Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Mart 2013

IMG_1411

Bebeğime bir süredir Leboyer yöntemiyle Hint Bebek Masajı yapıyorum. Aslında anne ve bebek yogası dersleri vermek için eğitim almıştım ve bu ikinci bebeğim. Yani bebek masajına aşinayım.  Leboyer’i de muhteşem Birth Without Violence kitabından tanımama rağmen ebemin öğrettiği bu yöntemi daha önce denememiştim. Bu basit, akıcı masaja bebeğim de ben de bayılıyoruz.

Bebeğe saygılı doğumların ve bebek masajının öncüsü Leboyer bu yöntemi Hindistan’da Shantala’dan öğrenmiş. Yöntemi orada çektiği fotoğraflarla anlattığı kitabı daha önce Türkçe basılmış olsa da artık bulunmuyor. Ben de bir seansımızı fotoğraflayarak yöntemi burada anlatmaya çalıştım. Eğer Leboyer’in kitabını edinme şansınız olursa çok tavsiye ederim. İngilizce baskısına da ulaşamadığım için bir eski bir kütüphane kopyasını ikinci el olarak edindim. Her cümlesi ilaç gibi.

Başlamadan önce birkaç önemli nokta:

-Masaj bebeğiniz tamamen çıplak olarak yapılıyor. Tercihen sizin çıplak bacaklarınızın üzerinde. Ben de öyle yapıyorum. Ama bebeğimin fotoğraflarını çıplak olarak koymak istemediğim için bu seferlik böyle.

-Uygun bir yağ kullanmak gerekiyor. Mesela zeytinyağı, badem yağı gibi.

-Oda ısısının bebeğinizin hoşuna gidecek şekilde olması gerekiyor.

-Yenidoğan bebeğinize masaj yaparken çok yumuşak ve nazik olmanız önemli.

-Bebeğinizi emzirdikten hemen sonra masaj yapmayın.

-Hangi hareketi kaç kere yapacağınızı, masajın ne kadar süreceğini deneyerek göreceksiniz. İlk defayı mümkün olduğunca kısa tutmakta fayda var.  Rutini öğrendikçe bebeğiniz daha çok zevk almaya başlayacak, masaj seanslarınız uzayacak.

-Burada tarif edilen rutin yağ ile masaj uygulaması, birkaç bebek yogası hareketi ve ardından banyodan oluşuyor.

Leboyer 1

1. Göğüs

1.Göğüs

Ortadan başlayarak ellerinizi iki yana doğru kaydırın. Eller ters yöne doğru ama birlikte hareket ediyor. Leboyer bunu bir kitabın sayfalarını ellerinizle düzeltmeye benzetiyor.

Leboyer 2

2. Üst Beden

2. Üst Beden

Bir eliniz kalçadayken diğer eliniz omuza denk gelecek şekilde aşağıdan yukarıya doğru elleriniz üst bedeni çaprazlama geçsin. Harketler akışkan, eller adrarda kesintisiz masaj yapıyor. Sağ eliniz omuza ulaştığınıda sol eliniz kalçadan yeniden başlıyor.

leboyer 3

3. Kollar

3.Kollar

Bebeğinizi bacaklarınızın üzerine yan yatırın. Kollar için 3 hareket var:

-Süt sağma: Koltukaltından bileklere doğru süt sağar gibi masaj yapın. Bir el bileğe geldiğinde diğer el koltukaltından başlasın. Kesintisiz, akışkan…

-Burgu: İki elle birlikte kolu burarak masaj yapın. Çamaşır sıkar gibi elleriniz farklı yönlere hareket ediyor. Elleriniz omuzdan bileklere doğru kaysın. Bileklere ulaşınca yeniden omuzlardan başlayarak. Dirseklere dikkat.  Bir el üst kolu, diğeri alt kolu ters yönlere çevirecek şekilde masaj yapmayın ki dirsekler incinmesin.

-Eller: Ellerinizle bileği kavrayın.  Baş parmaklarınızla avuçtan parmaklara doğru masaj yapın.

Tabii diğer kol için tekrar edin.

Leboyer5

4. Karın

4.Karın

Bebeğinizi yeniden sırt üstü yatırın. Ellerinizle göğüs kafesinin bittiği yerden aşağıyda doğru masaj yapın. Sanki mideyi boşaltmak ister gibi.  Bu hareket sırasında bebeğinizin gaz çıkarma veya tuvaletini yapma ihtimali yüksek!

Sonra sol elle ayak bileklerini kavrayıp yukarı kaldırın. Karın bölgesi daha da gevşeyecek.  Bir süre de bu şekilde karın masajına devam edin.

Leboyer6

5. Bacaklar

5. Bacaklar

Aynı kollardaki gibi önce süt sağma. Kalçadan bileklere doğru. Sonra burgu. Dizlere dikkat.

6. Ayaklar


6. Ayaklar

Ayaklar için iki hareket var:

-Ayak bileğini ellerle kavrayın.  Başparmaklarınızla tabandan parmaklara doğru masaj yapın.

-Bir elle bilekten tutun diğer avucunuzla topuktan parmaklara doğru masaj yapın.

Önce bir bacak ve ayak, sonra diğeri…

Leboyer4

7. Sırt (1)

7. Sırt (1)

Bebeğinizi başı sol tarafınıza gelecek şekilde üst bacaklarınıza karın üstü yatırın.

İki eliniz zıt yönlere hareket edecek şekilde sırta enlemesine masaj yapın. Sağ eliniz sırtın sağından soluna doğru hareket ederken son eliniz soldan sağa hareket ediyor ve ortada kesişiyorlar. Eller bu şekilde hareket ederken aynı zamanda sırt boyunca yukardan aşağıya sonra aşağıdan yukarıya kayıyor. Enseden başlayıp popoya kadar, sonra popodan enseye. En son popo tarafında bitirin.

Leboyer8

8.Sırt (2)

8.Sırt (2)
Sağ elle popoyu sıkıca kavrayın. Sol elle enseden aşağıya doğru sırt boyunca masaj yapın.

Leboyer9

9.Sırt (3)

9. Sırt (3)

Sağ elle ayak bileklerinden tutun. Bu sefer sol eliniz sırta masaj yaparken poponun ve bacakların üzerinden geçerek bileklere kadar devam etsin.

Leboyer’e göre en çok dikkat ve zaman isteyen bölge bebeğinizin sırtı.

Leboyer10

10. Yüz

10. Yüz

Yüz bölgesinde de üç hareket var.

-Parmaklarınız bebeğinizin kaşları boyunca alın bölgesini okşasın.  İki kaşın ortasından dışarıya doğru.
-Baş parmaklarınız burnun iki tarafından yukarıya doğru çıksın.
-Baş parmaklar göz kapaklarından başlayarak burnun iki yanında aşağıya dudakların kenarından yanaklara doğru hareket etsin.

Ebemin tecrübesine göre yüz bölgesi bebeklerin en az hoşuna giden kısmıymış bu masajın genelde. Açıkçası bizde de öyle oldu ama her bebek farklı. Deneyip görmek lazım.

Leboyer11

11. Yoga Kollar

Masajdan sonra birkaç tane yoga hareketi ile bebeğinizi esnetiyorsunuz. Bu hareketleri yaparken uyguladığınız baskıya dikkat edin. Bebeğinizin uzuvları istediğiniz şekile kolayca girmiyorsa çekiştirmememkte fayda var. 🙂

11. Yoga Kollar

İlk önce kolları iki yana açıp çapraz şekilde kapatın. İlk sefer bir kol altta kalırken ikinci sefer diğer kola altta kalacak şekilde.

Leboyer12

12. Yoga Kol-Bacak

12. Yoga Kol-Bacak

Çapraz kol ve bacağı esnetin. Sol el aşağı doğru gelirken sağ ayak çapraz omuza doğru yönelsin.  Sonra diğer taraf.

Leboyer 13

13. Yoga Bacaklar

13. Yoga Bacaklar

Bacakları bükerek karna doğru bağdaş şeklinde yaklaştırın. Lotus pozisyonu gibi. Açıp tekrar edin. Her seferinde diğer bacak altta kalsın.

Ve şimdi banyoya!

Aşağıdaki de kardeşi masaj yaptırırken sırada bekleyen 2.5 yaşındaki kızım 🙂 ve onun Leboyer masajı…

Leboyer14Leboyer 15

Bunlar ilginizi çekebilir:

DOUMda bir sonraki bebek masajı eğitimi 4 Mayıs 2013’te.  Detaylı bilgi burada…

Bebek masajı öğrenmenin ve uygulamanın bir diğer eğlenceli yöntemi ise anne-bebek yogası derslerine katılmak.  Anne-bebek yogası her hafta DOUM‘da.

Yaklaşan eğitimlerimizi takip etmek için…

Haftalık programız için…

Reklamlar

Read Full Post »

bitki banyosuOturma banyoları normal doğum sonrası ilk günlerde iyileşmenin önemli bir parçası. Bitki banyoları sayesinde yırtık, kesik ve çatlaklarınız daha kolay iyileşir, perine bölgeniz daha çabuk toparlanır.  Hiç yırtığınız olmasa bile doğum sonrasında perine bölgenizin özene ve iyileşmeye ihtiyacı olur.

Bitki uzmanı, ebe ve doktor Aviva Romm‘un tarifine göre iki çeşit bitkisel karışım  hazırladık.  Derin bir yırtığınız varsa birini yoksa veya derin yırtığınız bir miktar iyileştikten sonra diğerini kullanabiliyorsunuz.  Kaynatarak hazırladığınız bu çayı ister normal banyoda ister oturma banyosunda isterseniz de spreyle pedinize sıkarak kullanabiliyorsunuz.  Doğumunuzdan önce edinmekte fayda var.

Çayınızı DOUM Emirgan’dan, DOUMa gelme imkanınız yoksa email ile sipariş vererek edinebilirsiniz: do-um@do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede, suda, doulalı, doğal doğum.  2. bebek.

Dr: Kübra Taman

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

mine & zoeKızım Zoe’nin hikayesi çok güzel bir sürpriz ile başladı. Büyük kızım Ella 16 aylıkken tekrar hamile olduğumuzu öğrendik. Biz henüz hazır mıydık bilmiyordum ama kızım gelmeye hazırdı. Şaşırdık, biraz korktuk, heyecanlandık ve bir yandan da çok sevindik.

Ella’yı normal, epidüralsiz, epiziyotomisiz, damar yolum bile açılmadan, hastane kıyafeti bile giymeden, yani hiçbir müdahale olmadan dünyaya getirdim. Çok güzel bir doğum olmuştu. Ella’nın doğumunun hemen sonrasındaki anlarda mutluluk ve aşk hormonlarının etkisi altında eşim Johannes ve ben ona aşık olmuştuk.  İkinci doğumumun da ilki ile aynı olmasını istiyordum. Bunun gerçekleşmesi için aynı doktoru (Dr. Kübra Taman), aynı doulayı (Nur Sakallı), aynı hastaneyi (Amerikan Hastanesi) ayarladık ve aynı doğum planının üzerinde ufak bir iki değişiklik yaptık. Kafama takılan tek birşey vardı. Acaba bu sefer o aşk dolu ilk anlara Ella’yı nasıl dahil ederdim? Kardeşinin geldiği o büyülü anları o da hissedebilir miydi? Acaba onun da doğumun bir parçası olması mümkün olur muydu? Sonra DOUM’da “Birthing from Within” eğitiminde bir video çıktı karşımıza. “What Babies Want” diye bir belgeselin son sahnelerinde evinde suda doğum yapan bir kadının arkasında eşi ona sarılmış, havuzun içinde büyük kızı da var. Bebek doğduğu an ablası da o sevgi yumağının bir parçası oluyor ve çok tatlı bir şekilde “hello baby” diyerek kardeşini karşılıyor. Bu sahne beni çok etkiledi. Düşündüm ki, eğer doğumum bu kadar sakin ve huzurlu olabilirse, hatta suda doğurabilirsem, o zaman belki Ella da kardeşinin doğumunda bulunabilir. Böylece yeni bebeğimizi ailecek karşılayabiliriz. Doktorum Kübra hanım’a biraz çekinerek sordum, acaba suda doğum hakkında ne düşünür diye. Almanya’da çalışırken pek çok kere suda doğum yaptırmış olduğunu söyledi. 15 senedir Türkiye’de daha yaptırmamıştı, ama eğer ben istersem yapabileceğini söyledi.  Benim ilk doğumumda da birlikte olmamız, beni ve Johannes’i iyi tanıyor olması, bunun ikinci bebeğimiz olması, ilk bebeğimizi yakın zaman önce doğurmuş olmam, bebeğin başaşağı duruyor olması ve çok büyük olmaması gibi nedenlerden dolayı suda doğum için çok uygun bir hamile olduğumu söyledi. Doktorum hastane ile görüştü ve hastane, odama havuz koymamıza ok verdi. Çok heyecanlandım! Birkaç gün sonra beni Amerikan Hastanesinden çok şeker bir hemşire aradı ve suda doğum yapacağım için ve bu konuda fazla bir bilgileri olmadığı için bana nasıl yardımcı olabileceklerini sordu. Havuzu bizim getireceğimizi, sadece odada ona bir yer ayarlamak, şişirmek ve su doldurmak/boşaltmak konusunda yardım isteyeceğimizi söyledim. Bizi havuzumuz ile beraber hastaneye çağırdılar. Doulamız Nur, Johannes ve ben gittik, bizi çağıran baş hemşire ile buluştuk. Teknik ekip geldi, havuzu 8 dakikada şişirebiliyormuşuz dedi. Su doldurmak için hortum ayarladılar. Çok tatlı sohbet ettik. Doğum planımı istediler. Herşey tamam dendi. Ne zaman doğum başlayacak olursa beni bekliyorlardı artık. Hastaneden hiç beklemediğim kadar destek gördüğüm için içim çok rahattı, artık hamileliğimin sonlarının tadını çıkarıp, doğumun başlamasını bekliyordum.

johannes & zoe39. haftayı tamamladığım 5 Şubat gecesi bir türlü uyuyamadım ve kendimi evi düzenlerken bir yandan da hastane çantaları yaparken buldum. Ertesi sabah uyandığımda farkettim ki nişanım gelmiş. Hemen doktorumuzu, doulamızı aradık. Anladık ki doğum yakın, bugün de olabilir, bir hafta sonra da. Zaten geçen haftadan ayarlanmış doktor randevumuz vardı o gün öğleden sonra, gidip anlayacaktık durum nedir. Johannes işe gitti. Annem geldi. Ella, annem ve ben dışarı çıktık. Ben manikür/pedikür olurken, annem Ella ile parkta oynamaya gitti. Manikürümün ortasında telefonum çaldı. Telefonda soğuk bir ses, “Ben Amerikan hastanesinin baş hekim yardımcısı, bilmemkim bey, sizi suda doğum isteğiniz üzerine arıyoruz. Nasıl ve kimden böyle bir izin aldığınızı biz tam anlayamadık ama bir yanlış anlaşma olmuş. Bizim hastanemizde suda doğum ile ilgili yeterli tecrübemizin olmaması nedeniyle size bu isteğiniz doğrultusunda destek veremeyeceğiz. vs. vs.”  Panik modunda hemen Johannes’i aradım ve durumu anlattım. İki aydır ben suda doğum yapacağım diye düşünüyorum, doğum planlarımı yazıyorum, herşey, herkes hazır zannediyorum, içim rahat artık doğum oldu olacak ve böyle bir telefonla aniden bütün planlarımız suya(!) düşüyor. Johannes doktorumuzu aramış ve durumu anlatmış. Kübra hanım, Acıbadem’de de yapabilirim doğumu eğer onlar suda doğuma izin veriyorlarsa demiş. Johannes işten döndü, Ella’yla beni aldı ve Acıbadem Fulya’nın yolunu tuttuk. Yolda Ella öğlen uykusuna daldı. Hastaneye vardığımızda biz Ella ile arabada beklerken Johannes içeri girip doğum odalarını gezdi. Doğum katının başhemşiresi ile tanıştı. Suda doğum için ok aldı.

Hastaneden ayrılıp doktor randevumuza gittik. Doktorum, rahim ağzı biraz yumuşamış ama açılma yok, bugün olmaz doğum, birkaç günü bulur dedi. Sakinleştik böylece, biraz daha zamanımız vardı. Nişantaşı’nda alışveriş yaptık. Akşama 4. Levent’te snowboardcu arkadaşlarımızın evine yemeğe davetliydik. Bir önceki gün Johannes’in abisinin karısı doğum yapmıştı. Nişantaşı trafiğinde arabadan onlarla görüntülü skype yaptık. Bir günlük bebeklerini gördük. Kendi bebeğimizi düşünüp heyecanlandık biraz. Arkadaşlarımız Can ve Serra’nın evine geldik. İsveçli snowboardcu pro rider Jonas Karlsson da oradaydı. Onunla biraz muhabbet ettik. Snowboard kitaplarına baktık. Tam yemek yemeğe başlamışken, karnımın alt tarafında daha önce hissetmediğim kadar güçlü iki tekme hissettim. Birkaç saniye sonra suyum geldi. Arkadaşlarımın panik ve şaşkınlık dolusu bakışları arasında sakin ve çabuk bir şekilde önümdeki avokadolu salatayı yemeye devam ettim, şarabımı yudumlayarak. Bu enerjiye ihtiyacım olacağını biliyordum. Geçen doğumumda da önce suyum gelmişti, ve 6 saat sonra doğurmuştum. Saate baktım 20:15, içimden 4 saat sonra bambaşka bir dünyada, labor-land’de olacağımı geçirdim. O zaman bilmiyordum ama 4 saat sonra bebeğime kavuşmuş olacaktım.

Hemen bütün doğum takımımızı doktorumuzu, doulamızı ve annemi aradık. Eve gidip biraz orada dalgaların başlamasını beklemeye karar verdik. Eve geldik, hemen arkamızdan annem de geldi. Annem’in doğum sürecindeki görevi Ella ile ilgilenmek ve mümkün olduğu kadar doğum sırasında onun bizim yanımızda olmasını sağlamaktı. Annem Ella ile odasında oyun oynuyordu.  Duşa girdim, çıktım. Hastane çantalarını tamamlamaya çalışırken ilk dalga geldi. Johannes köpeğimiz Mo’yu yürüyüşe çıkardı. Johannes 20 dakika sonra eve döndüğünde dalgalar 5 dakikada bir geliyordu ve yoğunlaşmaya başlamıştı. Hastaneye gitmenin vakti gelmişti. Aslında içimden evden hiç çıkmak gelmedi. Ella’yı bırakmak hele hiç istemedim. Ama şimdilik evde beklemesi daha iyi olur diye düşündük. Keşke hiçbiryere gitmek zorunda kalmadan, hemen buracıkta doğurabilseydim diye geçirdim içimden. Johannes arabanın arkasından Ella’nın koltuğunu çıkarmış, yastıklar, örtüler ve havlular ile çok güzel hazırlamıştı. Ellamı ve annemi onlardan güç alarak kocaman öptüm ve yola koyulduk. Johannes radyoyu açıp kanal değiştirirken “Careless Whispers” çalmaya başladı ve dur dedim, tam bunun gibi romantik, yavaş birşeyler dinlemek istedim. Joy fm müzikleri bana o anda daha iyi gelemezdi. Johannes bütün yol boyunca elimi tuttu. Karanlık yollarda, romantik müzik ve sokak lambalarının mum ışıkları gibi üzerimdeki sunroof’tan geçişlerini seyretmek o kadar güzeldi ki. Istediğim gibi sesler çıkartabiliyordum, istedigim gibi hareket edebiliyordum dalgalar geldiğinde. Hatta bir ara bütün bu olaydan zevk bile almaya başladım diyebilirim. Johannes “orgazm mı oluyorsun yoksa?” diye sordu bir ara şakayla karışık. Sanki doğum sesleri orgazm sesleri ile karıştı bir an için. Sonra pat diye birkaç saat önce önünde durduğumuz Acıbadem Fulya hastanesinin acil girişinin önündeydik. Bu sefer de arabadan hiç çıkmak gelmedi içimden. Ama doğum havuzum biryerlerde beni bekliyordu. Dişimi sıkıp çıktım arabadan. Hastanenin giriş kapısında doktorum Kübra hanım ve doulam Nur bekliyorlardı. Doktorum hemen beni acilde muayene etti. Saat 22:30’da 7 cm açılmıştım bile. Tekerlekli bir yatakta dört ayak üzerinde odama çıkarıldım.

Odamda geçirdiğim bir, bir buçuk saatten kesik kesik sahneler hatırlıyorum sadece. Dalgalar oldukça yoğun ve neredeyse aralıksız geliyordu. Bir süre tuvalette oturdum. Sonra duşa girdim. Üzerimden akan suyun sıcaklığı, basıncı ve sesi çok iyi geliyordu. Duşta tutunabileceğim bir kol buldum ve oraya asılıp çömeldiğimi, sallanarak nefesler alıp verdiğimi, sesler çıkardığımı hatırlıyorum. Saat 23:30 gibi havuzumuz hazırlanmıştı, artık doğum odasına geçme zamanı gelmişti. Yürüyerek kapısının üzerinde ‘labor room’ ve ‘sancı odası’ yazan bir odaya girdik. ‘Sancı odası’ ne kadar kötü bir isim bu oda için diye düşündüm kapıdan girerken. Havuza ilk girdiğimde çok sıcak geldi. Alışmam biraz zaman aldı. Kendimi suyun içinde oradan oraya attığımı hatrlıyorum. Sonra Johannes bana havuzun dışından, arkamdan sarıldı. Bir iki dakika sonra cok rahatladım, gevşedim. Suyun içinde kendimi hafif ve özgür hissediyordum. Suyun kaldırma kuvveti sanki bütün vücuduma masaj yapıyor, o an için vücudumun alması gereken en iyi pozisyonu bulmamda yardımcı oluyordu. Dalgalar arasında, kendimi tamamiyle bırakabileceğim, sanki hersey bitmiş gibi, hatta uyuyabileceğim kadar sakinleştiğim, çok tatlı gelen birkaç dakika oluyordu. Arkamda Johannes’in olması bana güç veriyordu. Saat 12’ye yaklaşırken doktorum artık yarım saat kaldı dedi. Johannes hemen Ella ve annemi arayıp gelmelerini istedi, ama Ella bu saatte tabi ki uyumuştu. Bu saatten sonra uyanıp yanımıza gelmektense, uyumasının ve sabaha yanımıza gelmesinin daha doğru olacağına karar verdik. Loş, sessiz, geniş, kocaman pencerelerinden gökdelenler gördüğüm odamda sadece Kübra hanım, Nur, Johannes, ben ve kapının orada benim göremediğim bir yerlerde bir iki hemşire vardık. Bebeği itmeden önceki son dinlenme arasında kardeşim Aylin odaya girdi, biraz çekinerek. Gel, gel yanıma dedim. Kardeşim yanıma geldi ve kocaman, sevgi dolu bir öpücük verdi ve hemen çıktı dışarı tekrar. O öpücük bana öyle bir güç vermiş olacak ki, bebeğim geliyordu artık.

ella & zoeDoktorum hemşirelere çocuk doktorunu çağırma zamanı geldi dedi. O hemşireler dışarı çıktılar. Doktorum kendimi rahat bırakmamı söyledi. Doulam da içinden geçmesine izin ver bebeğinin dedi. Onların bana verdiği güven ve destek ile sadece vücudumu diniyor, her nefeste biraz daha içime dönüyordum. İlk ıkınma hissi gelince biraz şaşırdım ve korktum, o an gerçekten çok duygu, acı, yaşam yüklü bir an. Geceyarısını beş dakika geçiyordu. İkinci ve üçüncü nefeste bebegimin önce başı ve sonra vücudu içimden kayarak çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. Doktorum bebeğimi sudan çıkarıp gögsümün üzerine koydu. O ilk görüntüsünü hiç unutmuyorum. Birlikte birkaç dakika geçirdik. Johannes göbek bağını kesti. Kızımla kavuştuktan sonra o loş, sessiz ortam birden hareketlendi. Etrafta birsürü yabancı insan belirdi. Çocuk doktoru bebeğimi ona vermemi istedi. İstemiyordum vermek. Vermem dedim birkaç kere, biraz daha tuttum onu üzerimde, bir daha istedi doktor, ancak babasına veririm dedim ve Johannes’e verdim. Johannes onu tutarken ilk kontrollerini yapmışlar. Dünyaya sakin, huzurlu, sessiz gelen kızımı ağlatmaya çalışmışlar. Havuzdan çıkıp doğum yatağına uzandım. Bu sırada bütün doğumu kaçıran fotoğrafçımız Aslı geldi odaya. Johannes bebeğimizi tekrar üzerime koydu. Aslı fotoğraflarımızı çekti. Ufacık bir yırtık olmuş, doktorum onu dikti. Plasenta’nın gelmesini bekledik. O da gelince bebeğimizle beraber odamıza gittik. O gece Ella’dan ayrı kaldığımız ilk geceydi. O gelemediği için biraz buruktu içim ama onun sayesinde istediğimiz gibi sakin ve huzurlu bir doğum yapabilmiştik. Sabahın erken saatlerine kadar aşk hormonları ve adrenalin’in etkisiyle bebeğimizi hayran hayran seyrettik. Johannes bir iki saatlik uyku ile eve gitti Ella daha uyanmadan. Ella uyanınca onu hazırlayıp annemle beraber hastaneye geldiler sabah erken. Zoe’ye ilk sarılışını, ona gülüşünü, bana bakışlarını hiç unutmayacağım. Bir anda abla oluverdi benim küçük kızım. Zoe şimdi bir aylık ve hala ağlamadı diyebilirim. Doğduğundan beri sakin, huzurlu ve mutlu Ella’nın küçük kardeşi, benim su bebegim, Zoe. 🙂

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

40 yaşında annenin hastanede çok hızlı doğal doğum hikayesi

Dr: Arzu Çağdaş

DOUM ailesi: Evet

Sedef KabasO bir sürprizdi. Yani tam bir hediyeydi. Planlamadık, programlamadık. Belki içimizden geçirdik keşke bizim de olsa diye ama üzerine düşmedik, uğraşmadık. İşin tılsımı bozulmasın, doğal olsun, kaderi olsun diye diledik. Ve Allah gönlümüzün sesini duydu. Öyle bir hediye hazırladı ki, hayal etsek, sipariş versek, bu kadar özelini, bu kadar güzelini bulamazdık.

İlk kalp atışlarını dinlediğimiz anda kalbimizi çalmıştı bile… Hiç sorun yaratmadı, Ne midem bulandı, ne yorgun düştüm, ne aşırı kilo aldım. Vücudum onunla daha güçlendi, cildim daha güzelleşti, moralim, enerjim tavan yaptı… Bana iyi geldi. Ne de olsa bir erkek,  belki de annem bana hazırlansın, öncesinde daha da güzelleşsin istedi.

Ne zaman dünyaya geleceğine o karar verdi. 40 yaşında bir anne adayı olarak normal doğumu tercih etmem İstanbul’daki pek çok doktor için bir “çılgınlık”tı. Nasıl yani, 40 yaşında sağlıklı bir anne olarak, hangi cüretle normal doğumu tercih edebiliyordum. Bu ne biçim anormallikti? Madem 40 yaşındaydım, haddimi bilip, kendimi onların ellerine teslim etmeli, doğal yolları elimin tersiyle reddetmeliydim. Tabii onları değil yine iç sesimi dinledim. Bu nedenle “sosyetik” doktorlarımı değiştirdim.  Paramı kazanmak yerine güvenimi kazanmayı başarmış bir doktorla, Sevgili Arzu Çağdaş ile yoluma devam ettim.

Günlerden cumartesi 41.hafta içindeyim. Son kontrollerimden biri için doktoruma gittim. “Salı’ya kalmaz gelir” dedi. Yanımda eşim de var. O sıralarda Bakü’de çalışıyor. Bizimkinin ne zaman geleceği belli olmadığı için işten aldığı izinlerini doğuma denk getirme telaşı yaşıyor.. Doktoruma soruyor, “Ben Pazartesi-Salı gidip geleyim mi” diye. Arzu hanım gayet sakin, “gitmeyin” diyor. zira bu veledin ne zaman geleceği belli olmazmış. Madem öyle hadi o zaman bari yakındaki Akmerkez’e gidelim diyoruz. Ben saçımı yaptırırım, eşim de biraz alışveriş yapar diye düşünüyoruz. Kuaförde saçlarım yıkanıyor, fön çekiliyor tam ayna tutma safhasında sancılarım başlıyor, kıvranıyorum. Oturduğum yerden kalkamıyorum. Hemen eşimi arayıp, “hadi beni hastahaneye geri götür” diyorum. Otoparka inmekte epey zorlanıyorum. Eşim beni zar zor arabanın arkasına yatırıyor. Kıvranıp duruyorum ve sancılar fark etmediğim kadar çığlık atmama neden oluyor. Bu detayları sonradan eşim anlatıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi ben arkada, eşim direksiyonda, dörtlüleri yakmış son sürat hastahaneye gidiyoruz. Yoldan geçenler bize bakıyor, yol veriyor, hatta bir adamın arkadaşına “kadın doğuruyor” diye seslendiğini duyuyorum…

Acile girdiğimizde personel hiç de acil bir durum yokmuş gibi davranıyor. Hemşire beni 4.kata çıkarıp non-stres test yapmaya çalışıyor. “Çok sancım var” diyorum ama anlamıyor.  Hala test için bana yatıp uzanmamı söylüyor. Sonuçta telefonda doktoruma “ilk doğum, onun paniği ile hastanız epey bağırıyor” diye bilgilendirme yapıyor. Arzu hanım yakında oturduğu evinden çıkıp, beni sakinleştirmek için 10 dakika sonra geliyor ve kontrol ediyor. Görüyor ki doğum çoktan başlamış, 4 cm açılma olmuş. Yani o yaşadığım sancılar doğumun üçüncü aşamasındaki sancılar. Ağrı eşiğim çok yüksek olduğu için öncü sancıları dikkate almamışım bile…

Hemen doğumhaneye indiriyorlar. Eşim de o sırada üstüne bir önlük geçirip benim sedyenin arkasından doğumhaneye giriyor. Zaten onu kimsenin gördüğü filan da yok. Bu sırada eşim kulak misafiri oluyor, bir başka doktor telefonla diğerlerine “gelin, normal doğum var” diye haber veriyor, zira birazdan alışık olmadıkları bir “şov” başlayacak! Sağlık görevlileri tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşkın. Nasıl yani şimdi normal doğum mu olacak, nasıl olacak, ne yapacağız endişesi içindeler. Bir türlü senkronize olamıyorlar. Sancılarım zirve yapıyor ve bizim ki artık iyice gaza basıyor. Onun hızına yetişmekte zorlanıyorlar. Biri bana hala o sırada epidural yapmaya çalışıyor. Elimin tersiyle itiyorum. Bir diğeri doğum yatağında bacaklarımı koymam için gerekli olan ayaklıkları açamıyor. Sonunda “bırakın beni” diyorum. Eşimin dediğine göre o sırada bir yandan adamları azarlayıp, diğer yandan doğum yapmaya çalışıyormuşum. Sonuçta bir tanesi dayanamayıp “ikinci doğumunuz mu” diye soruyor. Sert bir şekilde “hayır, ilk doğumum” diyorum. İnanmakta zorluk çekiyor. Israrla bu kez “kaç yaşındasınız” diye soruyor. Daha da sert bir şekilde “size ne” demeyip, “40 yaşındayım” diye gayet net cevap veriyorum. Eh, bu kadarı da olmaz dercesine “tüp bebek mi” diye son kez şansını deniyor. Ve ben de üstüne basa basa “normal hamilelik” diyorum. Ve adam nihayet pes ediyor. 40 yaşında bir kadının normal yolla hamile kalabileceğini ve bu hızda normal bir doğum yapabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor.

Oğlumla müthiş senkronize şekilde çalışıyoruz. Gerçek bir ekip gibi birbirimizin hareketlerini hissediyoruz. Birinci ıkınmada çok bağırıyorum, doktorum “enerjini bağırmak için değil, ıkınmak için kullan” diyor. Ne kadar akıllıca… İkinci de bir kez daha deniyorum… Ve bir kez daha ama bu kez var gücümle ıkınıyorum onu dünyaya salabilmek için… Sanki o değil, benim canım içimden dışarı çıkacak gibi… Eşimin tarifine göre ağzında bir çalı parçasını delicesine dişleyip, doğanın ortasında, doğa üstü bir azimle doğum yapan kızılderili kadınlara benziyorum…  Ve geliyor… Güçlü bir haykırışla odayı çınlatıyor… Çığlıkları benim gözyaşlarımla karışıyor… Ağlayan çocuk iyidir, sağlıklıdır diye okumuştum, dolayısıyla artık gayet mutlu, huzurlu ve yorgun yatağa kendimi bırakıyorum. Doğum sonrası yapılan testler sırasında bizim oğlan nefes almaksızın avazı çıktığı kadar ağlamaya devam ediyor…  Sonra usulca Yavuz’u göğsüme koyuyorlar. Ve  bir mucize daha gerçekleşiyor. Minicik bedeni göğsüme değer değmez, o çılgın çığlıklar bıçak gibi kesiliyor. Canhıraş ağlayan bebek, göğsümde huzurla uzanan bir yavruya dönüşüyor. Eşim elimi tutuyor, gözleri dolmuş, bu muhteşem anın büyüsünde bizi seyrediyor. İkimiz de artık biliyoruz, hayat bizim için bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Her şey daha anlamlı, daha güzel olacak… Hediyemiz kucağımızda yepyeni bir hayata merhaba diyoruz…

Sedef Kabaş

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Doulalı, hastanede kolay bir doğal doğum.  Aile 37. haftada  doğum planlarını değiştiriyor, yeni bir doğum ekibi kuruyor

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

nevra9 eylül cumartesi sabahı 4 gibi dalgalar gelmeye başladı.Ama ben onları hazırlık kasılmaları sandım:))Çünkü daha önce hiçbir şey hissetmemiştim ve beni hiç zorlamıyorlardı.9 buçukta uyandım.10 buçukta eşim uyandı.Güzelce kahvaltımızı ettik.Ondan sonra ona hafif sancılar hissettiğimi söyledim.Saat tutmaya başladık.Düzensiz kasılmalarım vardı.Zaten 2 buçukta da doktorumuzda randevumuz vardı.Doktor muayene sonucunda doğumun başlamıs olduğunu 2 cm açılmam olduğunu söyledi.Ama hiç telaş yapmamamızı eve gidip dinlenmemizi doğumun bugün, yarın, 3 gün sonra bile olabileceğini söyledi.Ben ise içten içe o akşam doğuracağımı hissediyordum.Zaten kızıma da bir gün öncesinde artık tamamen hazır olduğumu gelebileceğini söylemiştim.Hemen dinledi annesini:))Eve döndük hastaneye götüreceğimiz herşeyi (pilates topumuz, eğitim notlarımız dahil)hazırladık.Akşam kızkardeşimin oğlunun doğumgünü partisi vardı bir yandanda oraya hazırlanıyoruz ben kek ve çikolata topları yapıyorum.Saat 6 da dalgalar 7- 8 dakkada bir gelmeye başlayınca doktorumuzla konuşup hastaneye gitmeye karar verdik.Yolda dalgaların arası biraz açılmaya başladı.Evde herşey daha hızlı gidiyordu oysa ki.Hastaneye varıp nst çektirdik.Nst yi çektirdikten sonra hastaneye yatmadan çıkıp dolaşalım dedik zaten doktorumuz ve dulamız henüz gelmemişti.Çıkıp 1 saat kadar hastane etrafında yürüyüş yaptık.Sonra odamıza geçip dulamızla çalışmalara başladık.Saat 8 buçuk olmuştu.Dalgalar gelince pozisyon alıp dalgayı atlatıp sonra normal yaşama devam ediyorduk.Masajlar yaptık,duşa girdik,pilates topuyla çalıştık.Eşimle son başbaşa yemeğimizi yedik.Dalgaları atlatmak hiçte zor değildi.Zaten geldiği gibi gidiyordu.10 gibi suyum geldi.Suyum geldikten sonra sancıları biraz daha şiddetli hissetmeye başlamıştım.Doktor 11 buçuk gibi muayene ettiğinde tam açıklığa ulaştığımı söyledi.Hepimiz doktorum bile çok şaşırmıştı.Bu kadar çabuk ilerleyeceğini düşünmemiştik.Zira herşey yavaş ilerliyordu.Hatta doktorum doğumun sabahı bulabileceğini düşündüğünü itiraf etti sonradan.Hatta ben dulama söylerken hissetmiştim ve birazcık moralim bozulmuştu.Evet tam açıklığa ulaşmıştım ve benim aklımdan epiduralin e si bile geçmemişti ki doğum öncesinde doktoruma açık bir kapı bırakmıştım epidural ihtiyacı hissedersem alabileceğimi bu konuda çok katı olmadığımı söylemiştim.çünkü neler yaşayacağımı tam kestiremediğim için biraz korkuyordum.Doğumhaneye yürüyerek indim:))Doktorum istediğim pozisyonda ıkınabileceğimi söyledi ben klasik pozisyonu tercih ettim.Sanırım yorgunluktan yatarak itmeyi tercih ettim.Yarım saat kırk dakika arasında da kızımı kucağıma aldım.5-6 kez ıkınmam gerekti yanılmıyorsam.Tek üzüldüğüm nokta epizyotomi olmam gerekti.Doktorum kesmezsek kontrolsüz yırtık olabileceğini söyleyip benim fikrimi sordu bende yapalım o zaman dedim.Dikiş kısmı doğumdan daha zordu benim için.İyileşme sürecinde de 1 hafta kadar zorladı beni.Detaylara inecek olursak.Hastaneyle önceden konuşup doğum sürecinde benim isteklerime saygılı olacakları garantisini ve güvenini aldım ki dalgalar sırasında aynı evimdeymiş gibi rahat ettim.Kimse gereksiz yere odama girmedi.Odada doğum koçum ve eşimle beraber çok güzel atlattık dalgaları. Gereksiz yere muayene edilmedim,nst ye bağlanmadım; lavman ,suni sancı hiçbiri teklif edilmedi.Hatta odamda hemşire görmedim desem yeridir.Tamamen kendimle ve kızımla içiçeydim.Doğumhane de doktorum sayesinde tam istediğimiz bir ortama dönüştürüldü .Işıklar kısıldı,sıcaklık ayarlandı.Beni rahatsız edecek konuşmalar gürültüler insan kalabalığı yoktu.Hatta çocuk doktoru Eylül doğduktan ben onu kucağıma aldıktan sonra geldi.Hemen kontrolleri hızlıca yapılıp tekrar kucağıma verildi.Göbek kordonumuz akım durduktan sonra kesildi.Ben hemen emzirdim kızımı.O da bu işin ustasıymış gibi gayet güzel yapıştı mememe:))Kucağıma verildiği o ilk anı unutamıyorum.Islak, yumuşacık ,küçüçüktü kızım.Biz doğumda yalnız olmayı tercih ettik.Ailelere doğum olduktan sonra haber verdik.Biraz kızdılar ama yalnız olmak kolay konsantre olmamı sağladı.Etrafımda endilşeli gözler yoktu. İnsan o durumda çok kolay etkilenebiliyor etrafındaki insanlardan,kurdukları cümlelerden.Gittiğimiz doğum kursunda öğrenmiştik bunları.İyi ki de öğrenmişiz,iyi ki de gitmişiz kursa.Çok büyük faydasını gördük.Özellikle eşimin doğuma bakışı değişti.Öncesinde doğum lafı geçtiğinde bayılacak gibi olurken benimle beraber bütün süreci yaşadı.Çok yardımı oldu.

Doğumun her anı önceden planladığım şekilde gitti hiçbir olumsuzluk yaşamadım.Çok kolay bir doğum oldu benimkisi.Dalgaları aşmak hiçte zor değildi.Kızımla aramdaki iletişim hiç kopmadı.Doğumun öncesinde, doğum anında ve sonrasında aramızda mükemmel bir iletişim vardı.Kızımla beraber çalıştık.

Son olarak şunu söylemek istiyorum.37.haftada doktorumu değiştirip kendime tamamen yeni bir ekip oluşturdum(yeni doktor,yeni hastane ve doğum koçu).Planladığım doğumdan vazgeçmedim ve ödülü çok güzel oldu.Harika bir doğum yaşadım.Korkulcak hiçbir şey yok kendinizi hazırladığınızda herşeyin bilincinde olduğunuzda herşey çok güzel.Doğumun ertesi günü arkadaşlarıma bugün tekrar doğum yapabilirim diyordum bu düşüncem hala geçerli.

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Uzun ve yorucu az müdahaleli normal doğum. Doğumdan sonra bebek bir süre yoğun bakımda kalıyor.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

goncaturgay

Yoktan var olmak, inanılmaz bir büyü…

 Benim doğum hikayemde hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Kafamda kurguladığım çeşitli senaryolardan herhangi birine kesinlikle uymuyordu. Ne kadar çok kitap okumus da olsam, ne kadar çeşitli doğum hikayeleri okumuş da olsam, benimki okuduklarımın bildiklerimin hiçbirine benzemedi. (belki biraz anneminkine benzedi) Dedikleri gibi, her doğum kendine has, parmak izleri gibi ve aslında ne kadar doğal bir olay. Kadın vücudunun zaten bildiği ve bedenin harika çarklarının bunu da bir şeklide döndürdüğü.

Gece 00:30 civarı girdiğimiz hastanede yaklaşık 38 saat sonra doğumum gerçekleşti.

İşte benim hikayem; sürecim uzun, hikayem de uzun, az hatırladıklarım, çok hatırladıklarım, hatırlayamadıklarım…

27 Mayıs Pazar gecesi eşim Utku’yla oturmuş film izliyorduk. Filmin yaklaşık 20. dakikasında birden bir sıcaklık ve ıslaklık hissettim.. Koşa koşa tuvalete gittiğimde bol paçalı siyah pantalonumdan yerlere ılık ılık sular akmıştı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Evet vakit gelmişti. Hatta biraz hazırlıksızdım. Daha rahat 1 haftam vardır diye düşünüyordum. 38. hafta yeni bitmişti.(aslında bazı işaretler vardı. O sabah jel kıvamında şeffaf bir akıntım gelmişti. Hamilelik sürecinde hiç olmamış, daha oncesi zamandakilere benzer bir akıntı. Aslında nişanımdı ama ben renkli bir akıntı bekliyordum, nedense.. Ve o sabah market alışverişi çıkışında Utku’ya sıradan bir sokaktaki sıradan ağaçları gösterip, “ne harika tablo gibiler” demiş olmam. Bunu sonradan bağdaştırıyorum. Çünkü kitaplarda okumuştum, doğum yaklaştığında kadınlara her rengin her kokunun daha güzel daha etkili daha canlı, hatta masalsı geldiğini)

Hemen doktorumuz Gülnihal Hanım’ı aradık. Sakin olmamızı, acele etmeden, belki bir duş alıp, hastaneye gitmemizi, Nst çektirmemizi söyledi. Ben duşa girerken, Utku henüz çantaya konulmamış hastane eşyalarımızı çantaya koydu ve annelerimize haber verdik. Benim annemler İzmir’den çarşamba (3 gün sonra) geleceklerdi. Biz gece haber verince sabah en erken saate uçak bileti almışlar. Aslında ben onlara demiştim acele etmeyin diye 🙂 Haber verince de Utku’nun anneleri geldi. Duş sonrasında beraber hastaneye gittik. (şimdi düşünüyorum da keşke anne-babalara daha geç haber verseymişiz. Ama sürecin o kadar yavaş gelişeceğini bilemezdik tabi)

Hastanede Nst’de kasılmalar 7dk. da birdi ve oradaki nöbetçi doktor açılmamı 2 parmak kadar diye tarif etti. Doktorumuz da aslında bizim gibi, sürecin ilk zamanlarını evde geçirip iyice son zamanlarda hastaneye gidilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak suyum geldiğinden, hijyenik durum söz konusu oluyormuş ve hastanede kalmamızı tavsiye etti ve kaldık. (böyle bir gerekliliği hiç bilmiyordum mesela. Nedense hep ilk beklediğim sancılardı ve hastaneye son dakika gitmekti.)

O gece pek sancılı bir gece geçirmedim. Bol bol sularım aktı. Hemsireler yatışımla beraber bana damar yolu açmayı düşündüler ama Gülnihal’den talimat kesin ve netti. Herhangi bir damar yolu açılmayacaktı ve cok sık NST’ye baglanmayacaktım. Bana sordular, lavman ister miyim diye. “Şu an istemiyorum. Bekleyebilir mi? Doktorum gelince konusalım” dedim. (Sevgili Doula’m, doğum hazırlığı eğitmenim, arkadaşım Nur Sakallı’nın 3B kuralındaki 3 tane B’den biri : Bekleyebilir mi?) ve sonunda lavman olamdım, pek gerek de kalmadı aslında.

Canım eşim Utku bütün gece bana eşlik etti. (ve inanılmaz bir şekilde sonrasında her an, her zaman yanımdaydı) Hep başımdaydı. Sık sık kasılmalarımı saydı ve arada bir doktorumuza mesajla iletti. Biz sabırsızlanıyorduk, ne zaman gelecek doktorumuz diye. Her fırsatta da uyuyabildiğim kadar uyudum. Uyumam gerektiğini, doğum sırasında güce ihtiyacım olacağını biliyordum. Sabah geldi, beni muayene etti. Açıklığım çok fazla değildi, bekliyoruz dedi. Sancılarım artmıştı. Duşa gir bol bol ılık su ve termofor tut alt beline dedi. (sürecin çoğunu duşta geçirmiş oldum sonunda) Bu arada annemler geldi İzmir’den.. Annemi babamı yanımda görmek bana ayrı bir moral ve güç verdi. Özellikle annem ve onun mavi dingin ama güçlü gözleri.. Anladım ki bu doğum konularında anne-kız ilişkisinin de ayrı bir boyutu var. Gülnihal, Nur’u (doulam ve doğuma hazırlık eğitmenim) çağırmamı tavsiye etti. Ben kararsızdım bu konuda. Utku bana çok destekti. Çok hazırlıklıydık. Ne yapmamız ne yapmamamız gerektiğini gayet iyi biliyorduk. Nur karşıda, uzaktaydı.. Belki de o gelen kadar doğururdum. Yola çıktığıyla kalabilirdi. Üstelik yoga ile içiçe bir hayatım vardı, bedenimi çok iyi tanıyordum ve bedenime oldukça hakimdim. Hem zaten x kişiler bile 4-5 saatte doğurmuştu, ben 15dk.da dogururdum kesin! (çevremdekilerin benim hakkımda beklentileri böyleydi.. belki ben de farketmeden bunlara koşullandım sanırım) Biz Utku’yla bunu düşünürken kız kardeşim de geldi hastaneye. Onun da varlığı bana ayrı bir moral, güç oldu. Anne-kız ilişkisi kadar özel, kızkardeş ilişkisi… Doğuma girecek çocuk doktoru arkadaşım Öykü’ye haber vermiştik gece. Sabah o da geldi. Sonuçta biz Nur’u çağırmaya karar verdik ve iyi ki çağırmışız Nur’u. Sonrasında o kadar mutlu oldum ki onun geldiğine, varlığına, desteğine, yaptıklarına ve sakinliğine..

Hastanede kalmayı planlamadığımızdan, evden çıkarken almadığım şeyler geldi odaya. Pilates topum (kayınpederim pembe bir pilates topu ile hastaneye geldi. Bu da düşündükçe güldüğümüz kısımlardan) doğumu hızlandırıcı özelliği olan böğürtlen yaprağı çayım, hurmalarım, ananasım ve rahatlatıcı etkili melisa çayım, lavanta yağım.

Nur öğlen saatlerinde geldiğinde önce perdeleri kapattı biraz. Loş ve sakin bir ortamda harika bir masaj yaptı bana. Kendimi onun büyülü ellerine teslim ettim. Eşimle devamlı yanımdaydı ve o bana sonsuz güç veriyordu. Ne doktorum ne de doulam sayılara takılmadılar, herşey zaten doğal sürecinde olması gerektiği gibi olacaktı. Sık sık açıklık kontrol edilmedi. Çok sık Nst’ye girmedim. Hatta uykuya dalmak üzere olduğum ya da daldığım zamanlarda Nur, tansiyon-ateş ölçmeye gelen hemşirelere, “sonra olsa?” diyerek erteledi ve çok sık rahatsız edilmemiş oldum. O saatleri ağırlıklı olarak yatarak geçirdim. Zaman geçtikçe zaman kavramı silikleşmeye, olan bitenler birbiri içine girmeye, herşey flulaşmaya başladı. Bazen duşa giriyordum, bazen pilates topum üstünde çevirme hareketleri yapıyordum.(top üstündeki hareketler sırasında hala suyum akıyordu ve biraz kanlı jel kıvamında akıntılar oluyordu. sonradan anladık ki bunlar açılmamın işareti olmuş) Çaylarımdan içiyordum, hurma ananas yiyordum. Sancılar sırasında yapmayı planladığım o kadar hareket var iken, canım sadece yatmak istiyordu. Sancılarım hiç çok şiddetlenmedi ya da çok uzun süreli olmadı. Sancı anlarında Utku ya da Nur’a sırtımı dönüyordum ve onlar kuyruk sokumuma yakın o sihirli noktaya baskı masajı yaparak ağrımı hafifletmeme yardımcı oluyorlardı. Ara sıra duşa girip kuyruk sokumuma ılık-sıcak su tutuyordum duşla. Derin ve sakin nefeslerle, acıya odaklanmadan, nefesle geçeceğini düşünerek sancı anlarımı atlatmaya çalışıyordum.

Pazartesi gecesi çok kolay geçmedi. Bence esas sancılarım o zaman belirginleşmişti. Ama yine de hiç dayanılmayacak şiddette, beni bağırtan, ağlatan sancılar olmadı. Belki bunda masajların ve baskı massajın da etkisi vardı ama yine de çok şiddetli değildi sancılarım. Önceden öğrendiğimiz, doğum yaklaştığında sancılar ortalama 90sn. sürer ve 3 dakikada bir gerçekleşirdi.. Evet benim sık aralıklarla sancılarım vardı ama hiçbir zaman 1 dakikayı bulan sancım olmadı! O gece Nur’un yanında getirmiş oldugu Tense aleti benim için tam bir mucizeydi. Bütün geceyi onunla geçirdim. (Tense aletini kabaca anlatacak olursam, minik radyo gibi bir aletten çıkan elektrotlar o meshur kuyruk sokumu bölgesine yapıştırılıyor. Gelen sancılar daha derinlerden iken, tense aleti daha yüzeysel kaslara hafif bir elektrik verip ağrı algısının yönünü değiştiriyor.) ve sonra her sancı atagından sonra kusmaya başladım. Ne yesem, ne içsem kustum. Midem tamamen boşaldı. Nur bu sırada öyle noktalara baskı-masaj yaptı ki bulantılarım geçti rahatladım. Yine sonradan düşündüğümde bu kusmaların yogadaki omurganın 2 ucunun açık olması ve birbirini etkilemesi felsefesiyle bağlantılı olduğunu farkettim. Aslında bu kusmalar da açılmaya destek olmuştu.

Gece bir ara hastanede uzuuun bir yürüyüşe çıktık Nur’la. Bol bol merdiven indik çıktık. İnerken bacağı dışarı çevirerek, çıkarken yan yan yengeç adımlarla. Ama o yorgunlukla, üstümdeki o kadar kilo ile, kaç kat indim çıktım hatırlamıyorum ama beni baya bir zorladı 🙂

Gecenin yarısında Nur bana eşlik etti. Diğer yarısında da Utkum. Onların da süreci benimle birlikte sağlıklı ve güçlü bir şekilde tamamlamaları gerekiyordu. Utku’yla hastane yatağına beraber yattık, sancılarım geldikçe ben tense aletini çalıştırdım o da bana sarılarak destek oldu. Sancıları beraber yaşar gibiydik…

Gece yaklaşık 3 dakikada bir gelip ortalama 30sn süren nazlı sancılarım beni hiç uyutmadı. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık sabah saatlerinde beni bezdirmişti. Gün aydınlandığında heyecanla Gülnihal Hanım’ı bekliyordum. Doğrusu hiç umudum yoktu. Daha önce okuduğum gibi 1-1.5 dakikaları bulan sancılarım olmadı hiç (hatta doğuma kadar da olmadı) Bana yeterli açılmam olmadığını söyleyecekti ve benim dayanacak gücüm kalmamıştı, sezaryen isteyecektim. Ama geldiğinde muayene sonrasında bana açılmamın 8cm olduğunu söyledi. Bu beni çok şaşırttı. Hatta sanırım Nur’u bile şaşırttı. Nur’la çalışmaya devam etmemizi ve bebegin biraz yukarıda oldugunu, onu indirmek için de çalışmamızı söyledi.

Bundan sonra eğlenceli anlar yaşadık. Top üstünde zıpladık, eğlenceli müzikler koyup dans ettik, göbek de attık,(Kızkardeşim de bize bol bol eşlik etti bu süreçte, güldük, eğlendik) yine bol bol duş aldım, bebeğimizin inmesine yarıdmcı olmak için. Bazen bir kolumla Utku’ya diğer kolumla Nur’a tutunup, asıldım onların güçlü bedenlerinde, ağırlığımı boşluğa bırakmaya çalıştım.. (bütün bu zaman sırasında anneler oda kapısında, hastane kapısında, kafeteryada orada burada beklediler. Çok çok az içeriye girdiler. Annemi hatırlıyorum daha çok, meraklı endişeli ama sakin sakin yanıma geldiği anları..ve babamı.. şimdi düşünüyorum da onlar için de ne kadar zor bir bekleme olmuş..)

O sabah güzel bir kahvaltı yapmaya çalıştım. Neredeyse bütün gece hiç uyumamıştım. Yediğim herşeyi çıkarmıştım ve doğum yakın süreçte gerçekleşeceğinden güce ihtiyacım vardı. Zor olsa da o kadar sık sancıların arasında kahvaltı yapmaya çalıştım.

Buralarda herşey iyice flulaşıyor. Bir ara doğumun bahsedilen “ayrı dünyası”na girmişim ki, gözlerim yarı kapalı top üstünde kalça çevirirken Utku’ya kapıyı kapatmasını söylemişim, çünkü koridor sesleri çok yakından geliyordu, dibimde gibi, hatırlıyorum.. Utku kapının kapalı olduğunu söyledi. Hayır açık, kapat kapıyı diyordum. Ve Utku gidip, kapıyı kapattı, ben de rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre de, kapı zaten hep kapalıymış, Utku da gidip kapıyı sessizce açıp, sesli bir şekilde kapatmış 🙂

Ara ara doktorum geldi odaya. saat 12ye doğruydu sanırım, Gülnihal Hanım “hah, tamam yürüyüş de değişti, bebek indi galiba” dedi. Evet, bacaklarımı oldukça açarak yürüyordum. Doğumhaneye inme vakti idi. İnmeden birkez daha tuvalete ve duşa girdim. Nur bana orada, o anda değil, ama doğumdan sonra, zaman geçtikçe beni çok etkileyen ve bunun için ona çok teşekkür ettiğim birşey yaptırdı. Eski Gonca’ya, eski bedenime veda ettirdi, yeni bir Gonca olarak çıkacaksın ordan dedi..

Doğumhaneye inerken tekerlekli sandalye istemedim. Dışarıda ailelerimizin olduğunu biliyordum. Konsantrasyonumu dağıtmamak için gözlerim kısmen kapalı kısmen de sadece yere bakarak, bir kolumda Utku, bir kolumda Nur, asansöre, oradan da doğumhaneye yürüdüm.

Ve işte doğumhane.. Hastane araştırmaları sırasında, girmek görmek istediğim ama bi türlü sokulmadığım doğumhane. Büyükçe, fazla dolu ve fazla aydınlık olmayan, o meşhur doğum sandalyesi olan oda. Gülnihal Hanım rahat olacağım bir pozisyona yerleşmemi söyledi. Birkaç poz denedim ve en çok sandalyeye ters dönüp dizlerimin üstünde durup, koltuğun sırtına sarılarak rahat ettim. Ikınma hissim vardı. Ben önce nefes verirken ıkındım. Doktorum derin nefes al, nefesini tut ve ıkın dedi. Sonra tekrar nefes al, tekrar ıkın ve bir kez daha dedi. Ama ben o kadar yorgun ve o kadar heyecanlıydım ki o derin nefesi bile almak çok zordu. Ikınmaya başladığımda ise ikinci ıkınma sırasında ıkınma hissim geçiyordu ve ben onu kendim zorlayarak sonlandırıp, üçüncüyü de bazen kendim yapıyordum. Benim için en zor kısım burasıydı. Vücuduma söz geçiremiyordum. Yapacaklarımı gözümde canlandırıyordum ama gerçekleştiremiyordum. Derin nefes al dendiğinde devamlı göğsüme kocaman nefesler alıyordum. Acaba karnıma mı almalıydım o nefesleri? Sancı hissinden ıkınma hissine geçiş nasıl olmalıydı? Bunlar hala tam anlayamamış olduğum ve aklıma takılan şeyler. Sanırım sancılarım gibi ıkınma hissim de o kadar hafif ve nazlıydı ki ben bu ayırımı tam olarak yapamadım. Bir süre sonra sancılarım da oldukça azaldı. Doktorum biz çıkalım, siz karı koca biraz başbaşa kalın dedi. Sarıldık öpüştük koklaştık. Sonra doktorum geri geldiğinde sancı durumum hala çok farklı değildi. Sana biraz suni sancı vermek istiyorum dedi. Ben çoktan razıydım zaten. Ve “Aman sakın ha” dediğim suni sancının bile, doğru zamanda ve yerinde kullanıldığında ne kadar da kurtarıcı, yardımcı birşey olduğunu anladım. Doğumhanede geçirdiğim yaklaşık 2.5 saatin, sanırım son bir saatinde suni sancı aldım ve iyi ki aldım. Süreç çok uzamıştı çünkü ve sık sık bebeğimin kalp atışlarını dinliyorlardı. O da çok yorulmuştu muhtemelen. Ben artık o kadar yorulmuştum ki, “yapamıyorum, olmuyor, yeter artık” diye söyleniyordum. Ben yapamıyorum dedikçe, doktorum bana hadi diyordu. “Hadi oğlum yardım et bana” diyordum bir yandan. Bu sözlerim Utku’yu çok duygulandırmış. Karnımı elliyormuş ve karnımda bizim miniğin içeride bacaklarını vurmasını ve çıkmak için onun da çabalamasını hissediyormuş. Tabi ben bunların hiç birinin farkında değildim. Parça parça görüntüler var hafızamda. Utku’nun gözleri, elleri, Nur’un yüzü, sakin sesi, çocuk doktoru arkadaşım Öykü, çok kısa bir an doğum fotoğrafçısının bir köşede durduğu, bebeğimin kalp atışını dinleyen hemşire, doktorumun sesi..Ve “Elle bak başı orda” dedi doktorum. İlk başta inanmadım, ellemek istemedim. Sonra tekrar edince, elledim ve evet ordaydı, başın en tepesi, ıslak, saçlı, sıcak, minik bir yuvarlağın bir parçası. İnanılmazdı. Burdan sonra da tamamen itmem yine çok kolay olmadı. Çünkü ben dedikleri kadar çok ıkınamadıkça baş dışarı çıkıyor ama sonra çıkan kısmın büyük bir kısmı içeri geri giriyormuş. Ama sonunda bir an geldi ve büyük bir ıkınma, güçlü bir itme ve sanırım ilk ve tek çığlığım ile başı çıktı o meşhur “ateş çemberi”nden ve bedeninin geri kalanı çok daha kolay, çok daha hızlı, bir balık gibi kayarak çıktı ki bu an hiç ama hiç unutamayacağım çok acayip bir histi. sırf bu his için bile tekrar tekrar normal doğum yapmak isterim :)) Birkaç saniye sonra oğlumuzun ağlama sesini duydum ve Gülnihal Hanım bacaklarımın arasından oğlumu ellerime verdi. ıslak, sıcak, yumuşak, narin, ürkek,… O an çok büyülü bir andı. Yanımda sevgilim, kocam, Utkum ve ellerimde ağlayan kocaman gözleriyle bana bakan, çok tanıdık ama bir yandan da çok yabancı, çok minik, çok ürkek, narin bebeğim vardı. “Merhaba Oğlum, hoşgeldin” dedik ona. Elime verildiği ilk anda hafif morumsuydu rengi ve sonra hemen pembeleşiverdi. Bebeğimizin ilk Apgar degerleri gayet iyiydi. Eşim kordonu kesmeyi çok istemişti ama durduğum pozisyondan dolayı doktorum bile zorlanarak kendisi kesmek zorunda kaldı. uzunca kesti.( Sonra yine kocam keserek kısalttı.) ve ben bebeğimizi sevgilimin kollarına teslim ettim. kocam ve kucağında oğlum. Bu da unutamayacağım bir kare. Ben sonra çok az daha ıkınarak plasentayı da çıkardım. Plasenta beklediğimden çok daha büyüktü, neredeyse bebek kadar vardı sanki. Üstündeki damarlar ağaç resmi gibi.. Gülnihal Hanım bunu isteyip istemediğimi sordu. Aslında onu almaya niyetim vardı ama hem kafamda netleştirmediğimden hem de yaşadığım uzun zorlu süreç ve bunun yorgunluğundan gözüm plasenta falan görmedi tabi. Bebek çıkarken omzu biraz takıldığından hafifçe bir yırtığım oluşmuştu, bu dikildi, sonrasında çok sıkıntı yaşamadığım küçük ve hafif bir yırtık oldu bu. Bu sırada bebeğimizin bakımları yapılıyordu. Eşim, Nur ve Öykü onun başındalardı. Öykü ile öncesinde uzun uzun bunları konuşmuştuk, ne isteyip istemediğimi çok iyi biliyordu. aspirasyon yapılmadı, bebek yıkanmadı, bebek odasına götürülmedi, hep yanımızdaydı. Aşısı da ilerleyen bir zamanda, belki yapılacaktı. Orada Utku oğlumuzun kordonunu da kısaltmış. Sonra bana geri getirdiler bebeğimi ve orada karar verdik ismine.. Doğuma kadar bir türlü karar veremeyip, “var bunda bir sebep, doğumu bekleyelim” demiştik. Doğumdan 2 gün önce düşmüştü “Kaya” ismi aklımıza. Ama 2 günde bir isim değiştirdiğimizden yakın çevremiz de artık dalga geçiyordu bizimle. Gerçekten varmış bir sebebi.. Böyle zor bir doğuma mükemmel bir şekilde dayandığı için, sağlamlığı için “Kaya”yı yakıştırdık ona. Hemşireler bebeğimi göğsüme koyduklarında, yine o inanılmaz sıcaklık yumuşaklık şeffaflık narinlik… Hemen emzirdim orada bebeğimi biraz ve sonra bebeğim göğsümde çıktık doğumhanenin kapısından.. Kapıda neredeyse bizim kadar yorgun anneler, babalar, kardeşim… Onların gözleri merakla, heyecanla göğsümdeki bebeğimizi ararken, ben de onların gözlerindeki ışıltıyı seyrettim hayal meyal.. Burada da babamın bakışını, gözlerini unutamıyorum. Asansöre bindik ve çıktık odamıza..

Odamıza girdiğimizde ben tabi ki, yorgunluktan heyecandan farketmedim ama solunumda hafif bir sıkıntı hırıltı oluşmuş. Öykü benden çok nazik bir biçimde bebeği istedi, bebek bakım odasında bir kontrol edelim dedi.. Bundan sonrası belki de başka bir hikayenin konusu.. 5-6 gün yoğun bakımda kaldı bebeğimiz sonrasında. Biraz üzücü bir süreç oldu. Çok ciddi bir sebebi olmamakla birlikte, yoğun bakıma elimizi verdik kolumuzu kaptırdık galiba.. Aylardır beklediğimiz yavrumuza bir türlü kavuşamadıkça saatleri sayar olduk, stres olduk. Hastaneye kızdık, doktorlara kızdık ama bizim için yepyeni olan bu dünyada acizliğimizle elimiz kolumuz bağlı kaldık.. Doğuma kadarki 38 saatlik süreç bana kısacık gelirken, doğum sonrasındaki bu birkaç gün bana aylar gibi geldi.. Lohusa taçlarını pek severim ben.. Birkaç tane vardı yanımda. Hatta birini anneme özel olarak yaptırmıştım ve çok sevmiştim ama onları bi türlü takmak kısmet olmadı. (eve döndüğümüzde de onları gördükçe hep içim buruldu, sonra kaldırdım onları ortalıktan.)

Sıksık bebeğimizi görmeye iniyorduk, süt sağıp götürüyorduk ilk başta, sonra emzirmeye gittim sıksık. Zaten çıkmadan önceki son 2 gece de odamızda fototerapi gördü. Sonunda bir bayram havasıyla hasret kaldığımız evimize gelip yatağımıza yattık ve evimizin yeni üyesini de yanımıza yatırdık. Yatak odamızda 3. bir nefes daha vardı, minnacık bir nefes. Unutulmayacak birçok anının başlangıcına imza atan bir an, yatak odamızda 3. bir nefes.. Hoşgeldin Oğlum aramıza, iyi ki geldin..

Read Full Post »

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez'den alınmıştır.

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez’den alınmıştır.

İlk hamileliğimde ters bebek döndürmekle ilgili topladığım bilgileri ve tecrübelerimi burada paylaşmıştım.  İkinci bebeğim 40. haftaya kadar bir ters bir düz döndüğü için bunlara ekleyeceklerim birikti 🙂

Bebeğin son dakikaya kadar başaşağı pozisyon almaması 2. ve daha sonraki hamileliklerde daha sık görülüyor.  Benim amniyotik sıvım çoktu.  Kocaman bir bebeğim olmasına rağmen karnımda rahatça dönebiliyordu.  Bu resmen 40. haftaya kadar sürdü!  Bebeği annenin çabalarıyla döndürmek için genelde 34-36. haftalar arası öneriliyor.  Ama ben bu süreçte bebeği 36-42. haftalar arası pozisyon alan, doğduğu güne kadar ters bekleyip son anda dönen o kadar çok anne ile karşılaştım ki (sanal olarak…).  Havuz gibi olan karnımın içinde 39-40. haftalarda bebeğim haftada 6-7 kere pozisyon değiştiriyordu.  Ben de onu merakla takip etmekte elimle bebeğin pozisyonunu anlama konusunda uzmanlaştım.  Bu aşamada tabii oldukça da endişelendim.  Aslında bulunduğum yerde bebeğimi ters olarak doğurma imkanım da vardı.  Ama ben yine de bir miktar endişeleniyor, dönmesini istiyor, başaşağı pozisyon alırsa doğumun daha kolay olacağını düşünüyordum.

İşte bu yüzden bildiğim yöntemlerin çoğunu denedim ve şu sonuca vardım:  Aslında en önemlisi bu konuda rahat olabilmek, endişelenmemek.  Ben bir sürü şey deneyip  (meditasyon, hipnoz, pozisyonlar vs.) bebeğimin dönmesine yardımcı oluyordum.  O ise sabah uyandığımda rahat karnımda bir tur atmış, beni yine kafası yukarda bir şekilde karşılıyordu!  Ta ki ben vazgeçip, ‘tamam ya ne yapalım, ters doğuracağım’ diyene kadar.  Ne zaman ki ben rahatladım, bıraktım, bebeğim pozisyon aldı.  Kabul, kabul, kabul…Zaten doğum tamamen kabul etmek, bırakmak, değil mi?

Daha önce bahsettiğim yöntemlere ilave olarak bu sefer şunları öğrendim:

  • Hypnobabies’in bebek döndürme cdsinden çok faydalandım.  Çok rahatlatıcı, yalnız İngilizce. 
  • Spinning babies bu konuda çok kapsamlı bir kaynak.  Ama yine İngilizce
  • Fiziksel pozisyonlara ek olarak havuzda amuda kalkmak çok tavsiye ediliyor.  Kışın ortasıydı, kapalı havuza da gitmiyorum.  O yüzden denemedim 🙂

Bir de tabii son çare olarak bebeğin doktor tarafından manipülasyonla döndürülmesi yöntemi var.  External version deniyor.  Bu konuda deneyimi olan doktorlar  tarafından, hastanede uygulanıyor.  Aman ha dikkat.  Ciddi bir müdahale bu.  Kendinizin veya deneyimsiz bir sağlık personelinin hastane dışında yapabileceği birşey değil.  Ne zaman uygulanacağı hamileliğinizin gidişatına bağlı.  Zamanlama kritik.  Ne çok geç ne de bebeğin tekrar geri dönebileceği kadar erken olmalı.  Başarı oranı %58.  Türkiye’de uygulayan bir doktor henüz duymadım.  Almanya’da görüştüğüm doktor ve ebelerden anladığım kadarıyla uygulamayı yapan kişiye bağlı olarak yumuşak (ama yine de rahatsız) veya stresli ve zor bir deneyim olabiliyor.  Ben tercihlerime saygılı bir şekilde uygulayacak doktoru buldum ama neyse ki gerek kalmadı.

Bebeğim 40. haftada döndü.  Ben 43. haftaya girerken doğurdum.

Başak Kutlu Atay
Hamile yogası ve doğuma hazırlık eğitmeni
www.do-um.com

Read Full Post »

Older Posts »