Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Şubat 2013

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Planlı sezaryen doğum, epidural anestezi

Dr: Tansu Küçük

DOUM ailesi: Hayır
murvet1 ay oldu minik kuzumuz aramıza geleli..

Bekleyiş, merak ve endişeli heyecanımız yerini minik mucizemizin her gün daha da büyümesini izlerken hissettiğimiz heyecana, mutluluğa bıraktı.

Herşeyi yazarak daha iyi anlatırım diyen ben, böyle bir deneyimi, mucizevi olayı nasıl anlatabilirim bilmiyorum.

05 Temmuz gününe uyanmak üzere canım annem, kardeşim ve kocimiğim ile birlikte kaldık, ( Melis’in babaanne ve dedesi Bitlis’te yaşadıklarından gelemediler, sonra gelip görecekler torunlarını) herkes sabaha dair çok heyecanlı ve endişeliydi de aslında, sanırım ben hariç, mübarek kandil gecesi olmasından dolayı Allah’ım büyük bir güç ve rahatlık serpmişti sanki üzerime, nasıl beklerim, ne yaparım derdim ki tam tersi oldu..Zaten hep söylediğim gibi Melis’im tüm bilinen kuralları yıkarak geliyordu ya, bu da onlardan biri olmalı;)

Sabah 9-10 gibi hastanede olmamız gerekiyordu, tetkikler ve yatış işlemleri için yola çıktık. Hiç beklemeden sırayla işliyordu herşey, önce odamıza yerleşip, üzerimi değiştirdik, Murat yatış işlemleri ile ilgilenirken. Sonrasında anestezi uzmanı gelip, bazı sorular sordu, tabi benim de sorularım oldu.. Epidural anestezi istediğim için özellikle kesin hissedip hissetmeyeceğim ve belden yapılacak iğnenin herkesin bahsettiği gibi kocaman olup olmadığıydı:) ki doktor gayet rahat bir şekilde evet o kadar kocaman dedi, ama siz hiçbirini hissetmeyeceksiniz diye de ekledi.. Ardından hemşireler gelip bazı formları doldurttular derken beklemeye koyulduk. Bu arada anneanneler, teyzeler, arkadaşlar da hastaneye gelmişti. Tansu Bey odamıza uğrayıp, saat 11 gibi başlayacağız dedi ki maalesef önceki ameliyatın uzun sürmesinden dolayı bu saat çok uzadı, beklemek biraz sıkıntı stres verdi, bir an önce olsun hissine döndü diyebilirim. Fotoğrafçımız da bizden bir süre sonra gelip, odadaki detayları çekmeye başlamıştı, gerçekten fotoğraf konusunu atlamayarak çok doğru bir karar vermişim, çünkü o an odada kimse fotoğrafla uğraşamaz ya da o kadar çok detayı yakalayamazdı, Ebru saolsun herşeyi çekti, çok az bir kısmını ekleyeceğim bloğumuza, albümümüz, sunum ve diğer tüm fotolar da geldi hepsi harika, süper bir hatıra olacak minik kuşumuza..

Ve nihayet odadan almaya geldiler beni, o an hissettiklerimi çok kolay anlatamayacağım, sanki yeni farkına vardım ve kafama bi balyoz yemiş gibi oldum:) Çok heyecanlıydık, doğuma Murat da katılacaktı ve sürekli yanımda olmasını istiyordum, sanki son anda bişey olur da almazlar gibi geliyordu ve sık sık nerde diye soruyordum ki ameliyathaneye geldik. Hemşireler ve doktorlar gayet eğlenceliydi, epidural anestezi yapılacak ve sonrasında Tansu Bey, Murat ve fotoğrafcı gelecekti. Epidural için öncelikle beni psikolojik olarak hazırlama çalışmalarına başlamıştı doktor:) Tek tek yapacaklarını anlatıyor ve sonrasında uyguluyordu ki herşey ayyynen dediği gibi oldu, belimi uyuşturup bir katater taktılar, iğneyi vuracakları an kalbim yerinden çıkacak sandım, çünkü doktor hiç kıpırdamaman konuşmaman gerekiyor dedi, ya farkında olmadan kıpırdarsam diye düşünüyordum ama başardım, nefes bile almadım neredeyse 🙂 Epidurali uyguladıktan sonra ayaklarıma kaynar sular döküldü sanki ve bir süre sonra hissetmemeye başladım, o kadar değişik bir his ki, ayaklarınızı görüyorsunuz, sonsuz bir kıpırdatma isteği oluyor ama oynatamıyorsunuz 🙂 Doktor, emin olmadan başlamayacaklarını söyleyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu ve bir buz kütlesi koydu omzuma, sonra da bacağıma, dokunuşları hissediyorsunuz ama acı-ağrı hissi yok, çok garip.. Önüme bir perde gerip, herşey tamam olunca Murat geldi yanıbaşıma, giymiş önlüklerini 🙂 Ebru’yu sordum hemen, onu da görünce rahatladım. Ve Tansu Bey geldi, gelişi, işleme başlayışı ve Melis’in çıkışı 10 dk bile sürmedi, hemen kız mı diye sordum 🙂 Bu sırada Murat da herşeyi tam mı diye soruyordu canım ya.. Zaten rahat durmadı yanımda sürekli bakıyordu perdenin ardına, cesaret serptiler ona da sanırım. Sonra Melis’i yanıma getirdiler, o nasıl bir kokudur ya, mis kokuyordu, yüzü buruşuk gözleri kapalı, yavrum yaa, hemen öpmek istedim kuzumuu. Sonra alıp götürdüler ve herkesi çıkardılar:( Yalnız kalınca ve sıra bana yapılacak işlemlerde olunca, bunu bilmek biraz tuhaf oldu, içim geçti sanki ve anestezi uzmanı seni 5 dk. uyutmamı ister misin diyince hemen kabul ettim, derin bir uykuya daldım sanki, ve tatlı..

Uyandığımda herşey bitmiş beni yatağa alacaklardı, bunun huzuruyla uyandım sanki ve bir süre gözetim altında bekletmeleri gerekiyormuş, ama ben sürekli beni yukarı çıkarın merak ederler diye diye çıldırttım 🙂 Herşeyin normal ilerlediğini görünce zaten çıkardılar, asansör açıldığında herkes kapıdaydı merakla..

Melis’imi bir süre sonra odaya getirdiler, o kadar minikti ki, o kadar masumdu ki, bu hisler tarif edilemez, hemen o an tüm endişeler beynime uçuştu sanki, nasıl bakacağım, iyi bakabilecek miyiz diye, çok karmaşık hisler, yaşayanlar anlayabilirmiş, öncesinde tahmin bile edilemezmiş, hiç tahmin ettiğim gibi değilmiş, bambaşkaymış vesair..

Eğer bir şekilde normal doğum geçekleşmeyecekse, sezaryen olacaksa kesinlikle epidural olmalı ve görmelisiniz diyorum başka bişey demiyorum 🙂 ki sezaryen olacaksa neden ayık olayım bayıltısınlar diyen biri olarak ve eşiniz de şahit olmalı, Can’ınızın dünyaya gelişine.. Normal doğumda önceden, sezaryen doğumda sonradan acı çekiyorsunuz, acılı geçen 2 günü anlatmak istemiyorum, çok kötü ya da fena geçtiğinden değil, kötü yanlarını anlatanlara sinir olurdum, bu yüzden ben de bahsetmeyeceğim sonuç olarak geçip gidiyor unutuyorsunuz, 2 günden sonra da dikişlerinizin acıları ve yürümek, gece sürekli kalkıp emzirmek durumunda olduğunuz için, bunlar zorluyor.. 5. Günde gayet normal ayaktaydım. Hepsi onu emzirdiğiniz anda yokolup gidiyor.. Zaten emzirirken bir yandan da bir hormon salgılarmışsınız ve bu dikişlerin vs. kolay iyileşmesine yardımcı olurmuş, nasıl bir sistemdir, düzendir bu Allah’ım..

Hastane, hemşireler, doktorlar konusunda son derece memnun kaldığımızı da belirtmek istiyorum. Geceleri hemşirelerin emzirme için verdikleri büyük çaba ve sabır, Melis’imin şu anki emiyor olma durumunu belki de onlara borçluyuz, ısrarla ve dakikalarca uğraştılar. Doktorların gün içinde sürekli ilgileniyor olmaları, diyetisyeninden tutun çocuk doktoruna kadar, sürekli takiptelerdi. Son gün emzirme, bebek bakımı, evdeki kendi bakımınız konusunda birkaç eğitim verdiler ve verdikleri eğitimlerin dökümanlarını da beraberinde paylaştılar. 2. Günü akşamı odaya özel romantik bir masa kuruldu, yemekler çok başarılıydı, anne ve babaya jestmiş:) Sabahları içecek ikramlarından, gazete servislerine kadar kısaca herşey kusursuzdu, soru sormamıza fırsat vermeden tüm detayları sundular. Kuaför ertesi gün gelip sizi bir güzel süslüyor, fotoğraf çekimlerine hazır duruma geldik çok uğraşmadan sayelerinde, bunu da es geçmeyeyim 🙂 Son gün nerdeyse üzülerek ayrıldım hastaneden, çünkü evde sizi gece uyandırıp, emzirmeniz için bebekle uğraşan hemşireler olmayacaktı:)

Ve sonunda evimize geldik, gelen giden misafirler, emzirme ve banyo telaşı, geceleri acaba neden bu sesi çıkardı, dur bakalım nasıl nefes alıyor, neden bir gün hızlı bir gün yavaş nefes alıyor, acaba doğru mu yatırdık, ya açsa gibi bir ton düşünceyle başbaşa kaldık..Elif Şafak’ın Siyah Süt’ünü okuyanlar bilir ki, Lord Poton dolanmaya başlıyor etrafınızda.. İyi ki annecim bizimleydi, şükür ki hala bizimle..Nasıl yetişemezler, bebek uyuyo emio, bi sürü vakit kalır derdim, asla böyle değilmiş, emzirmek o kadar uzun zaman alıyor ki ve bu minik mucizelerin keyfine göre haraket ediliyor 🙂 Hergün yıkıyorsunuz, gelen misafirler, evde bekleyen işler, çamaşırlar gibi birçok şeye yetişen biri şart ve bu kişi Anne olunca içiniz daha rahat oluyor.. Bu dönemde eş desteği de çok önemli, hem güzel bir bağ kurmanız açısından, hem siz yetemezken yardımcı olması açısından.. Ben geceleri annemden destek almak istemiyorum, sonuçta gündüz çok yoruluyor, gece dinlensin istiyorum, dolayısıyle Murat’ın desteğini, ilgisini gözardı edemem, yoksa zor olurdu, ben de jest olarak haftaiçi işe gittiği için minimum destek istiyorum ve elimden geldiğince rahatsız etmemeye çalışıyorum ama o yine de ben uyuyayım diye Melis’i kapıp oynuyor:)

Ne çok değiştirdi hayatımızı, babasının deyimiyle pıtırcık.

Herşeyden daha uzun ve detaylı bahsetmek isterdim, fakat mümkün değil şu sıralar maalesef zamanı iyi kullanmam gerektiğinden 🙂 Çok da beklemek istemedim, hisler daha tazeyken, daha iyi anlatabileyim diye hikayemizi;)

Bugün itibarıyle tam bir aylık oldu mucizemiz ve şu an karşımda mışıl mışıl uyuyor, o kadar muhtaç ki size, o kadar masum ki, kokusunu içinize ne kadar çekseniz doyamıyorsunuz.. Uyurken saatlerce izleyebilirsiniz, yüzündeki değişen mimikleri, ifadeleri.. Eskiler melekler güldürüyor ya da ağlatıyor derler ya inanıyorum buna..Evimiz bebek kokuyor, Melis kokuyor, kıyafetlerini yıkasam da geçmiyor kokusu

gerçekten. Baktıkça şükretmek geliyor içinizden defalarca, ne kadar şükretseniz az.. Şu zamanı yaşayabilecek miyim, geçecek mi, nasıl olacak derken herşey bitti ve yeni hayatımız çoktan başladı, bir an önce iyice ele avuca gelsin, tepkiler versin, kahkahalar atsın istiyoruz. Evde sürekli aa baş şöyle yaptı, şunu yaptı diyerek, habire fotoğraf çekiyoruz:)

Fırsat buldukça Melis’li zamanlarımızı, deneyimlerimizi, yaşadıklarımızı, hislerimizi bloğumda paylaşmaya devam etmek istiyorum, güzel tecrübe ve tavsiyelerinizi paylaşmanızı da…

http://minikmucizemmm.blogspot.com/

( Bu arada minişimizin ilk fotosu : http://www.acibadem.com.tr/eBebekDetay_ora.asp?BebekId=41511 )

Sevgiler..
DOUMBlogdaki diğer doğum hikayeleri için tıklayın…

Reklamlar

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

42. haftada müdahaleli ve acil sezaryene dönen doğum.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Kübra Taman

DOUM ailesi: Evet

Elif AkçalıDoğum ile ölüm arasında pek fark yok; bir insanın bu dünyadan yok olması ne kadar zor, korkutucu, baş edilemez olabiliyorsa, var olması da aynı duyguları tetikliyor.

Doğumumuzun üzerinden nerdeyse bir yıl geçti. Her yönüyle hayal ettiğimden çok farklı bir doğumdu. İstemediğim tüm müdahalelere maruz kaldım. Ama şimdi her şeye rağmen aklımda kalan büyülü bir on saat. Ve o on saatin içinde hiç unutmayacağım, sonsuzluk kadar uzun süren kısacık anlar.

Hamileliğim ve Deniz’i dünyaya getirme kararımız çok ani ve plansız oldu. Bebek sahibi olmak için can atmıyorduk; bir gün olacaksa olacaktı. Hamilelik testinin sonucunun negatif olduğunu zannettiğimiz o iki dakika içinde ben derin bir nefes aldım, eşim ise sevinçten çığlık attı. Ne zaman ki pozitif olduğunu anladık, ikimiz de yatağın üstüne yattık, tavana bakar bir şekilde düşüncelere daldık. İkimizin de kafasındaki soru: Bundan sonra hayatımız ne olacak?

Böyle başlayan bir hamilelik olduğu için benimkisi, ne hamilelik süreci, ne doğum, ne bebek yetiştirme hakkında hiçbir fikrim yoktu. Öğrenmeye de pek meyilli değildim. Genelde rahat bir yapım olduğundan dert etmiyordum. En azından ilk üç ayım böyle geçti. Bu üç ay eşimin Amerika’da olmasını ve yalnız kalmayı da pek mesele haline getirmedim. Sonrasında orada yapacağımız beraber tatilin hayalini kurmakla geçirdim.

Fakat Amerika’ya gitmeden birkaç gün önce başıma o ilk “hamile korkutan” şeylerden biri geldi ve senelerdir gittiğim doktorum yüzüme şöyle söyleyiverdi: “düşük yapma ihtimalin oldukça yüksek!” Üç ay boyunca belki beş, belki altı kez kan testi yapılmıştı bana (bunların çoğunun gereksiz olduğunu sonradan anlayacaktım). Ve bu artık ne olduklarını bile takip edemediğim testlerden birinin sonucunu elime tutuşturdu doktor. Beyaz sayfalarda birtakım rakamlar, bana anlatıyor da anlatıyor. Anlattıklarından hiçbir şey anlamıyorum. Amerika’daki eşimi düşünüyorum, karnımda kordonuyla oradan oraya sallanan “pıtpıtçı”yı ve saat farkını düşünüyorum. Öylece soğukkanlılıkla otururken içeri hemşire giriyor bir ilaç ve şırınga paketiyle. Doktorun son sözleri: “her gün kendine bu kan sulandırıcı iğneyi yapman gerek. Bugünden itibaren başlıyorsun ve hamileliğin bittikten altı hafta sonraya kadar devam ediyorsun.”

Ne?

Öylece tüm soğukkanlılığımla otururken o muayenehanede, terlemeye, titremeye başladığımı çok iyi hatırlıyorum. İlk sorum “hemen şimdi başlamam mı gerek?” olmuştu. “Bekle, düşün, karar ver, alış buna” falan demesini beklerken “evet, çok acil, sonraya kalamaz, hemen, şimdi başlaman gerek” dedi doktor. Artık gözyaşlarım süzülmeye başlamıştı. “Sana nasıl yapıldığını göstereceğim şimdi, çok kolay” dedi sonra. Ben hala, “buna hazır olduğumu zannetmiyorum” diye mırıldanıyordum kuvvetsiz sesimle. Doktor hala görmemişti şaşkınlığımı, kafa karışıklığımı ve düpedüz korktuğumu: “Hemşire hanımın üzerinde göstereyim şimdi ne kadar kolay olduğunu, sonra sen git evinde yap”. Bunu da duyduktan sonra elimde test sonuçlarıyla ayağa kalktım. Biraz daha düşüneceğimi söyledim ve attım dışarı kendimi o muayenehaneden. Geri dönmeyeceğimi de biliyordum.

Orada duyduğum korkunun büyük bir bölümünün bilmemekten geldiğini düşündüm. Tatile gitmeye bir gün kala, yalvar yakar yeni doktorumdan bir randevu aldım. Hamilelik ve doğumla bu kadar da ilgisiz olmamaya karar verdim.

Yeni doktorum testlere baktı. Protein C eksikliği testi rutin bir kan testi değildi. Ailesinde kan pıhtılaşması olan ve daha önce düşük yapmış kadınlarda bu testin önemi olduğunu anlattı. Bende bu durumların ikisi de olmadığından iğnenin kesinlikle gereksiz olduğunu söyledi. İçimi rahatlatmak istersem daha düşük dozda ağızdan bir ilaç verebileceğini söyledi ama kendisi hiçbir şey yapmamayı öneriyordu. Ben de onun önerisini dinledim. O gün ne kadar rahatladığımı anlatamam. Beni uzun uzun dinleyen, karşılığında uzun uzun ve benim anlayacağım bir dille açıklama yapan, tek ve katı bir çözüm yerine birkaç değişik yolun mevcut olduğunu hissettiren birisi vardı karşımda. Doktorumu değiştirmek hamilelik ve doğum için yaptığım en önemli şey oldu.

Böylece öğrenme safham da başladı. Tatilden döner dönmez DOUM’da Nur’un verdiği eğitimlere katıldım. Hamile yogasına devam ettim, boş zamanlarımda da evde yaptım. Hep hareket halinde oldum, yüzdüm, yürüdüm. Doğumla ilgili vaktim oldukça okumaya çalıştım. Videolar seyrettim. Tüm bu zaman diliminde aslında doğumdan korktuğumu ama bunu bilmediğimi fark ettim önce. Sonra ise, doğum sürecinin detaylarını öğrendikçe, bu korkuların nasıl da azaldığını. Eskiden doğuracağım anı resmetmeye çalışırken aklıma sadece acı gelirken artık ferahlık, kuvvet, dayanışma, sükunet, huzur, sabır gibi şeyler geliyordu.

Hayal ettiğim doğum tamamen içimden geldiği gibi, hiçbir müdahale olmadan başlayan, kendi kendine ilerleyip kendi kendine sona eren bir doğumdu. Doktorum zaten doğal doğuma destek veren birisi olduğu için rahattım. 40. hafta civarında her şeye karar verilmiş ve hazırlanmıştık: Deniz’ın odası, hastane çantamız, vs. Hastanede doğum esnasında yanımda sadece eşimi ve en yakın arkadaşımı istiyordum. Sancılar başladığında hastaneye gitmeye gerek olana dek evde rahatça geçirmeyi planlıyordum. Sonra doktoru ve arkadaşımı arayıp onlarla buluşacaktık, doğum gerçekleştikten sonra ise aileye haber verecektik.

Ama bunların hiçbiri olmadı. Çünkü tekmeleri yüzünden “karnında 40 hafta durmaz bu” dedikleri Deniz, 42 haftaya kadar beklemeyi tercih etti. Aslında 1.5 cm açılmıştım, yani doğum süreci başlamıştı, ama 42 haftadan sonra risk alıp beklemek istemedik ne doktorum ne de ben.

Böylece hayal ettiğimizin aksine – bir gece önce hala sancıların bastıracağını umarak uykuya daldığım halde – bir Pazartesi sabahı alarm kurup kalktık eşimle. Ve saat tam 9:00’da kendimizi hastanede bulduk. Doğum katına çıktık. Hemşire hemen suni sancı ilacı Pitocin’i hazırlayıp taktı. Yarım saat kadar sonra da arkadaşım ve ardından da doktorum geldi. Onunla biraz lafladık. Sancılar hafifçe başladıktan sonra vücudumun devreye gireceğine ve ilacı vermeye gerek kalmayacağına inanıyordu. Epidural almak istemediğimi tekrar hatırlattım. Her şeyi hissetmek istiyordum. Her şeyi hissederek daha kolay doğuracağıma emindim. Acı ile başa çıkmak istediğimde yoga sırasında öğrendiğim derin nefesler vardı ve telkin yöntemleri. Hepimizin keyfi yerindeydi. Doktorum bizi serbest bırakmak ve belki de sıkıntı hissettirmemek için odadan çıktı. Başlangıçtaki sancıların hiçbirini hissetmedim. Hemşire bunların oldukça güçlü olduğunu söylüyordu oysa. Suni sancıya on-on beş dakika bağlı kalıyordum, sonra gelip durduruyorlar ve NST ile doğal sancılarımı kontrol ediyorlardı. Doğal sancılar istenilen düzende bir ritme girmeyince ilacın dozu biraz daha arttırılıyordu. Ben bu sancılar sırasında koridorda yürüyor, ya da odadaki yoga topunda sallanıyor veya topa sarılarak eşime veya arkadaşıma masaj yaptırıyordum. Bu benim hatırlamadığım bir süre boyunca – herhalde saatler boyu olmalı – devam etti.

Suni sancı arttırıldıkça önce koridorda yürüyemez hale geldim. Sonra topta oturamaz ve ona yaslanamaz hale. Bir ara çok yorulduğumu fark etmiş olmalılar ki birisi yatağa yatabileceğimi hatırlattı. I-ıh, yatak çok rahatsızdı. Çareyi yatağa dayanarak ayakta kalmakta buldum uzun süre. Galiba.

Doktorum önceleri ara sıra içeri girip durumu kontrol ediyordu. Sancılar iyice arttığında artık o da bizimle odadaydı. Suni sancı sürekli takılı kaldığından, NST aleti de maalesef hep takılıydı. İşin iyi tarafı ise ben onları ne gördüm ne de duydum. Konsantre olduğum tek şey sancılardı. Doktorumun ne kadar açıldığımı söylediğine dikkat ediyordum bir de. Böylece her seferinde doğuma biraz daha yaklaştığımı düşünüyordum. Bebek doğum kanalına girince her şey kolaylaşacaktı.

Bu en acılı sancılar sırasında öğrendiğim nefes tekniklerinin çok büyük yardımı oldu. Nur’un sakinleştirici sesi sanki kulağıma fısıldıyor: “Her nefeste bebeğine biraz daha yakınlaşıyorsun.” Gözüm kapalı sancıyı görsellemeye çalışıyorum, sanki alıp atıveriyorum onu içimden. Gelip bütün vücudumu sarıyor ama ben onu kovalıyorum. Canımı almaya gelmedi diye düşünüyorum. Ölüm sancısı değil bunlar, doğum sancısı. Bebeğimle beraber hareket ettiğimi düşünüyorum. Sanki ona borçluyum bu acıyı çekmeyi. Onun hayata gelişine mümkün olduğu kadar iştirak etmek, onun gibi tecrübe etmek istiyorum. Zaten şimdi dönüp hatırladığımda da bu sancıları, güzel bir gülümseme ile hatırlıyorum (ki hayatımda hiç bu kadar güçlü acı hissetmedim, dedikleri kadar varmış!). Bir de tabii sesim var yardım eden bana. Koridorun öteki ucundan, ta tuvaletlerin içinden bile duyuluyormuş eşimin dediğine göre. Sancı geldiği zaman başlıyordum nefesimle birlikte “aaa” diye. Ama acıdan bağırmak gibi değildi bu. Daha çok güçlü bir şekilde inliyordum sanki, ya da sesimin yapabileceklerini test ediyordum. Sancıları çekilir kılan bir başka şey de eşim ve arkadaşımın varlığıydı. Önce birinin elini sıkıca sıkıyor, sonra diğerinin gözünün içinin dibine bakıyordum. Dibine diyorum çünkü hatırlıyorum, birbirimizi hiç bu kadar çıplak, bu kadar gerçek halimizle görmedik. Hiç konuşmadığımız halde o anda birbirimize bir ömre yetemeyecek kadar çok şey söyledik. İkisi de anladı beni.

Sonra bir an geldi ki hakikaten dayanamamaya başladım. Sanırım artık saat akşamüstü dört veya beş. Suni sancı doğal sancıların ritmi gibi değil. O sancı aralarındaki bir dakikalık nefes alma ve dinlenme molaları nerdeyse beş saniyeye indi. “Yine mi başladı?” diye soruyorlar, cevap veremiyorum artık. Doktorum ne kadar açıldığımı kontrol etti: 10 cm! Duyunca şaşırıp kaldım. Bebeğin doğum kanalına girmesiyle ikinci aşama başlayacak artık. Ama yok, girmiyor. Yürütmek istiyorlar beni, gücüm kalmamış, yapamıyorum. Öyle yorulmuşum ki sancıların şiddetinden ve yoğunluğundan doktorum epidural almamı öneriyor, çünkü ıkınmalar esnasında güce ihtiyacım olacak. Bunun mantıklı olduğunu fark ediyorum ve inat etmiyorum.

Artık saat yedi olmuş. Epidural faslından önce mi sonra mı olduğunu net hatırlamadığım, ne zaman evet dediğimi bile hatırlamadığım bir dizi müdahale başlıyor sonra: lavman, suyun patlatılması, karna bastırma… Lavman bebeğin aşağı inmesine yer açmak için; su yine aşağı kayması için ve bastırma da iyice hızlandırmak için doğumu. Üçüncüye gelene kadar hala moralim bozuk değil, kendime güveniyorum, gücüm yerinde, ya da öyle zannediyorum. Ama suyla beraber doktorumun ağzından “yeşil sıvı” kelimeleri dökülünce korku çanları çalmaya başlıyor. O kadar saattir ilk defa gözüm NST makinesine takılıyor. İkide bir soruyorum: “bebek iyi değil mi?” Bir diğer doktorun da yardımıyla karnıma bastırdıkları an normal doğurmaya ısrar etmeyeceğimi fark ediyorum. Doktorumun ağzından sezaryen kelimesi çıkar çıkmaz kabul ediyorum bu seçeneği. Çünkü sezaryen bu bastırmalardan çok daha nazik görünüyor gözüme.

Saat tam 19:35’te, ben doğumhane yerine ameliyathanedeyim. Billie Holiday eşliğinde, eşim elimi tutmuş, onca saat mücadeleden sonra bir çığlık ve bağırışla dünyaya gelen Deniz’e kavuşuyoruz.

Tüm zorluklarına rağmen geriye baktığımda çok güzel hatırladığım bir gün o gün. Hamilelik ve doğumda öğrendiklerimi şimdi anneliğimde de uygulamaya çalışıyorum. Doğal demek biraz da kendini o ana bırakmak demek. Bir şeyler ille de şu veya bu yöntemle olacak diye ısrar etmek yerine farklı olabileceğine de izin vermek. Değişebilmek, kabul etmek, bırakmak.

Başka doğum hikayesi okumak istiyorsanız tıklayın…

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

42. haftada doğal doğum, doulanın rolü ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

Pınar işibilen atik12 saattir Serdarla hastanedeydik. Doktorum Gülnihal Bülbül telefon edip bana bir Doula önerdiğinde odada oturmuş aktif doğumun başlamasını bekliyorduk. Hamileliğimin 42. haftasındaydım, geceyarısı suyum gelmişti, gelmişti ama bu kez de sancı yoktu, beklemeye devam ediyorduk. Ve bu durum moralimi bozmaya başlamıştı, hele de çok istediğim normal doğumdan yavaş yavaş uzaklaştığımı düşündükçe. Evet eşim hep yanımdaydı ama doktorum benim profesyonel bir desteğe de ihtiyacım olduğunu sezmiş ki bana Doula önerisiyle geldi. İçimden ‘bilmem ki nasıl olur, tanımadığım biriyle bu kadar özel bir süreci nasıl paylaşırım ki’ derken, hayır demeyi tüm hayatım boyunca öğrenememiş olan ben ‘Tamam’ dedim telefonun diğer ucundaki doktorum Gülnihal Hanıma. Şimdi geriye dönüp baktığımda ‘iyi ki hayır diyememişim’ diyorum. ‘O zaman, ben arayayım gelsin’ dedi Gülnihal Hanım, ‘adı Şaylan.’

Şaylan 1-2 saat içinde hastanedeydi. Kısa bir sohbetten sonra masaj yağlarını tek tek çıkarmaya başladı her birini tanıtarak. Yağlardan biri için doğumun sonuna doğru kullanıldığını söylediğinde ‘kimbilir ne zaman??’ diye düşündüğümü, doğumun çok uzak geldiğini hatırlıyorum. Haklıymışım.

Yağların ardından doping için getirdiği kuru meyve ve kuruyemişler çıktı patlayacak gibi duran çantasından. Belli ki her duruma hazırlıklıydı o çanta.. Hemşirenin katı gıda yeme dediğini ilettim kendisine. Boğazına hayli düşkün olan ben, bu durumdan hiç de memnun değildim… Şaylan için benim moralim herşeyden önemliydi, ben yemek istiyorsam yemeliydim, hemşireden izin kopardı. Doğumun sonlarında artık doğumhaneye gitme vakti geldiğinde bile hala ağzıma cevizler, elmalar tıkıyordu :))

Hemen yağlardan ilkini çıkarıp ayaklarıma masaj yapmaya başladı, bir yandan rahmin akupressür noktasından bahsediyor, ardından doğum sürecinde hormonların savaşını anlatıyordu şevkle.

Saatler geçip de hala belirgin ve ritmik kasılmalarım başlamayınca, benim bozuk plak gibi tekrarlayıp durduğum ‘acaba şu anda sancı var da ben mi hissetmiyorum?’ sorularımı sabırla yanıtlıyordu her defasında.

İlk günün sonunda ortada sancı yok doğum yok, ‘Git evine, biraz dinlen, sabah gelirsin’ dedik.. Ama o bizi bırakmadı.

Gece üçümüz de yatağımıza/koltuğumuza yatıp her an sancılarla uyanabilecek olmanın bilinciyle uykuya daldık. Ama gözümünüzü açtığımıza sabahtı ve ortada sancı mancı yoktu… Gün boyunca göbek dansları yaparken karşıma geçip benle dans etti, susadığımda hemen suyumu doldurdu. Dışarda odaya girmek isteyen akrabaları püskürtmeyi de o üzerine aldı, hemşireye birşey sormak istediğimde koşup sormayı da… Hatta doğum başlamadıkça artık moralimin biraz bozulduğunu hissetmiş olacak ki, hemen doktorumdan biraz eve gidip moral depolamam için izin aldı. Zaten Gülnihal Hanım bu tür isteklere sonuna kadar açıktı. Okuldan kaçan çocuklar gibi kaçtık eve…

Sonunda aktif doğum başladı.. Masajlara devam, danslara da, hatta duş sonrası fön çekme seansı bile yaptık…

Manevi destek bir yere kadar, öyle bir nokta geliyor ki fiziksel destek gerek.. Özellikle sonlara doğru ‘dayanılmaz’ diyebileceğim sancıları ‘dayanılır’ olmasını sağladı, hem de çok büyük fiziksel güç harcayarak..

Tüm doğum süreci boyunca bir elimi eşim tutuyorsa diğerini Şaylan tuttu. Tuttu ve beni bu uzun yolculuğun sonuna kadar getirdi.

32-33 saat bizle birlikte o hastane odasındaydı… Doğumhanede her ıkınma sırasında bir kolumdan tutup kaldırması sanki yeterince yormamış gibi, bir de Ilgaz doğduktan sonra kameramanlık yaptı bize. ‘Yorgunsun’ dedim, hadi bırak, çekmeyiverelim’. Öyle desem de biliyordu ki aslında fotoğraf, kamera, ne varsa, her saniye kaydedilsin istiyorum.. Kamera görüntülerimizde Şaylan’ın bir ömür boyu bizle kalacak cevabı: ‘Yok yok, ben bu adrenalinle 2 gün daha uyumasam da olur.’

Valla uyumaz billa uyumaz, doğum 4 gün sürse 4 gün uyumazdı gerçekten de.

Hayatımın en özel sürecinde yanımdaydı ve ne kadar kolaylaşabilirse o kadar kolaylaştırdı. Bu bir teşekkür mektubu ama böyle bir çabaya teşekkür gerçekten yetmez…

Başka doğum hikayesi okumak istiyorsanız tıklayın…

Read Full Post »

Kısa kısa (hatta biraz fazla kısacık olmuş) ama faydalı bilgiler edinebilirsiniz.

Doğuma hazırlık
Doğuma hazırlık ne zaman ve nasıl başlamalıdır?

Rahat ve sağlıklı bir doğum için neler yapılmalıdır?

Doğum öncesi evde nasıl hazırlıklar yapılmalıdır?

Doğum için hastaneye götürülecek çantada neler olmalıdır?

Doğum öncesinde hangi egzersizler yapılmalıdır?

Doğum anında doğru nefes nasıl olmalıdır?

Doğum öncesinde meditasyon teknikleri nelerdir?

Doğum korkusu nasıl yenilir?

Doğum için uygun hastane ve doktor nasıl seçilmelidir?


Hamile Masajı

Hamile masajı nasıl uygulanır?

Hamile masajının faydaları nelerdir?


Doula bulmak, doula olmak…

Doğum destekçiliği nedir?

Doğum destekçiliğini kimler tercih eder?

Kişiler doğum destekçisini neye göre seçmelidir?

Doğum koçu nedir?

Doğum destekçisi hamile kadınlara nasıl yardımcı olur?

Kimler doğum destekçisi olabilir?

Doğum destekçisi olabilmek için neler yapmak gerekir?


Doğum

Doğumun başladığı nasıl anlaşılır?


Babalar ve Doğum

Baba adayları doğuma girmeli midir?

Baba adayları hamilelik sürecinde eşlerine nasıl destek olmalıdır?


Doğum sonrası

Yeni doğan bebek nasıl tutulmalı ve nasıl taşınmalıdır?

Doğum sonrasında hangi egzersizler yapılmalıdır?

Read Full Post »

Bir süredir Aviva Romm’u takip ediyorum.  Doktor, ebe ve bitki uzmanı olan Aviva Romm’un doğum ve sonrası üzerine The Natural Pregnancy Book ve Natural Health after Birth gibi harika kitapları var.  (Bir de tabii aşı üzerine kitabı ama o başka bir yazının konusu…)

Aviva geçenlerde hamilelikte kaçınılması gereken bitkileri paylaştı.  Çoğu bitki genel olarak güvenli olmasına rağmen özellikle birinci trimesterde dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.

Türkçeleştirerek paylaşıyorum:

Abortif ve Emenagoglar (Düşük yaptırıcı ve adet sağlayıcılar)

-Melekotu
-Pelin otu
-Yarpuz yağı
-Sedefotu
-Yalancı safran
-Katır tırnağı
-Solucan otu
-Mazı
-Civanperçemi

Esans ve Uçucu Yağlar

-Kekikotu
-Yarpuz
-Nane
-Adaçayı
-Solucan otu
-Mazı
-Kekik

Teratojenler
(bebekte gelişim bozukluklarına neden olabilir)

-Baldırgan otu
-Tatula
-Domuz baklası
-Tütün
-Erik
-Kanarya otu
-Solanum
-Süpürge darısı
-Trachymene
-Çöpleme

Alkaloitler

-Diken üzümü
-Hodan
-Öksürükotu
-Karakafes
-Düğün çiçeği
-Kızılderili karamuğu

Uyarıcı Laksatifler

-Sarı sabır
-Cehri
-Kasgara sagrada
-Hintyağı
-Ravent

Uyarıcılar/ Yatıştırıcılar

-Kahve
-Deniz üzümü
-Guarana
-Kava kava

Fitoöstrojenler

-Şerbetçiotu
-İzoflavon özleri, yani  soya ve kızılyonca

Ufak bir not: Aviva Romm’un Herbal Medicine for Women diye çok ilginç bir uzaktan eğitim programı var.  Aynı zamanda bu prgrama devam eden Laura bu haftasonu DOUMda bebek ve çocuklar için ilk yardım eğitimi verecek ve öğrendiği doğal tedavileri de paylaşacak.

Read Full Post »