Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Mart 2013

IMG_1411

Bebeğime bir süredir Leboyer yöntemiyle Hint Bebek Masajı yapıyorum. Aslında anne ve bebek yogası dersleri vermek için eğitim almıştım ve bu ikinci bebeğim. Yani bebek masajına aşinayım.  Leboyer’i de muhteşem Birth Without Violence kitabından tanımama rağmen ebemin öğrettiği bu yöntemi daha önce denememiştim. Bu basit, akıcı masaja bebeğim de ben de bayılıyoruz.

Bebeğe saygılı doğumların ve bebek masajının öncüsü Leboyer bu yöntemi Hindistan’da Shantala’dan öğrenmiş. Yöntemi orada çektiği fotoğraflarla anlattığı kitabı daha önce Türkçe basılmış olsa da artık bulunmuyor. Ben de bir seansımızı fotoğraflayarak yöntemi burada anlatmaya çalıştım. Eğer Leboyer’in kitabını edinme şansınız olursa çok tavsiye ederim. İngilizce baskısına da ulaşamadığım için bir eski bir kütüphane kopyasını ikinci el olarak edindim. Her cümlesi ilaç gibi.

Başlamadan önce birkaç önemli nokta:

-Masaj bebeğiniz tamamen çıplak olarak yapılıyor. Tercihen sizin çıplak bacaklarınızın üzerinde. Ben de öyle yapıyorum. Ama bebeğimin fotoğraflarını çıplak olarak koymak istemediğim için bu seferlik böyle.

-Uygun bir yağ kullanmak gerekiyor. Mesela zeytinyağı, badem yağı gibi.

-Oda ısısının bebeğinizin hoşuna gidecek şekilde olması gerekiyor.

-Yenidoğan bebeğinize masaj yaparken çok yumuşak ve nazik olmanız önemli.

-Bebeğinizi emzirdikten hemen sonra masaj yapmayın.

-Hangi hareketi kaç kere yapacağınızı, masajın ne kadar süreceğini deneyerek göreceksiniz. İlk defayı mümkün olduğunca kısa tutmakta fayda var.  Rutini öğrendikçe bebeğiniz daha çok zevk almaya başlayacak, masaj seanslarınız uzayacak.

-Burada tarif edilen rutin yağ ile masaj uygulaması, birkaç bebek yogası hareketi ve ardından banyodan oluşuyor.

Leboyer 1

1. Göğüs

1.Göğüs

Ortadan başlayarak ellerinizi iki yana doğru kaydırın. Eller ters yöne doğru ama birlikte hareket ediyor. Leboyer bunu bir kitabın sayfalarını ellerinizle düzeltmeye benzetiyor.

Leboyer 2

2. Üst Beden

2. Üst Beden

Bir eliniz kalçadayken diğer eliniz omuza denk gelecek şekilde aşağıdan yukarıya doğru elleriniz üst bedeni çaprazlama geçsin. Harketler akışkan, eller adrarda kesintisiz masaj yapıyor. Sağ eliniz omuza ulaştığınıda sol eliniz kalçadan yeniden başlıyor.

leboyer 3

3. Kollar

3.Kollar

Bebeğinizi bacaklarınızın üzerine yan yatırın. Kollar için 3 hareket var:

-Süt sağma: Koltukaltından bileklere doğru süt sağar gibi masaj yapın. Bir el bileğe geldiğinde diğer el koltukaltından başlasın. Kesintisiz, akışkan…

-Burgu: İki elle birlikte kolu burarak masaj yapın. Çamaşır sıkar gibi elleriniz farklı yönlere hareket ediyor. Elleriniz omuzdan bileklere doğru kaysın. Bileklere ulaşınca yeniden omuzlardan başlayarak. Dirseklere dikkat.  Bir el üst kolu, diğeri alt kolu ters yönlere çevirecek şekilde masaj yapmayın ki dirsekler incinmesin.

-Eller: Ellerinizle bileği kavrayın.  Baş parmaklarınızla avuçtan parmaklara doğru masaj yapın.

Tabii diğer kol için tekrar edin.

Leboyer5

4. Karın

4.Karın

Bebeğinizi yeniden sırt üstü yatırın. Ellerinizle göğüs kafesinin bittiği yerden aşağıyda doğru masaj yapın. Sanki mideyi boşaltmak ister gibi.  Bu hareket sırasında bebeğinizin gaz çıkarma veya tuvaletini yapma ihtimali yüksek!

Sonra sol elle ayak bileklerini kavrayıp yukarı kaldırın. Karın bölgesi daha da gevşeyecek.  Bir süre de bu şekilde karın masajına devam edin.

Leboyer6

5. Bacaklar

5. Bacaklar

Aynı kollardaki gibi önce süt sağma. Kalçadan bileklere doğru. Sonra burgu. Dizlere dikkat.

6. Ayaklar


6. Ayaklar

Ayaklar için iki hareket var:

-Ayak bileğini ellerle kavrayın.  Başparmaklarınızla tabandan parmaklara doğru masaj yapın.

-Bir elle bilekten tutun diğer avucunuzla topuktan parmaklara doğru masaj yapın.

Önce bir bacak ve ayak, sonra diğeri…

Leboyer4

7. Sırt (1)

7. Sırt (1)

Bebeğinizi başı sol tarafınıza gelecek şekilde üst bacaklarınıza karın üstü yatırın.

İki eliniz zıt yönlere hareket edecek şekilde sırta enlemesine masaj yapın. Sağ eliniz sırtın sağından soluna doğru hareket ederken son eliniz soldan sağa hareket ediyor ve ortada kesişiyorlar. Eller bu şekilde hareket ederken aynı zamanda sırt boyunca yukardan aşağıya sonra aşağıdan yukarıya kayıyor. Enseden başlayıp popoya kadar, sonra popodan enseye. En son popo tarafında bitirin.

Leboyer8

8.Sırt (2)

8.Sırt (2)
Sağ elle popoyu sıkıca kavrayın. Sol elle enseden aşağıya doğru sırt boyunca masaj yapın.

Leboyer9

9.Sırt (3)

9. Sırt (3)

Sağ elle ayak bileklerinden tutun. Bu sefer sol eliniz sırta masaj yaparken poponun ve bacakların üzerinden geçerek bileklere kadar devam etsin.

Leboyer’e göre en çok dikkat ve zaman isteyen bölge bebeğinizin sırtı.

Leboyer10

10. Yüz

10. Yüz

Yüz bölgesinde de üç hareket var.

-Parmaklarınız bebeğinizin kaşları boyunca alın bölgesini okşasın.  İki kaşın ortasından dışarıya doğru.
-Baş parmaklarınız burnun iki tarafından yukarıya doğru çıksın.
-Baş parmaklar göz kapaklarından başlayarak burnun iki yanında aşağıya dudakların kenarından yanaklara doğru hareket etsin.

Ebemin tecrübesine göre yüz bölgesi bebeklerin en az hoşuna giden kısmıymış bu masajın genelde. Açıkçası bizde de öyle oldu ama her bebek farklı. Deneyip görmek lazım.

Leboyer11

11. Yoga Kollar

Masajdan sonra birkaç tane yoga hareketi ile bebeğinizi esnetiyorsunuz. Bu hareketleri yaparken uyguladığınız baskıya dikkat edin. Bebeğinizin uzuvları istediğiniz şekile kolayca girmiyorsa çekiştirmememkte fayda var. 🙂

11. Yoga Kollar

İlk önce kolları iki yana açıp çapraz şekilde kapatın. İlk sefer bir kol altta kalırken ikinci sefer diğer kola altta kalacak şekilde.

Leboyer12

12. Yoga Kol-Bacak

12. Yoga Kol-Bacak

Çapraz kol ve bacağı esnetin. Sol el aşağı doğru gelirken sağ ayak çapraz omuza doğru yönelsin.  Sonra diğer taraf.

Leboyer 13

13. Yoga Bacaklar

13. Yoga Bacaklar

Bacakları bükerek karna doğru bağdaş şeklinde yaklaştırın. Lotus pozisyonu gibi. Açıp tekrar edin. Her seferinde diğer bacak altta kalsın.

Ve şimdi banyoya!

Aşağıdaki de kardeşi masaj yaptırırken sırada bekleyen 2.5 yaşındaki kızım 🙂 ve onun Leboyer masajı…

Leboyer14Leboyer 15

Bunlar ilginizi çekebilir:

DOUMda bir sonraki bebek masajı eğitimi 4 Mayıs 2013’te.  Detaylı bilgi burada…

Bebek masajı öğrenmenin ve uygulamanın bir diğer eğlenceli yöntemi ise anne-bebek yogası derslerine katılmak.  Anne-bebek yogası her hafta DOUM‘da.

Yaklaşan eğitimlerimizi takip etmek için…

Haftalık programız için…

Read Full Post »

bitki banyosuOturma banyoları normal doğum sonrası ilk günlerde iyileşmenin önemli bir parçası. Bitki banyoları sayesinde yırtık, kesik ve çatlaklarınız daha kolay iyileşir, perine bölgeniz daha çabuk toparlanır.  Hiç yırtığınız olmasa bile doğum sonrasında perine bölgenizin özene ve iyileşmeye ihtiyacı olur.

Bitki uzmanı, ebe ve doktor Aviva Romm‘un tarifine göre iki çeşit bitkisel karışım  hazırladık.  Derin bir yırtığınız varsa birini yoksa veya derin yırtığınız bir miktar iyileştikten sonra diğerini kullanabiliyorsunuz.  Kaynatarak hazırladığınız bu çayı ister normal banyoda ister oturma banyosunda isterseniz de spreyle pedinize sıkarak kullanabiliyorsunuz.  Doğumunuzdan önce edinmekte fayda var.

Çayınızı DOUM Emirgan’dan, DOUMa gelme imkanınız yoksa email ile sipariş vererek edinebilirsiniz: do-um@do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede, suda, doulalı, doğal doğum.  2. bebek.

Dr: Kübra Taman

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

mine & zoeKızım Zoe’nin hikayesi çok güzel bir sürpriz ile başladı. Büyük kızım Ella 16 aylıkken tekrar hamile olduğumuzu öğrendik. Biz henüz hazır mıydık bilmiyordum ama kızım gelmeye hazırdı. Şaşırdık, biraz korktuk, heyecanlandık ve bir yandan da çok sevindik.

Ella’yı normal, epidüralsiz, epiziyotomisiz, damar yolum bile açılmadan, hastane kıyafeti bile giymeden, yani hiçbir müdahale olmadan dünyaya getirdim. Çok güzel bir doğum olmuştu. Ella’nın doğumunun hemen sonrasındaki anlarda mutluluk ve aşk hormonlarının etkisi altında eşim Johannes ve ben ona aşık olmuştuk.  İkinci doğumumun da ilki ile aynı olmasını istiyordum. Bunun gerçekleşmesi için aynı doktoru (Dr. Kübra Taman), aynı doulayı (Nur Sakallı), aynı hastaneyi (Amerikan Hastanesi) ayarladık ve aynı doğum planının üzerinde ufak bir iki değişiklik yaptık. Kafama takılan tek birşey vardı. Acaba bu sefer o aşk dolu ilk anlara Ella’yı nasıl dahil ederdim? Kardeşinin geldiği o büyülü anları o da hissedebilir miydi? Acaba onun da doğumun bir parçası olması mümkün olur muydu? Sonra DOUM’da “Birthing from Within” eğitiminde bir video çıktı karşımıza. “What Babies Want” diye bir belgeselin son sahnelerinde evinde suda doğum yapan bir kadının arkasında eşi ona sarılmış, havuzun içinde büyük kızı da var. Bebek doğduğu an ablası da o sevgi yumağının bir parçası oluyor ve çok tatlı bir şekilde “hello baby” diyerek kardeşini karşılıyor. Bu sahne beni çok etkiledi. Düşündüm ki, eğer doğumum bu kadar sakin ve huzurlu olabilirse, hatta suda doğurabilirsem, o zaman belki Ella da kardeşinin doğumunda bulunabilir. Böylece yeni bebeğimizi ailecek karşılayabiliriz. Doktorum Kübra hanım’a biraz çekinerek sordum, acaba suda doğum hakkında ne düşünür diye. Almanya’da çalışırken pek çok kere suda doğum yaptırmış olduğunu söyledi. 15 senedir Türkiye’de daha yaptırmamıştı, ama eğer ben istersem yapabileceğini söyledi.  Benim ilk doğumumda da birlikte olmamız, beni ve Johannes’i iyi tanıyor olması, bunun ikinci bebeğimiz olması, ilk bebeğimizi yakın zaman önce doğurmuş olmam, bebeğin başaşağı duruyor olması ve çok büyük olmaması gibi nedenlerden dolayı suda doğum için çok uygun bir hamile olduğumu söyledi. Doktorum hastane ile görüştü ve hastane, odama havuz koymamıza ok verdi. Çok heyecanlandım! Birkaç gün sonra beni Amerikan Hastanesinden çok şeker bir hemşire aradı ve suda doğum yapacağım için ve bu konuda fazla bir bilgileri olmadığı için bana nasıl yardımcı olabileceklerini sordu. Havuzu bizim getireceğimizi, sadece odada ona bir yer ayarlamak, şişirmek ve su doldurmak/boşaltmak konusunda yardım isteyeceğimizi söyledim. Bizi havuzumuz ile beraber hastaneye çağırdılar. Doulamız Nur, Johannes ve ben gittik, bizi çağıran baş hemşire ile buluştuk. Teknik ekip geldi, havuzu 8 dakikada şişirebiliyormuşuz dedi. Su doldurmak için hortum ayarladılar. Çok tatlı sohbet ettik. Doğum planımı istediler. Herşey tamam dendi. Ne zaman doğum başlayacak olursa beni bekliyorlardı artık. Hastaneden hiç beklemediğim kadar destek gördüğüm için içim çok rahattı, artık hamileliğimin sonlarının tadını çıkarıp, doğumun başlamasını bekliyordum.

johannes & zoe39. haftayı tamamladığım 5 Şubat gecesi bir türlü uyuyamadım ve kendimi evi düzenlerken bir yandan da hastane çantaları yaparken buldum. Ertesi sabah uyandığımda farkettim ki nişanım gelmiş. Hemen doktorumuzu, doulamızı aradık. Anladık ki doğum yakın, bugün de olabilir, bir hafta sonra da. Zaten geçen haftadan ayarlanmış doktor randevumuz vardı o gün öğleden sonra, gidip anlayacaktık durum nedir. Johannes işe gitti. Annem geldi. Ella, annem ve ben dışarı çıktık. Ben manikür/pedikür olurken, annem Ella ile parkta oynamaya gitti. Manikürümün ortasında telefonum çaldı. Telefonda soğuk bir ses, “Ben Amerikan hastanesinin baş hekim yardımcısı, bilmemkim bey, sizi suda doğum isteğiniz üzerine arıyoruz. Nasıl ve kimden böyle bir izin aldığınızı biz tam anlayamadık ama bir yanlış anlaşma olmuş. Bizim hastanemizde suda doğum ile ilgili yeterli tecrübemizin olmaması nedeniyle size bu isteğiniz doğrultusunda destek veremeyeceğiz. vs. vs.”  Panik modunda hemen Johannes’i aradım ve durumu anlattım. İki aydır ben suda doğum yapacağım diye düşünüyorum, doğum planlarımı yazıyorum, herşey, herkes hazır zannediyorum, içim rahat artık doğum oldu olacak ve böyle bir telefonla aniden bütün planlarımız suya(!) düşüyor. Johannes doktorumuzu aramış ve durumu anlatmış. Kübra hanım, Acıbadem’de de yapabilirim doğumu eğer onlar suda doğuma izin veriyorlarsa demiş. Johannes işten döndü, Ella’yla beni aldı ve Acıbadem Fulya’nın yolunu tuttuk. Yolda Ella öğlen uykusuna daldı. Hastaneye vardığımızda biz Ella ile arabada beklerken Johannes içeri girip doğum odalarını gezdi. Doğum katının başhemşiresi ile tanıştı. Suda doğum için ok aldı.

Hastaneden ayrılıp doktor randevumuza gittik. Doktorum, rahim ağzı biraz yumuşamış ama açılma yok, bugün olmaz doğum, birkaç günü bulur dedi. Sakinleştik böylece, biraz daha zamanımız vardı. Nişantaşı’nda alışveriş yaptık. Akşama 4. Levent’te snowboardcu arkadaşlarımızın evine yemeğe davetliydik. Bir önceki gün Johannes’in abisinin karısı doğum yapmıştı. Nişantaşı trafiğinde arabadan onlarla görüntülü skype yaptık. Bir günlük bebeklerini gördük. Kendi bebeğimizi düşünüp heyecanlandık biraz. Arkadaşlarımız Can ve Serra’nın evine geldik. İsveçli snowboardcu pro rider Jonas Karlsson da oradaydı. Onunla biraz muhabbet ettik. Snowboard kitaplarına baktık. Tam yemek yemeğe başlamışken, karnımın alt tarafında daha önce hissetmediğim kadar güçlü iki tekme hissettim. Birkaç saniye sonra suyum geldi. Arkadaşlarımın panik ve şaşkınlık dolusu bakışları arasında sakin ve çabuk bir şekilde önümdeki avokadolu salatayı yemeye devam ettim, şarabımı yudumlayarak. Bu enerjiye ihtiyacım olacağını biliyordum. Geçen doğumumda da önce suyum gelmişti, ve 6 saat sonra doğurmuştum. Saate baktım 20:15, içimden 4 saat sonra bambaşka bir dünyada, labor-land’de olacağımı geçirdim. O zaman bilmiyordum ama 4 saat sonra bebeğime kavuşmuş olacaktım.

Hemen bütün doğum takımımızı doktorumuzu, doulamızı ve annemi aradık. Eve gidip biraz orada dalgaların başlamasını beklemeye karar verdik. Eve geldik, hemen arkamızdan annem de geldi. Annem’in doğum sürecindeki görevi Ella ile ilgilenmek ve mümkün olduğu kadar doğum sırasında onun bizim yanımızda olmasını sağlamaktı. Annem Ella ile odasında oyun oynuyordu.  Duşa girdim, çıktım. Hastane çantalarını tamamlamaya çalışırken ilk dalga geldi. Johannes köpeğimiz Mo’yu yürüyüşe çıkardı. Johannes 20 dakika sonra eve döndüğünde dalgalar 5 dakikada bir geliyordu ve yoğunlaşmaya başlamıştı. Hastaneye gitmenin vakti gelmişti. Aslında içimden evden hiç çıkmak gelmedi. Ella’yı bırakmak hele hiç istemedim. Ama şimdilik evde beklemesi daha iyi olur diye düşündük. Keşke hiçbiryere gitmek zorunda kalmadan, hemen buracıkta doğurabilseydim diye geçirdim içimden. Johannes arabanın arkasından Ella’nın koltuğunu çıkarmış, yastıklar, örtüler ve havlular ile çok güzel hazırlamıştı. Ellamı ve annemi onlardan güç alarak kocaman öptüm ve yola koyulduk. Johannes radyoyu açıp kanal değiştirirken “Careless Whispers” çalmaya başladı ve dur dedim, tam bunun gibi romantik, yavaş birşeyler dinlemek istedim. Joy fm müzikleri bana o anda daha iyi gelemezdi. Johannes bütün yol boyunca elimi tuttu. Karanlık yollarda, romantik müzik ve sokak lambalarının mum ışıkları gibi üzerimdeki sunroof’tan geçişlerini seyretmek o kadar güzeldi ki. Istediğim gibi sesler çıkartabiliyordum, istedigim gibi hareket edebiliyordum dalgalar geldiğinde. Hatta bir ara bütün bu olaydan zevk bile almaya başladım diyebilirim. Johannes “orgazm mı oluyorsun yoksa?” diye sordu bir ara şakayla karışık. Sanki doğum sesleri orgazm sesleri ile karıştı bir an için. Sonra pat diye birkaç saat önce önünde durduğumuz Acıbadem Fulya hastanesinin acil girişinin önündeydik. Bu sefer de arabadan hiç çıkmak gelmedi içimden. Ama doğum havuzum biryerlerde beni bekliyordu. Dişimi sıkıp çıktım arabadan. Hastanenin giriş kapısında doktorum Kübra hanım ve doulam Nur bekliyorlardı. Doktorum hemen beni acilde muayene etti. Saat 22:30’da 7 cm açılmıştım bile. Tekerlekli bir yatakta dört ayak üzerinde odama çıkarıldım.

Odamda geçirdiğim bir, bir buçuk saatten kesik kesik sahneler hatırlıyorum sadece. Dalgalar oldukça yoğun ve neredeyse aralıksız geliyordu. Bir süre tuvalette oturdum. Sonra duşa girdim. Üzerimden akan suyun sıcaklığı, basıncı ve sesi çok iyi geliyordu. Duşta tutunabileceğim bir kol buldum ve oraya asılıp çömeldiğimi, sallanarak nefesler alıp verdiğimi, sesler çıkardığımı hatırlıyorum. Saat 23:30 gibi havuzumuz hazırlanmıştı, artık doğum odasına geçme zamanı gelmişti. Yürüyerek kapısının üzerinde ‘labor room’ ve ‘sancı odası’ yazan bir odaya girdik. ‘Sancı odası’ ne kadar kötü bir isim bu oda için diye düşündüm kapıdan girerken. Havuza ilk girdiğimde çok sıcak geldi. Alışmam biraz zaman aldı. Kendimi suyun içinde oradan oraya attığımı hatrlıyorum. Sonra Johannes bana havuzun dışından, arkamdan sarıldı. Bir iki dakika sonra cok rahatladım, gevşedim. Suyun içinde kendimi hafif ve özgür hissediyordum. Suyun kaldırma kuvveti sanki bütün vücuduma masaj yapıyor, o an için vücudumun alması gereken en iyi pozisyonu bulmamda yardımcı oluyordu. Dalgalar arasında, kendimi tamamiyle bırakabileceğim, sanki hersey bitmiş gibi, hatta uyuyabileceğim kadar sakinleştiğim, çok tatlı gelen birkaç dakika oluyordu. Arkamda Johannes’in olması bana güç veriyordu. Saat 12’ye yaklaşırken doktorum artık yarım saat kaldı dedi. Johannes hemen Ella ve annemi arayıp gelmelerini istedi, ama Ella bu saatte tabi ki uyumuştu. Bu saatten sonra uyanıp yanımıza gelmektense, uyumasının ve sabaha yanımıza gelmesinin daha doğru olacağına karar verdik. Loş, sessiz, geniş, kocaman pencerelerinden gökdelenler gördüğüm odamda sadece Kübra hanım, Nur, Johannes, ben ve kapının orada benim göremediğim bir yerlerde bir iki hemşire vardık. Bebeği itmeden önceki son dinlenme arasında kardeşim Aylin odaya girdi, biraz çekinerek. Gel, gel yanıma dedim. Kardeşim yanıma geldi ve kocaman, sevgi dolu bir öpücük verdi ve hemen çıktı dışarı tekrar. O öpücük bana öyle bir güç vermiş olacak ki, bebeğim geliyordu artık.

ella & zoeDoktorum hemşirelere çocuk doktorunu çağırma zamanı geldi dedi. O hemşireler dışarı çıktılar. Doktorum kendimi rahat bırakmamı söyledi. Doulam da içinden geçmesine izin ver bebeğinin dedi. Onların bana verdiği güven ve destek ile sadece vücudumu diniyor, her nefeste biraz daha içime dönüyordum. İlk ıkınma hissi gelince biraz şaşırdım ve korktum, o an gerçekten çok duygu, acı, yaşam yüklü bir an. Geceyarısını beş dakika geçiyordu. İkinci ve üçüncü nefeste bebegimin önce başı ve sonra vücudu içimden kayarak çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. Doktorum bebeğimi sudan çıkarıp gögsümün üzerine koydu. O ilk görüntüsünü hiç unutmuyorum. Birlikte birkaç dakika geçirdik. Johannes göbek bağını kesti. Kızımla kavuştuktan sonra o loş, sessiz ortam birden hareketlendi. Etrafta birsürü yabancı insan belirdi. Çocuk doktoru bebeğimi ona vermemi istedi. İstemiyordum vermek. Vermem dedim birkaç kere, biraz daha tuttum onu üzerimde, bir daha istedi doktor, ancak babasına veririm dedim ve Johannes’e verdim. Johannes onu tutarken ilk kontrollerini yapmışlar. Dünyaya sakin, huzurlu, sessiz gelen kızımı ağlatmaya çalışmışlar. Havuzdan çıkıp doğum yatağına uzandım. Bu sırada bütün doğumu kaçıran fotoğrafçımız Aslı geldi odaya. Johannes bebeğimizi tekrar üzerime koydu. Aslı fotoğraflarımızı çekti. Ufacık bir yırtık olmuş, doktorum onu dikti. Plasenta’nın gelmesini bekledik. O da gelince bebeğimizle beraber odamıza gittik. O gece Ella’dan ayrı kaldığımız ilk geceydi. O gelemediği için biraz buruktu içim ama onun sayesinde istediğimiz gibi sakin ve huzurlu bir doğum yapabilmiştik. Sabahın erken saatlerine kadar aşk hormonları ve adrenalin’in etkisiyle bebeğimizi hayran hayran seyrettik. Johannes bir iki saatlik uyku ile eve gitti Ella daha uyanmadan. Ella uyanınca onu hazırlayıp annemle beraber hastaneye geldiler sabah erken. Zoe’ye ilk sarılışını, ona gülüşünü, bana bakışlarını hiç unutmayacağım. Bir anda abla oluverdi benim küçük kızım. Zoe şimdi bir aylık ve hala ağlamadı diyebilirim. Doğduğundan beri sakin, huzurlu ve mutlu Ella’nın küçük kardeşi, benim su bebegim, Zoe. 🙂

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

40 yaşında annenin hastanede çok hızlı doğal doğum hikayesi

Dr: Arzu Çağdaş

DOUM ailesi: Evet

Sedef KabasO bir sürprizdi. Yani tam bir hediyeydi. Planlamadık, programlamadık. Belki içimizden geçirdik keşke bizim de olsa diye ama üzerine düşmedik, uğraşmadık. İşin tılsımı bozulmasın, doğal olsun, kaderi olsun diye diledik. Ve Allah gönlümüzün sesini duydu. Öyle bir hediye hazırladı ki, hayal etsek, sipariş versek, bu kadar özelini, bu kadar güzelini bulamazdık.

İlk kalp atışlarını dinlediğimiz anda kalbimizi çalmıştı bile… Hiç sorun yaratmadı, Ne midem bulandı, ne yorgun düştüm, ne aşırı kilo aldım. Vücudum onunla daha güçlendi, cildim daha güzelleşti, moralim, enerjim tavan yaptı… Bana iyi geldi. Ne de olsa bir erkek,  belki de annem bana hazırlansın, öncesinde daha da güzelleşsin istedi.

Ne zaman dünyaya geleceğine o karar verdi. 40 yaşında bir anne adayı olarak normal doğumu tercih etmem İstanbul’daki pek çok doktor için bir “çılgınlık”tı. Nasıl yani, 40 yaşında sağlıklı bir anne olarak, hangi cüretle normal doğumu tercih edebiliyordum. Bu ne biçim anormallikti? Madem 40 yaşındaydım, haddimi bilip, kendimi onların ellerine teslim etmeli, doğal yolları elimin tersiyle reddetmeliydim. Tabii onları değil yine iç sesimi dinledim. Bu nedenle “sosyetik” doktorlarımı değiştirdim.  Paramı kazanmak yerine güvenimi kazanmayı başarmış bir doktorla, Sevgili Arzu Çağdaş ile yoluma devam ettim.

Günlerden cumartesi 41.hafta içindeyim. Son kontrollerimden biri için doktoruma gittim. “Salı’ya kalmaz gelir” dedi. Yanımda eşim de var. O sıralarda Bakü’de çalışıyor. Bizimkinin ne zaman geleceği belli olmadığı için işten aldığı izinlerini doğuma denk getirme telaşı yaşıyor.. Doktoruma soruyor, “Ben Pazartesi-Salı gidip geleyim mi” diye. Arzu hanım gayet sakin, “gitmeyin” diyor. zira bu veledin ne zaman geleceği belli olmazmış. Madem öyle hadi o zaman bari yakındaki Akmerkez’e gidelim diyoruz. Ben saçımı yaptırırım, eşim de biraz alışveriş yapar diye düşünüyoruz. Kuaförde saçlarım yıkanıyor, fön çekiliyor tam ayna tutma safhasında sancılarım başlıyor, kıvranıyorum. Oturduğum yerden kalkamıyorum. Hemen eşimi arayıp, “hadi beni hastahaneye geri götür” diyorum. Otoparka inmekte epey zorlanıyorum. Eşim beni zar zor arabanın arkasına yatırıyor. Kıvranıp duruyorum ve sancılar fark etmediğim kadar çığlık atmama neden oluyor. Bu detayları sonradan eşim anlatıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi ben arkada, eşim direksiyonda, dörtlüleri yakmış son sürat hastahaneye gidiyoruz. Yoldan geçenler bize bakıyor, yol veriyor, hatta bir adamın arkadaşına “kadın doğuruyor” diye seslendiğini duyuyorum…

Acile girdiğimizde personel hiç de acil bir durum yokmuş gibi davranıyor. Hemşire beni 4.kata çıkarıp non-stres test yapmaya çalışıyor. “Çok sancım var” diyorum ama anlamıyor.  Hala test için bana yatıp uzanmamı söylüyor. Sonuçta telefonda doktoruma “ilk doğum, onun paniği ile hastanız epey bağırıyor” diye bilgilendirme yapıyor. Arzu hanım yakında oturduğu evinden çıkıp, beni sakinleştirmek için 10 dakika sonra geliyor ve kontrol ediyor. Görüyor ki doğum çoktan başlamış, 4 cm açılma olmuş. Yani o yaşadığım sancılar doğumun üçüncü aşamasındaki sancılar. Ağrı eşiğim çok yüksek olduğu için öncü sancıları dikkate almamışım bile…

Hemen doğumhaneye indiriyorlar. Eşim de o sırada üstüne bir önlük geçirip benim sedyenin arkasından doğumhaneye giriyor. Zaten onu kimsenin gördüğü filan da yok. Bu sırada eşim kulak misafiri oluyor, bir başka doktor telefonla diğerlerine “gelin, normal doğum var” diye haber veriyor, zira birazdan alışık olmadıkları bir “şov” başlayacak! Sağlık görevlileri tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşkın. Nasıl yani şimdi normal doğum mu olacak, nasıl olacak, ne yapacağız endişesi içindeler. Bir türlü senkronize olamıyorlar. Sancılarım zirve yapıyor ve bizim ki artık iyice gaza basıyor. Onun hızına yetişmekte zorlanıyorlar. Biri bana hala o sırada epidural yapmaya çalışıyor. Elimin tersiyle itiyorum. Bir diğeri doğum yatağında bacaklarımı koymam için gerekli olan ayaklıkları açamıyor. Sonunda “bırakın beni” diyorum. Eşimin dediğine göre o sırada bir yandan adamları azarlayıp, diğer yandan doğum yapmaya çalışıyormuşum. Sonuçta bir tanesi dayanamayıp “ikinci doğumunuz mu” diye soruyor. Sert bir şekilde “hayır, ilk doğumum” diyorum. İnanmakta zorluk çekiyor. Israrla bu kez “kaç yaşındasınız” diye soruyor. Daha da sert bir şekilde “size ne” demeyip, “40 yaşındayım” diye gayet net cevap veriyorum. Eh, bu kadarı da olmaz dercesine “tüp bebek mi” diye son kez şansını deniyor. Ve ben de üstüne basa basa “normal hamilelik” diyorum. Ve adam nihayet pes ediyor. 40 yaşında bir kadının normal yolla hamile kalabileceğini ve bu hızda normal bir doğum yapabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor.

Oğlumla müthiş senkronize şekilde çalışıyoruz. Gerçek bir ekip gibi birbirimizin hareketlerini hissediyoruz. Birinci ıkınmada çok bağırıyorum, doktorum “enerjini bağırmak için değil, ıkınmak için kullan” diyor. Ne kadar akıllıca… İkinci de bir kez daha deniyorum… Ve bir kez daha ama bu kez var gücümle ıkınıyorum onu dünyaya salabilmek için… Sanki o değil, benim canım içimden dışarı çıkacak gibi… Eşimin tarifine göre ağzında bir çalı parçasını delicesine dişleyip, doğanın ortasında, doğa üstü bir azimle doğum yapan kızılderili kadınlara benziyorum…  Ve geliyor… Güçlü bir haykırışla odayı çınlatıyor… Çığlıkları benim gözyaşlarımla karışıyor… Ağlayan çocuk iyidir, sağlıklıdır diye okumuştum, dolayısıyla artık gayet mutlu, huzurlu ve yorgun yatağa kendimi bırakıyorum. Doğum sonrası yapılan testler sırasında bizim oğlan nefes almaksızın avazı çıktığı kadar ağlamaya devam ediyor…  Sonra usulca Yavuz’u göğsüme koyuyorlar. Ve  bir mucize daha gerçekleşiyor. Minicik bedeni göğsüme değer değmez, o çılgın çığlıklar bıçak gibi kesiliyor. Canhıraş ağlayan bebek, göğsümde huzurla uzanan bir yavruya dönüşüyor. Eşim elimi tutuyor, gözleri dolmuş, bu muhteşem anın büyüsünde bizi seyrediyor. İkimiz de artık biliyoruz, hayat bizim için bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Her şey daha anlamlı, daha güzel olacak… Hediyemiz kucağımızda yepyeni bir hayata merhaba diyoruz…

Sedef Kabaş

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Doulalı, hastanede kolay bir doğal doğum.  Aile 37. haftada  doğum planlarını değiştiriyor, yeni bir doğum ekibi kuruyor

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

nevra9 eylül cumartesi sabahı 4 gibi dalgalar gelmeye başladı.Ama ben onları hazırlık kasılmaları sandım:))Çünkü daha önce hiçbir şey hissetmemiştim ve beni hiç zorlamıyorlardı.9 buçukta uyandım.10 buçukta eşim uyandı.Güzelce kahvaltımızı ettik.Ondan sonra ona hafif sancılar hissettiğimi söyledim.Saat tutmaya başladık.Düzensiz kasılmalarım vardı.Zaten 2 buçukta da doktorumuzda randevumuz vardı.Doktor muayene sonucunda doğumun başlamıs olduğunu 2 cm açılmam olduğunu söyledi.Ama hiç telaş yapmamamızı eve gidip dinlenmemizi doğumun bugün, yarın, 3 gün sonra bile olabileceğini söyledi.Ben ise içten içe o akşam doğuracağımı hissediyordum.Zaten kızıma da bir gün öncesinde artık tamamen hazır olduğumu gelebileceğini söylemiştim.Hemen dinledi annesini:))Eve döndük hastaneye götüreceğimiz herşeyi (pilates topumuz, eğitim notlarımız dahil)hazırladık.Akşam kızkardeşimin oğlunun doğumgünü partisi vardı bir yandanda oraya hazırlanıyoruz ben kek ve çikolata topları yapıyorum.Saat 6 da dalgalar 7- 8 dakkada bir gelmeye başlayınca doktorumuzla konuşup hastaneye gitmeye karar verdik.Yolda dalgaların arası biraz açılmaya başladı.Evde herşey daha hızlı gidiyordu oysa ki.Hastaneye varıp nst çektirdik.Nst yi çektirdikten sonra hastaneye yatmadan çıkıp dolaşalım dedik zaten doktorumuz ve dulamız henüz gelmemişti.Çıkıp 1 saat kadar hastane etrafında yürüyüş yaptık.Sonra odamıza geçip dulamızla çalışmalara başladık.Saat 8 buçuk olmuştu.Dalgalar gelince pozisyon alıp dalgayı atlatıp sonra normal yaşama devam ediyorduk.Masajlar yaptık,duşa girdik,pilates topuyla çalıştık.Eşimle son başbaşa yemeğimizi yedik.Dalgaları atlatmak hiçte zor değildi.Zaten geldiği gibi gidiyordu.10 gibi suyum geldi.Suyum geldikten sonra sancıları biraz daha şiddetli hissetmeye başlamıştım.Doktor 11 buçuk gibi muayene ettiğinde tam açıklığa ulaştığımı söyledi.Hepimiz doktorum bile çok şaşırmıştı.Bu kadar çabuk ilerleyeceğini düşünmemiştik.Zira herşey yavaş ilerliyordu.Hatta doktorum doğumun sabahı bulabileceğini düşündüğünü itiraf etti sonradan.Hatta ben dulama söylerken hissetmiştim ve birazcık moralim bozulmuştu.Evet tam açıklığa ulaşmıştım ve benim aklımdan epiduralin e si bile geçmemişti ki doğum öncesinde doktoruma açık bir kapı bırakmıştım epidural ihtiyacı hissedersem alabileceğimi bu konuda çok katı olmadığımı söylemiştim.çünkü neler yaşayacağımı tam kestiremediğim için biraz korkuyordum.Doğumhaneye yürüyerek indim:))Doktorum istediğim pozisyonda ıkınabileceğimi söyledi ben klasik pozisyonu tercih ettim.Sanırım yorgunluktan yatarak itmeyi tercih ettim.Yarım saat kırk dakika arasında da kızımı kucağıma aldım.5-6 kez ıkınmam gerekti yanılmıyorsam.Tek üzüldüğüm nokta epizyotomi olmam gerekti.Doktorum kesmezsek kontrolsüz yırtık olabileceğini söyleyip benim fikrimi sordu bende yapalım o zaman dedim.Dikiş kısmı doğumdan daha zordu benim için.İyileşme sürecinde de 1 hafta kadar zorladı beni.Detaylara inecek olursak.Hastaneyle önceden konuşup doğum sürecinde benim isteklerime saygılı olacakları garantisini ve güvenini aldım ki dalgalar sırasında aynı evimdeymiş gibi rahat ettim.Kimse gereksiz yere odama girmedi.Odada doğum koçum ve eşimle beraber çok güzel atlattık dalgaları. Gereksiz yere muayene edilmedim,nst ye bağlanmadım; lavman ,suni sancı hiçbiri teklif edilmedi.Hatta odamda hemşire görmedim desem yeridir.Tamamen kendimle ve kızımla içiçeydim.Doğumhane de doktorum sayesinde tam istediğimiz bir ortama dönüştürüldü .Işıklar kısıldı,sıcaklık ayarlandı.Beni rahatsız edecek konuşmalar gürültüler insan kalabalığı yoktu.Hatta çocuk doktoru Eylül doğduktan ben onu kucağıma aldıktan sonra geldi.Hemen kontrolleri hızlıca yapılıp tekrar kucağıma verildi.Göbek kordonumuz akım durduktan sonra kesildi.Ben hemen emzirdim kızımı.O da bu işin ustasıymış gibi gayet güzel yapıştı mememe:))Kucağıma verildiği o ilk anı unutamıyorum.Islak, yumuşacık ,küçüçüktü kızım.Biz doğumda yalnız olmayı tercih ettik.Ailelere doğum olduktan sonra haber verdik.Biraz kızdılar ama yalnız olmak kolay konsantre olmamı sağladı.Etrafımda endilşeli gözler yoktu. İnsan o durumda çok kolay etkilenebiliyor etrafındaki insanlardan,kurdukları cümlelerden.Gittiğimiz doğum kursunda öğrenmiştik bunları.İyi ki de öğrenmişiz,iyi ki de gitmişiz kursa.Çok büyük faydasını gördük.Özellikle eşimin doğuma bakışı değişti.Öncesinde doğum lafı geçtiğinde bayılacak gibi olurken benimle beraber bütün süreci yaşadı.Çok yardımı oldu.

Doğumun her anı önceden planladığım şekilde gitti hiçbir olumsuzluk yaşamadım.Çok kolay bir doğum oldu benimkisi.Dalgaları aşmak hiçte zor değildi.Kızımla aramdaki iletişim hiç kopmadı.Doğumun öncesinde, doğum anında ve sonrasında aramızda mükemmel bir iletişim vardı.Kızımla beraber çalıştık.

Son olarak şunu söylemek istiyorum.37.haftada doktorumu değiştirip kendime tamamen yeni bir ekip oluşturdum(yeni doktor,yeni hastane ve doğum koçu).Planladığım doğumdan vazgeçmedim ve ödülü çok güzel oldu.Harika bir doğum yaşadım.Korkulcak hiçbir şey yok kendinizi hazırladığınızda herşeyin bilincinde olduğunuzda herşey çok güzel.Doğumun ertesi günü arkadaşlarıma bugün tekrar doğum yapabilirim diyordum bu düşüncem hala geçerli.

Read Full Post »

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez'den alınmıştır.

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez’den alınmıştır.

İlk hamileliğimde ters bebek döndürmekle ilgili topladığım bilgileri ve tecrübelerimi burada paylaşmıştım.  İkinci bebeğim 40. haftaya kadar bir ters bir düz döndüğü için bunlara ekleyeceklerim birikti 🙂

Bebeğin son dakikaya kadar başaşağı pozisyon almaması 2. ve daha sonraki hamileliklerde daha sık görülüyor.  Benim amniyotik sıvım çoktu.  Kocaman bir bebeğim olmasına rağmen karnımda rahatça dönebiliyordu.  Bu resmen 40. haftaya kadar sürdü!  Bebeği annenin çabalarıyla döndürmek için genelde 34-36. haftalar arası öneriliyor.  Ama ben bu süreçte bebeği 36-42. haftalar arası pozisyon alan, doğduğu güne kadar ters bekleyip son anda dönen o kadar çok anne ile karşılaştım ki (sanal olarak…).  Havuz gibi olan karnımın içinde 39-40. haftalarda bebeğim haftada 6-7 kere pozisyon değiştiriyordu.  Ben de onu merakla takip etmekte elimle bebeğin pozisyonunu anlama konusunda uzmanlaştım.  Bu aşamada tabii oldukça da endişelendim.  Aslında bulunduğum yerde bebeğimi ters olarak doğurma imkanım da vardı.  Ama ben yine de bir miktar endişeleniyor, dönmesini istiyor, başaşağı pozisyon alırsa doğumun daha kolay olacağını düşünüyordum.

İşte bu yüzden bildiğim yöntemlerin çoğunu denedim ve şu sonuca vardım:  Aslında en önemlisi bu konuda rahat olabilmek, endişelenmemek.  Ben bir sürü şey deneyip  (meditasyon, hipnoz, pozisyonlar vs.) bebeğimin dönmesine yardımcı oluyordum.  O ise sabah uyandığımda rahat karnımda bir tur atmış, beni yine kafası yukarda bir şekilde karşılıyordu!  Ta ki ben vazgeçip, ‘tamam ya ne yapalım, ters doğuracağım’ diyene kadar.  Ne zaman ki ben rahatladım, bıraktım, bebeğim pozisyon aldı.  Kabul, kabul, kabul…Zaten doğum tamamen kabul etmek, bırakmak, değil mi?

Daha önce bahsettiğim yöntemlere ilave olarak bu sefer şunları öğrendim:

  • Hypnobabies’in bebek döndürme cdsinden çok faydalandım.  Çok rahatlatıcı, yalnız İngilizce. 
  • Spinning babies bu konuda çok kapsamlı bir kaynak.  Ama yine İngilizce
  • Fiziksel pozisyonlara ek olarak havuzda amuda kalkmak çok tavsiye ediliyor.  Kışın ortasıydı, kapalı havuza da gitmiyorum.  O yüzden denemedim 🙂

Bir de tabii son çare olarak bebeğin doktor tarafından manipülasyonla döndürülmesi yöntemi var.  External version deniyor.  Bu konuda deneyimi olan doktorlar  tarafından, hastanede uygulanıyor.  Aman ha dikkat.  Ciddi bir müdahale bu.  Kendinizin veya deneyimsiz bir sağlık personelinin hastane dışında yapabileceği birşey değil.  Ne zaman uygulanacağı hamileliğinizin gidişatına bağlı.  Zamanlama kritik.  Ne çok geç ne de bebeğin tekrar geri dönebileceği kadar erken olmalı.  Başarı oranı %58.  Türkiye’de uygulayan bir doktor henüz duymadım.  Almanya’da görüştüğüm doktor ve ebelerden anladığım kadarıyla uygulamayı yapan kişiye bağlı olarak yumuşak (ama yine de rahatsız) veya stresli ve zor bir deneyim olabiliyor.  Ben tercihlerime saygılı bir şekilde uygulayacak doktoru buldum ama neyse ki gerek kalmadı.

Bebeğim 40. haftada döndü.  Ben 43. haftaya girerken doğurdum.

Başak Kutlu Atay
Hamile yogası ve doğuma hazırlık eğitmeni
www.do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede ikinci doğal doğum

Dr: Ebru Akbay

Ebe: Asude Oflaz

DOUM ailesi: Hayır

20130126_0318512.doğal doğumum, çook mutluyum nasıl nerden başlayıp anlatsam bilemiyorum, birinci bebeğimin,kızımın doğum hikayesi ni buradan okuyabilirsiniz…

Tüm anne adaylarına ışık olması temennisi ile şimdi oğlumuzun doğumunu anlatayım. Kızımda 11 doktor değiştirmiştim, oğlumda neyse ki gönlümüzdeki doktoru 5. de bulduk (Dr. Ebru AKBAY) yine imdadımıza Asude Ebe’ miz yetişti, sayesinde duyarlı, dikkatli, doğum planımıza ve paralelindeki isteklerimize saygılı doktorumuzla tanıştık ve hayalimizin de ötesinde ki doğumu gerçekleştirdik. İyi ki varsın Asude Ebe, iyi ki varsınız Ebru Hn. İyi ki tanışmışız sizinle.

Gebeliğimin başı itibariyle hep bir karın ağrısı olmuştu, başlangıçta bir tedirginlik oldu tabi, çünkü ilk ultrasonlarda hep kan pıhtısı gözüküyordu. Bu hamilelikte pek istenmeyen bir şey, neyse ki sonraki kontrollerde kayboldu. Gebeliğimin 27. Haftasında bebek ters duruyor diyerek bizi korkutan 4.doktorumuza tahmin edebileceğiniz gibi bir daha görüşmedik. “Gebelerin pozitif şeyler duymaya ihtiyacı var! Buna dikkat eden doktorlar tercih sebebidir☺” Asude Ebeyle iletişime geçtik,her zamanki pozitifliği ile “bunun bu haftalarda olabileceğini ,bebeğin doğuma kadar döneceğini hatta doğum esnasında dahi dönebileceğini söyledi, hatta dönmezse döndürürüz diyerek içime su serpti” Diğer kontrolüme kadar ben yinede tedirgindim, bildiğim tüm hareketleri denedim(secde pozisyonu, kedi pozisyonu, ayaklar koltukta eller yerde vb.)

7. Ay kontrolümüzü Ebru Hn. yaptı ve müjdeyi verdi, bebek duruşunu değiştirmiş ve doğum pozisyonunu almıştı, mutluyduk ve çok rahatladım, sezaryen olma olasılığı beni fazlasıyla germişti, oturup korkudan ağladığım dahi olmuştu.

Dr. Ebru Hn. ile ilk karşılaşmamızdı, pozitifliği, dünya görüşü, tatlı dilli yaklaşımı doğal doğum konusunda bizden daha istekli oluşu(ki tecrübeyle sabit böyle doktora hiç rastlamadık, bizden daha çok doğal doğumu destekleyen) ve kızımın doğum hikayesini anlattıktan sonraki yorumu “inşallah bu doğumunuzda ebede doktorda dokunmadan kendi kendinize doğurursunuz” biz eşimle duyduklarımsıza inanamadık bu cümleleri kurabilecek doktor var mıydı, varsa da bu nasıl bir şans ki bizi buldu. Bu cümleler belki abartı gelebilir ama fazlasıyla doktor tecrübe ettikten sonra Dr. Ebru Hanımın yaklaşımı bizi çok şaşırttı, aslında şaşırmamalıydık, bizi Dr. Ebru Hanıma yönlendiren Asude Ebemizdi, gönlümüzden geçeni biliyordu.

Ebru Hanım’ ın sürece dair bir çok tavsiyesi oldu. Rahim kaslarını güçlendirdiği için bol bol hurma yemem gerektiğini, pelvis bölgesinde açılmanın kolay olması için her gün düzenli olarak merdivenleri düz değil! yan çıkıp inmenin faydalı olacağını, bebeğin rotasyonunun düzgün ve kolay yapabilmesi için birkaç bilgi notu/doküman vb. tüm tavsiyeleri harfiyen yerine getirdim.

Her şey yolunda gidiyordu çok şükür, 40. haftamı doldurmama 9 gün kala nişanım geldi, nişanı görünce biz doğumun o gün başlayacağını düşündük. Çünkü kızımda; nişan sabah gelmişti akşamına suyum geldi ve doğum başlamıştı, meğer birinci doğumlarda nişan sonrası doğum başlama süresi kısa olurmuş ama ikinci doğumlarda nişan 30 lu haftalarda dahi gelebilirmiş, biz ilk doğumumla kıyasladığımız için bebeğimizin o gün yada birkaç gün içinde geleceğini düşündük. Heyecanla beklemeye başladık, nişanın geldiği gün akşam NST de 2 kasılma çıkmıştı, buda bizim bekleyişimizi hızlandırdı ama günler geçti hala bir belirti yoktu.

Nişanın ardından pembe akıntı 2 gün boyunca geldi. Gün geçtikçe heyecanımı yitirmeye başladım, bebeğimin erken doğmasını istemiyordum tabi î ki ama nişanın arkasından gereksiz bir bekleyişe girince ve günler geçince kötü hissetmeye başladım, her gün ”bugün doğum olur mu?” diye kendimi dinlemek beni üzmeye başlamıştı, akışına bırakmalıydım ama sabırsızlanıyordum☺

40. haftam doldu ve 40+3. gün gecesi kasıklarımda hafif kasılmalar hissettim düzensizdiler, sabahı kızımın ilk karne günüydü, 10:30 gibi okula gitmek için evden cıktık; 10:40 ta ilk ciddi kasılmayı hissettim, karneden sonra kızımı at binmeye götürecektik karne hediyemiz buydu ama yolda peş peşe 2-3 kasılma gelince eşime “karneden sonra atlara değil ama hastaneye gidebiliriz dedim☺” bir yandan da düşünüyorum bizim oğlan kendini ağırdan alıyorsa bunlar gerçek doğum kasılmaları değil ise boşuna yine heveslenmeyelim! Akabinde karnemizi aldık oradan bize yakın bölgedeki ( Kurtköy) bir hastanede NST çektirmeye gittik, sıramızı beklerken şiddeti artan 2-3 kasılma daha geldi, benim artık yüzümün rengi değişmişti, eşime “beklemeye gerek yok, doğum planımızı uygulamaya alalım, sürecin başladığını ifade ettim. Sıramız geldi , hemen NST çekildi bu arada kızımı ikna etmeye çalışıyoruz, atlar bugün hastalanmışlar binemeyeceğiz diye ama gelinde 3,5 yaşındaki çocuğu ikna edin, ağlayınca babası, beni annemle NST de bırakıp mecburen kızımızın gönlünü yapmaya gitti☺ NST de düzenli kasılmalar çıktı, muayene de olduk henüz açıklık yoktu ama oradaki doktorun yaklaşımı da şöyleydi ”kasılmalar düzenli, suni sancı versek bugün doğurursunuz” Bu yaklaşımına; kibarca durumumuzu izah ettim, doğumumuzu doğal olarak müdahalesiz yapmayı planladığımızı ve doktorumuzun Çekmeköy’ de( FSM Tıp Merkezi –Dr. Ebru Akbay) olduğunu anlattım, kendisi cevabıma pek memnun kalmadı.

Sonrasında annemle kızımı eve bıraktık(Pendik)kızım yolda uyumuştu, dolayısıyla doğuma giderken kızıma doya doya sarılamadım, uyurken yanağını ve saçını okşadım elinden öptüm vedalaştım, fazlasıyla duygusal bir andı, benim ve annemin boğazımız düğümlendi gözlerimiz doldu, evden çıkana kadar zor tuttum kendimi,yolda artık hıçkırarak ağladım kızıma sarılamadım diye☺ Şuan anlatırken bile gözlerim doldu.

Hastaneye gelmiştik (16:40) ama hemen yatış yapmadık, kasılmalar sırasında atıştırmak için hastanenin karsısındaki marketten alışveriş yaptık, bu sırada 10 dk arayla düzenli kasılmalar geliyordu, market çıkışı karşı kaldırımda hızlı hızlı ilerleyen Asude Ebe yi gördük, arkasından seslendik, bizi görünce çok şaşırdı, elimizde poşetler gayet rahat sanki doğuma giden biz değildik… Odamıza yerleştik, Asude Ebe, eşim ve ben 22:30 a kadar odada sohbet ettik, kasılmalar düzenli ama şiddeti çok artmamıştı. Asude Ebe biraz dinlenmem için odamızdan gitti, ben uyumaya hazırlanırken 11:06 da ilk şiddetli kasılma geldi 45 saniye sürdü, 5 dk arayla gelmeye devam etti, kasılmaların arası birden daha da sıklaştı ve şiddeti artıyordu, Asude Ebede uyuduk mu diye bize bakmaya geldiğinde; Eşimin doğum koçu pozisyonunu almış, kasılmaları derin nefeslerle karşıladığımı görünce şaşırdı,”aşk olsun çocuklar niye haber vermiyorsunuz” dedi☺ ama biz bile anlayamadık, her şey çok hızlı gelişti.

00:15 te suyum geldi, çok uykum vardı azıcık uyusam diyordum, Asude Ebe ”uykunun gelmesi güzel, hızlı fazda olduğumuzu gösterir dedi” Devamlı telefonla arayıp durumu öğrenen doktorumuz bizden daha heyecanlıydı, Asude Ebe muayene yaptığında daha açıklığın olmadığını söylemişti . Doktorumuza gelmenize gerek yok daha başındayız dedi, 1 kez kustum (buda son fazda olduğumuzun işaretiymiş) sonra duşa girdim 4-5 kasılmayı duşta karşıladım(sıcak suyun bu kadar iyi geldiğini tekrar hatırlamış oldum) duştan çıktım yatağıma kadar zor yürüdüm kasılmalar son şiddetindeydi, suyumun geldiğini öğrenen doktorumuz hemen hastaneye gelmişti, odaya girdiğinde benim ilk ıkınmam gelmişti, bir yandan ıkınmayla başa çıkmaya çalışıyorum bir yandan daha açıklık yeterince değilse ıkınmamam gerektiğini biliyordum ( Tam açıklık mevcut değil ise ıkınmak sadece ödeme sebep olur, sabırla tam açılmayı beklemek gerektiğini biliyorum) ama ıkınmayı önlemek zordu, doktorun hızlı muayenesiyle açıklığın tam olduğunu öğrenince içim rahatladı diyebilirim çünkü ıkınmalarda artık kendimi tutmak zorunda değilim.Doktorumuz ve Ebemizin de teşviki ile doğumhaneye gitmeyip odamızda doğumu gerçekleştirmeyi tercih ettim. Yatağımın bir ucundan diğer ucuna zor yürüdüm, yatağın kenarında çömelerek eşimin ellerini tutup ondan güç alarak 4.ıkınmada 01:51 de lokum oğlum doğdu (54cm ,3800kg), ablası gibi oda ağlamadı, sadece ağzındaki suyu atmak için öksürükle karışık bir ses çıktı ağzından sonra hopp benim kucağıma☺ tarif edilemez bir duygu, bir rahatlama, bir mutluluk… Yere oturup hemen minik oğlumu kucağıma aldım, sanırım 5 dk dan fazla kucağımda sevdim, kordonu kesilmedi, takii kordondaki bebeğin eşinden gelen kan akışı durana kadar, kan akışı durunca babamız Besmele ☺ ile oğlumuzun kordonunu kesti . Bebeğim kucağımda, babası kordonunu kesiyor, bu duygularımı nasıl ifade etsem bilemiyorum, Rabbim isteyen herkeslere nasip etsin, böyle si doğal bir doğumu hayal bile edemezdim. Dr. Ebru Hn. bize 2. Doğumların aniden başlayıp ve çabuk geliştiğini söylemişti ve haklıydı, doğumdan 3 saat öncesine kadar hiç bir şeyim yoktu ama 3 saat sonra bebeğim kucağımdaydı, mucize işte bu☺

Kordon kesildikten sonra bebeğin eşini (plasenta yı)biz almak istediğimiz için bize güzelce sarıp verdiler, ertesi gün babamız plasentayı uygun bir yere toprağa gömdü, böylece hastane atıklarıyla gömülmekten kurtulmuş oldu.

Yavrum hiç yanımdan ayrılmadı, hemen ilk emzirmeyi de yatağımızda yaptık. Doğumdan sonra talebimiz üzerine bebeğimiz yıkanmadı , vitamin K aşısını yaptırdık, hepatit B aşısını ertesi gün yaptırdık (biz aşı yapılması taraftarıyız) sadece topuk kanı için yanımdan ayrıldı oda babasının kucağında olduğu için rahattım☺

Doğum sonrası gerçekten yeniden doğmuş gibi oldum, epizyosuz, yırtıksız, müdahalesiz odamızda olabildiğince doğal bir doğum yaşadık. Bize bunu sağlayan Asude Ebe Hn ve duyarlı Doktorumuz Ebru Akbay ‘a ve hastane çalışanlarına çoookk teşekkür ederiz.

Anne Baba Adaylarına nacizane tavsiyelerimiz:

1-Mutlaka bir Doğum Planınız olsun, doğum planınızı Doktorunuz ile paylaşıp görüşlerini alın 2-Yoğun doğum gerçekleşen hastaneler değil sakin, butik hastanelerde doğal doğum yapma şansınız daha fazla olacaktır. 3-Doğum koçu görevi için Baba ve işinin ehli EBE sürece dahil edilmeli. 4-Önceden hastanenin keşfi yapılmalı. Doğumhane(Ameliyathane değil-birçok hastanede Ameliyathane de doğum yapılıyor) ile odaların aynı katta olması önemli. Doğum öncesi kasılmaları odanızda takip etmelisiniz. 5- Doğum esnasında yorgun düşmemek için aç kalmamaya dikkat edin.

Read Full Post »