Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Doğum’ Category

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

40 yaşında annenin hastanede çok hızlı doğal doğum hikayesi

Dr: Arzu Çağdaş

DOUM ailesi: Evet

Sedef KabasO bir sürprizdi. Yani tam bir hediyeydi. Planlamadık, programlamadık. Belki içimizden geçirdik keşke bizim de olsa diye ama üzerine düşmedik, uğraşmadık. İşin tılsımı bozulmasın, doğal olsun, kaderi olsun diye diledik. Ve Allah gönlümüzün sesini duydu. Öyle bir hediye hazırladı ki, hayal etsek, sipariş versek, bu kadar özelini, bu kadar güzelini bulamazdık.

İlk kalp atışlarını dinlediğimiz anda kalbimizi çalmıştı bile… Hiç sorun yaratmadı, Ne midem bulandı, ne yorgun düştüm, ne aşırı kilo aldım. Vücudum onunla daha güçlendi, cildim daha güzelleşti, moralim, enerjim tavan yaptı… Bana iyi geldi. Ne de olsa bir erkek,  belki de annem bana hazırlansın, öncesinde daha da güzelleşsin istedi.

Ne zaman dünyaya geleceğine o karar verdi. 40 yaşında bir anne adayı olarak normal doğumu tercih etmem İstanbul’daki pek çok doktor için bir “çılgınlık”tı. Nasıl yani, 40 yaşında sağlıklı bir anne olarak, hangi cüretle normal doğumu tercih edebiliyordum. Bu ne biçim anormallikti? Madem 40 yaşındaydım, haddimi bilip, kendimi onların ellerine teslim etmeli, doğal yolları elimin tersiyle reddetmeliydim. Tabii onları değil yine iç sesimi dinledim. Bu nedenle “sosyetik” doktorlarımı değiştirdim.  Paramı kazanmak yerine güvenimi kazanmayı başarmış bir doktorla, Sevgili Arzu Çağdaş ile yoluma devam ettim.

Günlerden cumartesi 41.hafta içindeyim. Son kontrollerimden biri için doktoruma gittim. “Salı’ya kalmaz gelir” dedi. Yanımda eşim de var. O sıralarda Bakü’de çalışıyor. Bizimkinin ne zaman geleceği belli olmadığı için işten aldığı izinlerini doğuma denk getirme telaşı yaşıyor.. Doktoruma soruyor, “Ben Pazartesi-Salı gidip geleyim mi” diye. Arzu hanım gayet sakin, “gitmeyin” diyor. zira bu veledin ne zaman geleceği belli olmazmış. Madem öyle hadi o zaman bari yakındaki Akmerkez’e gidelim diyoruz. Ben saçımı yaptırırım, eşim de biraz alışveriş yapar diye düşünüyoruz. Kuaförde saçlarım yıkanıyor, fön çekiliyor tam ayna tutma safhasında sancılarım başlıyor, kıvranıyorum. Oturduğum yerden kalkamıyorum. Hemen eşimi arayıp, “hadi beni hastahaneye geri götür” diyorum. Otoparka inmekte epey zorlanıyorum. Eşim beni zar zor arabanın arkasına yatırıyor. Kıvranıp duruyorum ve sancılar fark etmediğim kadar çığlık atmama neden oluyor. Bu detayları sonradan eşim anlatıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi ben arkada, eşim direksiyonda, dörtlüleri yakmış son sürat hastahaneye gidiyoruz. Yoldan geçenler bize bakıyor, yol veriyor, hatta bir adamın arkadaşına “kadın doğuruyor” diye seslendiğini duyuyorum…

Acile girdiğimizde personel hiç de acil bir durum yokmuş gibi davranıyor. Hemşire beni 4.kata çıkarıp non-stres test yapmaya çalışıyor. “Çok sancım var” diyorum ama anlamıyor.  Hala test için bana yatıp uzanmamı söylüyor. Sonuçta telefonda doktoruma “ilk doğum, onun paniği ile hastanız epey bağırıyor” diye bilgilendirme yapıyor. Arzu hanım yakında oturduğu evinden çıkıp, beni sakinleştirmek için 10 dakika sonra geliyor ve kontrol ediyor. Görüyor ki doğum çoktan başlamış, 4 cm açılma olmuş. Yani o yaşadığım sancılar doğumun üçüncü aşamasındaki sancılar. Ağrı eşiğim çok yüksek olduğu için öncü sancıları dikkate almamışım bile…

Hemen doğumhaneye indiriyorlar. Eşim de o sırada üstüne bir önlük geçirip benim sedyenin arkasından doğumhaneye giriyor. Zaten onu kimsenin gördüğü filan da yok. Bu sırada eşim kulak misafiri oluyor, bir başka doktor telefonla diğerlerine “gelin, normal doğum var” diye haber veriyor, zira birazdan alışık olmadıkları bir “şov” başlayacak! Sağlık görevlileri tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşkın. Nasıl yani şimdi normal doğum mu olacak, nasıl olacak, ne yapacağız endişesi içindeler. Bir türlü senkronize olamıyorlar. Sancılarım zirve yapıyor ve bizim ki artık iyice gaza basıyor. Onun hızına yetişmekte zorlanıyorlar. Biri bana hala o sırada epidural yapmaya çalışıyor. Elimin tersiyle itiyorum. Bir diğeri doğum yatağında bacaklarımı koymam için gerekli olan ayaklıkları açamıyor. Sonunda “bırakın beni” diyorum. Eşimin dediğine göre o sırada bir yandan adamları azarlayıp, diğer yandan doğum yapmaya çalışıyormuşum. Sonuçta bir tanesi dayanamayıp “ikinci doğumunuz mu” diye soruyor. Sert bir şekilde “hayır, ilk doğumum” diyorum. İnanmakta zorluk çekiyor. Israrla bu kez “kaç yaşındasınız” diye soruyor. Daha da sert bir şekilde “size ne” demeyip, “40 yaşındayım” diye gayet net cevap veriyorum. Eh, bu kadarı da olmaz dercesine “tüp bebek mi” diye son kez şansını deniyor. Ve ben de üstüne basa basa “normal hamilelik” diyorum. Ve adam nihayet pes ediyor. 40 yaşında bir kadının normal yolla hamile kalabileceğini ve bu hızda normal bir doğum yapabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor.

Oğlumla müthiş senkronize şekilde çalışıyoruz. Gerçek bir ekip gibi birbirimizin hareketlerini hissediyoruz. Birinci ıkınmada çok bağırıyorum, doktorum “enerjini bağırmak için değil, ıkınmak için kullan” diyor. Ne kadar akıllıca… İkinci de bir kez daha deniyorum… Ve bir kez daha ama bu kez var gücümle ıkınıyorum onu dünyaya salabilmek için… Sanki o değil, benim canım içimden dışarı çıkacak gibi… Eşimin tarifine göre ağzında bir çalı parçasını delicesine dişleyip, doğanın ortasında, doğa üstü bir azimle doğum yapan kızılderili kadınlara benziyorum…  Ve geliyor… Güçlü bir haykırışla odayı çınlatıyor… Çığlıkları benim gözyaşlarımla karışıyor… Ağlayan çocuk iyidir, sağlıklıdır diye okumuştum, dolayısıyla artık gayet mutlu, huzurlu ve yorgun yatağa kendimi bırakıyorum. Doğum sonrası yapılan testler sırasında bizim oğlan nefes almaksızın avazı çıktığı kadar ağlamaya devam ediyor…  Sonra usulca Yavuz’u göğsüme koyuyorlar. Ve  bir mucize daha gerçekleşiyor. Minicik bedeni göğsüme değer değmez, o çılgın çığlıklar bıçak gibi kesiliyor. Canhıraş ağlayan bebek, göğsümde huzurla uzanan bir yavruya dönüşüyor. Eşim elimi tutuyor, gözleri dolmuş, bu muhteşem anın büyüsünde bizi seyrediyor. İkimiz de artık biliyoruz, hayat bizim için bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Her şey daha anlamlı, daha güzel olacak… Hediyemiz kucağımızda yepyeni bir hayata merhaba diyoruz…

Sedef Kabaş

Reklamlar

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Doulalı, hastanede kolay bir doğal doğum.  Aile 37. haftada  doğum planlarını değiştiriyor, yeni bir doğum ekibi kuruyor

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

nevra9 eylül cumartesi sabahı 4 gibi dalgalar gelmeye başladı.Ama ben onları hazırlık kasılmaları sandım:))Çünkü daha önce hiçbir şey hissetmemiştim ve beni hiç zorlamıyorlardı.9 buçukta uyandım.10 buçukta eşim uyandı.Güzelce kahvaltımızı ettik.Ondan sonra ona hafif sancılar hissettiğimi söyledim.Saat tutmaya başladık.Düzensiz kasılmalarım vardı.Zaten 2 buçukta da doktorumuzda randevumuz vardı.Doktor muayene sonucunda doğumun başlamıs olduğunu 2 cm açılmam olduğunu söyledi.Ama hiç telaş yapmamamızı eve gidip dinlenmemizi doğumun bugün, yarın, 3 gün sonra bile olabileceğini söyledi.Ben ise içten içe o akşam doğuracağımı hissediyordum.Zaten kızıma da bir gün öncesinde artık tamamen hazır olduğumu gelebileceğini söylemiştim.Hemen dinledi annesini:))Eve döndük hastaneye götüreceğimiz herşeyi (pilates topumuz, eğitim notlarımız dahil)hazırladık.Akşam kızkardeşimin oğlunun doğumgünü partisi vardı bir yandanda oraya hazırlanıyoruz ben kek ve çikolata topları yapıyorum.Saat 6 da dalgalar 7- 8 dakkada bir gelmeye başlayınca doktorumuzla konuşup hastaneye gitmeye karar verdik.Yolda dalgaların arası biraz açılmaya başladı.Evde herşey daha hızlı gidiyordu oysa ki.Hastaneye varıp nst çektirdik.Nst yi çektirdikten sonra hastaneye yatmadan çıkıp dolaşalım dedik zaten doktorumuz ve dulamız henüz gelmemişti.Çıkıp 1 saat kadar hastane etrafında yürüyüş yaptık.Sonra odamıza geçip dulamızla çalışmalara başladık.Saat 8 buçuk olmuştu.Dalgalar gelince pozisyon alıp dalgayı atlatıp sonra normal yaşama devam ediyorduk.Masajlar yaptık,duşa girdik,pilates topuyla çalıştık.Eşimle son başbaşa yemeğimizi yedik.Dalgaları atlatmak hiçte zor değildi.Zaten geldiği gibi gidiyordu.10 gibi suyum geldi.Suyum geldikten sonra sancıları biraz daha şiddetli hissetmeye başlamıştım.Doktor 11 buçuk gibi muayene ettiğinde tam açıklığa ulaştığımı söyledi.Hepimiz doktorum bile çok şaşırmıştı.Bu kadar çabuk ilerleyeceğini düşünmemiştik.Zira herşey yavaş ilerliyordu.Hatta doktorum doğumun sabahı bulabileceğini düşündüğünü itiraf etti sonradan.Hatta ben dulama söylerken hissetmiştim ve birazcık moralim bozulmuştu.Evet tam açıklığa ulaşmıştım ve benim aklımdan epiduralin e si bile geçmemişti ki doğum öncesinde doktoruma açık bir kapı bırakmıştım epidural ihtiyacı hissedersem alabileceğimi bu konuda çok katı olmadığımı söylemiştim.çünkü neler yaşayacağımı tam kestiremediğim için biraz korkuyordum.Doğumhaneye yürüyerek indim:))Doktorum istediğim pozisyonda ıkınabileceğimi söyledi ben klasik pozisyonu tercih ettim.Sanırım yorgunluktan yatarak itmeyi tercih ettim.Yarım saat kırk dakika arasında da kızımı kucağıma aldım.5-6 kez ıkınmam gerekti yanılmıyorsam.Tek üzüldüğüm nokta epizyotomi olmam gerekti.Doktorum kesmezsek kontrolsüz yırtık olabileceğini söyleyip benim fikrimi sordu bende yapalım o zaman dedim.Dikiş kısmı doğumdan daha zordu benim için.İyileşme sürecinde de 1 hafta kadar zorladı beni.Detaylara inecek olursak.Hastaneyle önceden konuşup doğum sürecinde benim isteklerime saygılı olacakları garantisini ve güvenini aldım ki dalgalar sırasında aynı evimdeymiş gibi rahat ettim.Kimse gereksiz yere odama girmedi.Odada doğum koçum ve eşimle beraber çok güzel atlattık dalgaları. Gereksiz yere muayene edilmedim,nst ye bağlanmadım; lavman ,suni sancı hiçbiri teklif edilmedi.Hatta odamda hemşire görmedim desem yeridir.Tamamen kendimle ve kızımla içiçeydim.Doğumhane de doktorum sayesinde tam istediğimiz bir ortama dönüştürüldü .Işıklar kısıldı,sıcaklık ayarlandı.Beni rahatsız edecek konuşmalar gürültüler insan kalabalığı yoktu.Hatta çocuk doktoru Eylül doğduktan ben onu kucağıma aldıktan sonra geldi.Hemen kontrolleri hızlıca yapılıp tekrar kucağıma verildi.Göbek kordonumuz akım durduktan sonra kesildi.Ben hemen emzirdim kızımı.O da bu işin ustasıymış gibi gayet güzel yapıştı mememe:))Kucağıma verildiği o ilk anı unutamıyorum.Islak, yumuşacık ,küçüçüktü kızım.Biz doğumda yalnız olmayı tercih ettik.Ailelere doğum olduktan sonra haber verdik.Biraz kızdılar ama yalnız olmak kolay konsantre olmamı sağladı.Etrafımda endilşeli gözler yoktu. İnsan o durumda çok kolay etkilenebiliyor etrafındaki insanlardan,kurdukları cümlelerden.Gittiğimiz doğum kursunda öğrenmiştik bunları.İyi ki de öğrenmişiz,iyi ki de gitmişiz kursa.Çok büyük faydasını gördük.Özellikle eşimin doğuma bakışı değişti.Öncesinde doğum lafı geçtiğinde bayılacak gibi olurken benimle beraber bütün süreci yaşadı.Çok yardımı oldu.

Doğumun her anı önceden planladığım şekilde gitti hiçbir olumsuzluk yaşamadım.Çok kolay bir doğum oldu benimkisi.Dalgaları aşmak hiçte zor değildi.Kızımla aramdaki iletişim hiç kopmadı.Doğumun öncesinde, doğum anında ve sonrasında aramızda mükemmel bir iletişim vardı.Kızımla beraber çalıştık.

Son olarak şunu söylemek istiyorum.37.haftada doktorumu değiştirip kendime tamamen yeni bir ekip oluşturdum(yeni doktor,yeni hastane ve doğum koçu).Planladığım doğumdan vazgeçmedim ve ödülü çok güzel oldu.Harika bir doğum yaşadım.Korkulcak hiçbir şey yok kendinizi hazırladığınızda herşeyin bilincinde olduğunuzda herşey çok güzel.Doğumun ertesi günü arkadaşlarıma bugün tekrar doğum yapabilirim diyordum bu düşüncem hala geçerli.

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Uzun ve yorucu az müdahaleli normal doğum. Doğumdan sonra bebek bir süre yoğun bakımda kalıyor.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

goncaturgay

Yoktan var olmak, inanılmaz bir büyü…

 Benim doğum hikayemde hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Kafamda kurguladığım çeşitli senaryolardan herhangi birine kesinlikle uymuyordu. Ne kadar çok kitap okumus da olsam, ne kadar çeşitli doğum hikayeleri okumuş da olsam, benimki okuduklarımın bildiklerimin hiçbirine benzemedi. (belki biraz anneminkine benzedi) Dedikleri gibi, her doğum kendine has, parmak izleri gibi ve aslında ne kadar doğal bir olay. Kadın vücudunun zaten bildiği ve bedenin harika çarklarının bunu da bir şeklide döndürdüğü.

Gece 00:30 civarı girdiğimiz hastanede yaklaşık 38 saat sonra doğumum gerçekleşti.

İşte benim hikayem; sürecim uzun, hikayem de uzun, az hatırladıklarım, çok hatırladıklarım, hatırlayamadıklarım…

27 Mayıs Pazar gecesi eşim Utku’yla oturmuş film izliyorduk. Filmin yaklaşık 20. dakikasında birden bir sıcaklık ve ıslaklık hissettim.. Koşa koşa tuvalete gittiğimde bol paçalı siyah pantalonumdan yerlere ılık ılık sular akmıştı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Evet vakit gelmişti. Hatta biraz hazırlıksızdım. Daha rahat 1 haftam vardır diye düşünüyordum. 38. hafta yeni bitmişti.(aslında bazı işaretler vardı. O sabah jel kıvamında şeffaf bir akıntım gelmişti. Hamilelik sürecinde hiç olmamış, daha oncesi zamandakilere benzer bir akıntı. Aslında nişanımdı ama ben renkli bir akıntı bekliyordum, nedense.. Ve o sabah market alışverişi çıkışında Utku’ya sıradan bir sokaktaki sıradan ağaçları gösterip, “ne harika tablo gibiler” demiş olmam. Bunu sonradan bağdaştırıyorum. Çünkü kitaplarda okumuştum, doğum yaklaştığında kadınlara her rengin her kokunun daha güzel daha etkili daha canlı, hatta masalsı geldiğini)

Hemen doktorumuz Gülnihal Hanım’ı aradık. Sakin olmamızı, acele etmeden, belki bir duş alıp, hastaneye gitmemizi, Nst çektirmemizi söyledi. Ben duşa girerken, Utku henüz çantaya konulmamış hastane eşyalarımızı çantaya koydu ve annelerimize haber verdik. Benim annemler İzmir’den çarşamba (3 gün sonra) geleceklerdi. Biz gece haber verince sabah en erken saate uçak bileti almışlar. Aslında ben onlara demiştim acele etmeyin diye 🙂 Haber verince de Utku’nun anneleri geldi. Duş sonrasında beraber hastaneye gittik. (şimdi düşünüyorum da keşke anne-babalara daha geç haber verseymişiz. Ama sürecin o kadar yavaş gelişeceğini bilemezdik tabi)

Hastanede Nst’de kasılmalar 7dk. da birdi ve oradaki nöbetçi doktor açılmamı 2 parmak kadar diye tarif etti. Doktorumuz da aslında bizim gibi, sürecin ilk zamanlarını evde geçirip iyice son zamanlarda hastaneye gidilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak suyum geldiğinden, hijyenik durum söz konusu oluyormuş ve hastanede kalmamızı tavsiye etti ve kaldık. (böyle bir gerekliliği hiç bilmiyordum mesela. Nedense hep ilk beklediğim sancılardı ve hastaneye son dakika gitmekti.)

O gece pek sancılı bir gece geçirmedim. Bol bol sularım aktı. Hemsireler yatışımla beraber bana damar yolu açmayı düşündüler ama Gülnihal’den talimat kesin ve netti. Herhangi bir damar yolu açılmayacaktı ve cok sık NST’ye baglanmayacaktım. Bana sordular, lavman ister miyim diye. “Şu an istemiyorum. Bekleyebilir mi? Doktorum gelince konusalım” dedim. (Sevgili Doula’m, doğum hazırlığı eğitmenim, arkadaşım Nur Sakallı’nın 3B kuralındaki 3 tane B’den biri : Bekleyebilir mi?) ve sonunda lavman olamdım, pek gerek de kalmadı aslında.

Canım eşim Utku bütün gece bana eşlik etti. (ve inanılmaz bir şekilde sonrasında her an, her zaman yanımdaydı) Hep başımdaydı. Sık sık kasılmalarımı saydı ve arada bir doktorumuza mesajla iletti. Biz sabırsızlanıyorduk, ne zaman gelecek doktorumuz diye. Her fırsatta da uyuyabildiğim kadar uyudum. Uyumam gerektiğini, doğum sırasında güce ihtiyacım olacağını biliyordum. Sabah geldi, beni muayene etti. Açıklığım çok fazla değildi, bekliyoruz dedi. Sancılarım artmıştı. Duşa gir bol bol ılık su ve termofor tut alt beline dedi. (sürecin çoğunu duşta geçirmiş oldum sonunda) Bu arada annemler geldi İzmir’den.. Annemi babamı yanımda görmek bana ayrı bir moral ve güç verdi. Özellikle annem ve onun mavi dingin ama güçlü gözleri.. Anladım ki bu doğum konularında anne-kız ilişkisinin de ayrı bir boyutu var. Gülnihal, Nur’u (doulam ve doğuma hazırlık eğitmenim) çağırmamı tavsiye etti. Ben kararsızdım bu konuda. Utku bana çok destekti. Çok hazırlıklıydık. Ne yapmamız ne yapmamamız gerektiğini gayet iyi biliyorduk. Nur karşıda, uzaktaydı.. Belki de o gelen kadar doğururdum. Yola çıktığıyla kalabilirdi. Üstelik yoga ile içiçe bir hayatım vardı, bedenimi çok iyi tanıyordum ve bedenime oldukça hakimdim. Hem zaten x kişiler bile 4-5 saatte doğurmuştu, ben 15dk.da dogururdum kesin! (çevremdekilerin benim hakkımda beklentileri böyleydi.. belki ben de farketmeden bunlara koşullandım sanırım) Biz Utku’yla bunu düşünürken kız kardeşim de geldi hastaneye. Onun da varlığı bana ayrı bir moral, güç oldu. Anne-kız ilişkisi kadar özel, kızkardeş ilişkisi… Doğuma girecek çocuk doktoru arkadaşım Öykü’ye haber vermiştik gece. Sabah o da geldi. Sonuçta biz Nur’u çağırmaya karar verdik ve iyi ki çağırmışız Nur’u. Sonrasında o kadar mutlu oldum ki onun geldiğine, varlığına, desteğine, yaptıklarına ve sakinliğine..

Hastanede kalmayı planlamadığımızdan, evden çıkarken almadığım şeyler geldi odaya. Pilates topum (kayınpederim pembe bir pilates topu ile hastaneye geldi. Bu da düşündükçe güldüğümüz kısımlardan) doğumu hızlandırıcı özelliği olan böğürtlen yaprağı çayım, hurmalarım, ananasım ve rahatlatıcı etkili melisa çayım, lavanta yağım.

Nur öğlen saatlerinde geldiğinde önce perdeleri kapattı biraz. Loş ve sakin bir ortamda harika bir masaj yaptı bana. Kendimi onun büyülü ellerine teslim ettim. Eşimle devamlı yanımdaydı ve o bana sonsuz güç veriyordu. Ne doktorum ne de doulam sayılara takılmadılar, herşey zaten doğal sürecinde olması gerektiği gibi olacaktı. Sık sık açıklık kontrol edilmedi. Çok sık Nst’ye girmedim. Hatta uykuya dalmak üzere olduğum ya da daldığım zamanlarda Nur, tansiyon-ateş ölçmeye gelen hemşirelere, “sonra olsa?” diyerek erteledi ve çok sık rahatsız edilmemiş oldum. O saatleri ağırlıklı olarak yatarak geçirdim. Zaman geçtikçe zaman kavramı silikleşmeye, olan bitenler birbiri içine girmeye, herşey flulaşmaya başladı. Bazen duşa giriyordum, bazen pilates topum üstünde çevirme hareketleri yapıyordum.(top üstündeki hareketler sırasında hala suyum akıyordu ve biraz kanlı jel kıvamında akıntılar oluyordu. sonradan anladık ki bunlar açılmamın işareti olmuş) Çaylarımdan içiyordum, hurma ananas yiyordum. Sancılar sırasında yapmayı planladığım o kadar hareket var iken, canım sadece yatmak istiyordu. Sancılarım hiç çok şiddetlenmedi ya da çok uzun süreli olmadı. Sancı anlarında Utku ya da Nur’a sırtımı dönüyordum ve onlar kuyruk sokumuma yakın o sihirli noktaya baskı masajı yaparak ağrımı hafifletmeme yardımcı oluyorlardı. Ara sıra duşa girip kuyruk sokumuma ılık-sıcak su tutuyordum duşla. Derin ve sakin nefeslerle, acıya odaklanmadan, nefesle geçeceğini düşünerek sancı anlarımı atlatmaya çalışıyordum.

Pazartesi gecesi çok kolay geçmedi. Bence esas sancılarım o zaman belirginleşmişti. Ama yine de hiç dayanılmayacak şiddette, beni bağırtan, ağlatan sancılar olmadı. Belki bunda masajların ve baskı massajın da etkisi vardı ama yine de çok şiddetli değildi sancılarım. Önceden öğrendiğimiz, doğum yaklaştığında sancılar ortalama 90sn. sürer ve 3 dakikada bir gerçekleşirdi.. Evet benim sık aralıklarla sancılarım vardı ama hiçbir zaman 1 dakikayı bulan sancım olmadı! O gece Nur’un yanında getirmiş oldugu Tense aleti benim için tam bir mucizeydi. Bütün geceyi onunla geçirdim. (Tense aletini kabaca anlatacak olursam, minik radyo gibi bir aletten çıkan elektrotlar o meshur kuyruk sokumu bölgesine yapıştırılıyor. Gelen sancılar daha derinlerden iken, tense aleti daha yüzeysel kaslara hafif bir elektrik verip ağrı algısının yönünü değiştiriyor.) ve sonra her sancı atagından sonra kusmaya başladım. Ne yesem, ne içsem kustum. Midem tamamen boşaldı. Nur bu sırada öyle noktalara baskı-masaj yaptı ki bulantılarım geçti rahatladım. Yine sonradan düşündüğümde bu kusmaların yogadaki omurganın 2 ucunun açık olması ve birbirini etkilemesi felsefesiyle bağlantılı olduğunu farkettim. Aslında bu kusmalar da açılmaya destek olmuştu.

Gece bir ara hastanede uzuuun bir yürüyüşe çıktık Nur’la. Bol bol merdiven indik çıktık. İnerken bacağı dışarı çevirerek, çıkarken yan yan yengeç adımlarla. Ama o yorgunlukla, üstümdeki o kadar kilo ile, kaç kat indim çıktım hatırlamıyorum ama beni baya bir zorladı 🙂

Gecenin yarısında Nur bana eşlik etti. Diğer yarısında da Utkum. Onların da süreci benimle birlikte sağlıklı ve güçlü bir şekilde tamamlamaları gerekiyordu. Utku’yla hastane yatağına beraber yattık, sancılarım geldikçe ben tense aletini çalıştırdım o da bana sarılarak destek oldu. Sancıları beraber yaşar gibiydik…

Gece yaklaşık 3 dakikada bir gelip ortalama 30sn süren nazlı sancılarım beni hiç uyutmadı. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık sabah saatlerinde beni bezdirmişti. Gün aydınlandığında heyecanla Gülnihal Hanım’ı bekliyordum. Doğrusu hiç umudum yoktu. Daha önce okuduğum gibi 1-1.5 dakikaları bulan sancılarım olmadı hiç (hatta doğuma kadar da olmadı) Bana yeterli açılmam olmadığını söyleyecekti ve benim dayanacak gücüm kalmamıştı, sezaryen isteyecektim. Ama geldiğinde muayene sonrasında bana açılmamın 8cm olduğunu söyledi. Bu beni çok şaşırttı. Hatta sanırım Nur’u bile şaşırttı. Nur’la çalışmaya devam etmemizi ve bebegin biraz yukarıda oldugunu, onu indirmek için de çalışmamızı söyledi.

Bundan sonra eğlenceli anlar yaşadık. Top üstünde zıpladık, eğlenceli müzikler koyup dans ettik, göbek de attık,(Kızkardeşim de bize bol bol eşlik etti bu süreçte, güldük, eğlendik) yine bol bol duş aldım, bebeğimizin inmesine yarıdmcı olmak için. Bazen bir kolumla Utku’ya diğer kolumla Nur’a tutunup, asıldım onların güçlü bedenlerinde, ağırlığımı boşluğa bırakmaya çalıştım.. (bütün bu zaman sırasında anneler oda kapısında, hastane kapısında, kafeteryada orada burada beklediler. Çok çok az içeriye girdiler. Annemi hatırlıyorum daha çok, meraklı endişeli ama sakin sakin yanıma geldiği anları..ve babamı.. şimdi düşünüyorum da onlar için de ne kadar zor bir bekleme olmuş..)

O sabah güzel bir kahvaltı yapmaya çalıştım. Neredeyse bütün gece hiç uyumamıştım. Yediğim herşeyi çıkarmıştım ve doğum yakın süreçte gerçekleşeceğinden güce ihtiyacım vardı. Zor olsa da o kadar sık sancıların arasında kahvaltı yapmaya çalıştım.

Buralarda herşey iyice flulaşıyor. Bir ara doğumun bahsedilen “ayrı dünyası”na girmişim ki, gözlerim yarı kapalı top üstünde kalça çevirirken Utku’ya kapıyı kapatmasını söylemişim, çünkü koridor sesleri çok yakından geliyordu, dibimde gibi, hatırlıyorum.. Utku kapının kapalı olduğunu söyledi. Hayır açık, kapat kapıyı diyordum. Ve Utku gidip, kapıyı kapattı, ben de rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre de, kapı zaten hep kapalıymış, Utku da gidip kapıyı sessizce açıp, sesli bir şekilde kapatmış 🙂

Ara ara doktorum geldi odaya. saat 12ye doğruydu sanırım, Gülnihal Hanım “hah, tamam yürüyüş de değişti, bebek indi galiba” dedi. Evet, bacaklarımı oldukça açarak yürüyordum. Doğumhaneye inme vakti idi. İnmeden birkez daha tuvalete ve duşa girdim. Nur bana orada, o anda değil, ama doğumdan sonra, zaman geçtikçe beni çok etkileyen ve bunun için ona çok teşekkür ettiğim birşey yaptırdı. Eski Gonca’ya, eski bedenime veda ettirdi, yeni bir Gonca olarak çıkacaksın ordan dedi..

Doğumhaneye inerken tekerlekli sandalye istemedim. Dışarıda ailelerimizin olduğunu biliyordum. Konsantrasyonumu dağıtmamak için gözlerim kısmen kapalı kısmen de sadece yere bakarak, bir kolumda Utku, bir kolumda Nur, asansöre, oradan da doğumhaneye yürüdüm.

Ve işte doğumhane.. Hastane araştırmaları sırasında, girmek görmek istediğim ama bi türlü sokulmadığım doğumhane. Büyükçe, fazla dolu ve fazla aydınlık olmayan, o meşhur doğum sandalyesi olan oda. Gülnihal Hanım rahat olacağım bir pozisyona yerleşmemi söyledi. Birkaç poz denedim ve en çok sandalyeye ters dönüp dizlerimin üstünde durup, koltuğun sırtına sarılarak rahat ettim. Ikınma hissim vardı. Ben önce nefes verirken ıkındım. Doktorum derin nefes al, nefesini tut ve ıkın dedi. Sonra tekrar nefes al, tekrar ıkın ve bir kez daha dedi. Ama ben o kadar yorgun ve o kadar heyecanlıydım ki o derin nefesi bile almak çok zordu. Ikınmaya başladığımda ise ikinci ıkınma sırasında ıkınma hissim geçiyordu ve ben onu kendim zorlayarak sonlandırıp, üçüncüyü de bazen kendim yapıyordum. Benim için en zor kısım burasıydı. Vücuduma söz geçiremiyordum. Yapacaklarımı gözümde canlandırıyordum ama gerçekleştiremiyordum. Derin nefes al dendiğinde devamlı göğsüme kocaman nefesler alıyordum. Acaba karnıma mı almalıydım o nefesleri? Sancı hissinden ıkınma hissine geçiş nasıl olmalıydı? Bunlar hala tam anlayamamış olduğum ve aklıma takılan şeyler. Sanırım sancılarım gibi ıkınma hissim de o kadar hafif ve nazlıydı ki ben bu ayırımı tam olarak yapamadım. Bir süre sonra sancılarım da oldukça azaldı. Doktorum biz çıkalım, siz karı koca biraz başbaşa kalın dedi. Sarıldık öpüştük koklaştık. Sonra doktorum geri geldiğinde sancı durumum hala çok farklı değildi. Sana biraz suni sancı vermek istiyorum dedi. Ben çoktan razıydım zaten. Ve “Aman sakın ha” dediğim suni sancının bile, doğru zamanda ve yerinde kullanıldığında ne kadar da kurtarıcı, yardımcı birşey olduğunu anladım. Doğumhanede geçirdiğim yaklaşık 2.5 saatin, sanırım son bir saatinde suni sancı aldım ve iyi ki aldım. Süreç çok uzamıştı çünkü ve sık sık bebeğimin kalp atışlarını dinliyorlardı. O da çok yorulmuştu muhtemelen. Ben artık o kadar yorulmuştum ki, “yapamıyorum, olmuyor, yeter artık” diye söyleniyordum. Ben yapamıyorum dedikçe, doktorum bana hadi diyordu. “Hadi oğlum yardım et bana” diyordum bir yandan. Bu sözlerim Utku’yu çok duygulandırmış. Karnımı elliyormuş ve karnımda bizim miniğin içeride bacaklarını vurmasını ve çıkmak için onun da çabalamasını hissediyormuş. Tabi ben bunların hiç birinin farkında değildim. Parça parça görüntüler var hafızamda. Utku’nun gözleri, elleri, Nur’un yüzü, sakin sesi, çocuk doktoru arkadaşım Öykü, çok kısa bir an doğum fotoğrafçısının bir köşede durduğu, bebeğimin kalp atışını dinleyen hemşire, doktorumun sesi..Ve “Elle bak başı orda” dedi doktorum. İlk başta inanmadım, ellemek istemedim. Sonra tekrar edince, elledim ve evet ordaydı, başın en tepesi, ıslak, saçlı, sıcak, minik bir yuvarlağın bir parçası. İnanılmazdı. Burdan sonra da tamamen itmem yine çok kolay olmadı. Çünkü ben dedikleri kadar çok ıkınamadıkça baş dışarı çıkıyor ama sonra çıkan kısmın büyük bir kısmı içeri geri giriyormuş. Ama sonunda bir an geldi ve büyük bir ıkınma, güçlü bir itme ve sanırım ilk ve tek çığlığım ile başı çıktı o meşhur “ateş çemberi”nden ve bedeninin geri kalanı çok daha kolay, çok daha hızlı, bir balık gibi kayarak çıktı ki bu an hiç ama hiç unutamayacağım çok acayip bir histi. sırf bu his için bile tekrar tekrar normal doğum yapmak isterim :)) Birkaç saniye sonra oğlumuzun ağlama sesini duydum ve Gülnihal Hanım bacaklarımın arasından oğlumu ellerime verdi. ıslak, sıcak, yumuşak, narin, ürkek,… O an çok büyülü bir andı. Yanımda sevgilim, kocam, Utkum ve ellerimde ağlayan kocaman gözleriyle bana bakan, çok tanıdık ama bir yandan da çok yabancı, çok minik, çok ürkek, narin bebeğim vardı. “Merhaba Oğlum, hoşgeldin” dedik ona. Elime verildiği ilk anda hafif morumsuydu rengi ve sonra hemen pembeleşiverdi. Bebeğimizin ilk Apgar degerleri gayet iyiydi. Eşim kordonu kesmeyi çok istemişti ama durduğum pozisyondan dolayı doktorum bile zorlanarak kendisi kesmek zorunda kaldı. uzunca kesti.( Sonra yine kocam keserek kısalttı.) ve ben bebeğimizi sevgilimin kollarına teslim ettim. kocam ve kucağında oğlum. Bu da unutamayacağım bir kare. Ben sonra çok az daha ıkınarak plasentayı da çıkardım. Plasenta beklediğimden çok daha büyüktü, neredeyse bebek kadar vardı sanki. Üstündeki damarlar ağaç resmi gibi.. Gülnihal Hanım bunu isteyip istemediğimi sordu. Aslında onu almaya niyetim vardı ama hem kafamda netleştirmediğimden hem de yaşadığım uzun zorlu süreç ve bunun yorgunluğundan gözüm plasenta falan görmedi tabi. Bebek çıkarken omzu biraz takıldığından hafifçe bir yırtığım oluşmuştu, bu dikildi, sonrasında çok sıkıntı yaşamadığım küçük ve hafif bir yırtık oldu bu. Bu sırada bebeğimizin bakımları yapılıyordu. Eşim, Nur ve Öykü onun başındalardı. Öykü ile öncesinde uzun uzun bunları konuşmuştuk, ne isteyip istemediğimi çok iyi biliyordu. aspirasyon yapılmadı, bebek yıkanmadı, bebek odasına götürülmedi, hep yanımızdaydı. Aşısı da ilerleyen bir zamanda, belki yapılacaktı. Orada Utku oğlumuzun kordonunu da kısaltmış. Sonra bana geri getirdiler bebeğimi ve orada karar verdik ismine.. Doğuma kadar bir türlü karar veremeyip, “var bunda bir sebep, doğumu bekleyelim” demiştik. Doğumdan 2 gün önce düşmüştü “Kaya” ismi aklımıza. Ama 2 günde bir isim değiştirdiğimizden yakın çevremiz de artık dalga geçiyordu bizimle. Gerçekten varmış bir sebebi.. Böyle zor bir doğuma mükemmel bir şekilde dayandığı için, sağlamlığı için “Kaya”yı yakıştırdık ona. Hemşireler bebeğimi göğsüme koyduklarında, yine o inanılmaz sıcaklık yumuşaklık şeffaflık narinlik… Hemen emzirdim orada bebeğimi biraz ve sonra bebeğim göğsümde çıktık doğumhanenin kapısından.. Kapıda neredeyse bizim kadar yorgun anneler, babalar, kardeşim… Onların gözleri merakla, heyecanla göğsümdeki bebeğimizi ararken, ben de onların gözlerindeki ışıltıyı seyrettim hayal meyal.. Burada da babamın bakışını, gözlerini unutamıyorum. Asansöre bindik ve çıktık odamıza..

Odamıza girdiğimizde ben tabi ki, yorgunluktan heyecandan farketmedim ama solunumda hafif bir sıkıntı hırıltı oluşmuş. Öykü benden çok nazik bir biçimde bebeği istedi, bebek bakım odasında bir kontrol edelim dedi.. Bundan sonrası belki de başka bir hikayenin konusu.. 5-6 gün yoğun bakımda kaldı bebeğimiz sonrasında. Biraz üzücü bir süreç oldu. Çok ciddi bir sebebi olmamakla birlikte, yoğun bakıma elimizi verdik kolumuzu kaptırdık galiba.. Aylardır beklediğimiz yavrumuza bir türlü kavuşamadıkça saatleri sayar olduk, stres olduk. Hastaneye kızdık, doktorlara kızdık ama bizim için yepyeni olan bu dünyada acizliğimizle elimiz kolumuz bağlı kaldık.. Doğuma kadarki 38 saatlik süreç bana kısacık gelirken, doğum sonrasındaki bu birkaç gün bana aylar gibi geldi.. Lohusa taçlarını pek severim ben.. Birkaç tane vardı yanımda. Hatta birini anneme özel olarak yaptırmıştım ve çok sevmiştim ama onları bi türlü takmak kısmet olmadı. (eve döndüğümüzde de onları gördükçe hep içim buruldu, sonra kaldırdım onları ortalıktan.)

Sıksık bebeğimizi görmeye iniyorduk, süt sağıp götürüyorduk ilk başta, sonra emzirmeye gittim sıksık. Zaten çıkmadan önceki son 2 gece de odamızda fototerapi gördü. Sonunda bir bayram havasıyla hasret kaldığımız evimize gelip yatağımıza yattık ve evimizin yeni üyesini de yanımıza yatırdık. Yatak odamızda 3. bir nefes daha vardı, minnacık bir nefes. Unutulmayacak birçok anının başlangıcına imza atan bir an, yatak odamızda 3. bir nefes.. Hoşgeldin Oğlum aramıza, iyi ki geldin..

Read Full Post »

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez'den alınmıştır.

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez’den alınmıştır.

İlk hamileliğimde ters bebek döndürmekle ilgili topladığım bilgileri ve tecrübelerimi burada paylaşmıştım.  İkinci bebeğim 40. haftaya kadar bir ters bir düz döndüğü için bunlara ekleyeceklerim birikti 🙂

Bebeğin son dakikaya kadar başaşağı pozisyon almaması 2. ve daha sonraki hamileliklerde daha sık görülüyor.  Benim amniyotik sıvım çoktu.  Kocaman bir bebeğim olmasına rağmen karnımda rahatça dönebiliyordu.  Bu resmen 40. haftaya kadar sürdü!  Bebeği annenin çabalarıyla döndürmek için genelde 34-36. haftalar arası öneriliyor.  Ama ben bu süreçte bebeği 36-42. haftalar arası pozisyon alan, doğduğu güne kadar ters bekleyip son anda dönen o kadar çok anne ile karşılaştım ki (sanal olarak…).  Havuz gibi olan karnımın içinde 39-40. haftalarda bebeğim haftada 6-7 kere pozisyon değiştiriyordu.  Ben de onu merakla takip etmekte elimle bebeğin pozisyonunu anlama konusunda uzmanlaştım.  Bu aşamada tabii oldukça da endişelendim.  Aslında bulunduğum yerde bebeğimi ters olarak doğurma imkanım da vardı.  Ama ben yine de bir miktar endişeleniyor, dönmesini istiyor, başaşağı pozisyon alırsa doğumun daha kolay olacağını düşünüyordum.

İşte bu yüzden bildiğim yöntemlerin çoğunu denedim ve şu sonuca vardım:  Aslında en önemlisi bu konuda rahat olabilmek, endişelenmemek.  Ben bir sürü şey deneyip  (meditasyon, hipnoz, pozisyonlar vs.) bebeğimin dönmesine yardımcı oluyordum.  O ise sabah uyandığımda rahat karnımda bir tur atmış, beni yine kafası yukarda bir şekilde karşılıyordu!  Ta ki ben vazgeçip, ‘tamam ya ne yapalım, ters doğuracağım’ diyene kadar.  Ne zaman ki ben rahatladım, bıraktım, bebeğim pozisyon aldı.  Kabul, kabul, kabul…Zaten doğum tamamen kabul etmek, bırakmak, değil mi?

Daha önce bahsettiğim yöntemlere ilave olarak bu sefer şunları öğrendim:

  • Hypnobabies’in bebek döndürme cdsinden çok faydalandım.  Çok rahatlatıcı, yalnız İngilizce. 
  • Spinning babies bu konuda çok kapsamlı bir kaynak.  Ama yine İngilizce
  • Fiziksel pozisyonlara ek olarak havuzda amuda kalkmak çok tavsiye ediliyor.  Kışın ortasıydı, kapalı havuza da gitmiyorum.  O yüzden denemedim 🙂

Bir de tabii son çare olarak bebeğin doktor tarafından manipülasyonla döndürülmesi yöntemi var.  External version deniyor.  Bu konuda deneyimi olan doktorlar  tarafından, hastanede uygulanıyor.  Aman ha dikkat.  Ciddi bir müdahale bu.  Kendinizin veya deneyimsiz bir sağlık personelinin hastane dışında yapabileceği birşey değil.  Ne zaman uygulanacağı hamileliğinizin gidişatına bağlı.  Zamanlama kritik.  Ne çok geç ne de bebeğin tekrar geri dönebileceği kadar erken olmalı.  Başarı oranı %58.  Türkiye’de uygulayan bir doktor henüz duymadım.  Almanya’da görüştüğüm doktor ve ebelerden anladığım kadarıyla uygulamayı yapan kişiye bağlı olarak yumuşak (ama yine de rahatsız) veya stresli ve zor bir deneyim olabiliyor.  Ben tercihlerime saygılı bir şekilde uygulayacak doktoru buldum ama neyse ki gerek kalmadı.

Bebeğim 40. haftada döndü.  Ben 43. haftaya girerken doğurdum.

Başak Kutlu Atay
Hamile yogası ve doğuma hazırlık eğitmeni
www.do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede ikinci doğal doğum

Dr: Ebru Akbay

Ebe: Asude Oflaz

DOUM ailesi: Hayır

20130126_0318512.doğal doğumum, çook mutluyum nasıl nerden başlayıp anlatsam bilemiyorum, birinci bebeğimin,kızımın doğum hikayesi ni buradan okuyabilirsiniz…

Tüm anne adaylarına ışık olması temennisi ile şimdi oğlumuzun doğumunu anlatayım. Kızımda 11 doktor değiştirmiştim, oğlumda neyse ki gönlümüzdeki doktoru 5. de bulduk (Dr. Ebru AKBAY) yine imdadımıza Asude Ebe’ miz yetişti, sayesinde duyarlı, dikkatli, doğum planımıza ve paralelindeki isteklerimize saygılı doktorumuzla tanıştık ve hayalimizin de ötesinde ki doğumu gerçekleştirdik. İyi ki varsın Asude Ebe, iyi ki varsınız Ebru Hn. İyi ki tanışmışız sizinle.

Gebeliğimin başı itibariyle hep bir karın ağrısı olmuştu, başlangıçta bir tedirginlik oldu tabi, çünkü ilk ultrasonlarda hep kan pıhtısı gözüküyordu. Bu hamilelikte pek istenmeyen bir şey, neyse ki sonraki kontrollerde kayboldu. Gebeliğimin 27. Haftasında bebek ters duruyor diyerek bizi korkutan 4.doktorumuza tahmin edebileceğiniz gibi bir daha görüşmedik. “Gebelerin pozitif şeyler duymaya ihtiyacı var! Buna dikkat eden doktorlar tercih sebebidir☺” Asude Ebeyle iletişime geçtik,her zamanki pozitifliği ile “bunun bu haftalarda olabileceğini ,bebeğin doğuma kadar döneceğini hatta doğum esnasında dahi dönebileceğini söyledi, hatta dönmezse döndürürüz diyerek içime su serpti” Diğer kontrolüme kadar ben yinede tedirgindim, bildiğim tüm hareketleri denedim(secde pozisyonu, kedi pozisyonu, ayaklar koltukta eller yerde vb.)

7. Ay kontrolümüzü Ebru Hn. yaptı ve müjdeyi verdi, bebek duruşunu değiştirmiş ve doğum pozisyonunu almıştı, mutluyduk ve çok rahatladım, sezaryen olma olasılığı beni fazlasıyla germişti, oturup korkudan ağladığım dahi olmuştu.

Dr. Ebru Hn. ile ilk karşılaşmamızdı, pozitifliği, dünya görüşü, tatlı dilli yaklaşımı doğal doğum konusunda bizden daha istekli oluşu(ki tecrübeyle sabit böyle doktora hiç rastlamadık, bizden daha çok doğal doğumu destekleyen) ve kızımın doğum hikayesini anlattıktan sonraki yorumu “inşallah bu doğumunuzda ebede doktorda dokunmadan kendi kendinize doğurursunuz” biz eşimle duyduklarımsıza inanamadık bu cümleleri kurabilecek doktor var mıydı, varsa da bu nasıl bir şans ki bizi buldu. Bu cümleler belki abartı gelebilir ama fazlasıyla doktor tecrübe ettikten sonra Dr. Ebru Hanımın yaklaşımı bizi çok şaşırttı, aslında şaşırmamalıydık, bizi Dr. Ebru Hanıma yönlendiren Asude Ebemizdi, gönlümüzden geçeni biliyordu.

Ebru Hanım’ ın sürece dair bir çok tavsiyesi oldu. Rahim kaslarını güçlendirdiği için bol bol hurma yemem gerektiğini, pelvis bölgesinde açılmanın kolay olması için her gün düzenli olarak merdivenleri düz değil! yan çıkıp inmenin faydalı olacağını, bebeğin rotasyonunun düzgün ve kolay yapabilmesi için birkaç bilgi notu/doküman vb. tüm tavsiyeleri harfiyen yerine getirdim.

Her şey yolunda gidiyordu çok şükür, 40. haftamı doldurmama 9 gün kala nişanım geldi, nişanı görünce biz doğumun o gün başlayacağını düşündük. Çünkü kızımda; nişan sabah gelmişti akşamına suyum geldi ve doğum başlamıştı, meğer birinci doğumlarda nişan sonrası doğum başlama süresi kısa olurmuş ama ikinci doğumlarda nişan 30 lu haftalarda dahi gelebilirmiş, biz ilk doğumumla kıyasladığımız için bebeğimizin o gün yada birkaç gün içinde geleceğini düşündük. Heyecanla beklemeye başladık, nişanın geldiği gün akşam NST de 2 kasılma çıkmıştı, buda bizim bekleyişimizi hızlandırdı ama günler geçti hala bir belirti yoktu.

Nişanın ardından pembe akıntı 2 gün boyunca geldi. Gün geçtikçe heyecanımı yitirmeye başladım, bebeğimin erken doğmasını istemiyordum tabi î ki ama nişanın arkasından gereksiz bir bekleyişe girince ve günler geçince kötü hissetmeye başladım, her gün ”bugün doğum olur mu?” diye kendimi dinlemek beni üzmeye başlamıştı, akışına bırakmalıydım ama sabırsızlanıyordum☺

40. haftam doldu ve 40+3. gün gecesi kasıklarımda hafif kasılmalar hissettim düzensizdiler, sabahı kızımın ilk karne günüydü, 10:30 gibi okula gitmek için evden cıktık; 10:40 ta ilk ciddi kasılmayı hissettim, karneden sonra kızımı at binmeye götürecektik karne hediyemiz buydu ama yolda peş peşe 2-3 kasılma gelince eşime “karneden sonra atlara değil ama hastaneye gidebiliriz dedim☺” bir yandan da düşünüyorum bizim oğlan kendini ağırdan alıyorsa bunlar gerçek doğum kasılmaları değil ise boşuna yine heveslenmeyelim! Akabinde karnemizi aldık oradan bize yakın bölgedeki ( Kurtköy) bir hastanede NST çektirmeye gittik, sıramızı beklerken şiddeti artan 2-3 kasılma daha geldi, benim artık yüzümün rengi değişmişti, eşime “beklemeye gerek yok, doğum planımızı uygulamaya alalım, sürecin başladığını ifade ettim. Sıramız geldi , hemen NST çekildi bu arada kızımı ikna etmeye çalışıyoruz, atlar bugün hastalanmışlar binemeyeceğiz diye ama gelinde 3,5 yaşındaki çocuğu ikna edin, ağlayınca babası, beni annemle NST de bırakıp mecburen kızımızın gönlünü yapmaya gitti☺ NST de düzenli kasılmalar çıktı, muayene de olduk henüz açıklık yoktu ama oradaki doktorun yaklaşımı da şöyleydi ”kasılmalar düzenli, suni sancı versek bugün doğurursunuz” Bu yaklaşımına; kibarca durumumuzu izah ettim, doğumumuzu doğal olarak müdahalesiz yapmayı planladığımızı ve doktorumuzun Çekmeköy’ de( FSM Tıp Merkezi –Dr. Ebru Akbay) olduğunu anlattım, kendisi cevabıma pek memnun kalmadı.

Sonrasında annemle kızımı eve bıraktık(Pendik)kızım yolda uyumuştu, dolayısıyla doğuma giderken kızıma doya doya sarılamadım, uyurken yanağını ve saçını okşadım elinden öptüm vedalaştım, fazlasıyla duygusal bir andı, benim ve annemin boğazımız düğümlendi gözlerimiz doldu, evden çıkana kadar zor tuttum kendimi,yolda artık hıçkırarak ağladım kızıma sarılamadım diye☺ Şuan anlatırken bile gözlerim doldu.

Hastaneye gelmiştik (16:40) ama hemen yatış yapmadık, kasılmalar sırasında atıştırmak için hastanenin karsısındaki marketten alışveriş yaptık, bu sırada 10 dk arayla düzenli kasılmalar geliyordu, market çıkışı karşı kaldırımda hızlı hızlı ilerleyen Asude Ebe yi gördük, arkasından seslendik, bizi görünce çok şaşırdı, elimizde poşetler gayet rahat sanki doğuma giden biz değildik… Odamıza yerleştik, Asude Ebe, eşim ve ben 22:30 a kadar odada sohbet ettik, kasılmalar düzenli ama şiddeti çok artmamıştı. Asude Ebe biraz dinlenmem için odamızdan gitti, ben uyumaya hazırlanırken 11:06 da ilk şiddetli kasılma geldi 45 saniye sürdü, 5 dk arayla gelmeye devam etti, kasılmaların arası birden daha da sıklaştı ve şiddeti artıyordu, Asude Ebede uyuduk mu diye bize bakmaya geldiğinde; Eşimin doğum koçu pozisyonunu almış, kasılmaları derin nefeslerle karşıladığımı görünce şaşırdı,”aşk olsun çocuklar niye haber vermiyorsunuz” dedi☺ ama biz bile anlayamadık, her şey çok hızlı gelişti.

00:15 te suyum geldi, çok uykum vardı azıcık uyusam diyordum, Asude Ebe ”uykunun gelmesi güzel, hızlı fazda olduğumuzu gösterir dedi” Devamlı telefonla arayıp durumu öğrenen doktorumuz bizden daha heyecanlıydı, Asude Ebe muayene yaptığında daha açıklığın olmadığını söylemişti . Doktorumuza gelmenize gerek yok daha başındayız dedi, 1 kez kustum (buda son fazda olduğumuzun işaretiymiş) sonra duşa girdim 4-5 kasılmayı duşta karşıladım(sıcak suyun bu kadar iyi geldiğini tekrar hatırlamış oldum) duştan çıktım yatağıma kadar zor yürüdüm kasılmalar son şiddetindeydi, suyumun geldiğini öğrenen doktorumuz hemen hastaneye gelmişti, odaya girdiğinde benim ilk ıkınmam gelmişti, bir yandan ıkınmayla başa çıkmaya çalışıyorum bir yandan daha açıklık yeterince değilse ıkınmamam gerektiğini biliyordum ( Tam açıklık mevcut değil ise ıkınmak sadece ödeme sebep olur, sabırla tam açılmayı beklemek gerektiğini biliyorum) ama ıkınmayı önlemek zordu, doktorun hızlı muayenesiyle açıklığın tam olduğunu öğrenince içim rahatladı diyebilirim çünkü ıkınmalarda artık kendimi tutmak zorunda değilim.Doktorumuz ve Ebemizin de teşviki ile doğumhaneye gitmeyip odamızda doğumu gerçekleştirmeyi tercih ettim. Yatağımın bir ucundan diğer ucuna zor yürüdüm, yatağın kenarında çömelerek eşimin ellerini tutup ondan güç alarak 4.ıkınmada 01:51 de lokum oğlum doğdu (54cm ,3800kg), ablası gibi oda ağlamadı, sadece ağzındaki suyu atmak için öksürükle karışık bir ses çıktı ağzından sonra hopp benim kucağıma☺ tarif edilemez bir duygu, bir rahatlama, bir mutluluk… Yere oturup hemen minik oğlumu kucağıma aldım, sanırım 5 dk dan fazla kucağımda sevdim, kordonu kesilmedi, takii kordondaki bebeğin eşinden gelen kan akışı durana kadar, kan akışı durunca babamız Besmele ☺ ile oğlumuzun kordonunu kesti . Bebeğim kucağımda, babası kordonunu kesiyor, bu duygularımı nasıl ifade etsem bilemiyorum, Rabbim isteyen herkeslere nasip etsin, böyle si doğal bir doğumu hayal bile edemezdim. Dr. Ebru Hn. bize 2. Doğumların aniden başlayıp ve çabuk geliştiğini söylemişti ve haklıydı, doğumdan 3 saat öncesine kadar hiç bir şeyim yoktu ama 3 saat sonra bebeğim kucağımdaydı, mucize işte bu☺

Kordon kesildikten sonra bebeğin eşini (plasenta yı)biz almak istediğimiz için bize güzelce sarıp verdiler, ertesi gün babamız plasentayı uygun bir yere toprağa gömdü, böylece hastane atıklarıyla gömülmekten kurtulmuş oldu.

Yavrum hiç yanımdan ayrılmadı, hemen ilk emzirmeyi de yatağımızda yaptık. Doğumdan sonra talebimiz üzerine bebeğimiz yıkanmadı , vitamin K aşısını yaptırdık, hepatit B aşısını ertesi gün yaptırdık (biz aşı yapılması taraftarıyız) sadece topuk kanı için yanımdan ayrıldı oda babasının kucağında olduğu için rahattım☺

Doğum sonrası gerçekten yeniden doğmuş gibi oldum, epizyosuz, yırtıksız, müdahalesiz odamızda olabildiğince doğal bir doğum yaşadık. Bize bunu sağlayan Asude Ebe Hn ve duyarlı Doktorumuz Ebru Akbay ‘a ve hastane çalışanlarına çoookk teşekkür ederiz.

Anne Baba Adaylarına nacizane tavsiyelerimiz:

1-Mutlaka bir Doğum Planınız olsun, doğum planınızı Doktorunuz ile paylaşıp görüşlerini alın 2-Yoğun doğum gerçekleşen hastaneler değil sakin, butik hastanelerde doğal doğum yapma şansınız daha fazla olacaktır. 3-Doğum koçu görevi için Baba ve işinin ehli EBE sürece dahil edilmeli. 4-Önceden hastanenin keşfi yapılmalı. Doğumhane(Ameliyathane değil-birçok hastanede Ameliyathane de doğum yapılıyor) ile odaların aynı katta olması önemli. Doğum öncesi kasılmaları odanızda takip etmelisiniz. 5- Doğum esnasında yorgun düşmemek için aç kalmamaya dikkat edin.

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Planlı sezaryen doğum, epidural anestezi

Dr: Tansu Küçük

DOUM ailesi: Hayır
murvet1 ay oldu minik kuzumuz aramıza geleli..

Bekleyiş, merak ve endişeli heyecanımız yerini minik mucizemizin her gün daha da büyümesini izlerken hissettiğimiz heyecana, mutluluğa bıraktı.

Herşeyi yazarak daha iyi anlatırım diyen ben, böyle bir deneyimi, mucizevi olayı nasıl anlatabilirim bilmiyorum.

05 Temmuz gününe uyanmak üzere canım annem, kardeşim ve kocimiğim ile birlikte kaldık, ( Melis’in babaanne ve dedesi Bitlis’te yaşadıklarından gelemediler, sonra gelip görecekler torunlarını) herkes sabaha dair çok heyecanlı ve endişeliydi de aslında, sanırım ben hariç, mübarek kandil gecesi olmasından dolayı Allah’ım büyük bir güç ve rahatlık serpmişti sanki üzerime, nasıl beklerim, ne yaparım derdim ki tam tersi oldu..Zaten hep söylediğim gibi Melis’im tüm bilinen kuralları yıkarak geliyordu ya, bu da onlardan biri olmalı;)

Sabah 9-10 gibi hastanede olmamız gerekiyordu, tetkikler ve yatış işlemleri için yola çıktık. Hiç beklemeden sırayla işliyordu herşey, önce odamıza yerleşip, üzerimi değiştirdik, Murat yatış işlemleri ile ilgilenirken. Sonrasında anestezi uzmanı gelip, bazı sorular sordu, tabi benim de sorularım oldu.. Epidural anestezi istediğim için özellikle kesin hissedip hissetmeyeceğim ve belden yapılacak iğnenin herkesin bahsettiği gibi kocaman olup olmadığıydı:) ki doktor gayet rahat bir şekilde evet o kadar kocaman dedi, ama siz hiçbirini hissetmeyeceksiniz diye de ekledi.. Ardından hemşireler gelip bazı formları doldurttular derken beklemeye koyulduk. Bu arada anneanneler, teyzeler, arkadaşlar da hastaneye gelmişti. Tansu Bey odamıza uğrayıp, saat 11 gibi başlayacağız dedi ki maalesef önceki ameliyatın uzun sürmesinden dolayı bu saat çok uzadı, beklemek biraz sıkıntı stres verdi, bir an önce olsun hissine döndü diyebilirim. Fotoğrafçımız da bizden bir süre sonra gelip, odadaki detayları çekmeye başlamıştı, gerçekten fotoğraf konusunu atlamayarak çok doğru bir karar vermişim, çünkü o an odada kimse fotoğrafla uğraşamaz ya da o kadar çok detayı yakalayamazdı, Ebru saolsun herşeyi çekti, çok az bir kısmını ekleyeceğim bloğumuza, albümümüz, sunum ve diğer tüm fotolar da geldi hepsi harika, süper bir hatıra olacak minik kuşumuza..

Ve nihayet odadan almaya geldiler beni, o an hissettiklerimi çok kolay anlatamayacağım, sanki yeni farkına vardım ve kafama bi balyoz yemiş gibi oldum:) Çok heyecanlıydık, doğuma Murat da katılacaktı ve sürekli yanımda olmasını istiyordum, sanki son anda bişey olur da almazlar gibi geliyordu ve sık sık nerde diye soruyordum ki ameliyathaneye geldik. Hemşireler ve doktorlar gayet eğlenceliydi, epidural anestezi yapılacak ve sonrasında Tansu Bey, Murat ve fotoğrafcı gelecekti. Epidural için öncelikle beni psikolojik olarak hazırlama çalışmalarına başlamıştı doktor:) Tek tek yapacaklarını anlatıyor ve sonrasında uyguluyordu ki herşey ayyynen dediği gibi oldu, belimi uyuşturup bir katater taktılar, iğneyi vuracakları an kalbim yerinden çıkacak sandım, çünkü doktor hiç kıpırdamaman konuşmaman gerekiyor dedi, ya farkında olmadan kıpırdarsam diye düşünüyordum ama başardım, nefes bile almadım neredeyse 🙂 Epidurali uyguladıktan sonra ayaklarıma kaynar sular döküldü sanki ve bir süre sonra hissetmemeye başladım, o kadar değişik bir his ki, ayaklarınızı görüyorsunuz, sonsuz bir kıpırdatma isteği oluyor ama oynatamıyorsunuz 🙂 Doktor, emin olmadan başlamayacaklarını söyleyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu ve bir buz kütlesi koydu omzuma, sonra da bacağıma, dokunuşları hissediyorsunuz ama acı-ağrı hissi yok, çok garip.. Önüme bir perde gerip, herşey tamam olunca Murat geldi yanıbaşıma, giymiş önlüklerini 🙂 Ebru’yu sordum hemen, onu da görünce rahatladım. Ve Tansu Bey geldi, gelişi, işleme başlayışı ve Melis’in çıkışı 10 dk bile sürmedi, hemen kız mı diye sordum 🙂 Bu sırada Murat da herşeyi tam mı diye soruyordu canım ya.. Zaten rahat durmadı yanımda sürekli bakıyordu perdenin ardına, cesaret serptiler ona da sanırım. Sonra Melis’i yanıma getirdiler, o nasıl bir kokudur ya, mis kokuyordu, yüzü buruşuk gözleri kapalı, yavrum yaa, hemen öpmek istedim kuzumuu. Sonra alıp götürdüler ve herkesi çıkardılar:( Yalnız kalınca ve sıra bana yapılacak işlemlerde olunca, bunu bilmek biraz tuhaf oldu, içim geçti sanki ve anestezi uzmanı seni 5 dk. uyutmamı ister misin diyince hemen kabul ettim, derin bir uykuya daldım sanki, ve tatlı..

Uyandığımda herşey bitmiş beni yatağa alacaklardı, bunun huzuruyla uyandım sanki ve bir süre gözetim altında bekletmeleri gerekiyormuş, ama ben sürekli beni yukarı çıkarın merak ederler diye diye çıldırttım 🙂 Herşeyin normal ilerlediğini görünce zaten çıkardılar, asansör açıldığında herkes kapıdaydı merakla..

Melis’imi bir süre sonra odaya getirdiler, o kadar minikti ki, o kadar masumdu ki, bu hisler tarif edilemez, hemen o an tüm endişeler beynime uçuştu sanki, nasıl bakacağım, iyi bakabilecek miyiz diye, çok karmaşık hisler, yaşayanlar anlayabilirmiş, öncesinde tahmin bile edilemezmiş, hiç tahmin ettiğim gibi değilmiş, bambaşkaymış vesair..

Eğer bir şekilde normal doğum geçekleşmeyecekse, sezaryen olacaksa kesinlikle epidural olmalı ve görmelisiniz diyorum başka bişey demiyorum 🙂 ki sezaryen olacaksa neden ayık olayım bayıltısınlar diyen biri olarak ve eşiniz de şahit olmalı, Can’ınızın dünyaya gelişine.. Normal doğumda önceden, sezaryen doğumda sonradan acı çekiyorsunuz, acılı geçen 2 günü anlatmak istemiyorum, çok kötü ya da fena geçtiğinden değil, kötü yanlarını anlatanlara sinir olurdum, bu yüzden ben de bahsetmeyeceğim sonuç olarak geçip gidiyor unutuyorsunuz, 2 günden sonra da dikişlerinizin acıları ve yürümek, gece sürekli kalkıp emzirmek durumunda olduğunuz için, bunlar zorluyor.. 5. Günde gayet normal ayaktaydım. Hepsi onu emzirdiğiniz anda yokolup gidiyor.. Zaten emzirirken bir yandan da bir hormon salgılarmışsınız ve bu dikişlerin vs. kolay iyileşmesine yardımcı olurmuş, nasıl bir sistemdir, düzendir bu Allah’ım..

Hastane, hemşireler, doktorlar konusunda son derece memnun kaldığımızı da belirtmek istiyorum. Geceleri hemşirelerin emzirme için verdikleri büyük çaba ve sabır, Melis’imin şu anki emiyor olma durumunu belki de onlara borçluyuz, ısrarla ve dakikalarca uğraştılar. Doktorların gün içinde sürekli ilgileniyor olmaları, diyetisyeninden tutun çocuk doktoruna kadar, sürekli takiptelerdi. Son gün emzirme, bebek bakımı, evdeki kendi bakımınız konusunda birkaç eğitim verdiler ve verdikleri eğitimlerin dökümanlarını da beraberinde paylaştılar. 2. Günü akşamı odaya özel romantik bir masa kuruldu, yemekler çok başarılıydı, anne ve babaya jestmiş:) Sabahları içecek ikramlarından, gazete servislerine kadar kısaca herşey kusursuzdu, soru sormamıza fırsat vermeden tüm detayları sundular. Kuaför ertesi gün gelip sizi bir güzel süslüyor, fotoğraf çekimlerine hazır duruma geldik çok uğraşmadan sayelerinde, bunu da es geçmeyeyim 🙂 Son gün nerdeyse üzülerek ayrıldım hastaneden, çünkü evde sizi gece uyandırıp, emzirmeniz için bebekle uğraşan hemşireler olmayacaktı:)

Ve sonunda evimize geldik, gelen giden misafirler, emzirme ve banyo telaşı, geceleri acaba neden bu sesi çıkardı, dur bakalım nasıl nefes alıyor, neden bir gün hızlı bir gün yavaş nefes alıyor, acaba doğru mu yatırdık, ya açsa gibi bir ton düşünceyle başbaşa kaldık..Elif Şafak’ın Siyah Süt’ünü okuyanlar bilir ki, Lord Poton dolanmaya başlıyor etrafınızda.. İyi ki annecim bizimleydi, şükür ki hala bizimle..Nasıl yetişemezler, bebek uyuyo emio, bi sürü vakit kalır derdim, asla böyle değilmiş, emzirmek o kadar uzun zaman alıyor ki ve bu minik mucizelerin keyfine göre haraket ediliyor 🙂 Hergün yıkıyorsunuz, gelen misafirler, evde bekleyen işler, çamaşırlar gibi birçok şeye yetişen biri şart ve bu kişi Anne olunca içiniz daha rahat oluyor.. Bu dönemde eş desteği de çok önemli, hem güzel bir bağ kurmanız açısından, hem siz yetemezken yardımcı olması açısından.. Ben geceleri annemden destek almak istemiyorum, sonuçta gündüz çok yoruluyor, gece dinlensin istiyorum, dolayısıyle Murat’ın desteğini, ilgisini gözardı edemem, yoksa zor olurdu, ben de jest olarak haftaiçi işe gittiği için minimum destek istiyorum ve elimden geldiğince rahatsız etmemeye çalışıyorum ama o yine de ben uyuyayım diye Melis’i kapıp oynuyor:)

Ne çok değiştirdi hayatımızı, babasının deyimiyle pıtırcık.

Herşeyden daha uzun ve detaylı bahsetmek isterdim, fakat mümkün değil şu sıralar maalesef zamanı iyi kullanmam gerektiğinden 🙂 Çok da beklemek istemedim, hisler daha tazeyken, daha iyi anlatabileyim diye hikayemizi;)

Bugün itibarıyle tam bir aylık oldu mucizemiz ve şu an karşımda mışıl mışıl uyuyor, o kadar muhtaç ki size, o kadar masum ki, kokusunu içinize ne kadar çekseniz doyamıyorsunuz.. Uyurken saatlerce izleyebilirsiniz, yüzündeki değişen mimikleri, ifadeleri.. Eskiler melekler güldürüyor ya da ağlatıyor derler ya inanıyorum buna..Evimiz bebek kokuyor, Melis kokuyor, kıyafetlerini yıkasam da geçmiyor kokusu

gerçekten. Baktıkça şükretmek geliyor içinizden defalarca, ne kadar şükretseniz az.. Şu zamanı yaşayabilecek miyim, geçecek mi, nasıl olacak derken herşey bitti ve yeni hayatımız çoktan başladı, bir an önce iyice ele avuca gelsin, tepkiler versin, kahkahalar atsın istiyoruz. Evde sürekli aa baş şöyle yaptı, şunu yaptı diyerek, habire fotoğraf çekiyoruz:)

Fırsat buldukça Melis’li zamanlarımızı, deneyimlerimizi, yaşadıklarımızı, hislerimizi bloğumda paylaşmaya devam etmek istiyorum, güzel tecrübe ve tavsiyelerinizi paylaşmanızı da…

http://minikmucizemmm.blogspot.com/

( Bu arada minişimizin ilk fotosu : http://www.acibadem.com.tr/eBebekDetay_ora.asp?BebekId=41511 )

Sevgiler..
DOUMBlogdaki diğer doğum hikayeleri için tıklayın…

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

42. haftada doğal doğum, doulanın rolü ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

Pınar işibilen atik12 saattir Serdarla hastanedeydik. Doktorum Gülnihal Bülbül telefon edip bana bir Doula önerdiğinde odada oturmuş aktif doğumun başlamasını bekliyorduk. Hamileliğimin 42. haftasındaydım, geceyarısı suyum gelmişti, gelmişti ama bu kez de sancı yoktu, beklemeye devam ediyorduk. Ve bu durum moralimi bozmaya başlamıştı, hele de çok istediğim normal doğumdan yavaş yavaş uzaklaştığımı düşündükçe. Evet eşim hep yanımdaydı ama doktorum benim profesyonel bir desteğe de ihtiyacım olduğunu sezmiş ki bana Doula önerisiyle geldi. İçimden ‘bilmem ki nasıl olur, tanımadığım biriyle bu kadar özel bir süreci nasıl paylaşırım ki’ derken, hayır demeyi tüm hayatım boyunca öğrenememiş olan ben ‘Tamam’ dedim telefonun diğer ucundaki doktorum Gülnihal Hanıma. Şimdi geriye dönüp baktığımda ‘iyi ki hayır diyememişim’ diyorum. ‘O zaman, ben arayayım gelsin’ dedi Gülnihal Hanım, ‘adı Şaylan.’

Şaylan 1-2 saat içinde hastanedeydi. Kısa bir sohbetten sonra masaj yağlarını tek tek çıkarmaya başladı her birini tanıtarak. Yağlardan biri için doğumun sonuna doğru kullanıldığını söylediğinde ‘kimbilir ne zaman??’ diye düşündüğümü, doğumun çok uzak geldiğini hatırlıyorum. Haklıymışım.

Yağların ardından doping için getirdiği kuru meyve ve kuruyemişler çıktı patlayacak gibi duran çantasından. Belli ki her duruma hazırlıklıydı o çanta.. Hemşirenin katı gıda yeme dediğini ilettim kendisine. Boğazına hayli düşkün olan ben, bu durumdan hiç de memnun değildim… Şaylan için benim moralim herşeyden önemliydi, ben yemek istiyorsam yemeliydim, hemşireden izin kopardı. Doğumun sonlarında artık doğumhaneye gitme vakti geldiğinde bile hala ağzıma cevizler, elmalar tıkıyordu :))

Hemen yağlardan ilkini çıkarıp ayaklarıma masaj yapmaya başladı, bir yandan rahmin akupressür noktasından bahsediyor, ardından doğum sürecinde hormonların savaşını anlatıyordu şevkle.

Saatler geçip de hala belirgin ve ritmik kasılmalarım başlamayınca, benim bozuk plak gibi tekrarlayıp durduğum ‘acaba şu anda sancı var da ben mi hissetmiyorum?’ sorularımı sabırla yanıtlıyordu her defasında.

İlk günün sonunda ortada sancı yok doğum yok, ‘Git evine, biraz dinlen, sabah gelirsin’ dedik.. Ama o bizi bırakmadı.

Gece üçümüz de yatağımıza/koltuğumuza yatıp her an sancılarla uyanabilecek olmanın bilinciyle uykuya daldık. Ama gözümünüzü açtığımıza sabahtı ve ortada sancı mancı yoktu… Gün boyunca göbek dansları yaparken karşıma geçip benle dans etti, susadığımda hemen suyumu doldurdu. Dışarda odaya girmek isteyen akrabaları püskürtmeyi de o üzerine aldı, hemşireye birşey sormak istediğimde koşup sormayı da… Hatta doğum başlamadıkça artık moralimin biraz bozulduğunu hissetmiş olacak ki, hemen doktorumdan biraz eve gidip moral depolamam için izin aldı. Zaten Gülnihal Hanım bu tür isteklere sonuna kadar açıktı. Okuldan kaçan çocuklar gibi kaçtık eve…

Sonunda aktif doğum başladı.. Masajlara devam, danslara da, hatta duş sonrası fön çekme seansı bile yaptık…

Manevi destek bir yere kadar, öyle bir nokta geliyor ki fiziksel destek gerek.. Özellikle sonlara doğru ‘dayanılmaz’ diyebileceğim sancıları ‘dayanılır’ olmasını sağladı, hem de çok büyük fiziksel güç harcayarak..

Tüm doğum süreci boyunca bir elimi eşim tutuyorsa diğerini Şaylan tuttu. Tuttu ve beni bu uzun yolculuğun sonuna kadar getirdi.

32-33 saat bizle birlikte o hastane odasındaydı… Doğumhanede her ıkınma sırasında bir kolumdan tutup kaldırması sanki yeterince yormamış gibi, bir de Ilgaz doğduktan sonra kameramanlık yaptı bize. ‘Yorgunsun’ dedim, hadi bırak, çekmeyiverelim’. Öyle desem de biliyordu ki aslında fotoğraf, kamera, ne varsa, her saniye kaydedilsin istiyorum.. Kamera görüntülerimizde Şaylan’ın bir ömür boyu bizle kalacak cevabı: ‘Yok yok, ben bu adrenalinle 2 gün daha uyumasam da olur.’

Valla uyumaz billa uyumaz, doğum 4 gün sürse 4 gün uyumazdı gerçekten de.

Hayatımın en özel sürecinde yanımdaydı ve ne kadar kolaylaşabilirse o kadar kolaylaştırdı. Bu bir teşekkür mektubu ama böyle bir çabaya teşekkür gerçekten yetmez…

Başka doğum hikayesi okumak istiyorsanız tıklayın…

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »