Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Mesajlar Etiketlendi ‘hızlı doğum’

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

40 yaşında annenin hastanede çok hızlı doğal doğum hikayesi

Dr: Arzu Çağdaş

DOUM ailesi: Evet

Sedef KabasO bir sürprizdi. Yani tam bir hediyeydi. Planlamadık, programlamadık. Belki içimizden geçirdik keşke bizim de olsa diye ama üzerine düşmedik, uğraşmadık. İşin tılsımı bozulmasın, doğal olsun, kaderi olsun diye diledik. Ve Allah gönlümüzün sesini duydu. Öyle bir hediye hazırladı ki, hayal etsek, sipariş versek, bu kadar özelini, bu kadar güzelini bulamazdık.

İlk kalp atışlarını dinlediğimiz anda kalbimizi çalmıştı bile… Hiç sorun yaratmadı, Ne midem bulandı, ne yorgun düştüm, ne aşırı kilo aldım. Vücudum onunla daha güçlendi, cildim daha güzelleşti, moralim, enerjim tavan yaptı… Bana iyi geldi. Ne de olsa bir erkek,  belki de annem bana hazırlansın, öncesinde daha da güzelleşsin istedi.

Ne zaman dünyaya geleceğine o karar verdi. 40 yaşında bir anne adayı olarak normal doğumu tercih etmem İstanbul’daki pek çok doktor için bir “çılgınlık”tı. Nasıl yani, 40 yaşında sağlıklı bir anne olarak, hangi cüretle normal doğumu tercih edebiliyordum. Bu ne biçim anormallikti? Madem 40 yaşındaydım, haddimi bilip, kendimi onların ellerine teslim etmeli, doğal yolları elimin tersiyle reddetmeliydim. Tabii onları değil yine iç sesimi dinledim. Bu nedenle “sosyetik” doktorlarımı değiştirdim.  Paramı kazanmak yerine güvenimi kazanmayı başarmış bir doktorla, Sevgili Arzu Çağdaş ile yoluma devam ettim.

Günlerden cumartesi 41.hafta içindeyim. Son kontrollerimden biri için doktoruma gittim. “Salı’ya kalmaz gelir” dedi. Yanımda eşim de var. O sıralarda Bakü’de çalışıyor. Bizimkinin ne zaman geleceği belli olmadığı için işten aldığı izinlerini doğuma denk getirme telaşı yaşıyor.. Doktoruma soruyor, “Ben Pazartesi-Salı gidip geleyim mi” diye. Arzu hanım gayet sakin, “gitmeyin” diyor. zira bu veledin ne zaman geleceği belli olmazmış. Madem öyle hadi o zaman bari yakındaki Akmerkez’e gidelim diyoruz. Ben saçımı yaptırırım, eşim de biraz alışveriş yapar diye düşünüyoruz. Kuaförde saçlarım yıkanıyor, fön çekiliyor tam ayna tutma safhasında sancılarım başlıyor, kıvranıyorum. Oturduğum yerden kalkamıyorum. Hemen eşimi arayıp, “hadi beni hastahaneye geri götür” diyorum. Otoparka inmekte epey zorlanıyorum. Eşim beni zar zor arabanın arkasına yatırıyor. Kıvranıp duruyorum ve sancılar fark etmediğim kadar çığlık atmama neden oluyor. Bu detayları sonradan eşim anlatıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi ben arkada, eşim direksiyonda, dörtlüleri yakmış son sürat hastahaneye gidiyoruz. Yoldan geçenler bize bakıyor, yol veriyor, hatta bir adamın arkadaşına “kadın doğuruyor” diye seslendiğini duyuyorum…

Acile girdiğimizde personel hiç de acil bir durum yokmuş gibi davranıyor. Hemşire beni 4.kata çıkarıp non-stres test yapmaya çalışıyor. “Çok sancım var” diyorum ama anlamıyor.  Hala test için bana yatıp uzanmamı söylüyor. Sonuçta telefonda doktoruma “ilk doğum, onun paniği ile hastanız epey bağırıyor” diye bilgilendirme yapıyor. Arzu hanım yakında oturduğu evinden çıkıp, beni sakinleştirmek için 10 dakika sonra geliyor ve kontrol ediyor. Görüyor ki doğum çoktan başlamış, 4 cm açılma olmuş. Yani o yaşadığım sancılar doğumun üçüncü aşamasındaki sancılar. Ağrı eşiğim çok yüksek olduğu için öncü sancıları dikkate almamışım bile…

Hemen doğumhaneye indiriyorlar. Eşim de o sırada üstüne bir önlük geçirip benim sedyenin arkasından doğumhaneye giriyor. Zaten onu kimsenin gördüğü filan da yok. Bu sırada eşim kulak misafiri oluyor, bir başka doktor telefonla diğerlerine “gelin, normal doğum var” diye haber veriyor, zira birazdan alışık olmadıkları bir “şov” başlayacak! Sağlık görevlileri tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşkın. Nasıl yani şimdi normal doğum mu olacak, nasıl olacak, ne yapacağız endişesi içindeler. Bir türlü senkronize olamıyorlar. Sancılarım zirve yapıyor ve bizim ki artık iyice gaza basıyor. Onun hızına yetişmekte zorlanıyorlar. Biri bana hala o sırada epidural yapmaya çalışıyor. Elimin tersiyle itiyorum. Bir diğeri doğum yatağında bacaklarımı koymam için gerekli olan ayaklıkları açamıyor. Sonunda “bırakın beni” diyorum. Eşimin dediğine göre o sırada bir yandan adamları azarlayıp, diğer yandan doğum yapmaya çalışıyormuşum. Sonuçta bir tanesi dayanamayıp “ikinci doğumunuz mu” diye soruyor. Sert bir şekilde “hayır, ilk doğumum” diyorum. İnanmakta zorluk çekiyor. Israrla bu kez “kaç yaşındasınız” diye soruyor. Daha da sert bir şekilde “size ne” demeyip, “40 yaşındayım” diye gayet net cevap veriyorum. Eh, bu kadarı da olmaz dercesine “tüp bebek mi” diye son kez şansını deniyor. Ve ben de üstüne basa basa “normal hamilelik” diyorum. Ve adam nihayet pes ediyor. 40 yaşında bir kadının normal yolla hamile kalabileceğini ve bu hızda normal bir doğum yapabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor.

Oğlumla müthiş senkronize şekilde çalışıyoruz. Gerçek bir ekip gibi birbirimizin hareketlerini hissediyoruz. Birinci ıkınmada çok bağırıyorum, doktorum “enerjini bağırmak için değil, ıkınmak için kullan” diyor. Ne kadar akıllıca… İkinci de bir kez daha deniyorum… Ve bir kez daha ama bu kez var gücümle ıkınıyorum onu dünyaya salabilmek için… Sanki o değil, benim canım içimden dışarı çıkacak gibi… Eşimin tarifine göre ağzında bir çalı parçasını delicesine dişleyip, doğanın ortasında, doğa üstü bir azimle doğum yapan kızılderili kadınlara benziyorum…  Ve geliyor… Güçlü bir haykırışla odayı çınlatıyor… Çığlıkları benim gözyaşlarımla karışıyor… Ağlayan çocuk iyidir, sağlıklıdır diye okumuştum, dolayısıyla artık gayet mutlu, huzurlu ve yorgun yatağa kendimi bırakıyorum. Doğum sonrası yapılan testler sırasında bizim oğlan nefes almaksızın avazı çıktığı kadar ağlamaya devam ediyor…  Sonra usulca Yavuz’u göğsüme koyuyorlar. Ve  bir mucize daha gerçekleşiyor. Minicik bedeni göğsüme değer değmez, o çılgın çığlıklar bıçak gibi kesiliyor. Canhıraş ağlayan bebek, göğsümde huzurla uzanan bir yavruya dönüşüyor. Eşim elimi tutuyor, gözleri dolmuş, bu muhteşem anın büyüsünde bizi seyrediyor. İkimiz de artık biliyoruz, hayat bizim için bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Her şey daha anlamlı, daha güzel olacak… Hediyemiz kucağımızda yepyeni bir hayata merhaba diyoruz…

Sedef Kabaş

Read Full Post »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.