Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Aralık 2010

Emzirme Reformu Sobesi

Emzirme Reformu‘nu sonuna kadar desteklediğimizi daha önce yazmıştık.  Şimdi de hem farkındalık yaratmak hem de bir veritabanı oluşturmak amacıyla herkes aşağıdaki soruları bloglarında yanıtlıyor ve başka blogculara paslıyor.  İşte benim yanıtlarım:

(1)  Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)

1.3 – daha önce Emzirme Reformu sayfasında okumuştum.  İnanılmaz!

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?

Simdilik 7 ay ve devam…

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?

Kendi serbest işimi yapıyorum.  Bakınız www.do-um.com.  2-3 ay sonra tekrar çalışmaya başladıysam da kızım her yere benimle geldi ve bu şekilde devam ediyoruz.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

Benim için uygun bir soru değil.

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Hayır!  Çünkü işim hamilelerle, annelerle 🙂

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?

Toplum içinde emzirirken etraftakilerin bakış ve davranışlarından rahatsız olduğum oldu.  Özellikle de ilk başlarda.  Ama kısa süre sonra bu hiç umrumda olmamaya başladı.  Her yerde her şekilde emziriyorum.

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

Evet oldu.  Tane koca bir bebek olarak 42. haftasında doğal doğumla dünyaya geldiği halde emzirmeyi öğrenme sürecinde bazı zorluklar yaşadık.  Bu dönemde en büyük desteği doğum destekçim Nur‘dan ve tecrübeli arkadaşım Aslı‘dan aldım.  Bu desteğin ne kadar önemli ve ne kadar eksik olduğunu gördükten sonra emzirme danışmanlığı eğitimime başladım.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

Etrafımdaki bazı annelere göre çok daha az karşılaştım bu tip baskılarla.  Ama en yakınlarımın bile “Acaba süt yetmiyor mu?”, “Süt gelmediği için mi ağlıyor?” gibi sorular geldi.  Ayrıca hamile kaldığım andan itibaren yine bazı çok yakınların bir çocuğun 1 yaşından sonra emiyor olmasının ne kadar “uygunsuz”, hatta “iğrenç” olduğu hakkında yorumlarına maruz kaldım.  Tabii ben 1 yaşından sonra da emzirmeye devam etmeyi istiyorum, planlıyorum.

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?

Tabii ki!  Bebeklerin anne sütüne olan ihtiyacı tartışılmaz.  Biz de toplum olarak emzirmeyi anneler için kolaylaştırmalıyız.  Oysa ki gerek iş hayatında gerekse diğer toplumsal alanlarda bunun tam tersini yapıyoruz.  Bu mutlaka değişmeli!

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak içinwww.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Evet.

Ve şimdi de sobeleme.  Acemi bir blogcu olarak bu kısmını tam anlamamış olsam da sanırım başka blogculardan bu formu doldurmalarını istemem gerekiyor.  Şöyle: Sadeceanne, Meraklıanne, Can Bozacıoğlu veee Doğal Çocuk!

Başak

www.do-um.com

Read Full Post »

Epizyotomi doğum sırasında kadının perine bölgesine (yani anüs ve vajina arasındaki bölgeye) uygulanan cerrahi kesidir.

Ve Türkiye’de ilk doğumlarını yapan kadınlara bu kesinin rutin olarak uygulanması bir kadın hakları meselesidir.  Türk kadını malesef cinsel organına zarar gelmeden doğum yapma hakkı için çabalamak zorundadır.

Doğum yapacak bir çok kadın perine bölgeleri yırtılmadan veya kesilmeden doğum yapabileceklerini bilmiyorlar.  Her kadına epizyotomi uygulanması gerektiğini zannediyorlar.  Hatta ‘Madem bir kesik olacak, sezaryen olayım o zaman’ diye normal doğum yapmaktan vazgeçen bir sürü kadın var.  Oysa ki durum farklı.

Şöyle:

Dünya Sağlık Örgütü’nün Güvenli Annelik raporuna göre

…Epizyotominin liberal veya rutin kullanımının yararlı olduğunu gösteren hiç bir güvenilebilir kanıt yoktur.  Ama  bu uygulamanın zararlarını gösteren kanıtlar çok açıktır.

Thinking Woman’s Guide to a Better Birth adlı kitabında doğumla ilgili kanıta dayalı uygulamaları inceleyen Henci Goer‘e göre rutin epizyotominin artısı:

Yok!

Epizyotomi gelişmiş ülkelerde artık rutin olarak uygulanmıyor. Ev doğumu yaptıran ebeler epizyo oranalarının küçüklüğü ile gurur duyuyorlar ki bu oranlar % 1 ile %3 arasında değişiyor. British Journal’ın Amerika ve Kanada’da 5000 anne üzerinde yaptığı meşhur araştırmaya göre ev doğumlarında epizyotomi oranı %2.1, hastanelerde %33. Amerika’da 1980’lerde %60 civarında olan bu rakam rutin epizyotominin zararları üzerine artan kaynaklar sayesinde hızla düşmeye devam ediyor.  British Medical Journal’a göre İngiltere’de 1980’de doğum yapan kadınların yarısından fazlasına epizyotomi uygulanırken, oran 1985’te %37’ye, 1995’te ise %20’ye düşmüş.  Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre Holanda’da epizyotomi oranı %24.5.

Bizde ise ilk doğumlarda epizyotomi (doğum kesisi) oranı %99.  Yani neredeyse herkese yapılıyor!

Rutin epizyotomiyi ‘cinsel yaralama’ olarak niteleyen Ina May Gaskin Ina May’s Guide To Childbirth kitabında epizyotominin zararları arasında şunları sıralıyor:

  • Kimi zaman haftalar veya aylar boyu süren acılara neden olur
  • Kan kaybını artırır
  • Kesilen bir perine yırtıklara karşı kesilmeyen bir perine kadar dayanıklı olmadığından daha ciddi yırtılmalara sebep olur
  • Sıklıka iltihaplanır
  • İdrar veya dışkı tutamamaya sebep olan çeşitli komplikasyonlarla ilişkilendirilir.  Yaranın iyileşmemesi, abseler, pelvik taban kaslarına kalıcı zararlar ve diğerleri (rektovajinal fistül gibi)
  • Sebep olduğu acı nedeniyle birçok kadının emzirmesine engel olur

Peki doktorlar neden hala bu oranlarda epizyotomi uyguluyorlar?  Aşağıdaki sebeplerden birini rutin olarak epizyotomi uygulayan doktorunuzdan duyma ihtimaliniz yüksek.

  • Üçüncü derece yırtıkları engellemek için
  • İleride idrar kaçırma sorunu yaşama diye
  • Vakum takmak için epizyotomi açmak zorundayız
  • Bebek daha çabuk çıksın diye
  • Ve benzeleri…

Ancak epizyotomi konusundaki araştırmaların sonuçları Henci Goer’in kitabında aşağıdaki gibi özetleniyor.

  • Epizyotomi üçüncü derece yırtıkları engellemiyor.  Hatta yırtık riskini artırıyor.
  • Epizyotomi yırtıktan daha kolay iyileşmiyor ve daha az acı vermiyor.
  • Epizyotomi idrar kaçırma sorunlarını ve rahim sarkmasını engellemiyor; cinsel ilişkiden alınan haz seviyesini korumuyor.
  • Epizyotomi bebekte beyin hasarını engellemiyor.
  • Doğumda vakum kullanılması rutin olarak epizyotomi açılmasını gerektirmiyor.

Dünya Sağlık Örgütü epizyotominin yalnızca gerçekten gerektiğinde uygulanmasını – ki bu doğum sırasında son anda verilen bir karardır- ve epizyotomi oranı olarak %10’un hedeflenmesini öneriyor.

Sonuçta epizyotomi kadına acı veren, bebeğiyle ilk günlerinde onu iyileşme süreciyle uğraşmak zorunda bırakan ve cinsel organını kalıcı bir şekilde değiştiren bir uygulama.  Yalnızca bazı durumlarda gerektiği halde neredeyse bütün kadınlara uygulanıyor olması da kadın haklarına aykırı.

Bizdeki diğer bir mesele de şu.  Gelişmiş ülkelerde kadınlar epizyotomi konusunda bilgilendiriliyorlar ve yapılmadan önce onayları alınıyor.  Bizde ise çoğu doktor doğumdan önce anne adayına bu konuda bir bilgi vermiyor, doğum sırasında ise epizyotomi keseceğinden kadını haberdar etmiyor.

Evet durum oldukça üzücü ama çaresiz değilsiniz.

Epizyotomi veya yırtıktan kaçınmak için neler yapabilirsiniz?

  • Rutin olarak epizyotomi uygulamayan bir doktor bulun.  Hamileliğinizin başında doktorunuzun bu konudaki uygulamasını öğrenin.  Eğer doktorunuz herkese epizyotomi uyguluyorsa ne yaparsanız yapın sağlam bir perine ile doğumdan çıkma şansınız olmayacaktır.
  • Kegel egzersizleri:  Perine bölgesindeki kasları sıkıp gevşeterek yapılan bu egzersizi hamileliğiniz boyunca (ve sonrasında) aklınıza geldikçe uygulayın.
  • Perine masajı: Hamileliğin son haftalarında perineye ve vajina duvarlarına uygulanan masajla bu bölge esnetilebilir. Nasıl yapılacağını araştırın ve sizin için uygun olup olmadığını doktorunuza danışın.
  • Epidural almayın.  Epidural yırtılma ihtimalinizi artırır.
  • Acil bir durum olmadığı sürece bebeğin çıkış aşamasında etrafınızdakilerin yönlendirmesi yerine kendi içinizden geldiği zaman ve bedeninizin ihtiyaç duyduğu şekilde nefes alıp vererek ıkının.  Kontrollü ıkınmalar ve uzun süren bir ikinci aşama perineye esneme şansı tanır.  Bu konudaki tercihlerinizi doktorunuzla önceden paylaşın.
  • Yatarak doğurmak yerine farklı doğum pozisyonları deneyin.

Son olarak:  Bu yazı bir kadından diğerlerine haklarını ve cinsel organlarını korumaları için yapılmış bir çağrıdır.  Kesinlikle tıbbi tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.

Bu konuda daha fazla bilgi almak, yazışmak, konuşmak, paylaşmak isterseniz:  www.do-um.com

Opr. Dr. Gülnihal Bülbül ile epizyotomi konusunda yaptığımız radyo programını dinlemek için tıklayın…

Başak

Read Full Post »

Anne ve Bebek Yogası

İstinye Cihangir Yoga’da Anne ve Bebek Yogası dersi vermeye başladım bu hafta. Bu vesile ile de bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istedim. Bir de neye yarar bu bebek yogası diye sorabilirsiniz diye düşündüm.

Ebeveyn olmayı düşündüğünüzde ya da ebeveyn adayı olduğunuzda bu işin en iyisini yapacağınıza, gördüğünüz ya da siz büyütülürken yapılan yanlışları yapmayacağınıza dair güçlü bir güdü duyarsınız. Bazen de bunun aksine kendi çocukluğunuzun olumlu deneyimini çocuğunuza da yaşatmak isteyebilirsiniz.  Artık anne baba olduğunuzda ise bu beklentilerinizin çoğu günlük rutin ve yoğun işler arasında gözden kaybolur.  Bir anda kasıtsızca kendinizi en iyi bildiğiniz şeyi: yani ebeveynlerinizi taklit ederken ya da kasıtlı olarak tam aksini yaparken bulursunuz.

Yeni ebeveynlerin çoğunlukla zorlandığı şey bebeklerinin gece ve gündüz ihtiyaçlarını yerine getirirken bunları yoğun bir tempo ve kaygıların arasında yapmaya çalışmaktır. Bunlar arasında beslenme rutini oluşturma; duyguların ifade edilebilmesi ile ilgili iletişim kaygıları; “en doğrusunu” yapıyor olma endişesi; ve sadece sonuca odaklanma gibi bir çokları vardır. Bir ebeveyn olarak kendiniz ve çocuğunuz adına doğru kararlar verebilmek için iç sesinizi ve içgüdülerinizi dinlemenizin çok önemli olduğuna inanıyorum.

Bebeğinizle birlikte geliştireceğiniz bir yoga rutini bu tür şablonlara farkındalık getirmenize yardım eder. Kendinizi bir anda aynı cinsdeki ebeveyninizi taklit ederken ya da onu bariz bir şekilde inkar ederken “yakalayabilirsiniz”. Özellikle rahatlama egzersizleri sayesinde kendi varlığınızla kuracağınız yakın ilişki yaptıklarınızı izleme fırsatı verir. Bu sayede bebeğinizin bakımı için yaptığınız şeylere de mesafe yaratacağı için bunları neyin şekillendirdiğini daha iyi anlamanızı sağlar. Rahatlamanın sunduğu alanda kendi ebeveylerinizin size öğrettikleri için şefkat hissetmeye başlayabilirsiniz ve bu sayede kendi stilinizde bir ebeveyn olabilmeniz için daha net bir yolunuz olabilir. Kanımca günlük bir yoga rutininin hayatınıza katacağı en önemli şey de budur.

Böylece de bebek yogası bebeğiniz için yaptığınız bir şey değil bebeğinizle birlikte yaptığınız birşey olur; karşılıklı bir alış-veriştir.  Bebeğinize vücudunu kullanmak için daha fazla imkan sunarken kendiniz ve onunla ilgili yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Bu sayede aranızdaki iletişim gelişir.

Bebek yogasının faydaları ile ilgili daha fazla bilgi için http://www.do-um.com/content/yazilar/7-21-Bebek-Bebek-Yogasinin-Faydalari_17.aspx linkine bakabilirsiniz.

Nur

www.do-um.com

Read Full Post »

Dün emzirmenin faydalarını özetleyen bir yazı paylaşmıştım.  Malesef birçok kadın aslında çözümleri çok kolay olan sorunlar nedeniyle ya en başından ya da erken vazgeçiyorlar emzirmekten.  Emzirmek her ne kadar doğal da olsa aslında öğrenilen bir süreç.  Her anne ve bebek için aynı kolaylıkta olamayabiliyor bu öğrenme süreci.  Ama biraz çaba ile aşılamayacak emzirme problemi yok gibi.  İşte bu noktada tecrübeli ve sizi rahat hissettiren birinden destek almak çok işe yarıyor.  Tane’yle ben de emzirmeyi öğrenme sürecinde böyle arkadaşlardan çok destek aldık.

Burada emzirme danışmanları yok denecek kadar az.  Hatta ben sadece iki kişi biliyorum diyebilirim.  Biri çok güvendiğim ama şu sıralar doğum yaptığı için işlerine ara veren Julia Steils, diğeri de Amerikan Hastanesi’nde çalışan Beyhan Numan.  Böyle olunca iş başa düştü.  Dün eğitimime başladım.  Ne kadar süreceğinden emin değilim.  Heralde 6 ay-1 sene arasında bir zaman alır.  Bu arada desteğe ihtiyacı olan olursa elimden geldiği kadar yardım ederim.

Başak

www.do-um.com

Read Full Post »

Emzirmenin Faydaları

Emzirmenin faydaları hakkında aşağıdaki noktaları doğum ile ilgili eğitimlerimizi aldığımız Childbirth International’dan özetleyerek çevirdim.  Emzirme hakkında şüphesi olanların gözatmasını tavsiye ederim.

Başak

www.do-um.com

Emzirmenin Faydalarından Bazıları

Bebek için

  • Anne sütü bebek için sindirimi en kolay besindir.
  • Anne sütü bebeğin beslenme ihtiyacını en mükemmel şekilde karşılar.
  • Anne sütünün yapısı bebeğin yaşına ve o yaştaki ihtiyaçlarına göre değişir.
  • Hem Dünya Sağlık Örgütü hem de Unicef emzirmeyi öneriyor.
  • Mama ile beslenen kız çocuklarının ilerleyen yaşlarda göğüs kanserine yakalanma riski daha yüksektir.
  • Mama ile beslenen bebeklerin çeşitli kanserlere ve Hodgkins hastalığına yakalanma riski daha yüksektir.
  • Mama ile beslenen bebeklerin alerji, astım, diyabet gibi hastalıklara yakalanma riski daha yüksektir.
  • Mama ile beslenen bebeklerin orta kulak ilhtahabına yakalanma riski daha yüksektir.
  • Mama ile beslenen bebeklerde ani ölüm sendromu daha yüksek oranda görülmektedir.
  • Mama ile beslenen bebeklerde bakteriyel menenjit daha yüksek oranda görülmektedir.
  • Mama ile beslenen bebeklerde solunum yolu enfeksiyonu ve romatizma gibi hastalıkların görülme riski daha yüksektir.
  • Mama ile beslenen bebeklerin ileriki yaşlarda obezite riski daha yüksektir.
  • Anne sütüyle beslenen bebeklerin daha yüksek I.Q.’ya sahip oldukları düşünülmektedir.
  • Anne sütü bebeğin bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
  • Anne sütünün laksatif etkisi bebeğin mekonyum çıkarmasına yardımcı olur ve sarılık riskini azaltır.
  • Sütten erken kesilen bebeklerde konuşma bozuklukları daha yüksek oranlarda görülmektedir.

Anne için

  • Emzirmeyen annelerin göğüs, yumurtalık ve rahim kanserine yakalanma riski daha yüksektir.
  • Doğumdan sonra emzirme rahmin eski haline dönüşünü hızlandırır.
  • Doğumdan hemen sonra emzirme doğum sonrası kanama riskini azaltır.
  • Emzirmek annenin doğum kilolarından kurtulmasına yardımcı olur.
  • Emizrmek anne ve bebek arasındaki bağın kurulmasına ve güçlenmesine yardımcı olur.
  • Emzirmek endometriosis hastalığının gelişimini yavaşlatabilir.
  • Emzirmek osteoperoz riskini azaltır.

Read Full Post »

Doğum hikayemi aylar önce websitemizde paylaşmıştım.  Bana göre çok harika bir doğumdu.   ‘Yarın yine doğuracaksın deseler yaparım!’ demiştim.  Hala da öyle…Hem de şanslıydım.  Doğum tercihlerimin hemen hemen hepsi gerçekleşmişti.

Yaşananların ardından sakinleşmem, herşeyi sindirmem bir altı ay aldı.  Ve yeni yeni düşünmeye başladım nelerin farklı olmasını isterdim, bir dahaki sefere ne yaparım diye.  Geçen doğuma hazırlık kursumuzdaki bir öğrencimin de bunu sorması üzerine bu konuda yazmaya karar verdim.  Aslında eğitimlerde kendi deneyimimi paylaşmayı çok fazla sevmiyorum. Çünkü hep dediğimiz gibi herkesin hamileliği, doğumu ve özellikle de tercihleri birbirinden farklı.

Ben nelerin farklı olmasını isterdim?

Dediğim gibi deneyimimden çok memnunum.  Hastane ortamında bütün tercihlerime saygı gösterilen bir doğum yaşadım.  Ama bu kadar bilgili ve hazırlıklı olmama rağmen yine de sonradan ‘ah keşke’ dediklerim var.

Doğumdan Önce

Ben 42. haftada doğurdum.  Hal böyle olunca ‘Hala mı birşey yok?’ sorularından ve telefonlarından çok sıkılıyorsunuz.  Aslında ben ilk önce beklenen doğum tarihimi 15 gün geç söylemeyi planlamıştım yakınlarıma.  İlk başlarda da öyle başlayıp sonra dayanamayıp bu beyaz yalandan vazgeçmiştim.  Bir dahaki sefere sanırım yalan söylerim.  Tabii buradan böyle ilan edince yalanımın bir anlamı olursa… 🙂

Doğum Sırasında

Doğum sırasındaki tercihlerimin hepsi gerçekleşti.  Bir tanesi hariç.  Bebeğim her ne kadar çıkar çıkmaz göğsüme verilip muayenesi orada yapıldıysa da bir süre bizimle kaldıktan sonra (15 dakika mı, yarım saat mi, yoksa daha mı kısa hatırlamıyorum.  Zaten o sırada zaman mevhumu kalmıyor.) kısa bir süreliğine bebek odasına götürüldü.  Eşim de onu takip etti ve neler yapıldığına baktı.  Benim doğumhanede kalan işlemlerim tamamlanıp odama geldiğimde hemen yine yanımıza getirilmiş olsa da aslında bebek odasında kayda değer ve bizim yanımızda yapılamayacak birşey yapılmadı.  Dolayısıyla aslında yanımızdan ayrılmasına hiç gerek yoktu.  Hiç ayrılmamış olmamız Tane’nin kendini güvende hissetmesi ve emmeyi de daha kolay öğrenmesi için faydalı olacaktı.

Niye bunun için ısrar etmedim?   Önceden: Hastene uygulamalarına ters olan o kadar çok isteğim vardı ki bunların hepsi kabul edilince sanırım bir tanesinin de arada kaynamasına göz yumdum.  Aslında çok doğal olan ve sorulmadan verilmesi gereken bazı şeyleri istemekten bazen o kadar yorgun düşebiliyorsunuz ki birşeylerden de vazgeçebiliyorsunuz.  O sırada:  Eşim de ben de doğumun etkisiyle öyle heyecanlı, öyle şaşkındık ki Tane’nin yanımızda kalması için ısrar etmek aklımıza gelmedi – yine bu kadar hazırlıklı olmamıza rağmen.  Olabiliyor işte.- Halbuki kararlı ve ısrarlı olsaydık Tane bizime kalırdı.  Bunu bu şekilde yaşayan, bizimki gibi ana hastanelerde bebeğini bebek odasına hiç göndermeyen anneleri biliyorum.  Yani imkansız değil 🙂
Bir dahaki sefere ya evde (bunu çok düşünüp sonra vazgeçmiştim) ya da o zamana kadar umarım açılmış olan eve benzer bir doğum evinde doğurmalı.  Veya hastanede ısrarlı davranmalı.  Sonuçta bizim bebeğimiz.  Kimse zorla alamaz.

Doğumda Sonra

Hastanede:

Tane’yi kucağımdan hiç bırakmaz, kimseye de elletmezdim.  Elbette elden elde dolaşmadı Tane ama kimi zaman benim kimi zaman eşimin veya annemin kucağında kimi zaman da odaya getirdikleri tekerlekli pusetin içinde uyudu.  Ara ara bebek odasına da gitti, altı değişti, üstü değişti vs.  Şimdiki aklım olsa, yani doğum yapmanın şaşkınlığı içinde bebeğiyle ne yapacağının tedirginliğini yaşayan taze anne olmasaydım bir kere herşeyini kendim yapardım.  Onu bebek odasında hiç göndermezdim.  Pusete de hiç koymaz hep kucağımda uyuturdum.

Bu şaşkınlık durumunun bir sebebi de elbette hastanedeki ziyaretçiler.  Biliyorum ki bu bizim adetimiz ve herkes bu mutluluğu paylaşmak için ziyarete geliyor.  Ama keşke birkaç yardımına çok ihtiyaç duyduğumuz yakınımız dışında kimse olmasaydı ve biz anne, baba, kız olarak yeni hayatımıza daha yumuşak bir geçiş yapabilseydik.  Hastanede daha çok yalnız kalabilmek için birşeyler denedik ama pek de işe yaramadı galiba.

Evde:

Nasıl bir doğum yaşarsanız yaşayın lohusalık dönemi kolay değil.  Ve aynı hastanedeki gibi yardım etmeye gelen, beni iyi hissettiren birkaç yakınımdan başka kimse olmasın isterdim.  Yani şişen göğüslerim açıkta tuvalette oturup ağlarken ‘aşağıdayız’ diye telefon ettiklerinde ‘lütfen gelmeyin’ diyebildiğim arkadaşlarım hariç.  40 gün sonra gerçekten herşey değişiyor.  Keşke o zaman olsa ziyaretler?  Bunu da isteyen ve başarabilen yabancı öğrencilerimizden başkasını tanımıyorum.

Bir de Tane’yi 40 günden önce balkondan veya bahçeden öteye çıkarmazdım.   Ya da en fazla onu wrapin içine sarıp arka sokakta yaptığım yürüyüşlerden fazlasını yapmazdım.  ‘Hayat devam ediyor.  Yapabilirim.’ hırsıyla, biraz da eşimin ısrarıyla biz kendimizi erken sokaklara attık.  Bir cafede çekilmiş aşağıdaki fotoğrafta Tane’nin ifadesi zaten herşeyi söylüyor.  Ne o o kalabalığa, gürültüye, ışığa çıkmaya hazırdı, ne de ben daha emzirme işini kavrayamamışken herkesin içinde emzirmeye çalışmaya.  Yine şimdiki aklım olsa 40 gün evden çıkmaz, hatta loş ışıkta yatakta kucak kucağa geçirirdim 40 günü.

İşte bütün içtenliğimle benim ‘ah keşke’lerim bunlar.  Bir dahaki sefere bunları farklı yapmak isterdim.  Tabii herşeyden önce yine sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebek.  Belki de bambaşka şeyler isterim.  Kim bilir…

Başak

www.do-um.com

Read Full Post »