dedim. Kardeşim yanıma geldi ve kocaman, sevgi dolu bir öpücük verdi ve hemen çıktı dışarı tekrar. O öpücük bana öyle bir güç vermiş olacak ki, bebeğim geliyordu artık.

ella & zoeDoktorum hemşirelere çocuk doktorunu çağırma zamanı geldi dedi. O hemşireler dışarı çıktılar. Doktorum kendimi rahat bırakmamı söyledi. Doulam da içinden geçmesine izin ver bebeğinin dedi. Onların bana verdiği güven ve destek ile sadece vücudumu diniyor, her nefeste biraz daha içime dönüyordum. İlk ıkınma hissi gelince biraz şaşırdım ve korktum, o an gerçekten çok duygu, acı, yaşam yüklü bir an. Geceyarısını beş dakika geçiyordu. İkinci ve üçüncü nefeste bebegimin önce başı ve sonra vücudu içimden kayarak çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. Doktorum bebeğimi sudan çıkarıp gögsümün üzerine koydu. O ilk görüntüsünü hiç unutmuyorum. Birlikte birkaç dakika geçirdik. Johannes göbek bağını kesti. Kızımla kavuştuktan sonra o loş, sessiz ortam birden hareketlendi. Etrafta birsürü yabancı insan belirdi. Çocuk doktoru bebeğimi ona vermemi istedi. İstemiyordum vermek. Vermem dedim birkaç kere, biraz daha tuttum onu üzerimde, bir daha istedi doktor, ancak babasına veririm dedim ve Johannes’e verdim. Johannes onu tutarken ilk kontrollerini yapmışlar. Dünyaya sakin, huzurlu, sessiz gelen kızımı ağlatmaya çalışmışlar. Havuzdan çıkıp doğum yatağına uzandım. Bu sırada bütün doğumu kaçıran fotoğrafçımız Aslı geldi odaya. Johannes bebeğimizi tekrar üzerime koydu. Aslı fotoğraflarımızı çekti. Ufacık bir yırtık olmuş, doktorum onu dikti. Plasenta’nın gelmesini bekledik. O da gelince bebeğimizle beraber odamıza gittik. O gece Ella’dan ayrı kaldığımız ilk geceydi. O gelemediği için biraz buruktu içim ama onun sayesinde istediğimiz gibi sakin ve huzurlu bir doğum yapabilmiştik. Sabahın erken saatlerine kadar aşk hormonları ve adrenalin’in etkisiyle bebeğimizi hayran hayran seyrettik. Johannes bir iki saatlik uyku ile eve gitti Ella daha uyanmadan. Ella uyanınca onu hazırlayıp annemle beraber hastaneye geldiler sabah erken. Zoe’ye ilk sarılışını, ona gülüşünü, bana bakışlarını hiç unutmayacağım. Bir anda abla oluverdi benim küçük kızım. Zoe şimdi bir aylık ve hala ağlamadı diyebilirim. Doğduğundan beri sakin, huzurlu ve mutlu Ella’nın küçük kardeşi, benim su bebegim, Zoe. 🙂

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Doulalı, hastanede kolay bir doğal doğum.  Aile 37. haftada  doğum planlarını değiştiriyor, yeni bir doğum ekibi kuruyor

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

nevra9 eylül cumartesi sabahı 4 gibi dalgalar gelmeye başladı.Ama ben onları hazırlık kasılmaları sandım:))Çünkü daha önce hiçbir şey hissetmemiştim ve beni hiç zorlamıyorlardı.9 buçukta uyandım.10 buçukta eşim uyandı.Güzelce kahvaltımızı ettik.Ondan sonra ona hafif sancılar hissettiğimi söyledim.Saat tutmaya başladık.Düzensiz kasılmalarım vardı.Zaten 2 buçukta da doktorumuzda randevumuz vardı.Doktor muayene sonucunda doğumun başlamıs olduğunu 2 cm açılmam olduğunu söyledi.Ama hiç telaş yapmamamızı eve gidip dinlenmemizi doğumun bugün, yarın, 3 gün sonra bile olabileceğini söyledi.Ben ise içten içe o akşam doğuracağımı hissediyordum.Zaten kızıma da bir gün öncesinde artık tamamen hazır olduğumu gelebileceğini söylemiştim.Hemen dinledi annesini:))Eve döndük hastaneye götüreceğimiz herşeyi (pilates topumuz, eğitim notlarımız dahil)hazırladık.Akşam kızkardeşimin oğlunun doğumgünü partisi vardı bir yandanda oraya hazırlanıyoruz ben kek ve çikolata topları yapıyorum.Saat 6 da dalgalar 7- 8 dakkada bir gelmeye başlayınca doktorumuzla konuşup hastaneye gitmeye karar verdik.Yolda dalgaların arası biraz açılmaya başladı.Evde herşey daha hızlı gidiyordu oysa ki.Hastaneye varıp nst çektirdik.Nst yi çektirdikten sonra hastaneye yatmadan çıkıp dolaşalım dedik zaten doktorumuz ve dulamız henüz gelmemişti.Çıkıp 1 saat kadar hastane etrafında yürüyüş yaptık.Sonra odamıza geçip dulamızla çalışmalara başladık.Saat 8 buçuk olmuştu.Dalgalar gelince pozisyon alıp dalgayı atlatıp sonra normal yaşama devam ediyorduk.Masajlar yaptık,duşa girdik,pilates topuyla çalıştık.Eşimle son başbaşa yemeğimizi yedik.Dalgaları atlatmak hiçte zor değildi.Zaten geldiği gibi gidiyordu.10 gibi suyum geldi.Suyum geldikten sonra sancıları biraz daha şiddetli hissetmeye başlamıştım.Doktor 11 buçuk gibi muayene ettiğinde tam açıklığa ulaştığımı söyledi.Hepimiz doktorum bile çok şaşırmıştı.Bu kadar çabuk ilerleyeceğini düşünmemiştik.Zira herşey yavaş ilerliyordu.Hatta doktorum doğumun sabahı bulabileceğini düşündüğünü itiraf etti sonradan.Hatta ben dulama söylerken hissetmiştim ve birazcık moralim bozulmuştu.Evet tam açıklığa ulaşmıştım ve benim aklımdan epiduralin e si bile geçmemişti ki doğum öncesinde doktoruma açık bir kapı bırakmıştım epidural ihtiyacı hissedersem alabileceğimi bu konuda çok katı olmadığımı söylemiştim.çünkü neler yaşayacağımı tam kestiremediğim için biraz korkuyordum.Doğumhaneye yürüyerek indim:))Doktorum istediğim pozisyonda ıkınabileceğimi söyledi ben klasik pozisyonu tercih ettim.Sanırım yorgunluktan yatarak itmeyi tercih ettim.Yarım saat kırk dakika arasında da kızımı kucağıma aldım.5-6 kez ıkınmam gerekti yanılmıyorsam.Tek üzüldüğüm nokta epizyotomi olmam gerekti.Doktorum kesmezsek kontrolsüz yırtık olabileceğini söyleyip benim fikrimi sordu bende yapalım o zaman dedim.Dikiş kısmı doğumdan daha zordu benim için.İyileşme sürecinde de 1 hafta kadar zorladı beni.Detaylara inecek olursak.Hastaneyle önceden konuşup doğum sürecinde benim isteklerime saygılı olacakları garantisini ve güvenini aldım ki dalgalar sırasında aynı evimdeymiş gibi rahat ettim.Kimse gereksiz yere odama girmedi.Odada doğum koçum ve eşimle beraber çok güzel atlattık dalgaları. Gereksiz yere muayene edilmedim,nst ye bağlanmadım; lavman ,suni sancı hiçbiri teklif edilmedi.Hatta odamda hemşire görmedim desem yeridir.Tamamen kendimle ve kızımla içiçeydim.Doğumhane de doktorum sayesinde tam istediğimiz bir ortama dönüştürüldü .Işıklar kısıldı,sıcaklık ayarlandı.Beni rahatsız edecek konuşmalar gürültüler insan kalabalığı yoktu.Hatta çocuk doktoru Eylül doğduktan ben onu kucağıma aldıktan sonra geldi.Hemen kontrolleri hızlıca yapılıp tekrar kucağıma verildi.Göbek kordonumuz akım durduktan sonra kesildi.Ben hemen emzirdim kızımı.O da bu işin ustasıymış gibi gayet güzel yapıştı mememe:))Kucağıma verildiği o ilk anı unutamıyorum.Islak, yumuşacık ,küçüçüktü kızım.Biz doğumda yalnız olmayı tercih ettik.Ailelere doğum olduktan sonra haber verdik.Biraz kızdılar ama yalnız olmak kolay konsantre olmamı sağladı.Etrafımda endilşeli gözler yoktu. İnsan o durumda çok kolay etkilenebiliyor etrafındaki insanlardan,kurdukları cümlelerden.Gittiğimiz doğum kursunda öğrenmiştik bunları.İyi ki de öğrenmişiz,iyi ki de gitmişiz kursa.Çok büyük faydasını gördük.Özellikle eşimin doğuma bakışı değişti.Öncesinde doğum lafı geçtiğinde bayılacak gibi olurken benimle beraber bütün süreci yaşadı.Çok yardımı oldu.

Doğumun her anı önceden planladığım şekilde gitti hiçbir olumsuzluk yaşamadım.Çok kolay bir doğum oldu benimkisi.Dalgaları aşmak hiçte zor değildi.Kızımla aramdaki iletişim hiç kopmadı.Doğumun öncesinde, doğum anında ve sonrasında aramızda mükemmel bir iletişim vardı.Kızımla beraber çalıştık.

Son olarak şunu söylemek istiyorum.37.haftada doktorumu değiştirip kendime tamamen yeni bir ekip oluşturdum(yeni doktor,yeni hastane ve doğum koçu).Planladığım doğumdan vazgeçmedim ve ödülü çok güzel oldu.Harika bir doğum yaşadım.Korkulcak hiçbir şey yok kendinizi hazırladığınızda herşeyin bilincinde olduğunuzda herşey çok güzel.Doğumun ertesi günü arkadaşlarıma bugün tekrar doğum yapabilirim diyordum bu düşüncem hala geçerli.

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Uzun ve yorucu az müdahaleli normal doğum. Doğumdan sonra bebek bir süre yoğun bakımda kalıyor.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

goncaturgay

Yoktan var olmak, inanılmaz bir büyü…

 Benim doğum hikayemde hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Kafamda kurguladığım çeşitli senaryolardan herhangi birine kesinlikle uymuyordu. Ne kadar çok kitap okumus da olsam, ne kadar çeşitli doğum hikayeleri okumuş da olsam, benimki okuduklarımın bildiklerimin hiçbirine benzemedi. (belki biraz anneminkine benzedi) Dedikleri gibi, her doğum kendine has, parmak izleri gibi ve aslında ne kadar doğal bir olay. Kadın vücudunun zaten bildiği ve bedenin harika çarklarının bunu da bir şeklide döndürdüğü.

Gece 00:30 civarı girdiğimiz hastanede yaklaşık 38 saat sonra doğumum gerçekleşti.

İşte benim hikayem; sürecim uzun, hikayem de uzun, az hatırladıklarım, çok hatırladıklarım, hatırlayamadıklarım…

27 Mayıs Pazar gecesi eşim Utku’yla oturmuş film izliyorduk. Filmin yaklaşık 20. dakikasında birden bir sıcaklık ve ıslaklık hissettim.. Koşa koşa tuvalete gittiğimde bol paçalı siyah pantalonumdan yerlere ılık ılık sular akmıştı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Evet vakit gelmişti. Hatta biraz hazırlıksızdım. Daha rahat 1 haftam vardır diye düşünüyordum. 38. hafta yeni bitmişti.(aslında bazı işaretler vardı. O sabah jel kıvamında şeffaf bir akıntım gelmişti. Hamilelik sürecinde hiç olmamış, daha oncesi zamandakilere benzer bir akıntı. Aslında nişanımdı ama ben renkli bir akıntı bekliyordum, nedense.. Ve o sabah market alışverişi çıkışında Utku’ya sıradan bir sokaktaki sıradan ağaçları gösterip, “ne harika tablo gibiler” demiş olmam. Bunu sonradan bağdaştırıyorum. Çünkü kitaplarda okumuştum, doğum yaklaştığında kadınlara her rengin her kokunun daha güzel daha etkili daha canlı, hatta masalsı geldiğini)

Hemen doktorumuz Gülnihal Hanım’ı aradık. Sakin olmamızı, acele etmeden, belki bir duş alıp, hastaneye gitmemizi, Nst çektirmemizi söyledi. Ben duşa girerken, Utku henüz çantaya konulmamış hastane eşyalarımızı çantaya koydu ve annelerimize haber verdik. Benim annemler İzmir’den çarşamba (3 gün sonra) geleceklerdi. Biz gece haber verince sabah en erken saate uçak bileti almışlar. Aslında ben onlara demiştim acele etmeyin diye 🙂 Haber verince de Utku’nun anneleri geldi. Duş sonrasında beraber hastaneye gittik. (şimdi düşünüyorum da keşke anne-babalara daha geç haber verseymişiz. Ama sürecin o kadar yavaş gelişeceğini bilemezdik tabi)

Hastanede Nst’de kasılmalar 7dk. da birdi ve oradaki nöbetçi doktor açılmamı 2 parmak kadar diye tarif etti. Doktorumuz da aslında bizim gibi, sürecin ilk zamanlarını evde geçirip iyice son zamanlarda hastaneye gidilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak suyum geldiğinden, hijyenik durum söz konusu oluyormuş ve hastanede kalmamızı tavsiye etti ve kaldık. (böyle bir gerekliliği hiç bilmiyordum mesela. Nedense hep ilk beklediğim sancılardı ve hastaneye son dakika gitmekti.)

O gece pek sancılı bir gece geçirmedim. Bol bol sularım aktı. Hemsireler yatışımla beraber bana damar yolu açmayı düşündüler ama Gülnihal’den talimat kesin ve netti. Herhangi bir damar yolu açılmayacaktı ve cok sık NST’ye baglanmayacaktım. Bana sordular, lavman ister miyim diye. “Şu an istemiyorum. Bekleyebilir mi? Doktorum gelince konusalım” dedim. (Sevgili Doula’m, doğum hazırlığı eğitmenim, arkadaşım Nur Sakallı’nın 3B kuralındaki 3 tane B’den biri : Bekleyebilir mi?) ve sonunda lavman olamdım, pek gerek de kalmadı aslında.

Canım eşim Utku bütün gece bana eşlik etti. (ve inanılmaz bir şekilde sonrasında her an, her zaman yanımdaydı) Hep başımdaydı. Sık sık kasılmalarımı saydı ve arada bir doktorumuza mesajla iletti. Biz sabırsızlanıyorduk, ne zaman gelecek doktorumuz diye. Her fırsatta da uyuyabildiğim kadar uyudum. Uyumam gerektiğini, doğum sırasında güce ihtiyacım olacağını biliyordum. Sabah geldi, beni muayene etti. Açıklığım çok fazla değildi, bekliyoruz dedi. Sancılarım artmıştı. Duşa gir bol bol ılık su ve termofor tut alt beline dedi. (sürecin çoğunu duşta geçirmiş oldum sonunda) Bu arada annemler geldi İzmir’den.. Annemi babamı yanımda görmek bana ayrı bir moral ve güç verdi. Özellikle annem ve onun mavi dingin ama güçlü gözleri.. Anladım ki bu doğum konularında anne-kız ilişkisinin de ayrı bir boyutu var. Gülnihal, Nur’u (doulam ve doğuma hazırlık eğitmenim) çağırmamı tavsiye etti. Ben kararsızdım bu konuda. Utku bana çok destekti. Çok hazırlıklıydık. Ne yapmamız ne yapmamamız gerektiğini gayet iyi biliyorduk. Nur karşıda, uzaktaydı.. Belki de o gelen kadar doğururdum. Yola çıktığıyla kalabilirdi. Üstelik yoga ile içiçe bir hayatım vardı, bedenimi çok iyi tanıyordum ve bedenime oldukça hakimdim. Hem zaten x kişiler bile 4-5 saatte doğurmuştu, ben 15dk.da dogururdum kesin! (çevremdekilerin benim hakkımda beklentileri böyleydi.. belki ben de farketmeden bunlara koşullandım sanırım) Biz Utku’yla bunu düşünürken kız kardeşim de geldi hastaneye. Onun da varlığı bana ayrı bir moral, güç oldu. Anne-kız ilişkisi kadar özel, kızkardeş ilişkisi… Doğuma girecek çocuk doktoru arkadaşım Öykü’ye haber vermiştik gece. Sabah o da geldi. Sonuçta biz Nur’u çağırmaya karar verdik ve iyi ki çağırmışız Nur’u. Sonrasında o kadar mutlu oldum ki onun geldiğine, varlığına, desteğine, yaptıklarına ve sakinliğine..

Hastanede kalmayı planlamadığımızdan, evden çıkarken almadığım şeyler geldi odaya. Pilates topum (kayınpederim pembe bir pilates topu ile hastaneye geldi. Bu da düşündükçe güldüğümüz kısımlardan) doğumu hızlandırıcı özelliği olan böğürtlen yaprağı çayım, hurmalarım, ananasım ve rahatlatıcı etkili melisa çayım, lavanta yağım.

Nur öğlen saatlerinde geldiğinde önce perdeleri kapattı biraz. Loş ve sakin bir ortamda harika bir masaj yaptı bana. Kendimi onun büyülü ellerine teslim ettim. Eşimle devamlı yanımdaydı ve o bana sonsuz güç veriyordu. Ne doktorum ne de doulam sayılara takılmadılar, herşey zaten doğal sürecinde olması gerektiği gibi olacaktı. Sık sık açıklık kontrol edilmedi. Çok sık Nst’ye girmedim. Hatta uykuya dalmak üzere olduğum ya da daldığım zamanlarda Nur, tansiyon-ateş ölçmeye gelen hemşirelere, “sonra olsa?” diyerek erteledi ve çok sık rahatsız edilmemiş oldum. O saatleri ağırlıklı olarak yatarak geçirdim. Zaman geçtikçe zaman kavramı silikleşmeye, olan bitenler birbiri içine girmeye, herşey flulaşmaya başladı. Bazen duşa giriyordum, bazen pilates topum üstünde çevirme hareketleri yapıyordum.(top üstündeki hareketler sırasında hala suyum akıyordu ve biraz kanlı jel kıvamında akıntılar oluyordu. sonradan anladık ki bunlar açılmamın işareti olmuş) Çaylarımdan içiyordum, hurma ananas yiyordum. Sancılar sırasında yapmayı planladığım o kadar hareket var iken, canım sadece yatmak istiyordu. Sancılarım hiç çok şiddetlenmedi ya da çok uzun süreli olmadı. Sancı anlarında Utku ya da Nur’a sırtımı dönüyordum ve onlar kuyruk sokumuma yakın o sihirli noktaya baskı masajı yaparak ağrımı hafifletmeme yardımcı oluyorlardı. Ara sıra duşa girip kuyruk sokumuma ılık-sıcak su tutuyordum duşla. Derin ve sakin nefeslerle, acıya odaklanmadan, nefesle geçeceğini düşünerek sancı anlarımı atlatmaya çalışıyordum.

Pazartesi gecesi çok kolay geçmedi. Bence esas sancılarım o zaman belirginleşmişti. Ama yine de hiç dayanılmayacak şiddette, beni bağırtan, ağlatan sancılar olmadı. Belki bunda masajların ve baskı massajın da etkisi vardı ama yine de çok şiddetli değildi sancılarım. Önceden öğrendiğimiz, doğum yaklaştığında sancılar ortalama 90sn. sürer ve 3 dakikada bir gerçekleşirdi.. Evet benim sık aralıklarla sancılarım vardı ama hiçbir zaman 1 dakikayı bulan sancım olmadı! O gece Nur’un yanında getirmiş oldugu Tense aleti benim için tam bir mucizeydi. Bütün geceyi onunla geçirdim. (Tense aletini kabaca anlatacak olursam, minik radyo gibi bir aletten çıkan elektrotlar o meshur kuyruk sokumu bölgesine yapıştırılıyor. Gelen sancılar daha derinlerden iken, tense aleti daha yüzeysel kaslara hafif bir elektrik verip ağrı algısının yönünü değiştiriyor.) ve sonra her sancı atagından sonra kusmaya başladım. Ne yesem, ne içsem kustum. Midem tamamen boşaldı. Nur bu sırada öyle noktalara baskı-masaj yaptı ki bulantılarım geçti rahatladım. Yine sonradan düşündüğümde bu kusmaların yogadaki omurganın 2 ucunun açık olması ve birbirini etkilemesi felsefesiyle bağlantılı olduğunu farkettim. Aslında bu kusmalar da açılmaya destek olmuştu.

Gece bir ara hastanede uzuuun bir yürüyüşe çıktık Nur’la. Bol bol merdiven indik çıktık. İnerken bacağı dışarı çevirerek, çıkarken yan yan yengeç adımlarla. Ama o yorgunlukla, üstümdeki o kadar kilo ile, kaç kat indim çıktım hatırlamıyorum ama beni baya bir zorladı 🙂

Gecenin yarısında Nur bana eşlik etti. Diğer yarısında da Utkum. Onların da süreci benimle birlikte sağlıklı ve güçlü bir şekilde tamamlamaları gerekiyordu. Utku’yla hastane yatağına beraber yattık, sancılarım geldikçe ben tense aletini çalıştırdım o da bana sarılarak destek oldu. Sancıları beraber yaşar gibiydik…

Gece yaklaşık 3 dakikada bir gelip ortalama 30sn süren nazlı sancılarım beni hiç uyutmadı. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık sabah saatlerinde beni bezdirmişti. Gün aydınlandığında heyecanla Gülnihal Hanım’ı bekliyordum. Doğrusu hiç umudum yoktu. Daha önce okuduğum gibi 1-1.5 dakikaları bulan sancılarım olmadı hiç (hatta doğuma kadar da olmadı) Bana yeterli açılmam olmadığını söyleyecekti ve benim dayanacak gücüm kalmamıştı, sezaryen isteyecektim. Ama geldiğinde muayene sonrasında bana açılmamın 8cm olduğunu söyledi. Bu beni çok şaşırttı. Hatta sanırım Nur’u bile şaşırttı. Nur’la çalışmaya devam etmemizi ve bebegin biraz yukarıda oldugunu, onu indirmek için de çalışmamızı söyledi.

Bundan sonra eğlenceli anlar yaşadık. Top üstünde zıpladık, eğlenceli müzikler koyup dans ettik, göbek de attık,(Kızkardeşim de bize bol bol eşlik etti bu süreçte, güldük, eğlendik) yine bol bol duş aldım, bebeğimizin inmesine yarıdmcı olmak için. Bazen bir kolumla Utku’ya diğer kolumla Nur’a tutunup, asıldım onların güçlü bedenlerinde, ağırlığımı boşluğa bırakmaya çalıştım.. (bütün bu zaman sırasında anneler oda kapısında, hastane kapısında, kafeteryada orada burada beklediler. Çok çok az içeriye girdiler. Annemi hatırlıyorum daha çok, meraklı endişeli ama sakin sakin yanıma geldiği anları..ve babamı.. şimdi düşünüyorum da onlar için de ne kadar zor bir bekleme olmuş..)

O sabah güzel bir kahvaltı yapmaya çalıştım. Neredeyse bütün gece hiç uyumamıştım. Yediğim herşeyi çıkarmıştım ve doğum yakın süreçte gerçekleşeceğinden güce ihtiyacım vardı. Zor olsa da o kadar sık sancıların arasında kahvaltı yapmaya çalıştım.

Buralarda herşey iyice flulaşıyor. Bir ara doğumun bahsedilen “ayrı dünyası”na girmişim ki, gözlerim yarı kapalı top üstünde kalça çevirirken Utku’ya kapıyı kapatmasını söylemişim, çünkü koridor sesleri çok yakından geliyordu, dibimde gibi, hatırlıyorum.. Utku kapının kapalı olduğunu söyledi. Hayır açık, kapat kapıyı diyordum. Ve Utku gidip, kapıyı kapattı, ben de rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre de, kapı zaten hep kapalıymış, Utku da gidip kapıyı sessizce açıp, sesli bir şekilde kapatmış 🙂

Ara ara doktorum geldi odaya. saat 12ye doğruydu sanırım, Gülnihal Hanım “hah, tamam yürüyüş de değişti, bebek indi galiba” dedi. Evet, bacaklarımı oldukça açarak yürüyordum. Doğumhaneye inme vakti idi. İnmeden birkez daha tuvalete ve duşa girdim. Nur bana orada, o anda değil, ama doğumdan sonra, zaman geçtikçe beni çok etkileyen ve bunun için ona çok teşekkür ettiğim birşey yaptırdı. Eski Gonca’ya, eski bedenime veda ettirdi, yeni bir Gonca olarak çıkacaksın ordan dedi..

Doğumhaneye inerken tekerlekli sandalye istemedim. Dışarıda ailelerimizin olduğunu biliyordum. Konsantrasyonumu dağıtmamak için gözlerim kısmen kapalı kısmen de sadece yere bakarak, bir kolumda Utku, bir kolumda Nur, asansöre, oradan da doğumhaneye yürüdüm.

Ve işte doğumhane.. Hastane araştırmaları sırasında, girmek görmek istediğim ama bi türlü sokulmadığım doğumhane. Büyükçe, fazla dolu ve fazla aydınlık olmayan, o meşhur doğum sandalyesi olan oda. Gülnihal Hanım rahat olacağım bir pozisyona yerleşmemi söyledi. Birkaç poz denedim ve en çok sandalyeye ters dönüp dizlerimin üstünde durup, koltuğun sırtına sarılarak rahat ettim. Ikınma hissim vardı. Ben önce nefes verirken ıkındım. Doktorum derin nefes al, nefesini tut ve ıkın dedi. Sonra tekrar nefes al, tekrar ıkın ve bir kez daha dedi. Ama ben o kadar yorgun ve o kadar heyecanlıydım ki o derin nefesi bile almak çok zordu. Ikınmaya başladığımda ise ikinci ıkınma sırasında ıkınma hissim geçiyordu ve ben onu kendim zorlayarak sonlandırıp, üçüncüyü de bazen kendim yapıyordum. Benim için en zor kısım burasıydı. Vücuduma söz geçiremiyordum. Yapacaklarımı gözümde canlandırıyordum ama gerçekleştiremiyordum. Derin nefes al dendiğinde devamlı göğsüme kocaman nefesler alıyordum. Acaba karnıma mı almalıydım o nefesleri? Sancı hissinden ıkınma hissine geçiş nasıl olmalıydı? Bunlar hala tam anlayamamış olduğum ve aklıma takılan şeyler. Sanırım sancılarım gibi ıkınma hissim de o kadar hafif ve nazlıydı ki ben bu ayırımı tam olarak yapamadım. Bir süre sonra sancılarım da oldukça azaldı. Doktorum biz çıkalım, siz karı koca biraz başbaşa kalın dedi. Sarıldık öpüştük koklaştık. Sonra doktorum geri geldiğinde sancı durumum hala çok farklı değildi. Sana biraz suni sancı vermek istiyorum dedi. Ben çoktan razıydım zaten. Ve “Aman sakın ha” dediğim suni sancının bile, doğru zamanda ve yerinde kullanıldığında ne kadar da kurtarıcı, yardımcı birşey olduğunu anladım. Doğumhanede geçirdiğim yaklaşık 2.5 saatin, sanırım son bir saatinde suni sancı aldım ve iyi ki aldım. Süreç çok uzamıştı çünkü ve sık sık bebeğimin kalp atışlarını dinliyorlardı. O da çok yorulmuştu muhtemelen. Ben artık o kadar yorulmuştum ki, “yapamıyorum, olmuyor, yeter artık” diye söyleniyordum. Ben yapamıyorum dedikçe, doktorum bana hadi diyordu. “Hadi oğlum yardım et bana” diyordum bir yandan. Bu sözlerim Utku’yu çok duygulandırmış. Karnımı elliyormuş ve karnımda bizim miniğin içeride bacaklarını vurmasını ve çıkmak için onun da çabalamasını hissediyormuş. Tabi ben bunların hiç birinin farkında değildim. Parça parça görüntüler var hafızamda. Utku’nun gözleri, elleri, Nur’un yüzü, sakin sesi, çocuk doktoru arkadaşım Öykü, çok kısa bir an doğum fotoğrafçısının bir köşede durduğu, bebeğimin kalp atışını dinleyen hemşire, doktorumun sesi..Ve “Elle bak başı orda” dedi doktorum. İlk başta inanmadım, ellemek istemedim. Sonra tekrar edince, elledim ve evet ordaydı, başın en tepesi, ıslak, saçlı, sıcak, minik bir yuvarlağın bir parçası. İnanılmazdı. Burdan sonra da tamamen itmem yine çok kolay olmadı. Çünkü ben dedikleri kadar çok ıkınamadıkça baş dışarı çıkıyor ama sonra çıkan kısmın büyük bir kısmı içeri geri giriyormuş. Ama sonunda bir an geldi ve büyük bir ıkınma, güçlü bir itme ve sanırım ilk ve tek çığlığım ile başı çıktı o meşhur “ateş çemberi”nden ve bedeninin geri kalanı çok daha kolay, çok daha hızlı, bir balık gibi kayarak çıktı ki bu an hiç ama hiç unutamayacağım çok acayip bir histi. sırf bu his için bile tekrar tekrar normal doğum yapmak isterim :)) Birkaç saniye sonra oğlumuzun ağlama sesini duydum ve Gülnihal Hanım bacaklarımın arasından oğlumu ellerime verdi. ıslak, sıcak, yumuşak, narin, ürkek,… O an çok büyülü bir andı. Yanımda sevgilim, kocam, Utkum ve ellerimde ağlayan kocaman gözleriyle bana bakan, çok tanıdık ama bir yandan da çok yabancı, çok minik, çok ürkek, narin bebeğim vardı. “Merhaba Oğlum, hoşgeldin” dedik ona. Elime verildiği ilk anda hafif morumsuydu rengi ve sonra hemen pembeleşiverdi. Bebeğimizin ilk Apgar degerleri gayet iyiydi. Eşim kordonu kesmeyi çok istemişti ama durduğum pozisyondan dolayı doktorum bile zorlanarak kendisi kesmek zorunda kaldı. uzunca kesti.( Sonra yine kocam keserek kısalttı.) ve ben bebeğimizi sevgilimin kollarına teslim ettim. kocam ve kucağında oğlum. Bu da unutamayacağım bir kare. Ben sonra çok az daha ıkınarak plasentayı da çıkardım. Plasenta beklediğimden çok daha büyüktü, neredeyse bebek kadar vardı sanki. Üstündeki damarlar ağaç resmi gibi.. Gülnihal Hanım bunu isteyip istemediğimi sordu. Aslında onu almaya niyetim vardı ama hem kafamda netleştirmediğimden hem de yaşadığım uzun zorlu süreç ve bunun yorgunluğundan gözüm plasenta falan görmedi tabi. Bebek çıkarken omzu biraz takıldığından hafifçe bir yırtığım oluşmuştu, bu dikildi, sonrasında çok sıkıntı yaşamadığım küçük ve hafif bir yırtık oldu bu. Bu sırada bebeğimizin bakımları yapılıyordu. Eşim, Nur ve Öykü onun başındalardı. Öykü ile öncesinde uzun uzun bunları konuşmuştuk, ne isteyip istemediğimi çok iyi biliyordu. aspirasyon yapılmadı, bebek yıkanmadı, bebek odasına götürülmedi, hep yanımızdaydı. Aşısı da ilerleyen bir zamanda, belki yapılacaktı. Orada Utku oğlumuzun kordonunu da kısaltmış. Sonra bana geri getirdiler bebeğimi ve orada karar verdik ismine.. Doğuma kadar bir türlü karar veremeyip, “var bunda bir sebep, doğumu bekleyelim” demiştik. Doğumdan 2 gün önce düşmüştü “Kaya” ismi aklımıza. Ama 2 günde bir isim değiştirdiğimizden yakın çevremiz de artık dalga geçiyordu bizimle. Gerçekten varmış bir sebebi.. Böyle zor bir doğuma mükemmel bir şekilde dayandığı için, sağlamlığı için “Kaya”yı yakıştırdık ona. Hemşireler bebeğimi göğsüme koyduklarında, yine o inanılmaz sıcaklık yumuşaklık şeffaflık narinlik… Hemen emzirdim orada bebeğimi biraz ve sonra bebeğim göğsümde çıktık doğumhanenin kapısından.. Kapıda neredeyse bizim kadar yorgun anneler, babalar, kardeşim… Onların gözleri merakla, heyecanla göğsümdeki bebeğimizi ararken, ben de onların gözlerindeki ışıltıyı seyrettim hayal meyal.. Burada da babamın bakışını, gözlerini unutamıyorum. Asansöre bindik ve çıktık odamıza..

Odamıza girdiğimizde ben tabi ki, yorgunluktan heyecandan farketmedim ama solunumda hafif bir sıkıntı hırıltı oluşmuş. Öykü benden çok nazik bir biçimde bebeği istedi, bebek bakım odasında bir kontrol edelim dedi.. Bundan sonrası belki de başka bir hikayenin konusu.. 5-6 gün yoğun bakımda kaldı bebeğimiz sonrasında. Biraz üzücü bir süreç oldu. Çok ciddi bir sebebi olmamakla birlikte, yoğun bakıma elimizi verdik kolumuzu kaptırdık galiba.. Aylardır beklediğimiz yavrumuza bir türlü kavuşamadıkça saatleri sayar olduk, stres olduk. Hastaneye kızdık, doktorlara kızdık ama bizim için yepyeni olan bu dünyada acizliğimizle elimiz kolumuz bağlı kaldık.. Doğuma kadarki 38 saatlik süreç bana kısacık gelirken, doğum sonrasındaki bu birkaç gün bana aylar gibi geldi.. Lohusa taçlarını pek severim ben.. Birkaç tane vardı yanımda. Hatta birini anneme özel olarak yaptırmıştım ve çok sevmiştim ama onları bi türlü takmak kısmet olmadı. (eve döndüğümüzde de onları gördükçe hep içim buruldu, sonra kaldırdım onları ortalıktan.)

Sıksık bebeğimizi görmeye iniyorduk, süt sağıp götürüyorduk ilk başta, sonra emzirmeye gittim sıksık. Zaten çıkmadan önceki son 2 gece de odamızda fototerapi gördü. Sonunda bir bayram havasıyla hasret kaldığımız evimize gelip yatağımıza yattık ve evimizin yeni üyesini de yanımıza yatırdık. Yatak odamızda 3. bir nefes daha vardı, minnacık bir nefes. Unutulmayacak birçok anının başlangıcına imza atan bir an, yatak odamızda 3. bir nefes.. Hoşgeldin Oğlum aramıza, iyi ki geldin..

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

42. haftada doğal doğum, doulanın rolü ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

Pınar işibilen atik12 saattir Serdarla hastanedeydik. Doktorum Gülnihal Bülbül telefon edip bana bir Doula önerdiğinde odada oturmuş aktif doğumun başlamasını bekliyorduk. Hamileliğimin 42. haftasındaydım, geceyarısı suyum gelmişti, gelmişti ama bu kez de sancı yoktu, beklemeye devam ediyorduk. Ve bu durum moralimi bozmaya başlamıştı, hele de çok istediğim normal doğumdan yavaş yavaş uzaklaştığımı düşündükçe. Evet eşim hep yanımdaydı ama doktorum benim profesyonel bir desteğe de ihtiyacım olduğunu sezmiş ki bana Doula önerisiyle geldi. İçimden ‘bilmem ki nasıl olur, tanımadığım biriyle bu kadar özel bir süreci nasıl paylaşırım ki’ derken, hayır demeyi tüm hayatım boyunca öğrenememiş olan ben ‘Tamam’ dedim telefonun diğer ucundaki doktorum Gülnihal Hanıma. Şimdi geriye dönüp baktığımda ‘iyi ki hayır diyememişim’ diyorum. ‘O zaman, ben arayayım gelsin’ dedi Gülnihal Hanım, ‘adı Şaylan.’

Şaylan 1-2 saat içinde hastanedeydi. Kısa bir sohbetten sonra masaj yağlarını tek tek çıkarmaya başladı her birini tanıtarak. Yağlardan biri için doğumun sonuna doğru kullanıldığını söylediğinde ‘kimbilir ne zaman??’ diye düşündüğümü, doğumun çok uzak geldiğini hatırlıyorum. Haklıymışım.

Yağların ardından doping için getirdiği kuru meyve ve kuruyemişler çıktı patlayacak gibi duran çantasından. Belli ki her duruma hazırlıklıydı o çanta.. Hemşirenin katı gıda yeme dediğini ilettim kendisine. Boğazına hayli düşkün olan ben, bu durumdan hiç de memnun değildim… Şaylan için benim moralim herşeyden önemliydi, ben yemek istiyorsam yemeliydim, hemşireden izin kopardı. Doğumun sonlarında artık doğumhaneye gitme vakti geldiğinde bile hala ağzıma cevizler, elmalar tıkıyordu :))

Hemen yağlardan ilkini çıkarıp ayaklarıma masaj yapmaya başladı, bir yandan rahmin akupressür noktasından bahsediyor, ardından doğum sürecinde hormonların savaşını anlatıyordu şevkle.

Saatler geçip de hala belirgin ve ritmik kasılmalarım başlamayınca, benim bozuk plak gibi tekrarlayıp durduğum ‘acaba şu anda sancı var da ben mi hissetmiyorum?’ sorularımı sabırla yanıtlıyordu her defasında.

İlk günün sonunda ortada sancı yok doğum yok, ‘Git evine, biraz dinlen, sabah gelirsin’ dedik.. Ama o bizi bırakmadı.

Gece üçümüz de yatağımıza/koltuğumuza yatıp her an sancılarla uyanabilecek olmanın bilinciyle uykuya daldık. Ama gözümünüzü açtığımıza sabahtı ve ortada sancı mancı yoktu… Gün boyunca göbek dansları yaparken karşıma geçip benle dans etti, susadığımda hemen suyumu doldurdu. Dışarda odaya girmek isteyen akrabaları püskürtmeyi de o üzerine aldı, hemşireye birşey sormak istediğimde koşup sormayı da… Hatta doğum başlamadıkça artık moralimin biraz bozulduğunu hissetmiş olacak ki, hemen doktorumdan biraz eve gidip moral depolamam için izin aldı. Zaten Gülnihal Hanım bu tür isteklere sonuna kadar açıktı. Okuldan kaçan çocuklar gibi kaçtık eve…

Sonunda aktif doğum başladı.. Masajlara devam, danslara da, hatta duş sonrası fön çekme seansı bile yaptık…

Manevi destek bir yere kadar, öyle bir nokta geliyor ki fiziksel destek gerek.. Özellikle sonlara doğru ‘dayanılmaz’ diyebileceğim sancıları ‘dayanılır’ olmasını sağladı, hem de çok büyük fiziksel güç harcayarak..

Tüm doğum süreci boyunca bir elimi eşim tutuyorsa diğerini Şaylan tuttu. Tuttu ve beni bu uzun yolculuğun sonuna kadar getirdi.

32-33 saat bizle birlikte o hastane odasındaydı… Doğumhanede her ıkınma sırasında bir kolumdan tutup kaldırması sanki yeterince yormamış gibi, bir de Ilgaz doğduktan sonra kameramanlık yaptı bize. ‘Yorgunsun’ dedim, hadi bırak, çekmeyiverelim’. Öyle desem de biliyordu ki aslında fotoğraf, kamera, ne varsa, her saniye kaydedilsin istiyorum.. Kamera görüntülerimizde Şaylan’ın bir ömür boyu bizle kalacak cevabı: ‘Yok yok, ben bu adrenalinle 2 gün daha uyumasam da olur.’

Valla uyumaz billa uyumaz, doğum 4 gün sürse 4 gün uyumazdı gerçekten de.

Hayatımın en özel sürecinde yanımdaydı ve ne kadar kolaylaşabilirse o kadar kolaylaştırdı. Bu bir teşekkür mektubu ama böyle bir çabaya teşekkür gerçekten yetmez…

Başka doğum hikayesi okumak istiyorsanız tıklayın…

Read Full Post »