Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Doğum Hikayesi’ Category

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Öğrenci doula desteğiyle 42. haftada sezaryen doğum, SSVD denemesi

Doula: Linet Morhayım

DOUM ailesi: Evet

tuba ve bebegiMerhaba,
Sizin sayenizde 2.doğumumu Linet Morhayım eşliğinde Maslak Acıbadem’de yaptım. İlk bebeğim yan döndüğünden sezaryen olmak zorunda kalmıştım. Halbuki 38 hafta boyunca haftada 4-5 yüzmüş, egzersiz yapmış ve psikolojik olarak hazırlanmıştım. Bir hayalkırıklığı idi benim için ama epidural sezaryenle kızımı Ocak 2012’de kucağıma sağlıkla almıştım.Bu defa yine en bastan normal doguma hazırlandım. 42 hafta dolana kadar bekledim. Linet hanım olmasa bu 42 afta kesinlikle zor geçerdi. 36. haftamda taşındım mesela, hep beni sakinkeştirdi. Yavaşlamama yardımcı oldu. Son haftamda her gün gevşeme egzersizleri yaptırdı. Her zorlandığımda bana şifa oldu, moral verdi çünkü az kilo almama rağmen son haftalar bedenimi zorluyordu. Siyatik ve reflü dışında pek bir şikayetim yoktu.

Yine de önemli olan ona ne zaman ihtiyaç duysam ulaşabildim. Bana kısa bir form doldurttu ve o formla kendi durumuma olan farkındalığım arttı ve nelere karşılaşacağıma dair anlayışım gelişti. O olmasa sükunet içinde hastaneye varamazdım. Beni hep yüreklendirdi fakat oğlum gelmemekte direndi. 42 hafta biterken sabah hastaneye gittik. O eşim ve ben. Hastanede rahim gevşemesi için hap verdiler. Küçük kasılmalar başladı ama saat 15:00’e kadar açılma gerçekleşmedi. Doğum üzerine konuştuk, egzersiz yaptık. Linet Hanım eşime masaj noktalarını öğretti. O da bana yardımcı oldu. Saat 15:00 oldugunda açılma olmaz ise sezaryen gerektiğini söylediler. Bebeğim büyükmüş ve başı rahimağzına baskı yapamıyormuş. tüm gün sadece 4,5 cm açılmışım. Bu benim için büyük hayalkırıklığı idi. O kadar üzüldüm ki nişan geldi. Ardından şiddetli bir sancı silsilesi ile doğumun aktif fazı başladı. Suyum da 3 seferde geldi. Tüm bunlar olup biterken Linet Hanım, derin nefes almamı, rahat edeceğim pozisyonu bulabileceğimi ve sakinleşmemi söylüyordu. Suyum gelse de rahat ol, bunlar normal, iyi işaretler dedi. Her bir sancı beni oğluma yaklaştırıyordu, bana bunu hatırlatıyordu. Sancılar 1 dakika ara ile geliyordu ve ben oturamıyor, yatamıyor, konuşamıyordum. Pilates topunda oturmayı deniyordum. Beni yine de ameliyathaneye aldılar. Ikınma hissim var mı diye sordular, yok dedim. (keşke var mı deseydim? ama yoktu 😦 dürüst olmak gerekirse) son defa açıklığımı kontrol etti doktorum. Bu çok canımı yakan bir durumdu ama “hala açılmamış” dedi. “Risk görüyorum ve bekleyemem” dedi. Maalesef spinal anastezi ile bebeği çıkardılar. 4 kilo 100 gr bir oğlan, sağlıklı, toparlak suratlı ve huzurlu bir oğlan. Düşününce ve göz önüne getirince hala gözlerim doluyor. İki bebeğimi de normal doğurmak çok istedim. Ne ağrı ne korku, hiçbirine yenilmedim ama bir şekilde olmadı. Linet Hanım, bu ruh halime de destek oldu. Doğumdan sonra beni hep kontrol etti. Ne zaman aklıma gelip gözyaşlarına boğulsam, bana ne kadar şanslı olduğumu, ihtiyacım olan herseye sahip olduğumu, oğlum ve benim sağlıklı olduğumu hatırlattı. Hala da hatırlatıyor. Dikişlerime nasıl bakmam gerektiğini, beslenmemi, göğüslerime bakımı. 

Benim için şifa oldu kendisi, yaşam boyu görüşeceğim big dost, bir anne kazandım. Ben doğumda annemi istemedim, kalabalık istemedim ama biri lazımdı. Eşimin deneyimi yoktu ama gayreti vardı, bana olan şefkati. Linet Hanım aralarda bizi yalnız bırakarak güçlenmemizi teşvik etti. Kısacası nerede olacağını ve olmayacağını hepsini çok güzel ayarladı. İhtiyacım olan desteği gördüm. Do-um’a bu destek için çok teşekkür ederim. Linet Hanım’a da sizin nezdinizde bir defa daha teşekkür ederim.Tuba

Reklamlar

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

43. haftada ebe ile normal ama zor doğum.  İkinci bebek

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

Kayra doğum

İlk doğumumdan  hemen birkaç gün sonra doğum hikayemi yazmaya koyulmuştum.  Kendimi o kadar gururlu o kadar güçlü hissediyordum ki hem bunu paylaşmak istiyordum hem de benim daha önce doğum hikayelerinde aramış olduğum ‘Bak o yapmış, ben de yapabilirim’ hissini birilerine sunabilmek. Sırf doğum anını yeniden yaşayabilmek için bir çocuk daha doğurmaya hazırdım!

Oysa ikinci hikayemi yazmaya başlayabilmem için iki, bitirebilmem için ise aradan tam bir sene geçmesi gerekti.  Bu doğumum da ilki gibi beni derinden değiştirdi, dönüştürdü, biliyordum.  Ama olanları tam olarak anlamlandıramıyor, hikayemi nasıl anlatsam bilemiyordum.  Bebeğimle ikinci ayım bittiği sırada takip ettiğim doğumla ilgili facebook sayfalarından birinde kayıp yaşayan anneler hikayelerini paylaşmaya davet edilmişti.  Onların resimlerine bakıp, hikayelerini okurken derin bir bağ hissettim her biriyle.  Ve yaşadığım deneyim içimde bir yerlere biraz daha yerleşti.

Dikkat.  Bu hikaye artısıyla eksisiyle, doğal ama zor bir doğum hikayesi.  Bebek bekliyorsanız, ilham arıyorsanız belki ilk doğum hikayemi okumayı tercih edebilirsiniz…

 Aradan yaklaşık iki sene geçtikten sonra ikinci çocuğumuza hamile kaldım.  Bu sefer farklı bir ülkedeydim.  Doğal doğumun norm, her annenin bir ebesinin olduğu Almanya’da.  Evde doğumlar da yaygındı.  Tabii ben de evde, suda bir doğum hayal ettim.  Yanımda eşim, kızım, ebem olacak, doulam Nur İstanbul’dan gelecekti.  Tanıştığım bütün ebelerin de beklediği gibi birkaç saat sonunda birkaç ıkınmayla kolayca doğuracaktım oğlumu.

Doğumda bulunan insanların enerjisinin doğumu nasıl etkilediğini biliyorum.  Bu yüzden doğumumda kimlerin bulunacağı konusunda hassastım.  Ebemde karar kılana kadar beş farklı ebeyle tanıştım.  Hamileliğim boyunca bir kontrol için doktoruma gittiysem diğeri için ebem eve geldi.  Bu zamanı yine geçen seferki gibi keyifli, tadını çıkararak ve yeni bebeğime hazırlanarak geçirmeye çalıştım.  Zaten bir çocuğum olduğu için kendime ilk seferki kadar zaman ayıramasam da yine de hamilelik dönemime birçok keyifli şey sığdırmayı başardım.  Yoga yaptım, eşimle havuzda rahatlama amaçlı aquabalancing derslerine katıldım, doğuma hazırlık dersine katıldım, sık sık masaj yaptırdım, ebemle ses çalışmaları dahil farklı şeyler denedim.

Yine sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçiriyordum ki 36. haftamda merdivenlerden düşerek iki bileğimi birden sakatladım.  Bu kaza benim için çok ani ve korkutucu olmuştu.  Ambulanslar, hastane ziyaretleri derken ertesi günkü ultrasonda bebeğim ters dönmüştü. Yaşadığım korku onu da etkilemişti.

Tekrar başaşağı dönmesi için çeşit çeşit yöntem denerken (fiziksel egzersizler, meditasyonlar, telkinler, vs.) bebeğimin nasıl olsa döneceğine ve bileklerimin zamanında iyileşeceğine inanıyor ve evde hayal ettiğim doğuma hazırlanmaya devam ediyordum.  Ebemin verdiği ev doğumu listesindeki malzemelerin alınması, gerekli olması durumda hangi hastaneye, nasıl gidileceğinin pratiği, kızımın evde doğuma hazırlanması vs. vs… Bir yandan da aslında kazayla birlikte birşeyler değişmiş, bebeğimin de huzuru kaçmıştı.  Cdler dinleyerek fiziksel egzersizler yaparak başaşağı dömesine yardım ediyor sonra sabah uyandığımda onu tekrar popo üzeri otururken buluyordum.  Her ne kadar bunu problem etmemeye çalışsam da döndü mü, dönmedi mi derken artık günlerim o kadar huzurlu geçmemeye başlamıştı.

Doğum zamanı geldiğinde bebeğim ters olursa doğum yapabileceğim bir hastane vardı.  Doğal uygulamaları ile bütün ülkede tanınan bu hastanenin yakınında olduğum için çok şanslıydım.  Herhangi bir nedenle hastanede doğurmam gerekirse diye zaten önceden bu hastaneyi görmek amacıyla tanışma akşamlarına gitmiştik.  Türkiye şartlarına göre rüya gibi bir yerdi.  Doğumhaneleri ev ortamı sunan odalardan oluşuyordu.  Odalarda rahat yataklar, minderler, yerlerde matlar, asılmak için duvarlardan sarkan ipler, çömelerek doğurmaya destek olmak için doğum tabureleri, kocaman küvetler…Hem ters hem de geç gelen bebeklerin çoğu burada doğal doğum imkanı buluyordu.  Doğuma ebeler katılıyor, tıbbi bir müdahale gerekmedikçe doktorlar karışmıyordu.  Bebekler annelerinden hiç ayrılmıyor, ailenin izni olmadan hiç bir müdahele yapılmıyordu.  Hastaneyi görünce için rahat etmişti.  Tamam demiştim, eğer gerekirse burada herhangi bir ebe ile doğum yapabilirim.

Beklenen doğum tarihim geldi, geçti.  Bırakın doğum pozisyonuna yerleşmeyi benim bebeğim hala bir düz bir ters dönmeye devam ediyordu.  Hala çok fazla amniyotik sıvım vardı ve bebeğim rahatça hareket edebiliyordu.  Doğum da bir türlü başlamıyordu. Sonunda  41. haftada başaşağı döndü ve öyle kaldı.  Ama başı hala çok yukardaydı.  Hem ebemin muayenelerinden hem de ultrasondan dört kilonun üzerinde büyük bir bebek olduğu anlaşılıyordu.  Kızımı 42. haftada, beklenen doğum tarihinden 12 gün sonra doğurmuştum.  Hamile olmayı seviyorum.  Herhalde o yüzden oğlumun da oldukça geç doğacağını biliyordum, acele etmiyordum.  42. haftamın ortalarında çekilen bir NSTde ebem bebeğin kalp atışlarından memnun olmadı.  Bunun üzerine bir de kar fırtınası eklenip acil durumda hastaneye ulaşım imkanımız kısıtlanınca beraberce evde doğumdan vazgeçtik.  NST sonuçlarını paylaşmak ve hastanede doğumu konuşmak için hastanenin yolunu tuttuk.

Almanya’da beklenen doğum tarihini 12 gün geçince artık hastaneye yatmanızı istiyorlar.  Doğal doğumu destekleyen bu hastanenin doktorları doğumu suni yollarla başlatmayı teklif etmedi.  Ama sık sık kalp atışlarını kontrol edebilmek için hastanede kalmaya başlamamı istediler.  Böylece hastaneye yerleşip doğumu orada beklemeye başladım.  Yanımda kimse kalamıyordu, kızımdan ilk defa bu kadar süre ayrı kalıyordum, rahatlayarak geçirmem gereken son günleri büyük bölümünü NSTye bağlanarak, yabancı bir ülkede, tanımadığım biriyle oda paylaşarak, hastanede geçiriyordum.  Artık pek de rahat sayılmazdım.  Her gece hafif hafif başlayan kontraksiyonlar yüzünde o gece doğuracağımı düşünerek yatıyor, sabaha uyandığımda birşey olmadığı için hayal kırıklığına uğruyordum.

14. günün sabahında az miktarda oksitosin vererek NST ile bebeğin tepkisine baktılar.  15. günde doğumu başlatmayı önereceklerdi.  Bu test sayesinde bebeğin suni sancıya dayanıp dayanamayacağına bakıyorlar.  Test olumlu geçti.  Çok ufak miktarda da olsa aldığım oksitosin sanırım birşeyleri tetikledi.  Ve gün boyunca minik minik kasılmalarım oldu.  Doğumun artık o gün başlayacağını hissediyordum.  Alp’i o akşam eve göndermedim.  Zaten akşamüstü 6-7 gibi kasılmalar sanki bir düzene girmişti.  Akşam 9da yine bir NST randevusu için doğumhanede olmam gerekiyordu.  Doğumhaneye gidip doğumun başladığını haber vermek için acele etmedik.  Alple yemek yedik, biraz dinlendik.  9da doğumhaneye gidip durumu haber verdiğimizde doğum odalarından birine yerleşebileceğimizi söylediler.  O gece tesadüfen doğumhane rahattı.  Bir önceki gece aynı saatlerde NST çektirirken belki 6 anne adayı doğum yaptı, kimilerini odamız yok, biraz daha dolaşıp gelin diye geri çevirdiler….Bu güzel odalardan birine yerleşip doğumu beklemeye başladık.  Kasılmaları henüz nefeslerle atlatabiliyordum.  Birkaç saat sonra şiddet artınca doulamız Nur’u da çağırdık.  Nur İstanbul’dan gelmiş, sağolsun haftalardır bizim evde kalıyor, geciken doğumumu bekliyordu…Nur geldikten sonra da benzer şekilde devam ettik.  Karanlıkta nefes, masaj ve TENS makinesi…  Bu makineyi önceki doğumda da kullanmış, çok faydasını görmüştüm.  Ebeler bizi odamızda yalnız bırakıyor, iki saatte bir gelip NST ile kalp atışlarını takip ediyorlardı.  Hepsi son derece yumuşak ve doğum ortamına saygılıydı.  Işığı açmıyor, gerekirse fısıltı ile konuşuyor, benimle iletişime girdikleri zaman bana yukarıdan bakmamak için yere oturuyorlardı.  Bu orada bulunduğum süre boyunca böyleydi.  Bütün sağlık çalışanları gebelerle konuşurken  göz hizasında olabilmek için gerekirse oturuyor, yere çömeliyorlardı.

Kasılmalar iyice yoğunlaşınca ebeme haber vermelerini istedim.  Ebem Petra’nın o hastanede ebelik yapma yetkisi yoktu ama bir arkadaşım, ikinci doulam olarak o da doğumda bulunacaktı.  Petra yola koyuldu, ben de bir süre sonra suya girmek istedim.  Ebelerden suyu doldurmalarını rica ettik.  Bir de suya girmeden önce açıklığımı öğrenmek istemiştim.  Ebelerden biri beni muayene etti ve henüz 3-4 santimde olduğumu ama serviksin çok yumuşak olduğunu bebeğim başıyla baskı yapmaya başladığında hızlıca açılacağımı söyledi.  Bebeğimin başı hala pelvisin içine doğru dürüst yerleşmemişti, bu da ilerlemeyi yavaşlatıyordu.  Ben yine de suya girmek, orada biraz rahatlamak istemiştim.  Küvetin olduğu odada mumlar yakmışlar,  masaj yağlarını yerleştirmişlerdi.  Tam küvetin ortasında yine tavandan sallanan bir ip vardı asılmak için.  Doğum için ideal ortamdı.   Saat 2:30 gibi Petra da gelmişti. Kasılmaların bir kısmını da burada karşıladık.  Bu sefer su bana geçen doğumdaki kadar iyi gelmemişti.

Kasılmaları dışarıda daha kolay atlatabildiğimi düşünerek çıkmak istedim ve tekrar doğum odasına geçerek devam ettik. Bir müddet sonra kasılmalarım yavaşladı ve neredeyse tamamen durdu.  Zaten karanlık ve çok rahat olan bu odada ben uyumaya başladım.  Sabaha karşı ebelerin görev değişimi oldu ve benimle ilgilenmeye yeni bir ebe geldi.  Juliayı önceki günden tanıyordum ve sevmiştim.  Doğumumdan onun buluncağına sevindim.  Julia geldiğinde beni yeniden muayene etmek istedi.  Henüz 5 santimdeydim.  Bir süre daha beni kendi halime bıraktıktan sonra geldi ve hadi artık bu doğumu hızlandıralım dedi.  Beni ayağa kaldırıp hareketlendirdi, homepatik ilaçlarla destek verdi.  Kasılmalar geri gelmişti ama tam anlamıyla efektif değillerdi.  Bebeğin başı hala çok yukardaydı.  Bu arada NST sonuçları da çok harika değildi.  NSTyi daha sıklıkla bağlamaya başladılar.  Julia artık yanımızdan ayrılmadı.  NSTyi yakından takip etmek istiyordu.  Öğlene doğru damar yolu açmak istedi.  (Herşeyin doğal ilerlediği bir doğumda bu hastanede damar yolu açılmıyor.)  Doğumu ilaçla aniden durdurması veya hızlandırması gerekebileceğini açıkladı.  Ben artık huzursuz olmaya başlamıştım.  Damar yolu açılırken bayağı bir ağladım. Önceki gün olumsuz bir deneyim yaşadığım bir doktorun damar açma işlemi için gelmesi de beni huzursuz etmişti.  Doğumumun geri kalanına belirgin bir şekilde hakim olan korku hissi sanırım bu sıralarda filizlenmişti.

Ah o korku yok mu!  Doğumumla ilgili bütün hislerimi bambaşka yaşamama neden olan korku…İkinci doğumuma kadar hiç doğum korkusu yaşamadım.  Yani elbette ilk doğumumu beklerken heyecanla karışık acaba yapabilir miyim, çok mu acıyacak gibi hisler yaşadım ama gerçek anlamda bir korku yaşamadım.  Doğum bana göre hayat kadar riskliydi.  Her zaman herşeyin mükemmel olmayabileceğini biliyordum ama nasıl hayatın akışında bir ölüm korkusu yaşamıyorsam doğumdan da korkmuyordum.  İlk doğumum süresince bir an bile aklıma korkmak gelmemişti.  Üstelik de bu seferki kadar ideal olmayan, klasik bir hastane ortamında doğum yapmıştım.

Eğitimlerimizde hep korku, gerginlik, ağrı üçgeninden bahsediyoruz.  Doğum sırasında rahatlayabilmek için korkuların üstesinden gelmeye çalışıyoruz.  Ama işte bu korku bir şekilde benim doğumumda belirdi…

Damar yolu açıldıktan sonra bir süre daha kasılmaların kendiğinden çalışmalarını bekledik.  Julia bu arada hala arkaya dönük olan cerviksimi bir kasılma sırasında eliyle öne doğru döndürdü (bu müdaheleyi daha önce hiç duymamıştım).  Bundan sonra bir anda 8 santime gelmiştim.  Sonunda artık bebeğimin bir miktar baskı yapmaya başladığını hissetmiştim.  Yine de kasılmalar bebeğin çıkmasını sağlayacak kadar efektif değildi.

 Saat 11 gibi artık bir miktar suni sancı vermek istediler.  Ben de kabul ettim.  Artık sürekli NSTye bağlıydım.  Zaten doğum boyunca uzun süreler bağlı kaldığım alet beni çok rahatsız etmişti.  Hareketimi çok da fazla kısıtlamıyordu.  Yine ayakta veya istediğim başka bir pozisyonda kalabiliyordum.  Hatta suda bile dinleme yapabilecekleri makineleri vardı.  Ama NSTye bağlı olduğum süre boyunca herkesin gözü makinedeydi.  Ben dahil!  Kasılma sırasında ister istemez kalp atışına ne oluyor diye bakıyordum.  İçe dönmem gereken bu anlarda bir makineye bakarak endişelenmek çok saçmaydı.  Sürekli monitoru göremeyeceğim bir tarafa doğru çeviriyordum.  Ama tabii hem beni hem de monitorü görmek isteyen ebe bir süre sonra tekrar bize doğru döndürüyordu.

Öğlene doğru sanki yavaş yavaş ıkınma hissim geliyordu.  İşte bundan sonrası benim için neredeyse tamamen korku içerisinde geçti.  Detayları hayal meyal hatırlıyorum.  Julia tedirgin bir tavırla oda içerisinde bir oraya bir oraya hızlı hızlı hareket ediyordu.  Koridorda bir çığlık ve koşuşturan insanların sesini hatırlıyorum.  Julia’nın benim ebeme ‘Doğumhanede doktor kalmadı.  Birşey olursa sen ve ben halletmek zorundayız.’ gibi birşey söylediğini hatırlıyorum Almanca.  Acilen sezaryene alınan bir anneymiş, soradan öğreniyorum.  Sonra bir an ‘Bebeğin artık çıkmak istiyor’ diyor Julia.  ‘Bu bebeğin şimdi doğması lazım.’  Ayağa kalkmamı, tam kasılma geldiğinde çömelerek ıkınmamı istiyor. Ben ıkınma hissim olmadığı halde deliler gibi ıkınmaya, bebeğimi çıkarmaya uğraşıyorum.  Herkesin gözü alette.  Bu ıkınma ile çıkmazsa bebeğim ölecek diye düşünüyorum…Oysa ki bebeğim çıkmaya hazır değil biliyorum.  Ikınırken çığlık atıyorum.  Ama geçen doğumumda yaşadığım aslanlar gibi kükremeye benzemiyor bu çığlıklar.  Ölüyor, ölüyorum  ve çaresizim hissiyle ıkınıyorum.  İşte bu hayatımda yaşadığım en kötü his… ‘Neler oluyor?  Bebeğim iyi mi?’ diye soruyorum sürekli.  Panik içindeyim diyorum. Kimse birşey söylemiyor.  Ya da bana öyle geliyor.  Daha da çok korkuyorum.  Neden herkes panik içinde diye soruyorum.  Ses yok.  Bu arada odaya bir de doktor gelmiş, izliyor.  Julianın eli gereğinden fazla içimde.  Birşeyler yapıyor, ama ne?  Sonradan öğreniyorum ki amniotik keseyi patlatmış.  Julia Petra’ya ‘Bir de sen bak’ diyor.  Bu sefer de Petra muayene ediyor.  Ben bu arada çömelmiş bir pozisyonda ıkınıyorum.  Sonunda doktor diyor ki ‘Daha ıkınmaya hazır değilsiniz.  Boşuna yoruluyorsunuz.’  Evet, diyorum.  Hazır değilim, neden ıkınmamı istiyorsunuz?  Sonra kalkıp yatağın üzerinde geçiyorum.  Ve içimdeki gücü, o ilk doğumdan tanıdığım hayvani gücü bularak bu sefer bebeğimin de isteğiyle yeniden ıkınmaya başlıyorum.  İşte hatırladığım doğum böyle birşeydi.  Sonra tekrar ayağa kalkıyorum ve yine bir telaş başlıyor.  Kendime göre bir pozisyon bulmaya çalışıyorum. ‘Bana bak’ diyor Julia, ‘arkanı dönme’.  Beni yine ayağa kalkıp, ıkınırken çömelmeye yönlendiriyor.  Bedenim bunu istemiyor, biliyorum.  Ama bebeğin çabuk çıkması lazım diyorlar.  Dediklerini yapıyorum.  İlk doğumumda kocaman bir bebek doğurdum.  Canım acıdı diyemem.  Bu sefer canım acıyor.  Hem de çok fazla.  Ve korkuyorum.  Bebeğimin öleceğinden korkuyorum.  Canım korktuğum için acıyor.  Onu da biliyorum.  Bütün bunlar çok sürmüyor.  Dakikalar sonra bir bakıyorum bebeğim yerde koyu renk bir sıvının içinde yatıyor.  Birkaç saniye donmuş bir şekilde bakıyorum.  Canlı mı diye düşünüyorum.  Sonra Petra’nın sesini duyuyorum.  Al bebeğini diyor.  Yerden alıp sarılıyorum.  Sıcacık, vıcık vıcık ve capcanlı.  Deliler gibi ağlıyorum.  Çok şükür.  Yaşıyor.  Hissettiğim tek şey bu.  Bebeğim yaşıyor, çok şükür.  İlk doğumumdaki yaptık, başardık, çok güçlüyüz hissimden eser yok.  Yalnızca şükran ve bol göz yaşı.

Bundan sonrası ise muhteşem.  Bebeğime benden başka kimse dokunmuyor.  Onu yerden ben alıyorum.  İlk ben dokunuyorum.  Yine bakışıyoruz deli gibi.  Onun da Tane gibi bambaşka bir yerlerden gelen bakışları var.  Ben seni tanıyorum diyor bakışlarıyla.  Konuşuyorum, birşeyler söylüyorum.  Şimdi hatırlayamıyorum ne dediğimi.  Bizi anlıyor diyorum.  Öyle bir bakıyor ki bizi anladığından eminim zaten.  Nur bu sırada diyor ki ‘Bizi anlıyorsan gözlerini kırp’  O da hemen gözlerini kapatıp açıyor.  Alp ve Nur’la birlikte onu karşılıyoruz.  Hoşgeldin diyoruz.  Beş dakika içinde oturduğum yerde emzirmeye başlıyorum.

Biraz sonra destekle yatağın üzerine geçiyoruz.  Kayra, Alp ve ben orada dinleniyoruz.  Kimse odaya gelmiyor, bebeğimi almıyor, dokunmuyor…Bir ara doktor kucağımdayken Kayra’ya dokunmak için izin istiyor.  1 dakika içinde kucağımda muayenesini yapıyor.  Bizi orda saatlerce kendi halimize bırakıyorlar…Kayra doğar doğmaz Alp evi arıyor.  Annem ve kızım bize doğru yola çıkıyorlar.  Tane yolda takside uyuya kalmış.  Uyuyan kızımı da doğumhaneye yanımıza alıyor, dördümüz doğum yaptığım odadaki yatakta dinleniyoruz…

3-4 saat sonra bir ebe geliyor (Bu başka bir ebe çünkü bu arada yine bir görev değişimi oluyor), duşa girmeme yardım ediyor.  Duşta çok ağlıyorum.  Önümdeki 4-5 gün boyunca her duşa girdiğimde ağlayacağım zaten.  Akan suyla birlikte yaşadığım korkunun akmasına izin veriyorum, yaşanaların şokunu atlatmaya çalışıyorum.

Görev değişiminden önce Julia odamıza gelip veda etmişti.  Yaşadığım hisler yüzünden ne kadar üzgün olduğunu söyleyip doğumu konuşmak için onu ne zaman istersem arayabileceğimi söylemişti.  Zor bir doğum olduğunu, komplikasyonlar olduğunu ama bebeğimin sağlığı için doğumun hiçbir aşamasında endişe duymadıklarını belirtmişti.

Nitekim birkaç hafta sonra Julia evimize geldi.  Uzun uzun konuştuk.  Ters giden neydi, neden korku duydum anlamaya çalıştım, çalıştık.  Petra ile yine günlerce konuştuk.  Kordonun dolanmış olduğunu –ki bu tek başına bir sorun değil -, Julia’nın sezaryen kararı vermek için nöbetçi doktorlardan baskı gördüğünü falan bu aşamada öğreniyorum.

Sonunda vardığım yer şu oldu:  Bazı olayların üstüste gelişi, ebenin bazı tavırları ve benim de zaten başından beri kendimi yüzde yüz güvende hissetmeyişim birleşince korku hissi belirdi.  Korku olunca doğumun ne denli farklı yaşanabileceğini gördüm.  Kadın gücünü elinden bırakınca, gücü elinden alınınca ne oluyor kendi içimde hissettim.  Benim de buraya gitmem, o hisse dokunmam gerekiyordu.  Şimdi biliyorum.

Bunları yaşayacağıma planlı sezaryen olsaydım da dedim.  İtiraf ediyorum.   Çok sürmedi bu his ama dedim.  Her bebek başka bir anneye ihtiyaç duyuyor.  Her doğum da farklı bir anne yaratıyor.  İşte bu doğum beni Kayra’nın annesi yaptı.

Read Full Post »

ciplak

Doğana Doğumda Kadın Hakları Derneği doğumda kadın haklarını savunuyor, bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Doğumda Kadın Hakları Bildirgesi ve Doğum Hikayeleri kitabında 8 maddelik bildirge doğum hikayeleriyle anlatılıyor.  Doğumda kadın ve bebek haklarını öğrenmek, ülkemizden şiddetsiz doğum hikayeleri okumak için Doğana’nın kitabını edinin!

Doğana Bildirgesinin 8 maddesi şöyle:

1. Gebelik, doğum ve lohusalık doğal süreçlerdir.

2.Her kadın gebelik öncesi, gebelik, doğum ve lohusalık dönemlerinde yeterli bilgi, eğitim ve kaliteli sağlık hizmeti alma hakkına sahiptir.

karisik

3.Doğumun merkezinde kadın vardır.  Doğum süresince aktif olabilimelidir.

4.Mahremiyet hakkı gebelik ve doğumun vazgeçilmez parçasıdır.

5.Her gebe doğumun başından sonuna kadar istediği kişilerden kesintisiz destek alabilmelidir.  Buna kendi yakınları, ebesi ve doulası (doğum destekçisi) dahildir.

6.Kendisine ve bebeğine yapılacak her türlü tıbbi girişim konusunda kadın doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilmelidir.  Bu konularda kadının karar hakkına saygı duyulmalıdır.

basakdoganacollage

7.Anne ve bebek bağı doğum sırasında ve sonrasında korunmalı ve desteklenmelidir.

8.Anne ve bebeğe,  kamusal alanlarda  rahatsız edilmeden, çalışma hayatında ise kısıtlanmadan, özgürce emzirme ve benzeri temel analık ihtiyaçlarını karşılayacak koşullar sağlanmalıdır.

Read Full Post »

Kimberly

Visit Kimberly’s blog for her tips on natural birth in Turkey.

It’s hard for me to decide exactly when Liam’s birth story begins, because it seems like my actual labour started days before he was born, but then stopped. On the Tuesday September 6th, myself, Richie and Paul Scott (who was visiting from the U.S.), took a walk into Beşiktaş for dinner, and on the walk back, I started feeling some not-too-strong contractions. I’d felt these before, usually when out walking, but this particular evening they seemed a little bit stronger and I needed to take a few small breaks and even lean on Richie during a couple. I sent a text to our doula Amy when we got home to let her know, but then everything stopped.

I had my regular weekly visit to my doctor on Friday and I was about 3cm dilated, having gradually gotten to that stage over the last couple of weeks. Dr Gülnihal said that she thought my labour had started but stopped again for some reason and asked me how I was feeling about everything. This was the point when my thoughts on the previous Tuesday came back to me, and I realized that maybe I was resisting things a bit. During the walk home that evening I remembered thinking that I just wasn’t ready. I hadn’t thought I was anxious or nervous about the upcoming experience, but suddenly it all seemed so much more imminent and I did feel a bit nervous about all that was to come.

During the visit, my doctor told me that my blood pressure was a bit too high, and we needed to monitor it carefully. I think the condition is called gestational hypertension and it is potentially dangerous, although I think mine was only minor. It’s quite common with first time pregnancies, but still, to be safe, she wanted to induce labour on Monday morning if nothing happened over the weekend, because with this condition you usually aren’t allowed to go past full-term. So, over the weekend, I had to go to a pharmacy every day and have my blood pressure checked and text her the results. And on Sunday she told me I should have a fetal non-stress test at a local hospital to make sure all was well with the baby. In the non-stress test they monitor the baby’s heart-beat and movements, which is printed out on a line chart to send to the doctor. So, when I went, my blood pressure had returned to normal and the baby was fine, but then she rang me to ask how I was feeling, because according to the test results, I was having regular contractions every five minutes. I hadn’t even really noticed!

That afternoon Amy came over to try and get my labour started naturally so I wouldn’t have to be induced the next morning. She used some massage, aromatherapy, did some stuff to various pressure points, and then we took a long walk around our neighbourhood. I did feel slightly stronger contractions during the walk, but again, when we got home, everything seemed to stop. We got home, ordered dinner out (I had to eat some salt-free chicken/veggie dinner because of the blood pressure issue) and then after we ate, Amy headed home. We were all pretty tired so at about 11 o’clock we headed off to bed.

About an hour later, I woke up with this pelvic pain that I’d been feeling every night for at least the previous week. I’d been waking up feeling really uncomfortable, so in addition to going to the bathroom a million times, I also needed to do some swaying and stretching and sitting on my pilates ball making circles with my hips to work out the kinks. For nights and nights I’d been doing this every couple of hours. On this particular night, I woke up feeling so annoyed I nearly wanted to cry. I was so sick of this painful interruption to my last precious nights of sleep before the baby eventually arrived. I tried my usual routine, but tonight it hurt worse than usual, and I even decided to try taking a shower to relax. I ended up on all fours in the shower trying to work out the discomfort, but even that didn’t work. At about 12:40am I went back to our room and asked Richie to call Amy to ask what I should do, because I was too uncomfortable to talk. She suggested a couple of things, but those didn’t work and actually felt terrible.

I got up again to go to the bathroom and suddenly felt like I was wetting myself. Now, my bladder had definitely been squished like crazy over the last weeks, but I felt like suddenly I’d lost control of myself altogether (a bit embarrassing). I was standing in the bathroom trying to figure out what to do about the situation. I went back to the bedroom again, and sheepishly told Richie I was peeing myself a bit and couldn’t do anything about it (it didn’t occur to me at that moment that my waters had broken!). I was sitting on a towel on the bed and we tried to time the pains I was feeling but there was no real distinction between them, although I did seem to get more uncomfortable every 5 minutes or so. It was definitely stronger than anything I’d had before and so Richie called Amy again to tell her, and she told him that we should just go to the hospital. She checked the traffic online and called back to say that everything was clear, so we should be able to get there in less than 30 minutes. Richie got everything ready to go, and by this time Paul Scott was up too so he helped me walk down the stairs of the apartment and down the hill to where Richie had stopped a taxi. Off we went to the Asian side in the middle of the night. The taxi journey didn’t take too long, but the driver, used to working on the European side, didn’t know where the hospital was in the Göztepe neighbourhood, so we circled around for about 5 minutes at the end as he asked random passers-by. I was getting pretty annoyed by this in the back seat and just wanted to get there already!

Amy was already at the hospital when we got there, and we got settled in our room. I was having pretty strong and distinct contractions now, and frequently, all the while leaking amniotic fluid. I quickly found my favourite position for the whole labour experience, which was a standing-squat with my arms around Richie’s neck and him holding me up. I gave him quite a work-out over the next 14 hours! When I was checked shortly after our arrival, I was already about 6 or 7 cm dilated.

The details now get a bit hazy for me, so I’ll have to let Richie fill on some of the blanks for you. I remember Dr Gülnihal arriving not too long after I was examined. I continued to hang off of Richie during contractions while Amy massaged me. At about 4 o’clock, after being checked by the doctor, I was advised to lay down for a bit and try to sleep, to save my energy and relax. The first contractions laying down were awful, but Amy and Richie helped me to relax and I did sleep for about 30 minutes. After that I was up again, gradually getting closer to full dilation. The doctor checked my dilation at about 6 o’clock, and drained my bladder, since she thought that it might be acting as a cushion under the baby’s head, reducing pressure on the cervix to open. After that she asked me to try resting again. I didn’t want to have to lie down, since it was really painful every time I was on my back for a contraction, but I managed to get another half hour’s sleep.

 RICHIE: By this stage both Amy and I were starting to nod off from lack of sleep, so I couldn’t imagine how tired Kim must have felt by now. We’d only had about an hour of sleep before labour started, and as it went on it was getting further and further from when she’d last eaten, so her energy level was a worry too.

Richie continued to hold me up and Amy rubbed my lower back. I was brought to the examination/delivery room about once every hour or two to be checked, and then returned to our room. I was fully dilated by about 9 o’clock. I remember thinking I must be in the transition phase because I was walking with Amy to the examination room, and I started crying and saying I couldn’t do it and things along those lines. I also remember thinking that it felt good to cry.

So, into the next phase of labour and we thought it’d be over soon. Little did we know! I was in the pushing phase of labour for about 5 hours and progress was so slow and intense!

RICHIE: I’d had the time to text some people to say that labour was starting while we were in the taxi, and I was able to send a couple again while Kim was asleep after 4am and again after 6am. Because I was supporting her during contractions that was all the free time I ended up having. I did try to send a text at one point between contractions, but Kim very politely said “Could you please not do that right now.” The texts I’d sent my mother had been “Doctor’s here. Looks like it’ll be soon. ” at 3:16am, and at 4:36am “Kim’s sleeping now. Almost completely dilated but contractions have eased before the big push. Been about 4hrs of labour so far, not too rough yet”, so naturally when she didn’t hear anything more for another 8 hours she was having conniptions. I must remember to be more non-committal in any future labour bulletins.

I wanted to stay on my feet as much as possible because I wanted things to go faster and laying down felt awful and painful. I was taking small sips of juice and water between contractions, but was really running out of energy. I remember leaning on the counter in the room, staring down at the tiny dots on the counter tiles, just focusing on those dots like they were the only things that existed in the world. I continued to use a standing-squat for contractions, pushing during most but resting for some, but now with Amy holding me up on one side and Richie on the other.

RICHIE: By this time we’d heard the first call to prayer, about an hour before sunrise, and then I could see creeping daylight through the shuttered window. After 9am, I think that Amy and the doctor expected that it wouldn’t take long, but then things seemed to slow. I remember thinking of how Kim had said she’d prefer not to have the kid on September 11th, and that because of the time difference it was gradually becoming September 12th across America. I think he waited long enough that by the time he was born I think it was perhaps only the 11th in Fiji.

I leaned on the counter in between contractions. I was completely covered in sweat and at times I just started shaking all over. All the time Richie was encouraging me and saying loving things. I wasn’t really very responsive at the time, but it meant a lot and it was all slowly trickling through my brain the whole time. Now even the supported squatting left my legs feeling extremely tired and I felt wobbly on my feet. I know I thought a couple of times that I just wanted them to give me a c-section so it could all be over. At some point I said to Amy that I couldn’t do it any more. She told me I could. Then I said I didn’t want to do it any more, and she said that that wasn’t the same thing. Those words really stuck in my brain.

By about 11am, because I was so exhausted and things were moving so slowly, it was decided that I needed an IV with some electrolytes to help me out. By this stage I hadn’t eaten in 14 hours, and the doctor was concerned that I wouldn’t have the energy to keep pushing. Although I wasn’t fully aware of it at the time, apparently the IV made a huge difference in perking me up. I think it was about this stage that I made a conscious decision to not look at the clock again or think about time. I stopped even thinking about the end result of all this- for now there were only contractions and pushing and overwhelmingly intense feelings of all kinds. I couldn’t think of anything beyond that and I knew that being impatient for it to end would only make things harder for me.

So we continued like this for ages. The baby’s heart was monitored frequently to make sure he was holding up okay. Everyone seemed very impressed at how well his little heart was handling things, and it seemed to have effected the doctor’s decision to let me keep pushing. Eventually when Dr Gülnihal examined me she said she could feel the baby’s head. During contractions nurses or the doctor would look and I kept hoping someone would tell me they could see the head, but nothing. Richie says at one point Amy and Dr Gülnihal were talking to each other and looking at him, and they were having a look at his head shape because our large-headed baby just was not moving down!

RICHIE: By now, Kim was so tired that pushing lying down was more comfortable, just because there was no weight on her legs and she could relax completely between contractions. While they tried some hard pushes in this position, the doctor thought that in between pushes the baby’s head was drifting back up, since there was no gravity to keep it down, so she asked Kim to stay standing for a while. Kim pushed for about an hour, then the doctor checked again at about noon, and then Kim pushed for another hour again. As the morning went on I could tell that the doctor and Amy seemed to be getting more concerned.

Eventually though, gravity did its work and all those standing-squats paid off. I was told it was okay to lay down now if I wanted because the baby had moved down enough that laying down wouldn’t make him move back up after pushing. I took rests on the bed with my legs in the stirrups, sleeping strange sleep between contractions. At one stage, while I was half dozing, Amy told me that Dr Gülnihal was back and in her scrubs, which meant that something was finally happening. It was encouraging!

RICHIE: Kim was obviously exhausted now, and I can’t say that the nurses were making things much easier. They weren’t used to active births, which caused some problems, added to the communication difficulties of the language barrier. If it hadn’t been for Amy it definitely would have been a much worse experience, and I think it probably would have gone to a c-section.

Now with each contraction I was pushing as long as possible, sometimes four big pushes for each contraction. Amy and Richie were holding my hands and holding my head up to help me. More pushing and more pushing. Dr Gülnihal gave me the option, via Amy, of having an episiotomy, because I was likely to tear and it would make things move a bit faster. At first I was hesitant, but a contraction or two later she asked me again and I agreed. She said that she wouldn’t do it straight away though, and would wait until it looked like a tear was inevitable without it. So, after pushing and pushing, I had the episiotomy because the baby’s head was just too big!

RICHIE: Each time Kim was examined, I could see what was happening better than she could. With each push the doctor was trying to help the baby’s head down, and I could judge from her hands how far was left to go. Very, very slowly I could tell that he was making his way down. Kim felt much more pain after some pushes, which Amy said was due to the head moving down into a different position, and coming up against a new tight spot, which at least meant progress.

While I pushed, Richie was telling me that his head was 20% out, 40% out, etc., and that was really motivating for that final painful bit. Then his head was out, then the rest of him was out. I wasn’t even fully aware that he was all the way out, until he was put on my chest. There he was, all purply-looking, crying and amazing! I was laughing and crying and holding him and Richie kissed me. What a moment! Thinking about it now makes me teary-eyed!

Just yesterday, we went back to the doctor for a check-up. She said that, after full dilation waiting for 1 hour is normal, so a 5 hour wait is really exceptional. She said that after about 4 hours she was thinking of doing a caesarean, but because Amy was there she felt confident enough to wait another while, and fairly soon after that she could finally see some real progress being made, so it seems that it was a very close thing.

So, it was without a doubt the hardest thing I’ve ever done, but after many gruelling hours, our strong little son made it into this world and I’m so proud and happy that we did it and he’s here with us now!

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede, suda, doulalı, doğal doğum.  2. bebek.

Dr: Kübra Taman

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

mine & zoeKızım Zoe’nin hikayesi çok güzel bir sürpriz ile başladı. Büyük kızım Ella 16 aylıkken tekrar hamile olduğumuzu öğrendik. Biz henüz hazır mıydık bilmiyordum ama kızım gelmeye hazırdı. Şaşırdık, biraz korktuk, heyecanlandık ve bir yandan da çok sevindik.

Ella’yı normal, epidüralsiz, epiziyotomisiz, damar yolum bile açılmadan, hastane kıyafeti bile giymeden, yani hiçbir müdahale olmadan dünyaya getirdim. Çok güzel bir doğum olmuştu. Ella’nın doğumunun hemen sonrasındaki anlarda mutluluk ve aşk hormonlarının etkisi altında eşim Johannes ve ben ona aşık olmuştuk.  İkinci doğumumun da ilki ile aynı olmasını istiyordum. Bunun gerçekleşmesi için aynı doktoru (Dr. Kübra Taman), aynı doulayı (Nur Sakallı), aynı hastaneyi (Amerikan Hastanesi) ayarladık ve aynı doğum planının üzerinde ufak bir iki değişiklik yaptık. Kafama takılan tek birşey vardı. Acaba bu sefer o aşk dolu ilk anlara Ella’yı nasıl dahil ederdim? Kardeşinin geldiği o büyülü anları o da hissedebilir miydi? Acaba onun da doğumun bir parçası olması mümkün olur muydu? Sonra DOUM’da “Birthing from Within” eğitiminde bir video çıktı karşımıza. “What Babies Want” diye bir belgeselin son sahnelerinde evinde suda doğum yapan bir kadının arkasında eşi ona sarılmış, havuzun içinde büyük kızı da var. Bebek doğduğu an ablası da o sevgi yumağının bir parçası oluyor ve çok tatlı bir şekilde “hello baby” diyerek kardeşini karşılıyor. Bu sahne beni çok etkiledi. Düşündüm ki, eğer doğumum bu kadar sakin ve huzurlu olabilirse, hatta suda doğurabilirsem, o zaman belki Ella da kardeşinin doğumunda bulunabilir. Böylece yeni bebeğimizi ailecek karşılayabiliriz. Doktorum Kübra hanım’a biraz çekinerek sordum, acaba suda doğum hakkında ne düşünür diye. Almanya’da çalışırken pek çok kere suda doğum yaptırmış olduğunu söyledi. 15 senedir Türkiye’de daha yaptırmamıştı, ama eğer ben istersem yapabileceğini söyledi.  Benim ilk doğumumda da birlikte olmamız, beni ve Johannes’i iyi tanıyor olması, bunun ikinci bebeğimiz olması, ilk bebeğimizi yakın zaman önce doğurmuş olmam, bebeğin başaşağı duruyor olması ve çok büyük olmaması gibi nedenlerden dolayı suda doğum için çok uygun bir hamile olduğumu söyledi. Doktorum hastane ile görüştü ve hastane, odama havuz koymamıza ok verdi. Çok heyecanlandım! Birkaç gün sonra beni Amerikan Hastanesinden çok şeker bir hemşire aradı ve suda doğum yapacağım için ve bu konuda fazla bir bilgileri olmadığı için bana nasıl yardımcı olabileceklerini sordu. Havuzu bizim getireceğimizi, sadece odada ona bir yer ayarlamak, şişirmek ve su doldurmak/boşaltmak konusunda yardım isteyeceğimizi söyledim. Bizi havuzumuz ile beraber hastaneye çağırdılar. Doulamız Nur, Johannes ve ben gittik, bizi çağıran baş hemşire ile buluştuk. Teknik ekip geldi, havuzu 8 dakikada şişirebiliyormuşuz dedi. Su doldurmak için hortum ayarladılar. Çok tatlı sohbet ettik. Doğum planımı istediler. Herşey tamam dendi. Ne zaman doğum başlayacak olursa beni bekliyorlardı artık. Hastaneden hiç beklemediğim kadar destek gördüğüm için içim çok rahattı, artık hamileliğimin sonlarının tadını çıkarıp, doğumun başlamasını bekliyordum.

johannes & zoe39. haftayı tamamladığım 5 Şubat gecesi bir türlü uyuyamadım ve kendimi evi düzenlerken bir yandan da hastane çantaları yaparken buldum. Ertesi sabah uyandığımda farkettim ki nişanım gelmiş. Hemen doktorumuzu, doulamızı aradık. Anladık ki doğum yakın, bugün de olabilir, bir hafta sonra da. Zaten geçen haftadan ayarlanmış doktor randevumuz vardı o gün öğleden sonra, gidip anlayacaktık durum nedir. Johannes işe gitti. Annem geldi. Ella, annem ve ben dışarı çıktık. Ben manikür/pedikür olurken, annem Ella ile parkta oynamaya gitti. Manikürümün ortasında telefonum çaldı. Telefonda soğuk bir ses, “Ben Amerikan hastanesinin baş hekim yardımcısı, bilmemkim bey, sizi suda doğum isteğiniz üzerine arıyoruz. Nasıl ve kimden böyle bir izin aldığınızı biz tam anlayamadık ama bir yanlış anlaşma olmuş. Bizim hastanemizde suda doğum ile ilgili yeterli tecrübemizin olmaması nedeniyle size bu isteğiniz doğrultusunda destek veremeyeceğiz. vs. vs.”  Panik modunda hemen Johannes’i aradım ve durumu anlattım. İki aydır ben suda doğum yapacağım diye düşünüyorum, doğum planlarımı yazıyorum, herşey, herkes hazır zannediyorum, içim rahat artık doğum oldu olacak ve böyle bir telefonla aniden bütün planlarımız suya(!) düşüyor. Johannes doktorumuzu aramış ve durumu anlatmış. Kübra hanım, Acıbadem’de de yapabilirim doğumu eğer onlar suda doğuma izin veriyorlarsa demiş. Johannes işten döndü, Ella’yla beni aldı ve Acıbadem Fulya’nın yolunu tuttuk. Yolda Ella öğlen uykusuna daldı. Hastaneye vardığımızda biz Ella ile arabada beklerken Johannes içeri girip doğum odalarını gezdi. Doğum katının başhemşiresi ile tanıştı. Suda doğum için ok aldı.

Hastaneden ayrılıp doktor randevumuza gittik. Doktorum, rahim ağzı biraz yumuşamış ama açılma yok, bugün olmaz doğum, birkaç günü bulur dedi. Sakinleştik böylece, biraz daha zamanımız vardı. Nişantaşı’nda alışveriş yaptık. Akşama 4. Levent’te snowboardcu arkadaşlarımızın evine yemeğe davetliydik. Bir önceki gün Johannes’in abisinin karısı doğum yapmıştı. Nişantaşı trafiğinde arabadan onlarla görüntülü skype yaptık. Bir günlük bebeklerini gördük. Kendi bebeğimizi düşünüp heyecanlandık biraz. Arkadaşlarımız Can ve Serra’nın evine geldik. İsveçli snowboardcu pro rider Jonas Karlsson da oradaydı. Onunla biraz muhabbet ettik. Snowboard kitaplarına baktık. Tam yemek yemeğe başlamışken, karnımın alt tarafında daha önce hissetmediğim kadar güçlü iki tekme hissettim. Birkaç saniye sonra suyum geldi. Arkadaşlarımın panik ve şaşkınlık dolusu bakışları arasında sakin ve çabuk bir şekilde önümdeki avokadolu salatayı yemeye devam ettim, şarabımı yudumlayarak. Bu enerjiye ihtiyacım olacağını biliyordum. Geçen doğumumda da önce suyum gelmişti, ve 6 saat sonra doğurmuştum. Saate baktım 20:15, içimden 4 saat sonra bambaşka bir dünyada, labor-land’de olacağımı geçirdim. O zaman bilmiyordum ama 4 saat sonra bebeğime kavuşmuş olacaktım.

Hemen bütün doğum takımımızı doktorumuzu, doulamızı ve annemi aradık. Eve gidip biraz orada dalgaların başlamasını beklemeye karar verdik. Eve geldik, hemen arkamızdan annem de geldi. Annem’in doğum sürecindeki görevi Ella ile ilgilenmek ve mümkün olduğu kadar doğum sırasında onun bizim yanımızda olmasını sağlamaktı. Annem Ella ile odasında oyun oynuyordu.  Duşa girdim, çıktım. Hastane çantalarını tamamlamaya çalışırken ilk dalga geldi. Johannes köpeğimiz Mo’yu yürüyüşe çıkardı. Johannes 20 dakika sonra eve döndüğünde dalgalar 5 dakikada bir geliyordu ve yoğunlaşmaya başlamıştı. Hastaneye gitmenin vakti gelmişti. Aslında içimden evden hiç çıkmak gelmedi. Ella’yı bırakmak hele hiç istemedim. Ama şimdilik evde beklemesi daha iyi olur diye düşündük. Keşke hiçbiryere gitmek zorunda kalmadan, hemen buracıkta doğurabilseydim diye geçirdim içimden. Johannes arabanın arkasından Ella’nın koltuğunu çıkarmış, yastıklar, örtüler ve havlular ile çok güzel hazırlamıştı. Ellamı ve annemi onlardan güç alarak kocaman öptüm ve yola koyulduk. Johannes radyoyu açıp kanal değiştirirken “Careless Whispers” çalmaya başladı ve dur dedim, tam bunun gibi romantik, yavaş birşeyler dinlemek istedim. Joy fm müzikleri bana o anda daha iyi gelemezdi. Johannes bütün yol boyunca elimi tuttu. Karanlık yollarda, romantik müzik ve sokak lambalarının mum ışıkları gibi üzerimdeki sunroof’tan geçişlerini seyretmek o kadar güzeldi ki. Istediğim gibi sesler çıkartabiliyordum, istedigim gibi hareket edebiliyordum dalgalar geldiğinde. Hatta bir ara bütün bu olaydan zevk bile almaya başladım diyebilirim. Johannes “orgazm mı oluyorsun yoksa?” diye sordu bir ara şakayla karışık. Sanki doğum sesleri orgazm sesleri ile karıştı bir an için. Sonra pat diye birkaç saat önce önünde durduğumuz Acıbadem Fulya hastanesinin acil girişinin önündeydik. Bu sefer de arabadan hiç çıkmak gelmedi içimden. Ama doğum havuzum biryerlerde beni bekliyordu. Dişimi sıkıp çıktım arabadan. Hastanenin giriş kapısında doktorum Kübra hanım ve doulam Nur bekliyorlardı. Doktorum hemen beni acilde muayene etti. Saat 22:30’da 7 cm açılmıştım bile. Tekerlekli bir yatakta dört ayak üzerinde odama çıkarıldım.

Odamda geçirdiğim bir, bir buçuk saatten kesik kesik sahneler hatırlıyorum sadece. Dalgalar oldukça yoğun ve neredeyse aralıksız geliyordu. Bir süre tuvalette oturdum. Sonra duşa girdim. Üzerimden akan suyun sıcaklığı, basıncı ve sesi çok iyi geliyordu. Duşta tutunabileceğim bir kol buldum ve oraya asılıp çömeldiğimi, sallanarak nefesler alıp verdiğimi, sesler çıkardığımı hatırlıyorum. Saat 23:30 gibi havuzumuz hazırlanmıştı, artık doğum odasına geçme zamanı gelmişti. Yürüyerek kapısının üzerinde ‘labor room’ ve ‘sancı odası’ yazan bir odaya girdik. ‘Sancı odası’ ne kadar kötü bir isim bu oda için diye düşündüm kapıdan girerken. Havuza ilk girdiğimde çok sıcak geldi. Alışmam biraz zaman aldı. Kendimi suyun içinde oradan oraya attığımı hatrlıyorum. Sonra Johannes bana havuzun dışından, arkamdan sarıldı. Bir iki dakika sonra cok rahatladım, gevşedim. Suyun içinde kendimi hafif ve özgür hissediyordum. Suyun kaldırma kuvveti sanki bütün vücuduma masaj yapıyor, o an için vücudumun alması gereken en iyi pozisyonu bulmamda yardımcı oluyordu. Dalgalar arasında, kendimi tamamiyle bırakabileceğim, sanki hersey bitmiş gibi, hatta uyuyabileceğim kadar sakinleştiğim, çok tatlı gelen birkaç dakika oluyordu. Arkamda Johannes’in olması bana güç veriyordu. Saat 12’ye yaklaşırken doktorum artık yarım saat kaldı dedi. Johannes hemen Ella ve annemi arayıp gelmelerini istedi, ama Ella bu saatte tabi ki uyumuştu. Bu saatten sonra uyanıp yanımıza gelmektense, uyumasının ve sabaha yanımıza gelmesinin daha doğru olacağına karar verdik. Loş, sessiz, geniş, kocaman pencerelerinden gökdelenler gördüğüm odamda sadece Kübra hanım, Nur, Johannes, ben ve kapının orada benim göremediğim bir yerlerde bir iki hemşire vardık. Bebeği itmeden önceki son dinlenme arasında kardeşim Aylin odaya girdi, biraz çekinerek. Gel, gel yanıma dedim. Kardeşim yanıma geldi ve kocaman, sevgi dolu bir öpücük verdi ve hemen çıktı dışarı tekrar. O öpücük bana öyle bir güç vermiş olacak ki, bebeğim geliyordu artık.

ella & zoeDoktorum hemşirelere çocuk doktorunu çağırma zamanı geldi dedi. O hemşireler dışarı çıktılar. Doktorum kendimi rahat bırakmamı söyledi. Doulam da içinden geçmesine izin ver bebeğinin dedi. Onların bana verdiği güven ve destek ile sadece vücudumu diniyor, her nefeste biraz daha içime dönüyordum. İlk ıkınma hissi gelince biraz şaşırdım ve korktum, o an gerçekten çok duygu, acı, yaşam yüklü bir an. Geceyarısını beş dakika geçiyordu. İkinci ve üçüncü nefeste bebegimin önce başı ve sonra vücudu içimden kayarak çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. Doktorum bebeğimi sudan çıkarıp gögsümün üzerine koydu. O ilk görüntüsünü hiç unutmuyorum. Birlikte birkaç dakika geçirdik. Johannes göbek bağını kesti. Kızımla kavuştuktan sonra o loş, sessiz ortam birden hareketlendi. Etrafta birsürü yabancı insan belirdi. Çocuk doktoru bebeğimi ona vermemi istedi. İstemiyordum vermek. Vermem dedim birkaç kere, biraz daha tuttum onu üzerimde, bir daha istedi doktor, ancak babasına veririm dedim ve Johannes’e verdim. Johannes onu tutarken ilk kontrollerini yapmışlar. Dünyaya sakin, huzurlu, sessiz gelen kızımı ağlatmaya çalışmışlar. Havuzdan çıkıp doğum yatağına uzandım. Bu sırada bütün doğumu kaçıran fotoğrafçımız Aslı geldi odaya. Johannes bebeğimizi tekrar üzerime koydu. Aslı fotoğraflarımızı çekti. Ufacık bir yırtık olmuş, doktorum onu dikti. Plasenta’nın gelmesini bekledik. O da gelince bebeğimizle beraber odamıza gittik. O gece Ella’dan ayrı kaldığımız ilk geceydi. O gelemediği için biraz buruktu içim ama onun sayesinde istediğimiz gibi sakin ve huzurlu bir doğum yapabilmiştik. Sabahın erken saatlerine kadar aşk hormonları ve adrenalin’in etkisiyle bebeğimizi hayran hayran seyrettik. Johannes bir iki saatlik uyku ile eve gitti Ella daha uyanmadan. Ella uyanınca onu hazırlayıp annemle beraber hastaneye geldiler sabah erken. Zoe’ye ilk sarılışını, ona gülüşünü, bana bakışlarını hiç unutmayacağım. Bir anda abla oluverdi benim küçük kızım. Zoe şimdi bir aylık ve hala ağlamadı diyebilirim. Doğduğundan beri sakin, huzurlu ve mutlu Ella’nın küçük kardeşi, benim su bebegim, Zoe. 🙂

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

40 yaşında annenin hastanede çok hızlı doğal doğum hikayesi

Dr: Arzu Çağdaş

DOUM ailesi: Evet

Sedef KabasO bir sürprizdi. Yani tam bir hediyeydi. Planlamadık, programlamadık. Belki içimizden geçirdik keşke bizim de olsa diye ama üzerine düşmedik, uğraşmadık. İşin tılsımı bozulmasın, doğal olsun, kaderi olsun diye diledik. Ve Allah gönlümüzün sesini duydu. Öyle bir hediye hazırladı ki, hayal etsek, sipariş versek, bu kadar özelini, bu kadar güzelini bulamazdık.

İlk kalp atışlarını dinlediğimiz anda kalbimizi çalmıştı bile… Hiç sorun yaratmadı, Ne midem bulandı, ne yorgun düştüm, ne aşırı kilo aldım. Vücudum onunla daha güçlendi, cildim daha güzelleşti, moralim, enerjim tavan yaptı… Bana iyi geldi. Ne de olsa bir erkek,  belki de annem bana hazırlansın, öncesinde daha da güzelleşsin istedi.

Ne zaman dünyaya geleceğine o karar verdi. 40 yaşında bir anne adayı olarak normal doğumu tercih etmem İstanbul’daki pek çok doktor için bir “çılgınlık”tı. Nasıl yani, 40 yaşında sağlıklı bir anne olarak, hangi cüretle normal doğumu tercih edebiliyordum. Bu ne biçim anormallikti? Madem 40 yaşındaydım, haddimi bilip, kendimi onların ellerine teslim etmeli, doğal yolları elimin tersiyle reddetmeliydim. Tabii onları değil yine iç sesimi dinledim. Bu nedenle “sosyetik” doktorlarımı değiştirdim.  Paramı kazanmak yerine güvenimi kazanmayı başarmış bir doktorla, Sevgili Arzu Çağdaş ile yoluma devam ettim.

Günlerden cumartesi 41.hafta içindeyim. Son kontrollerimden biri için doktoruma gittim. “Salı’ya kalmaz gelir” dedi. Yanımda eşim de var. O sıralarda Bakü’de çalışıyor. Bizimkinin ne zaman geleceği belli olmadığı için işten aldığı izinlerini doğuma denk getirme telaşı yaşıyor.. Doktoruma soruyor, “Ben Pazartesi-Salı gidip geleyim mi” diye. Arzu hanım gayet sakin, “gitmeyin” diyor. zira bu veledin ne zaman geleceği belli olmazmış. Madem öyle hadi o zaman bari yakındaki Akmerkez’e gidelim diyoruz. Ben saçımı yaptırırım, eşim de biraz alışveriş yapar diye düşünüyoruz. Kuaförde saçlarım yıkanıyor, fön çekiliyor tam ayna tutma safhasında sancılarım başlıyor, kıvranıyorum. Oturduğum yerden kalkamıyorum. Hemen eşimi arayıp, “hadi beni hastahaneye geri götür” diyorum. Otoparka inmekte epey zorlanıyorum. Eşim beni zar zor arabanın arkasına yatırıyor. Kıvranıp duruyorum ve sancılar fark etmediğim kadar çığlık atmama neden oluyor. Bu detayları sonradan eşim anlatıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi ben arkada, eşim direksiyonda, dörtlüleri yakmış son sürat hastahaneye gidiyoruz. Yoldan geçenler bize bakıyor, yol veriyor, hatta bir adamın arkadaşına “kadın doğuruyor” diye seslendiğini duyuyorum…

Acile girdiğimizde personel hiç de acil bir durum yokmuş gibi davranıyor. Hemşire beni 4.kata çıkarıp non-stres test yapmaya çalışıyor. “Çok sancım var” diyorum ama anlamıyor.  Hala test için bana yatıp uzanmamı söylüyor. Sonuçta telefonda doktoruma “ilk doğum, onun paniği ile hastanız epey bağırıyor” diye bilgilendirme yapıyor. Arzu hanım yakında oturduğu evinden çıkıp, beni sakinleştirmek için 10 dakika sonra geliyor ve kontrol ediyor. Görüyor ki doğum çoktan başlamış, 4 cm açılma olmuş. Yani o yaşadığım sancılar doğumun üçüncü aşamasındaki sancılar. Ağrı eşiğim çok yüksek olduğu için öncü sancıları dikkate almamışım bile…

Hemen doğumhaneye indiriyorlar. Eşim de o sırada üstüne bir önlük geçirip benim sedyenin arkasından doğumhaneye giriyor. Zaten onu kimsenin gördüğü filan da yok. Bu sırada eşim kulak misafiri oluyor, bir başka doktor telefonla diğerlerine “gelin, normal doğum var” diye haber veriyor, zira birazdan alışık olmadıkları bir “şov” başlayacak! Sağlık görevlileri tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşkın. Nasıl yani şimdi normal doğum mu olacak, nasıl olacak, ne yapacağız endişesi içindeler. Bir türlü senkronize olamıyorlar. Sancılarım zirve yapıyor ve bizim ki artık iyice gaza basıyor. Onun hızına yetişmekte zorlanıyorlar. Biri bana hala o sırada epidural yapmaya çalışıyor. Elimin tersiyle itiyorum. Bir diğeri doğum yatağında bacaklarımı koymam için gerekli olan ayaklıkları açamıyor. Sonunda “bırakın beni” diyorum. Eşimin dediğine göre o sırada bir yandan adamları azarlayıp, diğer yandan doğum yapmaya çalışıyormuşum. Sonuçta bir tanesi dayanamayıp “ikinci doğumunuz mu” diye soruyor. Sert bir şekilde “hayır, ilk doğumum” diyorum. İnanmakta zorluk çekiyor. Israrla bu kez “kaç yaşındasınız” diye soruyor. Daha da sert bir şekilde “size ne” demeyip, “40 yaşındayım” diye gayet net cevap veriyorum. Eh, bu kadarı da olmaz dercesine “tüp bebek mi” diye son kez şansını deniyor. Ve ben de üstüne basa basa “normal hamilelik” diyorum. Ve adam nihayet pes ediyor. 40 yaşında bir kadının normal yolla hamile kalabileceğini ve bu hızda normal bir doğum yapabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor.

Oğlumla müthiş senkronize şekilde çalışıyoruz. Gerçek bir ekip gibi birbirimizin hareketlerini hissediyoruz. Birinci ıkınmada çok bağırıyorum, doktorum “enerjini bağırmak için değil, ıkınmak için kullan” diyor. Ne kadar akıllıca… İkinci de bir kez daha deniyorum… Ve bir kez daha ama bu kez var gücümle ıkınıyorum onu dünyaya salabilmek için… Sanki o değil, benim canım içimden dışarı çıkacak gibi… Eşimin tarifine göre ağzında bir çalı parçasını delicesine dişleyip, doğanın ortasında, doğa üstü bir azimle doğum yapan kızılderili kadınlara benziyorum…  Ve geliyor… Güçlü bir haykırışla odayı çınlatıyor… Çığlıkları benim gözyaşlarımla karışıyor… Ağlayan çocuk iyidir, sağlıklıdır diye okumuştum, dolayısıyla artık gayet mutlu, huzurlu ve yorgun yatağa kendimi bırakıyorum. Doğum sonrası yapılan testler sırasında bizim oğlan nefes almaksızın avazı çıktığı kadar ağlamaya devam ediyor…  Sonra usulca Yavuz’u göğsüme koyuyorlar. Ve  bir mucize daha gerçekleşiyor. Minicik bedeni göğsüme değer değmez, o çılgın çığlıklar bıçak gibi kesiliyor. Canhıraş ağlayan bebek, göğsümde huzurla uzanan bir yavruya dönüşüyor. Eşim elimi tutuyor, gözleri dolmuş, bu muhteşem anın büyüsünde bizi seyrediyor. İkimiz de artık biliyoruz, hayat bizim için bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Her şey daha anlamlı, daha güzel olacak… Hediyemiz kucağımızda yepyeni bir hayata merhaba diyoruz…

Sedef Kabaş

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Doulalı, hastanede kolay bir doğal doğum.  Aile 37. haftada  doğum planlarını değiştiriyor, yeni bir doğum ekibi kuruyor

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

nevra9 eylül cumartesi sabahı 4 gibi dalgalar gelmeye başladı.Ama ben onları hazırlık kasılmaları sandım:))Çünkü daha önce hiçbir şey hissetmemiştim ve beni hiç zorlamıyorlardı.9 buçukta uyandım.10 buçukta eşim uyandı.Güzelce kahvaltımızı ettik.Ondan sonra ona hafif sancılar hissettiğimi söyledim.Saat tutmaya başladık.Düzensiz kasılmalarım vardı.Zaten 2 buçukta da doktorumuzda randevumuz vardı.Doktor muayene sonucunda doğumun başlamıs olduğunu 2 cm açılmam olduğunu söyledi.Ama hiç telaş yapmamamızı eve gidip dinlenmemizi doğumun bugün, yarın, 3 gün sonra bile olabileceğini söyledi.Ben ise içten içe o akşam doğuracağımı hissediyordum.Zaten kızıma da bir gün öncesinde artık tamamen hazır olduğumu gelebileceğini söylemiştim.Hemen dinledi annesini:))Eve döndük hastaneye götüreceğimiz herşeyi (pilates topumuz, eğitim notlarımız dahil)hazırladık.Akşam kızkardeşimin oğlunun doğumgünü partisi vardı bir yandanda oraya hazırlanıyoruz ben kek ve çikolata topları yapıyorum.Saat 6 da dalgalar 7- 8 dakkada bir gelmeye başlayınca doktorumuzla konuşup hastaneye gitmeye karar verdik.Yolda dalgaların arası biraz açılmaya başladı.Evde herşey daha hızlı gidiyordu oysa ki.Hastaneye varıp nst çektirdik.Nst yi çektirdikten sonra hastaneye yatmadan çıkıp dolaşalım dedik zaten doktorumuz ve dulamız henüz gelmemişti.Çıkıp 1 saat kadar hastane etrafında yürüyüş yaptık.Sonra odamıza geçip dulamızla çalışmalara başladık.Saat 8 buçuk olmuştu.Dalgalar gelince pozisyon alıp dalgayı atlatıp sonra normal yaşama devam ediyorduk.Masajlar yaptık,duşa girdik,pilates topuyla çalıştık.Eşimle son başbaşa yemeğimizi yedik.Dalgaları atlatmak hiçte zor değildi.Zaten geldiği gibi gidiyordu.10 gibi suyum geldi.Suyum geldikten sonra sancıları biraz daha şiddetli hissetmeye başlamıştım.Doktor 11 buçuk gibi muayene ettiğinde tam açıklığa ulaştığımı söyledi.Hepimiz doktorum bile çok şaşırmıştı.Bu kadar çabuk ilerleyeceğini düşünmemiştik.Zira herşey yavaş ilerliyordu.Hatta doktorum doğumun sabahı bulabileceğini düşündüğünü itiraf etti sonradan.Hatta ben dulama söylerken hissetmiştim ve birazcık moralim bozulmuştu.Evet tam açıklığa ulaşmıştım ve benim aklımdan epiduralin e si bile geçmemişti ki doğum öncesinde doktoruma açık bir kapı bırakmıştım epidural ihtiyacı hissedersem alabileceğimi bu konuda çok katı olmadığımı söylemiştim.çünkü neler yaşayacağımı tam kestiremediğim için biraz korkuyordum.Doğumhaneye yürüyerek indim:))Doktorum istediğim pozisyonda ıkınabileceğimi söyledi ben klasik pozisyonu tercih ettim.Sanırım yorgunluktan yatarak itmeyi tercih ettim.Yarım saat kırk dakika arasında da kızımı kucağıma aldım.5-6 kez ıkınmam gerekti yanılmıyorsam.Tek üzüldüğüm nokta epizyotomi olmam gerekti.Doktorum kesmezsek kontrolsüz yırtık olabileceğini söyleyip benim fikrimi sordu bende yapalım o zaman dedim.Dikiş kısmı doğumdan daha zordu benim için.İyileşme sürecinde de 1 hafta kadar zorladı beni.Detaylara inecek olursak.Hastaneyle önceden konuşup doğum sürecinde benim isteklerime saygılı olacakları garantisini ve güvenini aldım ki dalgalar sırasında aynı evimdeymiş gibi rahat ettim.Kimse gereksiz yere odama girmedi.Odada doğum koçum ve eşimle beraber çok güzel atlattık dalgaları. Gereksiz yere muayene edilmedim,nst ye bağlanmadım; lavman ,suni sancı hiçbiri teklif edilmedi.Hatta odamda hemşire görmedim desem yeridir.Tamamen kendimle ve kızımla içiçeydim.Doğumhane de doktorum sayesinde tam istediğimiz bir ortama dönüştürüldü .Işıklar kısıldı,sıcaklık ayarlandı.Beni rahatsız edecek konuşmalar gürültüler insan kalabalığı yoktu.Hatta çocuk doktoru Eylül doğduktan ben onu kucağıma aldıktan sonra geldi.Hemen kontrolleri hızlıca yapılıp tekrar kucağıma verildi.Göbek kordonumuz akım durduktan sonra kesildi.Ben hemen emzirdim kızımı.O da bu işin ustasıymış gibi gayet güzel yapıştı mememe:))Kucağıma verildiği o ilk anı unutamıyorum.Islak, yumuşacık ,küçüçüktü kızım.Biz doğumda yalnız olmayı tercih ettik.Ailelere doğum olduktan sonra haber verdik.Biraz kızdılar ama yalnız olmak kolay konsantre olmamı sağladı.Etrafımda endilşeli gözler yoktu. İnsan o durumda çok kolay etkilenebiliyor etrafındaki insanlardan,kurdukları cümlelerden.Gittiğimiz doğum kursunda öğrenmiştik bunları.İyi ki de öğrenmişiz,iyi ki de gitmişiz kursa.Çok büyük faydasını gördük.Özellikle eşimin doğuma bakışı değişti.Öncesinde doğum lafı geçtiğinde bayılacak gibi olurken benimle beraber bütün süreci yaşadı.Çok yardımı oldu.

Doğumun her anı önceden planladığım şekilde gitti hiçbir olumsuzluk yaşamadım.Çok kolay bir doğum oldu benimkisi.Dalgaları aşmak hiçte zor değildi.Kızımla aramdaki iletişim hiç kopmadı.Doğumun öncesinde, doğum anında ve sonrasında aramızda mükemmel bir iletişim vardı.Kızımla beraber çalıştık.

Son olarak şunu söylemek istiyorum.37.haftada doktorumu değiştirip kendime tamamen yeni bir ekip oluşturdum(yeni doktor,yeni hastane ve doğum koçu).Planladığım doğumdan vazgeçmedim ve ödülü çok güzel oldu.Harika bir doğum yaşadım.Korkulcak hiçbir şey yok kendinizi hazırladığınızda herşeyin bilincinde olduğunuzda herşey çok güzel.Doğumun ertesi günü arkadaşlarıma bugün tekrar doğum yapabilirim diyordum bu düşüncem hala geçerli.

Read Full Post »

Older Posts »