Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

39. haftada doğal doğum

Dr: Gülnihal Bülbül

Ebe: Özlem Karabulut

elif dogumGünlerden 19 Kasım 2015 Perşembe.

39+0 dayız.40.hafta başlamış. Takvim tahmini doğum tarihine 7 gün kaldığını gösteriyor.

Son haftayı oldukça aktif geçirdik eşimle, dışarıda kahvaltılar ettik, Kadıköy / Moda keyiflerimize devam ettik, doğumdan bir gün önce sinemaya bile gittik 🙂 Ertesi gün oğlumuzla kavuşacağımızı biz de bilmiyorduk ; ama artık bekliyorduk.

Oğlumla ” artık gelebilirsin oğlum, seni bekliyoruz ” şeklinde konuşuyordum.

38+6 ‘ da yani 18 Kasım Çarşamba akşamı saat 9 gibi nişanımın geldiğini fark ettim.Demek ki artık doğum yakın diye sevindim. Rahatladım…Artık kavuşma için hazır bekliyorduk. ( Son haftalarda bebeğinizle kavuşma isteğiniz en üst seviyeye ulaşıyor ve anne adayı sabırsızlanmaya başlıyor. Hepsi çok güzel, çok özel duygular… ) O akşam sevdiğim bir yazarın romanını okudum, gayet sakin ve huzurlu bir şekilde sabaha gözlerimi açtım.

Belimin arka kısmında kuyruk sokumuna doğru hafif ağrı hissettiğimi fark ettim.Saat 11.30′ da  doktorum Gülnihal Bülbül ile randevum vardı. Muayeneye gittiğimde açıklığın 1 cm olduğunu söyledi. Kaslarımı kastığımı ve kas spazmı yaşadığımı da ekledi. Belimdeki ağrı hissinin nedeni de buymuş. Eşimin yapabileceği, eğitimde de gördüğümüz bir masaj gösterdi. Bekleyeceğimizi söyledi. Akşam da olabilirmiş, bir iki gün de sürebilirmiş. esprili bir dille doğum ekibi için kek pişirmemi, günü güzel, sakin ve rahat bir şekilde geçirmemi tavsiye etti. ( Keki pişirebilseydim güzel olacaktı; ama keke konsantre olabilecek enerjim hiç olmadı eve gelince; ama pişirebilenler olduğunu da duymuştum eğitimde, ben yapamadım :))) )  Doktordan çıkınca eve yürümeye karar verdik.Doktorun muayenesi ile ev arası oldukça yakın, 15 dakika kadar sürüyor. Sabah kahvaltı etmemiştim.Nedense iştahım yoktu o gün. Eve yürürken yiyecek bir şeyler canım çekti. Paketin hazırlanmasını beklerken, ağrılar biraz daha hissedilir olmaya başlamıştı.Sanırım onlar dalgaydı 🙂 ( Evet, dalgaymış, o anlarda hiç anlayamadım : ) Ben yalnızca belime bir ağrı saplanıyor sonra geçiyor diye düşünüyordum ve hep daha şiddetli bir acı bekliyordum. Sanırım ondan da anlayamadım. ( Artık yazarken dalga yazacağım; ama o anlarda dalga olduğundan bir haberdim. Şuursuz doğuran Elif  modeli 🙂

Dalga geldikçe dalgaya konsantre oluyorsunuz içgüdüsel olarak, dalga geçtikçe hiçbir şey yokmuş gibi gündelik rutininize devam ediyorsunuz. Dalga sonrası müthiş bir rahatlama geliyor. ( Dayanılmayacak gibi bir durum asla söz konusu değil, tersine benim gibi  ” ne oluyor ? ” şeklinde dahi bulabilirsiniz kendinizi. )

Eve yürümemiz en az 1 saati buldu . Yollarda durup, dinlenerek, eşime yaslanarak, oturarak, eşimin belime masaj yaparak beni rahatlatmasıyla ancak eve gelebildim. O merdivenleri çıkmak da oldukça zorladı beni. 1 cm açıklık için bu kadarı fazla diye düşündüğümü hatırlıyorum . ( Açıklığın artmaya başladığını anlayamadım tabii . ) Bu sıralarda eşim beni doğurduğuma ikna etmeye çalışıyordu, ben kabul etmiyordum.” Hayır, daha şiddetli bir his gelecek ;daha zamanımız var ” diye düşünüyordum.

Eve gelince hemen yatağa uzandım.Uzanmak bana iyi geliyordu. Sessizlik, sakinlik… Dalga gelince kalkıp yürüyordum, lavaboya gidiyordum, eşimi çağırıp masaj yapmasını söylüyordum. ( O anların akıntısına öyle bir bırakmışım ki kendimi, doğurduğumu bu yüzden anlayamadım sanırım.Yaptığım her hareketi de içgüdüsel olarak yapıyordum, bir şey düşünmüyordum. Kas spazmım da var, bugün doğurmam ben diyordum kendi kendime. )

Rahatsızlık hissi biraz daha artınca küveti doldurduk, belime sıcak su tuttum. İyi geliyordu. İçgüdüsel olarak insan değişik hareketler yapıyor. Bana kedi pozisyonunda durmak çok iyi geldi. Hiçbir şey yiyip içemedim, iştahım tamamen kapanmıştı. Midem bulanıyordu; ama çıkaramıyordum. ( Şimdi yazarken gülüyorum, gerçekten nasıl anlayamamışım ben o anlarda . Eğitimde izlediğimiz videolardaki sürecin aynısı yaşıyormuşum. Canım eşim beni ikna etmek için çok çabaladı; ama nafile. Dediğim dedik bir haldeydim. )

Ara ara doktorumla ve doğum sürecinde bizim yanımızda olacak olan ebemiz Özlem Karabulut’la haberleşiyorum. Özlem’ e diyorum ki ” 1 cm açıklık için bu hissettiklerimin dozu biraz fazla gibi ? Bu şekilde giderse sanırım epidural taktırmak iyi olabilir . ( Oysa doğal doğum için hazırlamıştım kendimi, epidural sözünü ettiğim için kendime de kızıyorum bir yandan. O anlarda yani epidural isteğimin dile döküldüğü anlarda  Özlem de ” Pasif Fazda olduğumu, eğer çok zorlanırsam 4 cm açıklıkta Epidural alabileceğimi ; ama açıklığın 4 cm e ulaşmış olması gerektiğini” söylüyor. Eşim, ebemizi çağırmamızı söylüyordu sürekli; ama ben kendimi bir türlü doğurduğuma ikna edemedim, ta ki kasılmalar başlayana kadar…Hatta o zaman bile tam olarak ikna olmuş değildim. Hep daha dayanılmaz bir şey olacak, o daha olmadı diye beklediğimi hatırlıyorum. Oysa ki öyle bir şey yokmuş. Geçiş Fazını geçiriyormuşum o yazışmalar sırasında. Neredeyse bitmiş üstelik 🙂 Derken birden bir ıkınma hissi geldi, o an başka bir şey yapmak mümkün değil!!! Lavaboya koştum. Ikınma hissi gelince peş peşe 3 kez ıkınıyordum. Doktoruma ve ebeme durumu yazdım, doktorum hastaneye gidip Nst çektirmemi ve açıklığın kontrol edilmesini istedi. Ayaklanabilsem gideceğiz ama ne mümkün, ıkınma hissi beni esir almış. Özlem’ i eve çağırdım açıklığı kontrol etmesi için.(Sonunda çağırmam gerektiğine ikna olmuştum.) Ikınmalar sırasında bir ara kan gelmeye başladı. Doğurduğumu o zaman anladım.Birçok doğal doğum videosu izlemiştim ve kan geldiğinde bebek doğmaya yaklaşmış oluyordu.)Aktif Faz’daydım. Bebeğin hareketlerini hissetmediğim için endişelendim bir anda. Kan da gelince, Özlem; direkt hastaneye gitmemizi, kendisinin de hemen geleceğini söyledi. Saat 4 olmuş bu arada. Muayeneden beri 5 saat geçmiş. Evden apar topar çıktık, ne hazırladığımız hastane çantalarını aldık, ne poşetleri . Öylece çıktık gittik.Eşim de ben de doğumun o an olacağını sanmıyorduk hala! Ertesi gün olur diye düşünüyorduk. Hastaneye gideceğiz, ebe açıklık kontrolü yapacak, nst çekilecek, eve geleceğiz. Aklımızda bu düşünce var.Yolda yürürken bebeğin hareketini hissedip rahatladım.Taksi bulmak için yürürken de ıkınmaya devam ediyordum yollarda. Taksiyi de hemen bulamadık.Ikına ıkına taksi bekledim.Sonunda bir tane boş taksi bulabildik. ( İstanbul işte! ) Takside ıkınmaya devam ederken birden bir sıvının boşaldığını hissettim.Kan veya su diye düşündüm. Taksi şoförüne telefon geldi bu sırada, kendisi de panik olmuş olacak ki bizi hastaneye yetiştirmesi gerektiği ile ilgili bir şeyler söyledi hızlıca ve mümkün olan en çabuk şekilde hastaneye ulaştık. Trafik yoktu neyse ki gittiğimiz güzergahta. Yoksa takside doğurmam yüksek bir ihtimaldi.

Hastaneye varınca, doğumhaneye gideceğimizi söyledik.Beni o halde görünce hemen tekerlekli sandalye getirdiler. Doğumhaneye çıktık. Sezen Ebe yardımcı oldu. Direkt doğum masasına yattım.Açıklık kontrolü için muayene etti ve 8 cm civarında olduğunu söyledi.Doğum başlamış değil ; artık kavuşma anımız çok çok yakındı. Eşim de ben de çok şaşkındık. Ben açıklığın bu kadar kısa sürede artmış olmasından dolayı şaşkındım. Eşim de o an doğuruyor olduğumdan dolayı şaşkındı sanırım. Eve dönüp eşyaları alıp gelmek istedi o an ki panicle, ebemiz Özlem gelince yollamadı ; yoksa doğumu kaçıracaktı.

(Genellemeler herkese uymuyor, ilk doğumda açıklık artması için beklenir vs gibi … Zaten herkesin vücudu farklı, doğum da öngörülebilir bir durum değil, ne olacağını ancak o an anlayabiliyorsunuz . Ben çok kolay bir doğum yapacağıma inandım hamilelik süreci boyunca, eşim de aynı şeyi söylüyordu. Aksini hiç düşünmedim.Hep olumlu imgelemeler yaptım. Sütüm bol olacak, doğum kolay olacak, her şey güzel olacak şeklinde. Doğumdan hiç korkmadım, korkulacak bir yanı olduğunu hiç düşünmedim.Doğal bir süreç, neden korkulması gerekilsin ki ? Bedenimiz ve bebeğimiz ne yapacağını biliyor, biz sadece kendimizi akışa bırakacağız o kadar. Kesinlikle faydasını gördüğüme inanıyorum bu imgelemelerin. ) “Zihin neye inanırsa beden onu takip eder.” Eğitim’den beynime kazınan çok sevdiğim bir söz.Nefes egzersizini çok az kullandım evdeki süreç içerisinde pasif ve geçiş fazındayken. Kendi konsantrasyonum bana yeterli gelmişti o an için. Kendimi akışa bırakmıştım…İç sesime kulak verip iç sesimin beni yönlendirmesine izin verdim.

Kaldığımız yerden devam edelim . Hastaneye gittiğimizde gelen sıvının su olduğunu gördüm, hemen rengine bakmıştım.Şeffaf, rahatladım…Her şey yolundaydı, her şey istediğim gibi gelişiyordu. Doğuruyordum ve gerçekten anlamadan doğuruyordum.Herkesin sözünü ettiği, büyüklerin zor dediği doğum bu muydu yani! Ne diye korkutuyorsunuz ki anne adaylarını, doğum kola  doğum keyifli…Kimsenin sözüne bakmayın, kendinize güvenin.

Sezen Ebe çok iyi bir durumda olduğumu söyledi.10 dakika geçmedi, ebemiz Özlem geldi. İyi ki geldi, evde yan yana olamadık fazlarda ama onun varlığı beni rahatlatmaya yetti. Doğum ortamı çok sıcak, samimi ve içtendi.Doğumhane gibi değildi. Doğum masasına yatacağımı düşünmemiştim ama o an çok rahatlatıcı geldi.Ebemiz doktorumuzu aradı ve tam açıklık olduğunu söyledi üstelik bebeğin kafası +2 deymiş. Saçlarına dokunabileceğimi söyledi. Uzanıp dokundum, tarifi mümkün olmayan bir an, bir his… Bebeğime ilk kez dokunabiliyordum. Doktorum, ebemize tam yetki vermiş bu arada, İstanbul trafiğinde yetişememe ihtimali riski dolayısıyla. Hemen ulaşmaya çalışacağını söylemiş. 15 dakika kadar sonra doktorumuz da geldi. Oğlum bekledi doktorumuzu. Bu sırada ıkınmalar geldikçe ıkınıp diğer zamanlarda sohbet ediyorduk.Doğum hızlı ilerlediğinden içinde oksitosin olan serum taktılar, kanamayı kontrol etmesi için. Onun dışında ağrı kesici almadım. Tamamen doğal bir doğum oldu. İstediğimiz gibi oldu. Bu yüzden de ayrıca mutluyum. Hiçbir keşkem yok, bence olabilecek en iyi şekilde oldu. Dalgaları evde aşıp doğum başladığında hastaneye gitmek ve direkt doğumhaneye geçmek de çok iyi gelmişti. Özlem de doktorum Gülnihal Hanım da beni desteklediler doğum sırasında. Hayalini kurduğum doğumu yaşadım. Eşim yanımdaydı. Doktorum epizyotomiyi çok gerekli haller dışında açmıyor. Epizyotomi açılmadı. Doğumun kendi seyrinde ilerlemesi için fırsat verildi ki bu fırsatı size sağlayacak olan doğum ekibinin sayısı ne yazık ki oldukça az. Baş çıkarken önemsiz bir yanma hissim oldu. Yanma hissi gelince başın geldiğini kitaplardan okumuştum zaten. Birkaç ıkınmadan sonra oğlumun ağlama sesini duydum.Nasıl güzel bir duygu…Anlatmak mümkün değil…Göz yaşlarına boğulurum sanıyordum, hem eşim hem de kendim için ; ama şaşkınlık göz yaşlarımızı tutu  Hepimiz çok şaşkındık sanırım. Oğlumu kucağıma koydular he men  ben konuşmaya başlayınca, sesimi duyunca sustu, uzun uzun konuştum. Gözlerinin içine baktım. O anları unutamıyorum. Böyle bir mutluluk olamaz. Tarif edilebilecek bir şey değil. Hayatımda yaşadığım en inanılmaz anlardı. Oğlumuza 19 Kasım saat 17.40′ da kavuştuk, büyük bir aşkla bağlandık.

Ben oğlumla konuşurken, kavuşmuşken doktorum birkaç sıyrık dikiyordu. Hiç hissetmedim bile. Plasentanın doğumuyla da doğum sürecimiz sonlandı. Plasentayı da aldık eve getirdik. Uygun bir zamanda büyük bir saksıya gömeceğim.Kordonun kesilmesi için uzun süre beklendi. Atım durdu, ondan sonra eşim kesti kordonunu.

Yıkanmadı, eşimle de ten tene temas sağlandı. Kontrole götürülürken eşim de gitti yanında. İçeriye girememiş; ama beklemiş hemen yakında.

Doğumhaneden yürüyerek çıktım. Giyecek giysim olmadığı için hastane önlüğü giydim. Oğluma da hastaneden giysi verdiler. Spontanlıktan tam puan alabiliriz 🙂

Her işimi yapabildim doğumdan sonra, oğlumu emzirdim, altını değiştirdim, giysilerini değiştirdim, doğum bitince büyük bir rahatlama hissi de geliyor.

Gerek hastane ortamı ( Özel Göztepe Hastanesi ), gerek doktorum Gülnihal Bülbül, gerek ebemiz Özlem Karabulut, hepsi de ayrı ilgiliydi, ayrı yardımcıydı. Doğum ekibimiz mükemmeldi. Kalabalık yoktu, eşim, ben, Özlem, Gülnihal Hanım, Sezen Ebe o kadar. Doktorum, bebeğin doğumunun farklı olduğunu ve doğuma yaraşır bir çocuk olacağını düşündüğünü söyledi. Oğlum her anlamda çok güçlü bir bebekti .

Kısacası doğum asla korkulacak bir olay değil, doğal bir süreç, doğum keyifli…doğum güzel…Oğlumun boynunda kordon olduğu için doğum boyunca nst ye bağlı kaldım. Arada ben de kontrol ettim, ekrandan .

Tıbbi bir zorunluluk olmadıkça her bebeğin ve annenin hakkı diye düşünüyorum normal doğum. Kendimize güvenirsek bedenimiz ve bebeğimiz ne yapması gerektiğini biliyor. Anne adayı yalnızca ıkınıyor, inanın başka hiçbir şey yok. Ikınma hissi gelince zaten istemsiz ıkınıyosunuz.

Doğumdan sonra hastane ekibi beni bu kadar kolay doğurduğum için tebrik etti. Hızlı ilerleyen, kolay, doğal, güzel bir doğum oldu . Ağrı eşiğimin yüksek olduğunu söylediler bence hamilelik sürecinde yaptığım imgelemelerin etkisi büyük oldu.

Eğitimin çok faydası olduğuna inanıyorum. İyi ki katılmışım.

Herkes için güzel bir anı oldu, en çok bizim için tabii…İkimizden Bir Parça Can’ım oğlumuza kavuştuk.

Hayatımızın en unutulmaz anı oldu.

www.ikimizdenbirparca.com

Reklamlar

Read Full Post »

iStock_000016559829XSmallDOUM her sene İçsel Doğum Doula Eğitimine ev sahipliği yapıyor.  Bu eğitimin ardından ve eğitim süresince her doulanın belirli bir sayıda doğuma ücretsiz olarak destek vermesi gerekiyor.

Şu anda 4. dönem doulalarımıza şanslı gebeler arıyoruz!  Eğer doğumunuza ücretsiz olarak katılacak bir doula ile tanışmak istiyorsanız bize yazın: do-um@do-um.com.  Lütfen emailinizde aşağıdaki bilgilere de yer verin:

-Beklenen doğum tarihiniz

-Yaşadığınız semt (Şu anda sadece İstanbul içinde)

-Doğum yapmayı planladığınız hastane

-Doktorunuzun ismi

-İletişim numarası

Beklenen doğum tarihiniz civarında müsait bir doulamız olup olmadığına dair size en yakın sürede geri döneceğiz.

“Doula kimdir, ne yapar?” merak ediyorsanız tıklayın…

5. dönem İçsel Doğum doulaları eğitime başladı.

5. dönem İçsel Doğum doulaları eğitime başladı.

“Tanımadığım biri doğumumda bana nasıl destek olabilir?  Rahat hissedebilir miyim?” gibi endişeleriniz varsa merak etmeyin doğumdan önce doulanız lie vakit geçirmek için bolca zamanınız olacak.  Doğumunuzda bulunacak kişilerle rahat hissetmeniz çok önemli.  Dolayısıyla doula adayınızın doğumunuzda bulunmasını isteyip istemediğinize onunla tanıştıktan sonra karar verebilirsiniz.

Read Full Post »

Aslı’nın töreni

image088

Başak’ın Töreni

başak-9768

Sepin’in Töreni

sepo-0681

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

42. haftada müdahaleli ve acil sezaryene dönen doğum.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Kübra Taman

DOUM ailesi: Evet

Elif AkçalıDoğum ile ölüm arasında pek fark yok; bir insanın bu dünyadan yok olması ne kadar zor, korkutucu, baş edilemez olabiliyorsa, var olması da aynı duyguları tetikliyor.

Doğumumuzun üzerinden nerdeyse bir yıl geçti. Her yönüyle hayal ettiğimden çok farklı bir doğumdu. İstemediğim tüm müdahalelere maruz kaldım. Ama şimdi her şeye rağmen aklımda kalan büyülü bir on saat. Ve o on saatin içinde hiç unutmayacağım, sonsuzluk kadar uzun süren kısacık anlar.

Hamileliğim ve Deniz’i dünyaya getirme kararımız çok ani ve plansız oldu. Bebek sahibi olmak için can atmıyorduk; bir gün olacaksa olacaktı. Hamilelik testinin sonucunun negatif olduğunu zannettiğimiz o iki dakika içinde ben derin bir nefes aldım, eşim ise sevinçten çığlık attı. Ne zaman ki pozitif olduğunu anladık, ikimiz de yatağın üstüne yattık, tavana bakar bir şekilde düşüncelere daldık. İkimizin de kafasındaki soru: Bundan sonra hayatımız ne olacak?

Böyle başlayan bir hamilelik olduğu için benimkisi, ne hamilelik süreci, ne doğum, ne bebek yetiştirme hakkında hiçbir fikrim yoktu. Öğrenmeye de pek meyilli değildim. Genelde rahat bir yapım olduğundan dert etmiyordum. En azından ilk üç ayım böyle geçti. Bu üç ay eşimin Amerika’da olmasını ve yalnız kalmayı da pek mesele haline getirmedim. Sonrasında orada yapacağımız beraber tatilin hayalini kurmakla geçirdim.

Fakat Amerika’ya gitmeden birkaç gün önce başıma o ilk “hamile korkutan” şeylerden biri geldi ve senelerdir gittiğim doktorum yüzüme şöyle söyleyiverdi: “düşük yapma ihtimalin oldukça yüksek!” Üç ay boyunca belki beş, belki altı kez kan testi yapılmıştı bana (bunların çoğunun gereksiz olduğunu sonradan anlayacaktım). Ve bu artık ne olduklarını bile takip edemediğim testlerden birinin sonucunu elime tutuşturdu doktor. Beyaz sayfalarda birtakım rakamlar, bana anlatıyor da anlatıyor. Anlattıklarından hiçbir şey anlamıyorum. Amerika’daki eşimi düşünüyorum, karnımda kordonuyla oradan oraya sallanan “pıtpıtçı”yı ve saat farkını düşünüyorum. Öylece soğukkanlılıkla otururken içeri hemşire giriyor bir ilaç ve şırınga paketiyle. Doktorun son sözleri: “her gün kendine bu kan sulandırıcı iğneyi yapman gerek. Bugünden itibaren başlıyorsun ve hamileliğin bittikten altı hafta sonraya kadar devam ediyorsun.”

Ne?

Öylece tüm soğukkanlılığımla otururken o muayenehanede, terlemeye, titremeye başladığımı çok iyi hatırlıyorum. İlk sorum “hemen şimdi başlamam mı gerek?” olmuştu. “Bekle, düşün, karar ver, alış buna” falan demesini beklerken “evet, çok acil, sonraya kalamaz, hemen, şimdi başlaman gerek” dedi doktor. Artık gözyaşlarım süzülmeye başlamıştı. “Sana nasıl yapıldığını göstereceğim şimdi, çok kolay” dedi sonra. Ben hala, “buna hazır olduğumu zannetmiyorum” diye mırıldanıyordum kuvvetsiz sesimle. Doktor hala görmemişti şaşkınlığımı, kafa karışıklığımı ve düpedüz korktuğumu: “Hemşire hanımın üzerinde göstereyim şimdi ne kadar kolay olduğunu, sonra sen git evinde yap”. Bunu da duyduktan sonra elimde test sonuçlarıyla ayağa kalktım. Biraz daha düşüneceğimi söyledim ve attım dışarı kendimi o muayenehaneden. Geri dönmeyeceğimi de biliyordum.

Orada duyduğum korkunun büyük bir bölümünün bilmemekten geldiğini düşündüm. Tatile gitmeye bir gün kala, yalvar yakar yeni doktorumdan bir randevu aldım. Hamilelik ve doğumla bu kadar da ilgisiz olmamaya karar verdim.

Yeni doktorum testlere baktı. Protein C eksikliği testi rutin bir kan testi değildi. Ailesinde kan pıhtılaşması olan ve daha önce düşük yapmış kadınlarda bu testin önemi olduğunu anlattı. Bende bu durumların ikisi de olmadığından iğnenin kesinlikle gereksiz olduğunu söyledi. İçimi rahatlatmak istersem daha düşük dozda ağızdan bir ilaç verebileceğini söyledi ama kendisi hiçbir şey yapmamayı öneriyordu. Ben de onun önerisini dinledim. O gün ne kadar rahatladığımı anlatamam. Beni uzun uzun dinleyen, karşılığında uzun uzun ve benim anlayacağım bir dille açıklama yapan, tek ve katı bir çözüm yerine birkaç değişik yolun mevcut olduğunu hissettiren birisi vardı karşımda. Doktorumu değiştirmek hamilelik ve doğum için yaptığım en önemli şey oldu.

Böylece öğrenme safham da başladı. Tatilden döner dönmez DOUM’da Nur’un verdiği eğitimlere katıldım. Hamile yogasına devam ettim, boş zamanlarımda da evde yaptım. Hep hareket halinde oldum, yüzdüm, yürüdüm. Doğumla ilgili vaktim oldukça okumaya çalıştım. Videolar seyrettim. Tüm bu zaman diliminde aslında doğumdan korktuğumu ama bunu bilmediğimi fark ettim önce. Sonra ise, doğum sürecinin detaylarını öğrendikçe, bu korkuların nasıl da azaldığını. Eskiden doğuracağım anı resmetmeye çalışırken aklıma sadece acı gelirken artık ferahlık, kuvvet, dayanışma, sükunet, huzur, sabır gibi şeyler geliyordu.

Hayal ettiğim doğum tamamen içimden geldiği gibi, hiçbir müdahale olmadan başlayan, kendi kendine ilerleyip kendi kendine sona eren bir doğumdu. Doktorum zaten doğal doğuma destek veren birisi olduğu için rahattım. 40. hafta civarında her şeye karar verilmiş ve hazırlanmıştık: Deniz’ın odası, hastane çantamız, vs. Hastanede doğum esnasında yanımda sadece eşimi ve en yakın arkadaşımı istiyordum. Sancılar başladığında hastaneye gitmeye gerek olana dek evde rahatça geçirmeyi planlıyordum. Sonra doktoru ve arkadaşımı arayıp onlarla buluşacaktık, doğum gerçekleştikten sonra ise aileye haber verecektik.

Ama bunların hiçbiri olmadı. Çünkü tekmeleri yüzünden “karnında 40 hafta durmaz bu” dedikleri Deniz, 42 haftaya kadar beklemeyi tercih etti. Aslında 1.5 cm açılmıştım, yani doğum süreci başlamıştı, ama 42 haftadan sonra risk alıp beklemek istemedik ne doktorum ne de ben.

Böylece hayal ettiğimizin aksine – bir gece önce hala sancıların bastıracağını umarak uykuya daldığım halde – bir Pazartesi sabahı alarm kurup kalktık eşimle. Ve saat tam 9:00’da kendimizi hastanede bulduk. Doğum katına çıktık. Hemşire hemen suni sancı ilacı Pitocin’i hazırlayıp taktı. Yarım saat kadar sonra da arkadaşım ve ardından da doktorum geldi. Onunla biraz lafladık. Sancılar hafifçe başladıktan sonra vücudumun devreye gireceğine ve ilacı vermeye gerek kalmayacağına inanıyordu. Epidural almak istemediğimi tekrar hatırlattım. Her şeyi hissetmek istiyordum. Her şeyi hissederek daha kolay doğuracağıma emindim. Acı ile başa çıkmak istediğimde yoga sırasında öğrendiğim derin nefesler vardı ve telkin yöntemleri. Hepimizin keyfi yerindeydi. Doktorum bizi serbest bırakmak ve belki de sıkıntı hissettirmemek için odadan çıktı. Başlangıçtaki sancıların hiçbirini hissetmedim. Hemşire bunların oldukça güçlü olduğunu söylüyordu oysa. Suni sancıya on-on beş dakika bağlı kalıyordum, sonra gelip durduruyorlar ve NST ile doğal sancılarımı kontrol ediyorlardı. Doğal sancılar istenilen düzende bir ritme girmeyince ilacın dozu biraz daha arttırılıyordu. Ben bu sancılar sırasında koridorda yürüyor, ya da odadaki yoga topunda sallanıyor veya topa sarılarak eşime veya arkadaşıma masaj yaptırıyordum. Bu benim hatırlamadığım bir süre boyunca – herhalde saatler boyu olmalı – devam etti.

Suni sancı arttırıldıkça önce koridorda yürüyemez hale geldim. Sonra topta oturamaz ve ona yaslanamaz hale. Bir ara çok yorulduğumu fark etmiş olmalılar ki birisi yatağa yatabileceğimi hatırlattı. I-ıh, yatak çok rahatsızdı. Çareyi yatağa dayanarak ayakta kalmakta buldum uzun süre. Galiba.

Doktorum önceleri ara sıra içeri girip durumu kontrol ediyordu. Sancılar iyice arttığında artık o da bizimle odadaydı. Suni sancı sürekli takılı kaldığından, NST aleti de maalesef hep takılıydı. İşin iyi tarafı ise ben onları ne gördüm ne de duydum. Konsantre olduğum tek şey sancılardı. Doktorumun ne kadar açıldığımı söylediğine dikkat ediyordum bir de. Böylece her seferinde doğuma biraz daha yaklaştığımı düşünüyordum. Bebek doğum kanalına girince her şey kolaylaşacaktı.

Bu en acılı sancılar sırasında öğrendiğim nefes tekniklerinin çok büyük yardımı oldu. Nur’un sakinleştirici sesi sanki kulağıma fısıldıyor: “Her nefeste bebeğine biraz daha yakınlaşıyorsun.” Gözüm kapalı sancıyı görsellemeye çalışıyorum, sanki alıp atıveriyorum onu içimden. Gelip bütün vücudumu sarıyor ama ben onu kovalıyorum. Canımı almaya gelmedi diye düşünüyorum. Ölüm sancısı değil bunlar, doğum sancısı. Bebeğimle beraber hareket ettiğimi düşünüyorum. Sanki ona borçluyum bu acıyı çekmeyi. Onun hayata gelişine mümkün olduğu kadar iştirak etmek, onun gibi tecrübe etmek istiyorum. Zaten şimdi dönüp hatırladığımda da bu sancıları, güzel bir gülümseme ile hatırlıyorum (ki hayatımda hiç bu kadar güçlü acı hissetmedim, dedikleri kadar varmış!). Bir de tabii sesim var yardım eden bana. Koridorun öteki ucundan, ta tuvaletlerin içinden bile duyuluyormuş eşimin dediğine göre. Sancı geldiği zaman başlıyordum nefesimle birlikte “aaa” diye. Ama acıdan bağırmak gibi değildi bu. Daha çok güçlü bir şekilde inliyordum sanki, ya da sesimin yapabileceklerini test ediyordum. Sancıları çekilir kılan bir başka şey de eşim ve arkadaşımın varlığıydı. Önce birinin elini sıkıca sıkıyor, sonra diğerinin gözünün içinin dibine bakıyordum. Dibine diyorum çünkü hatırlıyorum, birbirimizi hiç bu kadar çıplak, bu kadar gerçek halimizle görmedik. Hiç konuşmadığımız halde o anda birbirimize bir ömre yetemeyecek kadar çok şey söyledik. İkisi de anladı beni.

Sonra bir an geldi ki hakikaten dayanamamaya başladım. Sanırım artık saat akşamüstü dört veya beş. Suni sancı doğal sancıların ritmi gibi değil. O sancı aralarındaki bir dakikalık nefes alma ve dinlenme molaları nerdeyse beş saniyeye indi. “Yine mi başladı?” diye soruyorlar, cevap veremiyorum artık. Doktorum ne kadar açıldığımı kontrol etti: 10 cm! Duyunca şaşırıp kaldım. Bebeğin doğum kanalına girmesiyle ikinci aşama başlayacak artık. Ama yok, girmiyor. Yürütmek istiyorlar beni, gücüm kalmamış, yapamıyorum. Öyle yorulmuşum ki sancıların şiddetinden ve yoğunluğundan doktorum epidural almamı öneriyor, çünkü ıkınmalar esnasında güce ihtiyacım olacak. Bunun mantıklı olduğunu fark ediyorum ve inat etmiyorum.

Artık saat yedi olmuş. Epidural faslından önce mi sonra mı olduğunu net hatırlamadığım, ne zaman evet dediğimi bile hatırlamadığım bir dizi müdahale başlıyor sonra: lavman, suyun patlatılması, karna bastırma… Lavman bebeğin aşağı inmesine yer açmak için; su yine aşağı kayması için ve bastırma da iyice hızlandırmak için doğumu. Üçüncüye gelene kadar hala moralim bozuk değil, kendime güveniyorum, gücüm yerinde, ya da öyle zannediyorum. Ama suyla beraber doktorumun ağzından “yeşil sıvı” kelimeleri dökülünce korku çanları çalmaya başlıyor. O kadar saattir ilk defa gözüm NST makinesine takılıyor. İkide bir soruyorum: “bebek iyi değil mi?” Bir diğer doktorun da yardımıyla karnıma bastırdıkları an normal doğurmaya ısrar etmeyeceğimi fark ediyorum. Doktorumun ağzından sezaryen kelimesi çıkar çıkmaz kabul ediyorum bu seçeneği. Çünkü sezaryen bu bastırmalardan çok daha nazik görünüyor gözüme.

Saat tam 19:35’te, ben doğumhane yerine ameliyathanedeyim. Billie Holiday eşliğinde, eşim elimi tutmuş, onca saat mücadeleden sonra bir çığlık ve bağırışla dünyaya gelen Deniz’e kavuşuyoruz.

Tüm zorluklarına rağmen geriye baktığımda çok güzel hatırladığım bir gün o gün. Hamilelik ve doğumda öğrendiklerimi şimdi anneliğimde de uygulamaya çalışıyorum. Doğal demek biraz da kendini o ana bırakmak demek. Bir şeyler ille de şu veya bu yöntemle olacak diye ısrar etmek yerine farklı olabileceğine de izin vermek. Değişebilmek, kabul etmek, bırakmak.

Başka doğum hikayesi okumak istiyorsanız tıklayın…

Read Full Post »

2008de doğum ve bebeğe hazırlık eğitimleri vermeye başladığımızda İstanbul’da bunu yapan sadece 1-2 kişi vardı.  Hepsinin yaklaşımları da birbirinden çok farklıydı.  Hangi eğitim ne veriyor hemen anlıyordunuz.  Aradan sadece birkaç sene geçti ama doğuma hazırlık ve hamile eğitimlerinin sayısı çok arttı.  (Çok şükür!  Daha da artması lazım aslında.)  Artık eğitimleri birbirinden ayırdetmek daha zor oluyor anne -baba adayları için.  Ben de DOUMdaki eğitimler ne açıdan farklı, daha çok kimlere yönelik kısaca yazmak istedim.

DOUMda bunları bulursunuz:

Aile odaklı yaklaşım:  Doğuma ailenin açısından yaklaşıyoruz.  Doktorun, hastanenin, sistemin değil.  Her doğum özel.  Her ailenin istekleri, ihtiyaçları farklı.  İsteklerinize ulaşmanız için destek veriyoruz.
Kadın bakış açısı:  Kadının bilgeliğine inanıyoruz, bedenine güveniyoruz, kadın enerjisini destekliyoruz.  DOUM aslında bütün sunduklarıyla bir ‘kadın merkezi.’
Eşinize/doğum destekçinize yardım:  Doğumunuzda kim yanınızda olacaksa onunla çalışıyor, doğumun bir parçası olmasına destek veriyor, aranızdaki ilişkinin kuvvetlenmesini amaçlıyoruz.
Samimi ortam: Her eğitimde yalnızca 5 çift oluyor.  Çiftler arası paylaşımı teşvik ediyoruz.  Çoğu zaman bebekler büyüyene kadar devam eden destek grupları oluşuyor.
Rehberlik:  Herkesin kendi doğrusunu bulması için rehberlik yapıyoruz.  Kimseyi kendi doğrularımıza göre yönlendirmiyoruz.
Kanıta dayalı bilgi:  Verdiğimiz tüm bilgiler kanıta dayalı, en güncel uluslararası araştırmalarla destekleniyor.  Türkiye’de zaten fazlaca duyduğunuz genel geçer tıbbi bigileri paylaşmıyoruz.
Pratik çalışmalar: Zamanımızın çoğunu pratik çalışmalarla geçiriyoruz.  Ağrıyla başetme yöntemleri, nefes, canlandırmalar vs.

Ama bunları bulamazsınız:

Kitap bilgisi:  İnternetten veya kitaplardan kolayca öğrenebileceğiniz bilgileri derslerde size anlatmıyoruz.  Öyle yapsaydık çok sıkıcı olurdu!
Doğumunuza dair verilen sözler:  Herkes birşeyler arıyor; almaya hazır oldukları var, olmadıkları var.  Paylaştıklarımızdan neleri içinize alacağınız tamamen sizin durduğunuz noktaya bağlı.  Bu her türlü eğitim, terapi vs. için böyle.  (Elbette eğitimlere katılanların daha az oranda sezaryen olduğu, daha az ölçüde ağrı kesici kullandığı gibi istatistikler var.  O ayrı.)
Yönlendirme:  Dediğim gibi kendi doğrularımıza göre kimseyi yönlendirmiyoruz.  Herkesin kendi doğrusunu bulmasını teşvik ediyor, bunun için içlerindeki güçle bağlantıya geçmelerine destek oluyoruz.
Sağlık personeli tarafından verilen eğitim: Doktor, ebe değiliz; doğuma hazırlık eğitmenleriyiz.  Sistemin dışından geliyor doğuma önyargısız bakabiliyoruz.   Ama doğumu biliyoruz, tecrübeliyiz.  Doktorunuzun bakış açısını da anlıyor, dilediğiniz gibi bir doğuma ulaşmak için doktorunuzla yapıcı bir ilişki kurmanıza destek oluyoruz.

Bence her kadın doğuma hazırlık eğitiminden faydalanır.  Ama herkesin ihtiyacı olan eğitim farklı.  Biz yukarıda anlattıklarımı sunuyoruz.  Bunlar sizin ihtiyacınız olan şeyler olabilir de olmayabilir de.  Ama eğer aradığınız bunlarsa DOUM sizin için doğru yer.

DOUMdaki eğitimler hakkında daha fazla bilgi için tıklayın…

Read Full Post »

Emirgan’daki yeni merkezimiz açıldı!

1 aydır Tane, Başak ve ben çok çalışıp (bunda da zevk alarak) güzel bir mekan yarattığımıza inanıyoruz.

Dün akşam ilk Doğuma ve Bebeğe Hazırlık grubumuzun dersi ile açılışı yapmış olduk.  Bugün de şu anda bir emzirme danışmanlığı seansı yapılıyor!  Herşeyin işler olduğunu görmek çok rahatlatıcı ve gurur verici.

Başak ile çok uyumlu ve yakın bir ilişkimiz var. Sanırım bu yaptığımız işlere ve buradaki huzura da yansıyor.  Aynı şekilde Tane’ye de yansıyor.  3 kız ilerliyoruz bu yolda mutlu mesut…  Şuanda hayatımda olan herşey için ne kadar şükretsem az.

DOUM Emirgan’da neler neler var; web sitemizi ziyaret edip

-haftalık programa http://www.do-um.com/programlar.aspx ve

-etkinlikler sayfasına http://www.do-um.com/Etkinlik/etkinlik.aspx ulaşabilirsiniz.

Bekleriz…

 

Nur

Read Full Post »