Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Doğum’ Category

Doğum tatlı birşey değildir. Bir insanın başına gelebilecek en yoğun deneyimdir. Eğer onunla savaşırsan bitersin.

Mistikler fazla enerjiyle sarhoş olmaktan baseder ya. Kadında kasılmaları içinde tutmaya çalışmak veya sancı çekmek yerine, doğum fırtınasını aynen böyle yaşayabilir.

-Leboyer

Kayra doğum - Leboyer

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Öğrenci doula desteğiyle 42. haftada sezaryen doğum, SSVD denemesi

Doula: Linet Morhayım

DOUM ailesi: Evet

tuba ve bebegiMerhaba,
Sizin sayenizde 2.doğumumu Linet Morhayım eşliğinde Maslak Acıbadem’de yaptım. İlk bebeğim yan döndüğünden sezaryen olmak zorunda kalmıştım. Halbuki 38 hafta boyunca haftada 4-5 yüzmüş, egzersiz yapmış ve psikolojik olarak hazırlanmıştım. Bir hayalkırıklığı idi benim için ama epidural sezaryenle kızımı Ocak 2012’de kucağıma sağlıkla almıştım.Bu defa yine en bastan normal doguma hazırlandım. 42 hafta dolana kadar bekledim. Linet hanım olmasa bu 42 afta kesinlikle zor geçerdi. 36. haftamda taşındım mesela, hep beni sakinkeştirdi. Yavaşlamama yardımcı oldu. Son haftamda her gün gevşeme egzersizleri yaptırdı. Her zorlandığımda bana şifa oldu, moral verdi çünkü az kilo almama rağmen son haftalar bedenimi zorluyordu. Siyatik ve reflü dışında pek bir şikayetim yoktu.

Yine de önemli olan ona ne zaman ihtiyaç duysam ulaşabildim. Bana kısa bir form doldurttu ve o formla kendi durumuma olan farkındalığım arttı ve nelere karşılaşacağıma dair anlayışım gelişti. O olmasa sükunet içinde hastaneye varamazdım. Beni hep yüreklendirdi fakat oğlum gelmemekte direndi. 42 hafta biterken sabah hastaneye gittik. O eşim ve ben. Hastanede rahim gevşemesi için hap verdiler. Küçük kasılmalar başladı ama saat 15:00’e kadar açılma gerçekleşmedi. Doğum üzerine konuştuk, egzersiz yaptık. Linet Hanım eşime masaj noktalarını öğretti. O da bana yardımcı oldu. Saat 15:00 oldugunda açılma olmaz ise sezaryen gerektiğini söylediler. Bebeğim büyükmüş ve başı rahimağzına baskı yapamıyormuş. tüm gün sadece 4,5 cm açılmışım. Bu benim için büyük hayalkırıklığı idi. O kadar üzüldüm ki nişan geldi. Ardından şiddetli bir sancı silsilesi ile doğumun aktif fazı başladı. Suyum da 3 seferde geldi. Tüm bunlar olup biterken Linet Hanım, derin nefes almamı, rahat edeceğim pozisyonu bulabileceğimi ve sakinleşmemi söylüyordu. Suyum gelse de rahat ol, bunlar normal, iyi işaretler dedi. Her bir sancı beni oğluma yaklaştırıyordu, bana bunu hatırlatıyordu. Sancılar 1 dakika ara ile geliyordu ve ben oturamıyor, yatamıyor, konuşamıyordum. Pilates topunda oturmayı deniyordum. Beni yine de ameliyathaneye aldılar. Ikınma hissim var mı diye sordular, yok dedim. (keşke var mı deseydim? ama yoktu :( dürüst olmak gerekirse) son defa açıklığımı kontrol etti doktorum. Bu çok canımı yakan bir durumdu ama “hala açılmamış” dedi. “Risk görüyorum ve bekleyemem” dedi. Maalesef spinal anastezi ile bebeği çıkardılar. 4 kilo 100 gr bir oğlan, sağlıklı, toparlak suratlı ve huzurlu bir oğlan. Düşününce ve göz önüne getirince hala gözlerim doluyor. İki bebeğimi de normal doğurmak çok istedim. Ne ağrı ne korku, hiçbirine yenilmedim ama bir şekilde olmadı. Linet Hanım, bu ruh halime de destek oldu. Doğumdan sonra beni hep kontrol etti. Ne zaman aklıma gelip gözyaşlarına boğulsam, bana ne kadar şanslı olduğumu, ihtiyacım olan herseye sahip olduğumu, oğlum ve benim sağlıklı olduğumu hatırlattı. Hala da hatırlatıyor. Dikişlerime nasıl bakmam gerektiğini, beslenmemi, göğüslerime bakımı. 

Benim için şifa oldu kendisi, yaşam boyu görüşeceğim big dost, bir anne kazandım. Ben doğumda annemi istemedim, kalabalık istemedim ama biri lazımdı. Eşimin deneyimi yoktu ama gayreti vardı, bana olan şefkati. Linet Hanım aralarda bizi yalnız bırakarak güçlenmemizi teşvik etti. Kısacası nerede olacağını ve olmayacağını hepsini çok güzel ayarladı. İhtiyacım olan desteği gördüm. Do-um’a bu destek için çok teşekkür ederim. Linet Hanım’a da sizin nezdinizde bir defa daha teşekkür ederim.Tuba

Read Full Post »

Normal doğum yapmak isteyen ancak bu süreçte o veya bu şekilde doktorları tarafından sezaryen doğuma yönlendirilen kadınlar; doğal doğum yapmak isteyen ama kendilerine yardımcı olacak doktoru bulmakta zorlanan kadınlar; SSVD (sezaryen sonrası vajinal doğum) yapmak isteyen, bunun için kapı kapı doktor/hastane dolaşan kadınlar; doğum sırasında gereksiz müdahalelere maruz kalan, sonunda sezaryen olan kadınlar… Kısacası biz, bir sürü kadın, doktorlara kızıyoruz.  ‘Parayı düşünüyorlar, zaman harcamak istemiyorlar, kendilerini ne zannediyorlar?’ diyoruz.  Evet, bunları diyoruz.  Ve elbette sezaryen oranlarının bu kadar yüksek olmasında doktorların yönlendirmesi etkili.  Kadın doğum uzmanlarımızın kadınların büyük bir kısmını sezaryen doğuma yönlendirmesinin bir sürü olası nedeni var.

look mature male surgeon in medical maskEvet, doktorların bir kısmı planlı sezaryenler ile günlerini daha iyi planlayabiliyor, daha az zamanda daha çok doğum yaptırabiliyor, daha fazla kazanabiliyorlar.  Evet, planlı sezaryen onlar için çoğu zaman daha kolay.  Eve ne zaman döneceklerini biliyorlar, rahatça tatile çıkıyorlar, vs vs.  Ve evet bazı doktorlar kadınları sonunda sezaryene yönlendireceklerini bildikleri halde bu konuda dürüst davranmıyor, son ana kadar normal doğumu destekleyeceklermiş gibi yapıyorlar.  Ve bütün bunların savunulacak bir tarafı yok.

Ancak doktorların sezaryen tercih etme sebeplerinin birçoğu ‘kötü niyetli’ değil.  En azından bazıları anlaşılabilir:

-Olmayı, durmayı, beklemeyi değil; yapmayı tercih ediyorlar.  Ama bu günümüzde hepimizin sorunu, durumu.  Yalnızca doktorların değil.  Belki mesleki deformasyon ile doktorlarda bir miktar daha fazla bulunuyor olabilir.

-Hepimiz gibi onlar da belirsizliği sevmiyorlar.  Normal doğum ise belirsizliğin ta kendisi!  Oysa bir ameliyatın kontrol altında tutulması nispeten daha kolay.

-Karşılarındaki kadının/ailenin bilgisine, kararlılığına, kendi doğumunun sorumluluğunu paylaşacağına inanmıyorlar.

-‘Neden sezaryen yapmadın?’ sorusunu duymak istemiyor, kendilerini malpraktis davalarına karşı korumak istiyorlar.

Ve baktığımızda aynı doktorlar, kendileri hamile kaldıklarında veya eşlerinin, kızlarının doğumları için de sezaryen doğumu tercih ediyorlar. Baştan sezaryen doğuma karar vermiş olan, normal doğumdan korkan birçok kadına sorduğunuzda doktor olan aile dostu, akrabası vs. kendisine sezaryen doğum tavsiye etmiş oluyor.  Yani sezaryen doğumun gerçekten ‘daha iyi’, ‘daha güvenli’ olduğuna inanıyorlar.  Meslekleri ve eğitimleri nedeniyle  riske odaklı oluyor ve belki anne ve bebeğin hayatta kalma oranı onlar için en önemli ve hatta tek faktör haline geliyor.

Bu da anlaşılabilir.  Ancak kabul edilebilir değil.  Evet, sağlıklı anne, sağlıklı bebek çok önemli.  Ancak önemli olan tek şey bu değil.  Doğumun nasıl gerçekleştiği de önemli ve bunun hem annenin hem de bebeğim fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerindeki etkileri büyük (bu etkiler başka bir yazının konusu).  Sağlık çalışanları olarak insana bir bütün olarak bakmayı öğrenmek doktorların da sorumluluğu.

Elbette ve malesef bir de kadın-erkek meselesi var.  Doktorlarımızın çoğu erkek ve doğum ‘erkek’ dünya tarafından kontrol ediliyor.  Kadın kısmına bırakılmayacak kadar önemli bir konu.  Ve tabii bu da başka bir yazının konusu… :)

art of giving birthBütün bunlar şimdiye kadar dikkatimi çekenlerdi.  Şimdilerde Fredrick Leboyer’in The Art of Giving Birth adlı kitabını okuyorum.  Ve şimdiye kadar çok da fazla kafa yormadığım birşey ile karşılaştım.  Doktorların kendi doğum travmaları.  Doğum yapacak kadınların kendi doğumları ile yüzleşmeleri, çalışmalarından hep bahsediyoruz.  Doğumun cinsellikle ve sağlık çalışanlarının kendi cinsellikleriyle ilişkisine de daha önce değinmiştim ama bu yeni.

Şöyle diyor Leboyer:

“Burada önemli bir soru var:  Doktorlar neden böyle davranıyor?  Paranın çekiciliği mi?  Doğumda başrol oyuncusu mu olmak istiyorlar? Evet, kimi zaman.  Ama bunlar en önemli etkenler değil.  Bunlardan çok daha büyük oranda, doğumun risklerle dolu olduğuna inanıyorlar.

Bu yanlış inanç nereden kaynaklanıyor?  Bu, kadın doğum uzmanlarının, kendilerinin travmatik şekillerde dünyaya gelmiş olduğu gerçekliğine dayanıyor. Hayatlarının bu sevimsiz başlangıcının bilinçaltındaki hatırası varlıklarının en derin katmanlarına kazınmış ve onları yaralarının acılarını oldukça takıntılı bir şekilde tekrar tekrar yaşamalarını sağlayacak kariyeri seçmeye yönlendirmiştir.”

Hımmm.  İddialı.  Çok sert.  Tam Leboyer.  Hem çok hassas, yumuşacık.  Hem de her satırında tokatlıyor insanı.  Kıvılcımlar yakıyor.  Kimbilir kaç kadın Birth Without Violence‘ı okuduktan sonra doğumuna, bebeğine sahip çıktı?  Kaç kadın Leboyer’in satırlarıyla ebe olmaya karar verdi?

Bu satırlar da bir kıvılcım yaktı içimde.  Dünyayı güzel doğumlar iyileştirecek.  Doğumlarımızı güzelleştirmek için doktorlarımızı da iyileştirmeliyiz…

Başak Kutlu Atay

http://www.do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

43. haftada ebe ile normal ama zor doğum.  İkinci bebek

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

Kayra doğum

İlk doğumumdan  hemen birkaç gün sonra doğum hikayemi yazmaya koyulmuştum.  Kendimi o kadar gururlu o kadar güçlü hissediyordum ki hem bunu paylaşmak istiyordum hem de benim daha önce doğum hikayelerinde aramış olduğum ‘Bak o yapmış, ben de yapabilirim’ hissini birilerine sunabilmek. Sırf doğum anını yeniden yaşayabilmek için bir çocuk daha doğurmaya hazırdım!

Oysa ikinci hikayemi yazmaya başlayabilmem için iki, bitirebilmem için ise aradan tam bir sene geçmesi gerekti.  Bu doğumum da ilki gibi beni derinden değiştirdi, dönüştürdü, biliyordum.  Ama olanları tam olarak anlamlandıramıyor, hikayemi nasıl anlatsam bilemiyordum.  Bebeğimle ikinci ayım bittiği sırada takip ettiğim doğumla ilgili facebook sayfalarından birinde kayıp yaşayan anneler hikayelerini paylaşmaya davet edilmişti.  Onların resimlerine bakıp, hikayelerini okurken derin bir bağ hissettim her biriyle.  Ve yaşadığım deneyim içimde bir yerlere biraz daha yerleşti.

Dikkat.  Bu hikaye artısıyla eksisiyle, doğal ama zor bir doğum hikayesi.  Bebek bekliyorsanız, ilham arıyorsanız belki ilk doğum hikayemi okumayı tercih edebilirsiniz…

 Aradan yaklaşık iki sene geçtikten sonra ikinci çocuğumuza hamile kaldım.  Bu sefer farklı bir ülkedeydim.  Doğal doğumun norm, her annenin bir ebesinin olduğu Almanya’da.  Evde doğumlar da yaygındı.  Tabii ben de evde, suda bir doğum hayal ettim.  Yanımda eşim, kızım, ebem olacak, doulam Nur İstanbul’dan gelecekti.  Tanıştığım bütün ebelerin de beklediği gibi birkaç saat sonunda birkaç ıkınmayla kolayca doğuracaktım oğlumu.

Doğumda bulunan insanların enerjisinin doğumu nasıl etkilediğini biliyorum.  Bu yüzden doğumumda kimlerin bulunacağı konusunda hassastım.  Ebemde karar kılana kadar beş farklı ebeyle tanıştım.  Hamileliğim boyunca bir kontrol için doktoruma gittiysem diğeri için ebem eve geldi.  Bu zamanı yine geçen seferki gibi keyifli, tadını çıkararak ve yeni bebeğime hazırlanarak geçirmeye çalıştım.  Zaten bir çocuğum olduğu için kendime ilk seferki kadar zaman ayıramasam da yine de hamilelik dönemime birçok keyifli şey sığdırmayı başardım.  Yoga yaptım, eşimle havuzda rahatlama amaçlı aquabalancing derslerine katıldım, doğuma hazırlık dersine katıldım, sık sık masaj yaptırdım, ebemle ses çalışmaları dahil farklı şeyler denedim.

Yine sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçiriyordum ki 36. haftamda merdivenlerden düşerek iki bileğimi birden sakatladım.  Bu kaza benim için çok ani ve korkutucu olmuştu.  Ambulanslar, hastane ziyaretleri derken ertesi günkü ultrasonda bebeğim ters dönmüştü. Yaşadığım korku onu da etkilemişti.

Tekrar başaşağı dönmesi için çeşit çeşit yöntem denerken (fiziksel egzersizler, meditasyonlar, telkinler, vs.) bebeğimin nasıl olsa döneceğine ve bileklerimin zamanında iyileşeceğine inanıyor ve evde hayal ettiğim doğuma hazırlanmaya devam ediyordum.  Ebemin verdiği ev doğumu listesindeki malzemelerin alınması, gerekli olması durumda hangi hastaneye, nasıl gidileceğinin pratiği, kızımın evde doğuma hazırlanması vs. vs… Bir yandan da aslında kazayla birlikte birşeyler değişmiş, bebeğimin de huzuru kaçmıştı.  Cdler dinleyerek fiziksel egzersizler yaparak başaşağı dömesine yardım ediyor sonra sabah uyandığımda onu tekrar popo üzeri otururken buluyordum.  Her ne kadar bunu problem etmemeye çalışsam da döndü mü, dönmedi mi derken artık günlerim o kadar huzurlu geçmemeye başlamıştı.

Doğum zamanı geldiğinde bebeğim ters olursa doğum yapabileceğim bir hastane vardı.  Doğal uygulamaları ile bütün ülkede tanınan bu hastanenin yakınında olduğum için çok şanslıydım.  Herhangi bir nedenle hastanede doğurmam gerekirse diye zaten önceden bu hastaneyi görmek amacıyla tanışma akşamlarına gitmiştik.  Türkiye şartlarına göre rüya gibi bir yerdi.  Doğumhaneleri ev ortamı sunan odalardan oluşuyordu.  Odalarda rahat yataklar, minderler, yerlerde matlar, asılmak için duvarlardan sarkan ipler, çömelerek doğurmaya destek olmak için doğum tabureleri, kocaman küvetler…Hem ters hem de geç gelen bebeklerin çoğu burada doğal doğum imkanı buluyordu.  Doğuma ebeler katılıyor, tıbbi bir müdahale gerekmedikçe doktorlar karışmıyordu.  Bebekler annelerinden hiç ayrılmıyor, ailenin izni olmadan hiç bir müdahele yapılmıyordu.  Hastaneyi görünce için rahat etmişti.  Tamam demiştim, eğer gerekirse burada herhangi bir ebe ile doğum yapabilirim.

Beklenen doğum tarihim geldi, geçti.  Bırakın doğum pozisyonuna yerleşmeyi benim bebeğim hala bir düz bir ters dönmeye devam ediyordu.  Hala çok fazla amniyotik sıvım vardı ve bebeğim rahatça hareket edebiliyordu.  Doğum da bir türlü başlamıyordu. Sonunda  41. haftada başaşağı döndü ve öyle kaldı.  Ama başı hala çok yukardaydı.  Hem ebemin muayenelerinden hem de ultrasondan dört kilonun üzerinde büyük bir bebek olduğu anlaşılıyordu.  Kızımı 42. haftada, beklenen doğum tarihinden 12 gün sonra doğurmuştum.  Hamile olmayı seviyorum.  Herhalde o yüzden oğlumun da oldukça geç doğacağını biliyordum, acele etmiyordum.  42. haftamın ortalarında çekilen bir NSTde ebem bebeğin kalp atışlarından memnun olmadı.  Bunun üzerine bir de kar fırtınası eklenip acil durumda hastaneye ulaşım imkanımız kısıtlanınca beraberce evde doğumdan vazgeçtik.  NST sonuçlarını paylaşmak ve hastanede doğumu konuşmak için hastanenin yolunu tuttuk.

Almanya’da beklenen doğum tarihini 12 gün geçince artık hastaneye yatmanızı istiyorlar.  Doğal doğumu destekleyen bu hastanenin doktorları doğumu suni yollarla başlatmayı teklif etmedi.  Ama sık sık kalp atışlarını kontrol edebilmek için hastanede kalmaya başlamamı istediler.  Böylece hastaneye yerleşip doğumu orada beklemeye başladım.  Yanımda kimse kalamıyordu, kızımdan ilk defa bu kadar süre ayrı kalıyordum, rahatlayarak geçirmem gereken son günleri büyük bölümünü NSTye bağlanarak, yabancı bir ülkede, tanımadığım biriyle oda paylaşarak, hastanede geçiriyordum.  Artık pek de rahat sayılmazdım.  Her gece hafif hafif başlayan kontraksiyonlar yüzünde o gece doğuracağımı düşünerek yatıyor, sabaha uyandığımda birşey olmadığı için hayal kırıklığına uğruyordum.

14. günün sabahında az miktarda oksitosin vererek NST ile bebeğin tepkisine baktılar.  15. günde doğumu başlatmayı önereceklerdi.  Bu test sayesinde bebeğin suni sancıya dayanıp dayanamayacağına bakıyorlar.  Test olumlu geçti.  Çok ufak miktarda da olsa aldığım oksitosin sanırım birşeyleri tetikledi.  Ve gün boyunca minik minik kasılmalarım oldu.  Doğumun artık o gün başlayacağını hissediyordum.  Alp’i o akşam eve göndermedim.  Zaten akşamüstü 6-7 gibi kasılmalar sanki bir düzene girmişti.  Akşam 9da yine bir NST randevusu için doğumhanede olmam gerekiyordu.  Doğumhaneye gidip doğumun başladığını haber vermek için acele etmedik.  Alple yemek yedik, biraz dinlendik.  9da doğumhaneye gidip durumu haber verdiğimizde doğum odalarından birine yerleşebileceğimizi söylediler.  O gece tesadüfen doğumhane rahattı.  Bir önceki gece aynı saatlerde NST çektirirken belki 6 anne adayı doğum yaptı, kimilerini odamız yok, biraz daha dolaşıp gelin diye geri çevirdiler….Bu güzel odalardan birine yerleşip doğumu beklemeye başladık.  Kasılmaları henüz nefeslerle atlatabiliyordum.  Birkaç saat sonra şiddet artınca doulamız Nur’u da çağırdık.  Nur İstanbul’dan gelmiş, sağolsun haftalardır bizim evde kalıyor, geciken doğumumu bekliyordu…Nur geldikten sonra da benzer şekilde devam ettik.  Karanlıkta nefes, masaj ve TENS makinesi…  Bu makineyi önceki doğumda da kullanmış, çok faydasını görmüştüm.  Ebeler bizi odamızda yalnız bırakıyor, iki saatte bir gelip NST ile kalp atışlarını takip ediyorlardı.  Hepsi son derece yumuşak ve doğum ortamına saygılıydı.  Işığı açmıyor, gerekirse fısıltı ile konuşuyor, benimle iletişime girdikleri zaman bana yukarıdan bakmamak için yere oturuyorlardı.  Bu orada bulunduğum süre boyunca böyleydi.  Bütün sağlık çalışanları gebelerle konuşurken  göz hizasında olabilmek için gerekirse oturuyor, yere çömeliyorlardı.

Kasılmalar iyice yoğunlaşınca ebeme haber vermelerini istedim.  Ebem Petra’nın o hastanede ebelik yapma yetkisi yoktu ama bir arkadaşım, ikinci doulam olarak o da doğumda bulunacaktı.  Petra yola koyuldu, ben de bir süre sonra suya girmek istedim.  Ebelerden suyu doldurmalarını rica ettik.  Bir de suya girmeden önce açıklığımı öğrenmek istemiştim.  Ebelerden biri beni muayene etti ve henüz 3-4 santimde olduğumu ama serviksin çok yumuşak olduğunu bebeğim başıyla baskı yapmaya başladığında hızlıca açılacağımı söyledi.  Bebeğimin başı hala pelvisin içine doğru dürüst yerleşmemişti, bu da ilerlemeyi yavaşlatıyordu.  Ben yine de suya girmek, orada biraz rahatlamak istemiştim.  Küvetin olduğu odada mumlar yakmışlar,  masaj yağlarını yerleştirmişlerdi.  Tam küvetin ortasında yine tavandan sallanan bir ip vardı asılmak için.  Doğum için ideal ortamdı.   Saat 2:30 gibi Petra da gelmişti. Kasılmaların bir kısmını da burada karşıladık.  Bu sefer su bana geçen doğumdaki kadar iyi gelmemişti.

Kasılmaları dışarıda daha kolay atlatabildiğimi düşünerek çıkmak istedim ve tekrar doğum odasına geçerek devam ettik. Bir müddet sonra kasılmalarım yavaşladı ve neredeyse tamamen durdu.  Zaten karanlık ve çok rahat olan bu odada ben uyumaya başladım.  Sabaha karşı ebelerin görev değişimi oldu ve benimle ilgilenmeye yeni bir ebe geldi.  Juliayı önceki günden tanıyordum ve sevmiştim.  Doğumumdan onun buluncağına sevindim.  Julia geldiğinde beni yeniden muayene etmek istedi.  Henüz 5 santimdeydim.  Bir süre daha beni kendi halime bıraktıktan sonra geldi ve hadi artık bu doğumu hızlandıralım dedi.  Beni ayağa kaldırıp hareketlendirdi, homepatik ilaçlarla destek verdi.  Kasılmalar geri gelmişti ama tam anlamıyla efektif değillerdi.  Bebeğin başı hala çok yukardaydı.  Bu arada NST sonuçları da çok harika değildi.  NSTyi daha sıklıkla bağlamaya başladılar.  Julia artık yanımızdan ayrılmadı.  NSTyi yakından takip etmek istiyordu.  Öğlene doğru damar yolu açmak istedi.  (Herşeyin doğal ilerlediği bir doğumda bu hastanede damar yolu açılmıyor.)  Doğumu ilaçla aniden durdurması veya hızlandırması gerekebileceğini açıkladı.  Ben artık huzursuz olmaya başlamıştım.  Damar yolu açılırken bayağı bir ağladım. Önceki gün olumsuz bir deneyim yaşadığım bir doktorun damar açma işlemi için gelmesi de beni huzursuz etmişti.  Doğumumun geri kalanına belirgin bir şekilde hakim olan korku hissi sanırım bu sıralarda filizlenmişti.

Ah o korku yok mu!  Doğumumla ilgili bütün hislerimi bambaşka yaşamama neden olan korku…İkinci doğumuma kadar hiç doğum korkusu yaşamadım.  Yani elbette ilk doğumumu beklerken heyecanla karışık acaba yapabilir miyim, çok mu acıyacak gibi hisler yaşadım ama gerçek anlamda bir korku yaşamadım.  Doğum bana göre hayat kadar riskliydi.  Her zaman herşeyin mükemmel olmayabileceğini biliyordum ama nasıl hayatın akışında bir ölüm korkusu yaşamıyorsam doğumdan da korkmuyordum.  İlk doğumum süresince bir an bile aklıma korkmak gelmemişti.  Üstelik de bu seferki kadar ideal olmayan, klasik bir hastane ortamında doğum yapmıştım.

Eğitimlerimizde hep korku, gerginlik, ağrı üçgeninden bahsediyoruz.  Doğum sırasında rahatlayabilmek için korkuların üstesinden gelmeye çalışıyoruz.  Ama işte bu korku bir şekilde benim doğumumda belirdi…

Damar yolu açıldıktan sonra bir süre daha kasılmaların kendiğinden çalışmalarını bekledik.  Julia bu arada hala arkaya dönük olan cerviksimi bir kasılma sırasında eliyle öne doğru döndürdü (bu müdaheleyi daha önce hiç duymamıştım).  Bundan sonra bir anda 8 santime gelmiştim.  Sonunda artık bebeğimin bir miktar baskı yapmaya başladığını hissetmiştim.  Yine de kasılmalar bebeğin çıkmasını sağlayacak kadar efektif değildi.

 Saat 11 gibi artık bir miktar suni sancı vermek istediler.  Ben de kabul ettim.  Artık sürekli NSTye bağlıydım.  Zaten doğum boyunca uzun süreler bağlı kaldığım alet beni çok rahatsız etmişti.  Hareketimi çok da fazla kısıtlamıyordu.  Yine ayakta veya istediğim başka bir pozisyonda kalabiliyordum.  Hatta suda bile dinleme yapabilecekleri makineleri vardı.  Ama NSTye bağlı olduğum süre boyunca herkesin gözü makinedeydi.  Ben dahil!  Kasılma sırasında ister istemez kalp atışına ne oluyor diye bakıyordum.  İçe dönmem gereken bu anlarda bir makineye bakarak endişelenmek çok saçmaydı.  Sürekli monitoru göremeyeceğim bir tarafa doğru çeviriyordum.  Ama tabii hem beni hem de monitorü görmek isteyen ebe bir süre sonra tekrar bize doğru döndürüyordu.

Öğlene doğru sanki yavaş yavaş ıkınma hissim geliyordu.  İşte bundan sonrası benim için neredeyse tamamen korku içerisinde geçti.  Detayları hayal meyal hatırlıyorum.  Julia tedirgin bir tavırla oda içerisinde bir oraya bir oraya hızlı hızlı hareket ediyordu.  Koridorda bir çığlık ve koşuşturan insanların sesini hatırlıyorum.  Julia’nın benim ebeme ‘Doğumhanede doktor kalmadı.  Birşey olursa sen ve ben halletmek zorundayız.’ gibi birşey söylediğini hatırlıyorum Almanca.  Acilen sezaryene alınan bir anneymiş, soradan öğreniyorum.  Sonra bir an ‘Bebeğin artık çıkmak istiyor’ diyor Julia.  ‘Bu bebeğin şimdi doğması lazım.’  Ayağa kalkmamı, tam kasılma geldiğinde çömelerek ıkınmamı istiyor. Ben ıkınma hissim olmadığı halde deliler gibi ıkınmaya, bebeğimi çıkarmaya uğraşıyorum.  Herkesin gözü alette.  Bu ıkınma ile çıkmazsa bebeğim ölecek diye düşünüyorum…Oysa ki bebeğim çıkmaya hazır değil biliyorum.  Ikınırken çığlık atıyorum.  Ama geçen doğumumda yaşadığım aslanlar gibi kükremeye benzemiyor bu çığlıklar.  Ölüyor, ölüyorum  ve çaresizim hissiyle ıkınıyorum.  İşte bu hayatımda yaşadığım en kötü his… ‘Neler oluyor?  Bebeğim iyi mi?’ diye soruyorum sürekli.  Panik içindeyim diyorum. Kimse birşey söylemiyor.  Ya da bana öyle geliyor.  Daha da çok korkuyorum.  Neden herkes panik içinde diye soruyorum.  Ses yok.  Bu arada odaya bir de doktor gelmiş, izliyor.  Julianın eli gereğinden fazla içimde.  Birşeyler yapıyor, ama ne?  Sonradan öğreniyorum ki amniotik keseyi patlatmış.  Julia Petra’ya ‘Bir de sen bak’ diyor.  Bu sefer de Petra muayene ediyor.  Ben bu arada çömelmiş bir pozisyonda ıkınıyorum.  Sonunda doktor diyor ki ‘Daha ıkınmaya hazır değilsiniz.  Boşuna yoruluyorsunuz.’  Evet, diyorum.  Hazır değilim, neden ıkınmamı istiyorsunuz?  Sonra kalkıp yatağın üzerinde geçiyorum.  Ve içimdeki gücü, o ilk doğumdan tanıdığım hayvani gücü bularak bu sefer bebeğimin de isteğiyle yeniden ıkınmaya başlıyorum.  İşte hatırladığım doğum böyle birşeydi.  Sonra tekrar ayağa kalkıyorum ve yine bir telaş başlıyor.  Kendime göre bir pozisyon bulmaya çalışıyorum. ‘Bana bak’ diyor Julia, ‘arkanı dönme’.  Beni yine ayağa kalkıp, ıkınırken çömelmeye yönlendiriyor.  Bedenim bunu istemiyor, biliyorum.  Ama bebeğin çabuk çıkması lazım diyorlar.  Dediklerini yapıyorum.  İlk doğumumda kocaman bir bebek doğurdum.  Canım acıdı diyemem.  Bu sefer canım acıyor.  Hem de çok fazla.  Ve korkuyorum.  Bebeğimin öleceğinden korkuyorum.  Canım korktuğum için acıyor.  Onu da biliyorum.  Bütün bunlar çok sürmüyor.  Dakikalar sonra bir bakıyorum bebeğim yerde koyu renk bir sıvının içinde yatıyor.  Birkaç saniye donmuş bir şekilde bakıyorum.  Canlı mı diye düşünüyorum.  Sonra Petra’nın sesini duyuyorum.  Al bebeğini diyor.  Yerden alıp sarılıyorum.  Sıcacık, vıcık vıcık ve capcanlı.  Deliler gibi ağlıyorum.  Çok şükür.  Yaşıyor.  Hissettiğim tek şey bu.  Bebeğim yaşıyor, çok şükür.  İlk doğumumdaki yaptık, başardık, çok güçlüyüz hissimden eser yok.  Yalnızca şükran ve bol göz yaşı.

Bundan sonrası ise muhteşem.  Bebeğime benden başka kimse dokunmuyor.  Onu yerden ben alıyorum.  İlk ben dokunuyorum.  Yine bakışıyoruz deli gibi.  Onun da Tane gibi bambaşka bir yerlerden gelen bakışları var.  Ben seni tanıyorum diyor bakışlarıyla.  Konuşuyorum, birşeyler söylüyorum.  Şimdi hatırlayamıyorum ne dediğimi.  Bizi anlıyor diyorum.  Öyle bir bakıyor ki bizi anladığından eminim zaten.  Nur bu sırada diyor ki ‘Bizi anlıyorsan gözlerini kırp’  O da hemen gözlerini kapatıp açıyor.  Alp ve Nur’la birlikte onu karşılıyoruz.  Hoşgeldin diyoruz.  Beş dakika içinde oturduğum yerde emzirmeye başlıyorum.

Biraz sonra destekle yatağın üzerine geçiyoruz.  Kayra, Alp ve ben orada dinleniyoruz.  Kimse odaya gelmiyor, bebeğimi almıyor, dokunmuyor…Bir ara doktor kucağımdayken Kayra’ya dokunmak için izin istiyor.  1 dakika içinde kucağımda muayenesini yapıyor.  Bizi orda saatlerce kendi halimize bırakıyorlar…Kayra doğar doğmaz Alp evi arıyor.  Annem ve kızım bize doğru yola çıkıyorlar.  Tane yolda takside uyuya kalmış.  Uyuyan kızımı da doğumhaneye yanımıza alıyor, dördümüz doğum yaptığım odadaki yatakta dinleniyoruz…

3-4 saat sonra bir ebe geliyor (Bu başka bir ebe çünkü bu arada yine bir görev değişimi oluyor), duşa girmeme yardım ediyor.  Duşta çok ağlıyorum.  Önümdeki 4-5 gün boyunca her duşa girdiğimde ağlayacağım zaten.  Akan suyla birlikte yaşadığım korkunun akmasına izin veriyorum, yaşanaların şokunu atlatmaya çalışıyorum.

Görev değişiminden önce Julia odamıza gelip veda etmişti.  Yaşadığım hisler yüzünden ne kadar üzgün olduğunu söyleyip doğumu konuşmak için onu ne zaman istersem arayabileceğimi söylemişti.  Zor bir doğum olduğunu, komplikasyonlar olduğunu ama bebeğimin sağlığı için doğumun hiçbir aşamasında endişe duymadıklarını belirtmişti.

Nitekim birkaç hafta sonra Julia evimize geldi.  Uzun uzun konuştuk.  Ters giden neydi, neden korku duydum anlamaya çalıştım, çalıştık.  Petra ile yine günlerce konuştuk.  Kordonun dolanmış olduğunu –ki bu tek başına bir sorun değil -, Julia’nın sezaryen kararı vermek için nöbetçi doktorlardan baskı gördüğünü falan bu aşamada öğreniyorum.

Sonunda vardığım yer şu oldu:  Bazı olayların üstüste gelişi, ebenin bazı tavırları ve benim de zaten başından beri kendimi yüzde yüz güvende hissetmeyişim birleşince korku hissi belirdi.  Korku olunca doğumun ne denli farklı yaşanabileceğini gördüm.  Kadın gücünü elinden bırakınca, gücü elinden alınınca ne oluyor kendi içimde hissettim.  Benim de buraya gitmem, o hisse dokunmam gerekiyordu.  Şimdi biliyorum.

Bunları yaşayacağıma planlı sezaryen olsaydım da dedim.  İtiraf ediyorum.   Çok sürmedi bu his ama dedim.  Her bebek başka bir anneye ihtiyaç duyuyor.  Her doğum da farklı bir anne yaratıyor.  İşte bu doğum beni Kayra’nın annesi yaptı.

Read Full Post »

ciplak

Doğana Doğumda Kadın Hakları Derneği doğumda kadın haklarını savunuyor, bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Doğumda Kadın Hakları Bildirgesi ve Doğum Hikayeleri kitabında 8 maddelik bildirge doğum hikayeleriyle anlatılıyor.  Doğumda kadın ve bebek haklarını öğrenmek, ülkemizden şiddetsiz doğum hikayeleri okumak için Doğana’nın kitabını edinin!

Doğana Bildirgesinin 8 maddesi şöyle:

1. Gebelik, doğum ve lohusalık doğal süreçlerdir.

2.Her kadın gebelik öncesi, gebelik, doğum ve lohusalık dönemlerinde yeterli bilgi, eğitim ve kaliteli sağlık hizmeti alma hakkına sahiptir.

karisik

3.Doğumun merkezinde kadın vardır.  Doğum süresince aktif olabilimelidir.

4.Mahremiyet hakkı gebelik ve doğumun vazgeçilmez parçasıdır.

5.Her gebe doğumun başından sonuna kadar istediği kişilerden kesintisiz destek alabilmelidir.  Buna kendi yakınları, ebesi ve doulası (doğum destekçisi) dahildir.

6.Kendisine ve bebeğine yapılacak her türlü tıbbi girişim konusunda kadın doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilmelidir.  Bu konularda kadının karar hakkına saygı duyulmalıdır.

basakdoganacollage

7.Anne ve bebek bağı doğum sırasında ve sonrasında korunmalı ve desteklenmelidir.

8.Anne ve bebeğe,  kamusal alanlarda  rahatsız edilmeden, çalışma hayatında ise kısıtlanmadan, özgürce emzirme ve benzeri temel analık ihtiyaçlarını karşılayacak koşullar sağlanmalıdır.

Read Full Post »

bitki banyosuOturma banyoları normal doğum sonrası ilk günlerde iyileşmenin önemli bir parçası. Bitki banyoları sayesinde yırtık, kesik ve çatlaklarınız daha kolay iyileşir, perine bölgeniz daha çabuk toparlanır.  Hiç yırtığınız olmasa bile doğum sonrasında perine bölgenizin özene ve iyileşmeye ihtiyacı olur.

Bitki uzmanı, ebe ve doktor Aviva Romm‘un tarifine göre iki çeşit bitkisel karışım  hazırladık.  Derin bir yırtığınız varsa birini yoksa veya derin yırtığınız bir miktar iyileştikten sonra diğerini kullanabiliyorsunuz.  Kaynatarak hazırladığınız bu çayı ister normal banyoda ister oturma banyosunda isterseniz de spreyle pedinize sıkarak kullanabiliyorsunuz.  Doğumunuzdan önce edinmekte fayda var.

Çayınızı DOUM Emirgan’dan, DOUMa gelme imkanınız yoksa email ile sipariş vererek edinebilirsiniz: do-um@do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede, suda, doulalı, doğal doğum.  2. bebek.

Dr: Kübra Taman

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

mine & zoeKızım Zoe’nin hikayesi çok güzel bir sürpriz ile başladı. Büyük kızım Ella 16 aylıkken tekrar hamile olduğumuzu öğrendik. Biz henüz hazır mıydık bilmiyordum ama kızım gelmeye hazırdı. Şaşırdık, biraz korktuk, heyecanlandık ve bir yandan da çok sevindik.

Ella’yı normal, epidüralsiz, epiziyotomisiz, damar yolum bile açılmadan, hastane kıyafeti bile giymeden, yani hiçbir müdahale olmadan dünyaya getirdim. Çok güzel bir doğum olmuştu. Ella’nın doğumunun hemen sonrasındaki anlarda mutluluk ve aşk hormonlarının etkisi altında eşim Johannes ve ben ona aşık olmuştuk.  İkinci doğumumun da ilki ile aynı olmasını istiyordum. Bunun gerçekleşmesi için aynı doktoru (Dr. Kübra Taman), aynı doulayı (Nur Sakallı), aynı hastaneyi (Amerikan Hastanesi) ayarladık ve aynı doğum planının üzerinde ufak bir iki değişiklik yaptık. Kafama takılan tek birşey vardı. Acaba bu sefer o aşk dolu ilk anlara Ella’yı nasıl dahil ederdim? Kardeşinin geldiği o büyülü anları o da hissedebilir miydi? Acaba onun da doğumun bir parçası olması mümkün olur muydu? Sonra DOUM’da “Birthing from Within” eğitiminde bir video çıktı karşımıza. “What Babies Want” diye bir belgeselin son sahnelerinde evinde suda doğum yapan bir kadının arkasında eşi ona sarılmış, havuzun içinde büyük kızı da var. Bebek doğduğu an ablası da o sevgi yumağının bir parçası oluyor ve çok tatlı bir şekilde “hello baby” diyerek kardeşini karşılıyor. Bu sahne beni çok etkiledi. Düşündüm ki, eğer doğumum bu kadar sakin ve huzurlu olabilirse, hatta suda doğurabilirsem, o zaman belki Ella da kardeşinin doğumunda bulunabilir. Böylece yeni bebeğimizi ailecek karşılayabiliriz. Doktorum Kübra hanım’a biraz çekinerek sordum, acaba suda doğum hakkında ne düşünür diye. Almanya’da çalışırken pek çok kere suda doğum yaptırmış olduğunu söyledi. 15 senedir Türkiye’de daha yaptırmamıştı, ama eğer ben istersem yapabileceğini söyledi.  Benim ilk doğumumda da birlikte olmamız, beni ve Johannes’i iyi tanıyor olması, bunun ikinci bebeğimiz olması, ilk bebeğimizi yakın zaman önce doğurmuş olmam, bebeğin başaşağı duruyor olması ve çok büyük olmaması gibi nedenlerden dolayı suda doğum için çok uygun bir hamile olduğumu söyledi. Doktorum hastane ile görüştü ve hastane, odama havuz koymamıza ok verdi. Çok heyecanlandım! Birkaç gün sonra beni Amerikan Hastanesinden çok şeker bir hemşire aradı ve suda doğum yapacağım için ve bu konuda fazla bir bilgileri olmadığı için bana nasıl yardımcı olabileceklerini sordu. Havuzu bizim getireceğimizi, sadece odada ona bir yer ayarlamak, şişirmek ve su doldurmak/boşaltmak konusunda yardım isteyeceğimizi söyledim. Bizi havuzumuz ile beraber hastaneye çağırdılar. Doulamız Nur, Johannes ve ben gittik, bizi çağıran baş hemşire ile buluştuk. Teknik ekip geldi, havuzu 8 dakikada şişirebiliyormuşuz dedi. Su doldurmak için hortum ayarladılar. Çok tatlı sohbet ettik. Doğum planımı istediler. Herşey tamam dendi. Ne zaman doğum başlayacak olursa beni bekliyorlardı artık. Hastaneden hiç beklemediğim kadar destek gördüğüm için içim çok rahattı, artık hamileliğimin sonlarının tadını çıkarıp, doğumun başlamasını bekliyordum.

johannes & zoe39. haftayı tamamladığım 5 Şubat gecesi bir türlü uyuyamadım ve kendimi evi düzenlerken bir yandan da hastane çantaları yaparken buldum. Ertesi sabah uyandığımda farkettim ki nişanım gelmiş. Hemen doktorumuzu, doulamızı aradık. Anladık ki doğum yakın, bugün de olabilir, bir hafta sonra da. Zaten geçen haftadan ayarlanmış doktor randevumuz vardı o gün öğleden sonra, gidip anlayacaktık durum nedir. Johannes işe gitti. Annem geldi. Ella, annem ve ben dışarı çıktık. Ben manikür/pedikür olurken, annem Ella ile parkta oynamaya gitti. Manikürümün ortasında telefonum çaldı. Telefonda soğuk bir ses, “Ben Amerikan hastanesinin baş hekim yardımcısı, bilmemkim bey, sizi suda doğum isteğiniz üzerine arıyoruz. Nasıl ve kimden böyle bir izin aldığınızı biz tam anlayamadık ama bir yanlış anlaşma olmuş. Bizim hastanemizde suda doğum ile ilgili yeterli tecrübemizin olmaması nedeniyle size bu isteğiniz doğrultusunda destek veremeyeceğiz. vs. vs.”  Panik modunda hemen Johannes’i aradım ve durumu anlattım. İki aydır ben suda doğum yapacağım diye düşünüyorum, doğum planlarımı yazıyorum, herşey, herkes hazır zannediyorum, içim rahat artık doğum oldu olacak ve böyle bir telefonla aniden bütün planlarımız suya(!) düşüyor. Johannes doktorumuzu aramış ve durumu anlatmış. Kübra hanım, Acıbadem’de de yapabilirim doğumu eğer onlar suda doğuma izin veriyorlarsa demiş. Johannes işten döndü, Ella’yla beni aldı ve Acıbadem Fulya’nın yolunu tuttuk. Yolda Ella öğlen uykusuna daldı. Hastaneye vardığımızda biz Ella ile arabada beklerken Johannes içeri girip doğum odalarını gezdi. Doğum katının başhemşiresi ile tanıştı. Suda doğum için ok aldı.

Hastaneden ayrılıp doktor randevumuza gittik. Doktorum, rahim ağzı biraz yumuşamış ama açılma yok, bugün olmaz doğum, birkaç günü bulur dedi. Sakinleştik böylece, biraz daha zamanımız vardı. Nişantaşı’nda alışveriş yaptık. Akşama 4. Levent’te snowboardcu arkadaşlarımızın evine yemeğe davetliydik. Bir önceki gün Johannes’in abisinin karısı doğum yapmıştı. Nişantaşı trafiğinde arabadan onlarla görüntülü skype yaptık. Bir günlük bebeklerini gördük. Kendi bebeğimizi düşünüp heyecanlandık biraz. Arkadaşlarımız Can ve Serra’nın evine geldik. İsveçli snowboardcu pro rider Jonas Karlsson da oradaydı. Onunla biraz muhabbet ettik. Snowboard kitaplarına baktık. Tam yemek yemeğe başlamışken, karnımın alt tarafında daha önce hissetmediğim kadar güçlü iki tekme hissettim. Birkaç saniye sonra suyum geldi. Arkadaşlarımın panik ve şaşkınlık dolusu bakışları arasında sakin ve çabuk bir şekilde önümdeki avokadolu salatayı yemeye devam ettim, şarabımı yudumlayarak. Bu enerjiye ihtiyacım olacağını biliyordum. Geçen doğumumda da önce suyum gelmişti, ve 6 saat sonra doğurmuştum. Saate baktım 20:15, içimden 4 saat sonra bambaşka bir dünyada, labor-land’de olacağımı geçirdim. O zaman bilmiyordum ama 4 saat sonra bebeğime kavuşmuş olacaktım.

Hemen bütün doğum takımımızı doktorumuzu, doulamızı ve annemi aradık. Eve gidip biraz orada dalgaların başlamasını beklemeye karar verdik. Eve geldik, hemen arkamızdan annem de geldi. Annem’in doğum sürecindeki görevi Ella ile ilgilenmek ve mümkün olduğu kadar doğum sırasında onun bizim yanımızda olmasını sağlamaktı. Annem Ella ile odasında oyun oynuyordu.  Duşa girdim, çıktım. Hastane çantalarını tamamlamaya çalışırken ilk dalga geldi. Johannes köpeğimiz Mo’yu yürüyüşe çıkardı. Johannes 20 dakika sonra eve döndüğünde dalgalar 5 dakikada bir geliyordu ve yoğunlaşmaya başlamıştı. Hastaneye gitmenin vakti gelmişti. Aslında içimden evden hiç çıkmak gelmedi. Ella’yı bırakmak hele hiç istemedim. Ama şimdilik evde beklemesi daha iyi olur diye düşündük. Keşke hiçbiryere gitmek zorunda kalmadan, hemen buracıkta doğurabilseydim diye geçirdim içimden. Johannes arabanın arkasından Ella’nın koltuğunu çıkarmış, yastıklar, örtüler ve havlular ile çok güzel hazırlamıştı. Ellamı ve annemi onlardan güç alarak kocaman öptüm ve yola koyulduk. Johannes radyoyu açıp kanal değiştirirken “Careless Whispers” çalmaya başladı ve dur dedim, tam bunun gibi romantik, yavaş birşeyler dinlemek istedim. Joy fm müzikleri bana o anda daha iyi gelemezdi. Johannes bütün yol boyunca elimi tuttu. Karanlık yollarda, romantik müzik ve sokak lambalarının mum ışıkları gibi üzerimdeki sunroof’tan geçişlerini seyretmek o kadar güzeldi ki. Istediğim gibi sesler çıkartabiliyordum, istedigim gibi hareket edebiliyordum dalgalar geldiğinde. Hatta bir ara bütün bu olaydan zevk bile almaya başladım diyebilirim. Johannes “orgazm mı oluyorsun yoksa?” diye sordu bir ara şakayla karışık. Sanki doğum sesleri orgazm sesleri ile karıştı bir an için. Sonra pat diye birkaç saat önce önünde durduğumuz Acıbadem Fulya hastanesinin acil girişinin önündeydik. Bu sefer de arabadan hiç çıkmak gelmedi içimden. Ama doğum havuzum biryerlerde beni bekliyordu. Dişimi sıkıp çıktım arabadan. Hastanenin giriş kapısında doktorum Kübra hanım ve doulam Nur bekliyorlardı. Doktorum hemen beni acilde muayene etti. Saat 22:30’da 7 cm açılmıştım bile. Tekerlekli bir yatakta dört ayak üzerinde odama çıkarıldım.

Odamda geçirdiğim bir, bir buçuk saatten kesik kesik sahneler hatırlıyorum sadece. Dalgalar oldukça yoğun ve neredeyse aralıksız geliyordu. Bir süre tuvalette oturdum. Sonra duşa girdim. Üzerimden akan suyun sıcaklığı, basıncı ve sesi çok iyi geliyordu. Duşta tutunabileceğim bir kol buldum ve oraya asılıp çömeldiğimi, sallanarak nefesler alıp verdiğimi, sesler çıkardığımı hatırlıyorum. Saat 23:30 gibi havuzumuz hazırlanmıştı, artık doğum odasına geçme zamanı gelmişti. Yürüyerek kapısının üzerinde ‘labor room’ ve ‘sancı odası’ yazan bir odaya girdik. ‘Sancı odası’ ne kadar kötü bir isim bu oda için diye düşündüm kapıdan girerken. Havuza ilk girdiğimde çok sıcak geldi. Alışmam biraz zaman aldı. Kendimi suyun içinde oradan oraya attığımı hatrlıyorum. Sonra Johannes bana havuzun dışından, arkamdan sarıldı. Bir iki dakika sonra cok rahatladım, gevşedim. Suyun içinde kendimi hafif ve özgür hissediyordum. Suyun kaldırma kuvveti sanki bütün vücuduma masaj yapıyor, o an için vücudumun alması gereken en iyi pozisyonu bulmamda yardımcı oluyordu. Dalgalar arasında, kendimi tamamiyle bırakabileceğim, sanki hersey bitmiş gibi, hatta uyuyabileceğim kadar sakinleştiğim, çok tatlı gelen birkaç dakika oluyordu. Arkamda Johannes’in olması bana güç veriyordu. Saat 12’ye yaklaşırken doktorum artık yarım saat kaldı dedi. Johannes hemen Ella ve annemi arayıp gelmelerini istedi, ama Ella bu saatte tabi ki uyumuştu. Bu saatten sonra uyanıp yanımıza gelmektense, uyumasının ve sabaha yanımıza gelmesinin daha doğru olacağına karar verdik. Loş, sessiz, geniş, kocaman pencerelerinden gökdelenler gördüğüm odamda sadece Kübra hanım, Nur, Johannes, ben ve kapının orada benim göremediğim bir yerlerde bir iki hemşire vardık. Bebeği itmeden önceki son dinlenme arasında kardeşim Aylin odaya girdi, biraz çekinerek. Gel, gel yanıma dedim. Kardeşim yanıma geldi ve kocaman, sevgi dolu bir öpücük verdi ve hemen çıktı dışarı tekrar. O öpücük bana öyle bir güç vermiş olacak ki, bebeğim geliyordu artık.

ella & zoeDoktorum hemşirelere çocuk doktorunu çağırma zamanı geldi dedi. O hemşireler dışarı çıktılar. Doktorum kendimi rahat bırakmamı söyledi. Doulam da içinden geçmesine izin ver bebeğinin dedi. Onların bana verdiği güven ve destek ile sadece vücudumu diniyor, her nefeste biraz daha içime dönüyordum. İlk ıkınma hissi gelince biraz şaşırdım ve korktum, o an gerçekten çok duygu, acı, yaşam yüklü bir an. Geceyarısını beş dakika geçiyordu. İkinci ve üçüncü nefeste bebegimin önce başı ve sonra vücudu içimden kayarak çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. Doktorum bebeğimi sudan çıkarıp gögsümün üzerine koydu. O ilk görüntüsünü hiç unutmuyorum. Birlikte birkaç dakika geçirdik. Johannes göbek bağını kesti. Kızımla kavuştuktan sonra o loş, sessiz ortam birden hareketlendi. Etrafta birsürü yabancı insan belirdi. Çocuk doktoru bebeğimi ona vermemi istedi. İstemiyordum vermek. Vermem dedim birkaç kere, biraz daha tuttum onu üzerimde, bir daha istedi doktor, ancak babasına veririm dedim ve Johannes’e verdim. Johannes onu tutarken ilk kontrollerini yapmışlar. Dünyaya sakin, huzurlu, sessiz gelen kızımı ağlatmaya çalışmışlar. Havuzdan çıkıp doğum yatağına uzandım. Bu sırada bütün doğumu kaçıran fotoğrafçımız Aslı geldi odaya. Johannes bebeğimizi tekrar üzerime koydu. Aslı fotoğraflarımızı çekti. Ufacık bir yırtık olmuş, doktorum onu dikti. Plasenta’nın gelmesini bekledik. O da gelince bebeğimizle beraber odamıza gittik. O gece Ella’dan ayrı kaldığımız ilk geceydi. O gelemediği için biraz buruktu içim ama onun sayesinde istediğimiz gibi sakin ve huzurlu bir doğum yapabilmiştik. Sabahın erken saatlerine kadar aşk hormonları ve adrenalin’in etkisiyle bebeğimizi hayran hayran seyrettik. Johannes bir iki saatlik uyku ile eve gitti Ella daha uyanmadan. Ella uyanınca onu hazırlayıp annemle beraber hastaneye geldiler sabah erken. Zoe’ye ilk sarılışını, ona gülüşünü, bana bakışlarını hiç unutmayacağım. Bir anda abla oluverdi benim küçük kızım. Zoe şimdi bir aylık ve hala ağlamadı diyebilirim. Doğduğundan beri sakin, huzurlu ve mutlu Ella’nın küçük kardeşi, benim su bebegim, Zoe. :)

Read Full Post »

Older Posts »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.