Feeds:
Yazılar
Yorumlar

‘Doğum’ Kategorisi için Arşiv

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

43. haftada ebe ile normal ama zor doğum.  İkinci bebek

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

Kayra doğum

İlk doğumumdan  hemen birkaç gün sonra doğum hikayemi yazmaya koyulmuştum.  Kendimi o kadar gururlu o kadar güçlü hissediyordum ki hem bunu paylaşmak istiyordum hem de benim daha önce doğum hikayelerinde aramış olduğum ‘Bak o yapmış, ben de yapabilirim’ hissini birilerine sunabilmek. Sırf doğum anını yeniden yaşayabilmek için bir çocuk daha doğurmaya hazırdım!

Oysa ikinci hikayemi yazmaya başlayabilmem için iki, bitirebilmem için ise aradan tam bir sene geçmesi gerekti.  Bu doğumum da ilki gibi beni derinden değiştirdi, dönüştürdü, biliyordum.  Ama olanları tam olarak anlamlandıramıyor, hikayemi nasıl anlatsam bilemiyordum.  Bebeğimle ikinci ayım bittiği sırada takip ettiğim doğumla ilgili facebook sayfalarından birinde kayıp yaşayan anneler hikayelerini paylaşmaya davet edilmişti.  Onların resimlerine bakıp, hikayelerini okurken derin bir bağ hissettim her biriyle.  Ve yaşadığım deneyim içimde bir yerlere biraz daha yerleşti.

Dikkat.  Bu hikaye artısıyla eksisiyle, doğal ama zor bir doğum hikayesi.  Bebek bekliyorsanız, ilham arıyorsanız belki ilk doğum hikayemi okumayı tercih edebilirsiniz…

 Aradan yaklaşık iki sene geçtikten sonra ikinci çocuğumuza hamile kaldım.  Bu sefer farklı bir ülkedeydim.  Doğal doğumun norm, her annenin bir ebesinin olduğu Almanya’da.  Evde doğumlar da yaygındı.  Tabii ben de evde, suda bir doğum hayal ettim.  Yanımda eşim, kızım, ebem olacak, doulam Nur İstanbul’dan gelecekti.  Tanıştığım bütün ebelerin de beklediği gibi birkaç saat sonunda birkaç ıkınmayla kolayca doğuracaktım oğlumu.

Doğumda bulunan insanların enerjisinin doğumu nasıl etkilediğini biliyorum.  Bu yüzden doğumumda kimlerin bulunacağı konusunda hassastım.  Ebemde karar kılana kadar beş farklı ebeyle tanıştım.  Hamileliğim boyunca bir kontrol için doktoruma gittiysem diğeri için ebem eve geldi.  Bu zamanı yine geçen seferki gibi keyifli, tadını çıkararak ve yeni bebeğime hazırlanarak geçirmeye çalıştım.  Zaten bir çocuğum olduğu için kendime ilk seferki kadar zaman ayıramasam da yine de hamilelik dönemime birçok keyifli şey sığdırmayı başardım.  Yoga yaptım, eşimle havuzda rahatlama amaçlı aquabalancing derslerine katıldım, doğuma hazırlık dersine katıldım, sık sık masaj yaptırdım, ebemle ses çalışmaları dahil farklı şeyler denedim.

Yine sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçiriyordum ki 36. haftamda merdivenlerden düşerek iki bileğimi birden sakatladım.  Bu kaza benim için çok ani ve korkutucu olmuştu.  Ambulanslar, hastane ziyaretleri derken ertesi günkü ultrasonda bebeğim ters dönmüştü. Yaşadığım korku onu da etkilemişti.

Tekrar başaşağı dönmesi için çeşit çeşit yöntem denerken (fiziksel egzersizler, meditasyonlar, telkinler, vs.) bebeğimin nasıl olsa döneceğine ve bileklerimin zamanında iyileşeceğine inanıyor ve evde hayal ettiğim doğuma hazırlanmaya devam ediyordum.  Ebemin verdiği ev doğumu listesindeki malzemelerin alınması, gerekli olması durumda hangi hastaneye, nasıl gidileceğinin pratiği, kızımın evde doğuma hazırlanması vs. vs… Bir yandan da aslında kazayla birlikte birşeyler değişmiş, bebeğimin de huzuru kaçmıştı.  Cdler dinleyerek fiziksel egzersizler yaparak başaşağı dömesine yardım ediyor sonra sabah uyandığımda onu tekrar popo üzeri otururken buluyordum.  Her ne kadar bunu problem etmemeye çalışsam da döndü mü, dönmedi mi derken artık günlerim o kadar huzurlu geçmemeye başlamıştı.

Doğum zamanı geldiğinde bebeğim ters olursa doğum yapabileceğim bir hastane vardı.  Doğal uygulamaları ile bütün ülkede tanınan bu hastanenin yakınında olduğum için çok şanslıydım.  Herhangi bir nedenle hastanede doğurmam gerekirse diye zaten önceden bu hastaneyi görmek amacıyla tanışma akşamlarına gitmiştik.  Türkiye şartlarına göre rüya gibi bir yerdi.  Doğumhaneleri ev ortamı sunan odalardan oluşuyordu.  Odalarda rahat yataklar, minderler, yerlerde matlar, asılmak için duvarlardan sarkan ipler, çömelerek doğurmaya destek olmak için doğum tabureleri, kocaman küvetler…Hem ters hem de geç gelen bebeklerin çoğu burada doğal doğum imkanı buluyordu.  Doğuma ebeler katılıyor, tıbbi bir müdahale gerekmedikçe doktorlar karışmıyordu.  Bebekler annelerinden hiç ayrılmıyor, ailenin izni olmadan hiç bir müdahele yapılmıyordu.  Hastaneyi görünce için rahat etmişti.  Tamam demiştim, eğer gerekirse burada herhangi bir ebe ile doğum yapabilirim.

Beklenen doğum tarihim geldi, geçti.  Bırakın doğum pozisyonuna yerleşmeyi benim bebeğim hala bir düz bir ters dönmeye devam ediyordu.  Hala çok fazla amniyotik sıvım vardı ve bebeğim rahatça hareket edebiliyordu.  Doğum da bir türlü başlamıyordu. Sonunda  41. haftada başaşağı döndü ve öyle kaldı.  Ama başı hala çok yukardaydı.  Hem ebemin muayenelerinden hem de ultrasondan dört kilonun üzerinde büyük bir bebek olduğu anlaşılıyordu.  Kızımı 42. haftada, beklenen doğum tarihinden 12 gün sonra doğurmuştum.  Hamile olmayı seviyorum.  Herhalde o yüzden oğlumun da oldukça geç doğacağını biliyordum, acele etmiyordum.  42. haftamın ortalarında çekilen bir NSTde ebem bebeğin kalp atışlarından memnun olmadı.  Bunun üzerine bir de kar fırtınası eklenip acil durumda hastaneye ulaşım imkanımız kısıtlanınca beraberce evde doğumdan vazgeçtik.  NST sonuçlarını paylaşmak ve hastanede doğumu konuşmak için hastanenin yolunu tuttuk.

Almanya’da beklenen doğum tarihini 12 gün geçince artık hastaneye yatmanızı istiyorlar.  Doğal doğumu destekleyen bu hastanenin doktorları doğumu suni yollarla başlatmayı teklif etmedi.  Ama sık sık kalp atışlarını kontrol edebilmek için hastanede kalmaya başlamamı istediler.  Böylece hastaneye yerleşip doğumu orada beklemeye başladım.  Yanımda kimse kalamıyordu, kızımdan ilk defa bu kadar süre ayrı kalıyordum, rahatlayarak geçirmem gereken son günleri büyük bölümünü NSTye bağlanarak, yabancı bir ülkede, tanımadığım biriyle oda paylaşarak, hastanede geçiriyordum.  Artık pek de rahat sayılmazdım.  Her gece hafif hafif başlayan kontraksiyonlar yüzünde o gece doğuracağımı düşünerek yatıyor, sabaha uyandığımda birşey olmadığı için hayal kırıklığına uğruyordum.

14. günün sabahında az miktarda oksitosin vererek NST ile bebeğin tepkisine baktılar.  15. günde doğumu başlatmayı önereceklerdi.  Bu test sayesinde bebeğin suni sancıya dayanıp dayanamayacağına bakıyorlar.  Test olumlu geçti.  Çok ufak miktarda da olsa aldığım oksitosin sanırım birşeyleri tetikledi.  Ve gün boyunca minik minik kasılmalarım oldu.  Doğumun artık o gün başlayacağını hissediyordum.  Alp’i o akşam eve göndermedim.  Zaten akşamüstü 6-7 gibi kasılmalar sanki bir düzene girmişti.  Akşam 9da yine bir NST randevusu için doğumhanede olmam gerekiyordu.  Doğumhaneye gidip doğumun başladığını haber vermek için acele etmedik.  Alple yemek yedik, biraz dinlendik.  9da doğumhaneye gidip durumu haber verdiğimizde doğum odalarından birine yerleşebileceğimizi söylediler.  O gece tesadüfen doğumhane rahattı.  Bir önceki gece aynı saatlerde NST çektirirken belki 6 anne adayı doğum yaptı, kimilerini odamız yok, biraz daha dolaşıp gelin diye geri çevirdiler….Bu güzel odalardan birine yerleşip doğumu beklemeye başladık.  Kasılmaları henüz nefeslerle atlatabiliyordum.  Birkaç saat sonra şiddet artınca doulamız Nur’u da çağırdık.  Nur İstanbul’dan gelmiş, sağolsun haftalardır bizim evde kalıyor, geciken doğumumu bekliyordu…Nur geldikten sonra da benzer şekilde devam ettik.  Karanlıkta nefes, masaj ve TENS makinesi…  Bu makineyi önceki doğumda da kullanmış, çok faydasını görmüştüm.  Ebeler bizi odamızda yalnız bırakıyor, iki saatte bir gelip NST ile kalp atışlarını takip ediyorlardı.  Hepsi son derece yumuşak ve doğum ortamına saygılıydı.  Işığı açmıyor, gerekirse fısıltı ile konuşuyor, benimle iletişime girdikleri zaman bana yukarıdan bakmamak için yere oturuyorlardı.  Bu orada bulunduğum süre boyunca böyleydi.  Bütün sağlık çalışanları gebelerle konuşurken  göz hizasında olabilmek için gerekirse oturuyor, yere çömeliyorlardı.

Kasılmalar iyice yoğunlaşınca ebeme haber vermelerini istedim.  Ebem Petra’nın o hastanede ebelik yapma yetkisi yoktu ama bir arkadaşım, ikinci doulam olarak o da doğumda bulunacaktı.  Petra yola koyuldu, ben de bir süre sonra suya girmek istedim.  Ebelerden suyu doldurmalarını rica ettik.  Bir de suya girmeden önce açıklığımı öğrenmek istemiştim.  Ebelerden biri beni muayene etti ve henüz 3-4 santimde olduğumu ama serviksin çok yumuşak olduğunu bebeğim başıyla baskı yapmaya başladığında hızlıca açılacağımı söyledi.  Bebeğimin başı hala pelvisin içine doğru dürüst yerleşmemişti, bu da ilerlemeyi yavaşlatıyordu.  Ben yine de suya girmek, orada biraz rahatlamak istemiştim.  Küvetin olduğu odada mumlar yakmışlar,  masaj yağlarını yerleştirmişlerdi.  Tam küvetin ortasında yine tavandan sallanan bir ip vardı asılmak için.  Doğum için ideal ortamdı.   Saat 2:30 gibi Petra da gelmişti. Kasılmaların bir kısmını da burada karşıladık.  Bu sefer su bana geçen doğumdaki kadar iyi gelmemişti.

Kasılmaları dışarıda daha kolay atlatabildiğimi düşünerek çıkmak istedim ve tekrar doğum odasına geçerek devam ettik. Bir müddet sonra kasılmalarım yavaşladı ve neredeyse tamamen durdu.  Zaten karanlık ve çok rahat olan bu odada ben uyumaya başladım.  Sabaha karşı ebelerin görev değişimi oldu ve benimle ilgilenmeye yeni bir ebe geldi.  Juliayı önceki günden tanıyordum ve sevmiştim.  Doğumumdan onun buluncağına sevindim.  Julia geldiğinde beni yeniden muayene etmek istedi.  Henüz 5 santimdeydim.  Bir süre daha beni kendi halime bıraktıktan sonra geldi ve hadi artık bu doğumu hızlandıralım dedi.  Beni ayağa kaldırıp hareketlendirdi, homepatik ilaçlarla destek verdi.  Kasılmalar geri gelmişti ama tam anlamıyla efektif değillerdi.  Bebeğin başı hala çok yukardaydı.  Bu arada NST sonuçları da çok harika değildi.  NSTyi daha sıklıkla bağlamaya başladılar.  Julia artık yanımızdan ayrılmadı.  NSTyi yakından takip etmek istiyordu.  Öğlene doğru damar yolu açmak istedi.  (Herşeyin doğal ilerlediği bir doğumda bu hastanede damar yolu açılmıyor.)  Doğumu ilaçla aniden durdurması veya hızlandırması gerekebileceğini açıkladı.  Ben artık huzursuz olmaya başlamıştım.  Damar yolu açılırken bayağı bir ağladım. Önceki gün olumsuz bir deneyim yaşadığım bir doktorun damar açma işlemi için gelmesi de beni huzursuz etmişti.  Doğumumun geri kalanına belirgin bir şekilde hakim olan korku hissi sanırım bu sıralarda filizlenmişti.

Ah o korku yok mu!  Doğumumla ilgili bütün hislerimi bambaşka yaşamama neden olan korku…İkinci doğumuma kadar hiç doğum korkusu yaşamadım.  Yani elbette ilk doğumumu beklerken heyecanla karışık acaba yapabilir miyim, çok mu acıyacak gibi hisler yaşadım ama gerçek anlamda bir korku yaşamadım.  Doğum bana göre hayat kadar riskliydi.  Her zaman herşeyin mükemmel olmayabileceğini biliyordum ama nasıl hayatın akışında bir ölüm korkusu yaşamıyorsam doğumdan da korkmuyordum.  İlk doğumum süresince bir an bile aklıma korkmak gelmemişti.  Üstelik de bu seferki kadar ideal olmayan, klasik bir hastane ortamında doğum yapmıştım.

Eğitimlerimizde hep korku, gerginlik, ağrı üçgeninden bahsediyoruz.  Doğum sırasında rahatlayabilmek için korkuların üstesinden gelmeye çalışıyoruz.  Ama işte bu korku bir şekilde benim doğumumda belirdi…

Damar yolu açıldıktan sonra bir süre daha kasılmaların kendiğinden çalışmalarını bekledik.  Julia bu arada hala arkaya dönük olan cerviksimi bir kasılma sırasında eliyle öne doğru döndürdü (bu müdaheleyi daha önce hiç duymamıştım).  Bundan sonra bir anda 8 santime gelmiştim.  Sonunda artık bebeğimin bir miktar baskı yapmaya başladığını hissetmiştim.  Yine de kasılmalar bebeğin çıkmasını sağlayacak kadar efektif değildi.

 Saat 11 gibi artık bir miktar suni sancı vermek istediler.  Ben de kabul ettim.  Artık sürekli NSTye bağlıydım.  Zaten doğum boyunca uzun süreler bağlı kaldığım alet beni çok rahatsız etmişti.  Hareketimi çok da fazla kısıtlamıyordu.  Yine ayakta veya istediğim başka bir pozisyonda kalabiliyordum.  Hatta suda bile dinleme yapabilecekleri makineleri vardı.  Ama NSTye bağlı olduğum süre boyunca herkesin gözü makinedeydi.  Ben dahil!  Kasılma sırasında ister istemez kalp atışına ne oluyor diye bakıyordum.  İçe dönmem gereken bu anlarda bir makineye bakarak endişelenmek çok saçmaydı.  Sürekli monitoru göremeyeceğim bir tarafa doğru çeviriyordum.  Ama tabii hem beni hem de monitorü görmek isteyen ebe bir süre sonra tekrar bize doğru döndürüyordu.

Öğlene doğru sanki yavaş yavaş ıkınma hissim geliyordu.  İşte bundan sonrası benim için neredeyse tamamen korku içerisinde geçti.  Detayları hayal meyal hatırlıyorum.  Julia tedirgin bir tavırla oda içerisinde bir oraya bir oraya hızlı hızlı hareket ediyordu.  Koridorda bir çığlık ve koşuşturan insanların sesini hatırlıyorum.  Julia’nın benim ebeme ‘Doğumhanede doktor kalmadı.  Birşey olursa sen ve ben halletmek zorundayız.’ gibi birşey söylediğini hatırlıyorum Almanca.  Acilen sezaryene alınan bir anneymiş, soradan öğreniyorum.  Sonra bir an ‘Bebeğin artık çıkmak istiyor’ diyor Julia.  ‘Bu bebeğin şimdi doğması lazım.’  Ayağa kalkmamı, tam kasılma geldiğinde çömelerek ıkınmamı istiyor. Ben ıkınma hissim olmadığı halde deliler gibi ıkınmaya, bebeğimi çıkarmaya uğraşıyorum.  Herkesin gözü alette.  Bu ıkınma ile çıkmazsa bebeğim ölecek diye düşünüyorum…Oysa ki bebeğim çıkmaya hazır değil biliyorum.  Ikınırken çığlık atıyorum.  Ama geçen doğumumda yaşadığım aslanlar gibi kükremeye benzemiyor bu çığlıklar.  Ölüyor, ölüyorum  ve çaresizim hissiyle ıkınıyorum.  İşte bu hayatımda yaşadığım en kötü his… ‘Neler oluyor?  Bebeğim iyi mi?’ diye soruyorum sürekli.  Panik içindeyim diyorum. Kimse birşey söylemiyor.  Ya da bana öyle geliyor.  Daha da çok korkuyorum.  Neden herkes panik içinde diye soruyorum.  Ses yok.  Bu arada odaya bir de doktor gelmiş, izliyor.  Julianın eli gereğinden fazla içimde.  Birşeyler yapıyor, ama ne?  Sonradan öğreniyorum ki amniotik keseyi patlatmış.  Julia Petra’ya ‘Bir de sen bak’ diyor.  Bu sefer de Petra muayene ediyor.  Ben bu arada çömelmiş bir pozisyonda ıkınıyorum.  Sonunda doktor diyor ki ‘Daha ıkınmaya hazır değilsiniz.  Boşuna yoruluyorsunuz.’  Evet, diyorum.  Hazır değilim, neden ıkınmamı istiyorsunuz?  Sonra kalkıp yatağın üzerinde geçiyorum.  Ve içimdeki gücü, o ilk doğumdan tanıdığım hayvani gücü bularak bu sefer bebeğimin de isteğiyle yeniden ıkınmaya başlıyorum.  İşte hatırladığım doğum böyle birşeydi.  Sonra tekrar ayağa kalkıyorum ve yine bir telaş başlıyor.  Kendime göre bir pozisyon bulmaya çalışıyorum. ‘Bana bak’ diyor Julia, ‘arkanı dönme’.  Beni yine ayağa kalkıp, ıkınırken çömelmeye yönlendiriyor.  Bedenim bunu istemiyor, biliyorum.  Ama bebeğin çabuk çıkması lazım diyorlar.  Dediklerini yapıyorum.  İlk doğumumda kocaman bir bebek doğurdum.  Canım acıdı diyemem.  Bu sefer canım acıyor.  Hem de çok fazla.  Ve korkuyorum.  Bebeğimin öleceğinden korkuyorum.  Canım korktuğum için acıyor.  Onu da biliyorum.  Bütün bunlar çok sürmüyor.  Dakikalar sonra bir bakıyorum bebeğim yerde koyu renk bir sıvının içinde yatıyor.  Birkaç saniye donmuş bir şekilde bakıyorum.  Canlı mı diye düşünüyorum.  Sonra Petra’nın sesini duyuyorum.  Al bebeğini diyor.  Yerden alıp sarılıyorum.  Sıcacık, vıcık vıcık ve capcanlı.  Deliler gibi ağlıyorum.  Çok şükür.  Yaşıyor.  Hissettiğim tek şey bu.  Bebeğim yaşıyor, çok şükür.  İlk doğumumdaki yaptık, başardık, çok güçlüyüz hissimden eser yok.  Yalnızca şükran ve bol göz yaşı.

Bundan sonrası ise muhteşem.  Bebeğime benden başka kimse dokunmuyor.  Onu yerden ben alıyorum.  İlk ben dokunuyorum.  Yine bakışıyoruz deli gibi.  Onun da Tane gibi bambaşka bir yerlerden gelen bakışları var.  Ben seni tanıyorum diyor bakışlarıyla.  Konuşuyorum, birşeyler söylüyorum.  Şimdi hatırlayamıyorum ne dediğimi.  Bizi anlıyor diyorum.  Öyle bir bakıyor ki bizi anladığından eminim zaten.  Nur bu sırada diyor ki ‘Bizi anlıyorsan gözlerini kırp’  O da hemen gözlerini kapatıp açıyor.  Alp ve Nur’la birlikte onu karşılıyoruz.  Hoşgeldin diyoruz.  Beş dakika içinde oturduğum yerde emzirmeye başlıyorum.

Biraz sonra destekle yatağın üzerine geçiyoruz.  Kayra, Alp ve ben orada dinleniyoruz.  Kimse odaya gelmiyor, bebeğimi almıyor, dokunmuyor…Bir ara doktor kucağımdayken Kayra’ya dokunmak için izin istiyor.  1 dakika içinde kucağımda muayenesini yapıyor.  Bizi orda saatlerce kendi halimize bırakıyorlar…Kayra doğar doğmaz Alp evi arıyor.  Annem ve kızım bize doğru yola çıkıyorlar.  Tane yolda takside uyuya kalmış.  Uyuyan kızımı da doğumhaneye yanımıza alıyor, dördümüz doğum yaptığım odadaki yatakta dinleniyoruz…

3-4 saat sonra bir ebe geliyor (Bu başka bir ebe çünkü bu arada yine bir görev değişimi oluyor), duşa girmeme yardım ediyor.  Duşta çok ağlıyorum.  Önümdeki 4-5 gün boyunca her duşa girdiğimde ağlayacağım zaten.  Akan suyla birlikte yaşadığım korkunun akmasına izin veriyorum, yaşanaların şokunu atlatmaya çalışıyorum.

Görev değişiminden önce Julia odamıza gelip veda etmişti.  Yaşadığım hisler yüzünden ne kadar üzgün olduğunu söyleyip doğumu konuşmak için onu ne zaman istersem arayabileceğimi söylemişti.  Zor bir doğum olduğunu, komplikasyonlar olduğunu ama bebeğimin sağlığı için doğumun hiçbir aşamasında endişe duymadıklarını belirtmişti.

Nitekim birkaç hafta sonra Julia evimize geldi.  Uzun uzun konuştuk.  Ters giden neydi, neden korku duydum anlamaya çalıştım, çalıştık.  Petra ile yine günlerce konuştuk.  Kordonun dolanmış olduğunu –ki bu tek başına bir sorun değil -, Julia’nın sezaryen kararı vermek için nöbetçi doktorlardan baskı gördüğünü falan bu aşamada öğreniyorum.

Sonunda vardığım yer şu oldu:  Bazı olayların üstüste gelişi, ebenin bazı tavırları ve benim de zaten başından beri kendimi yüzde yüz güvende hissetmeyişim birleşince korku hissi belirdi.  Korku olunca doğumun ne denli farklı yaşanabileceğini gördüm.  Kadın gücünü elinden bırakınca, gücü elinden alınınca ne oluyor kendi içimde hissettim.  Benim de buraya gitmem, o hisse dokunmam gerekiyordu.  Şimdi biliyorum.

Bunları yaşayacağıma planlı sezaryen olsaydım da dedim.  İtiraf ediyorum.   Çok sürmedi bu his ama dedim.  Her bebek başka bir anneye ihtiyaç duyuyor.  Her doğum da farklı bir anne yaratıyor.  İşte bu doğum beni Kayra’nın annesi yaptı.

Read Full Post »

ciplak

Doğana Doğumda Kadın Hakları Derneği doğumda kadın haklarını savunuyor, bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Doğumda Kadın Hakları Bildirgesi ve Doğum Hikayeleri kitabında 8 maddelik bildirge doğum hikayeleriyle anlatılıyor.  Doğumda kadın ve bebek haklarını öğrenmek, ülkemizden şiddetsiz doğum hikayeleri okumak için Doğana’nın kitabını edinin!

Doğana Bildirgesinin 8 maddesi şöyle:

1. Gebelik, doğum ve lohusalık doğal süreçlerdir.

2.Her kadın gebelik öncesi, gebelik, doğum ve lohusalık dönemlerinde yeterli bilgi, eğitim ve kaliteli sağlık hizmeti alma hakkına sahiptir.

karisik

3.Doğumun merkezinde kadın vardır.  Doğum süresince aktif olabilimelidir.

4.Mahremiyet hakkı gebelik ve doğumun vazgeçilmez parçasıdır.

5.Her gebe doğumun başından sonuna kadar istediği kişilerden kesintisiz destek alabilmelidir.  Buna kendi yakınları, ebesi ve doulası (doğum destekçisi) dahildir.

6.Kendisine ve bebeğine yapılacak her türlü tıbbi girişim konusunda kadın doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilmelidir.  Bu konularda kadının karar hakkına saygı duyulmalıdır.

basakdoganacollage

7.Anne ve bebek bağı doğum sırasında ve sonrasında korunmalı ve desteklenmelidir.

8.Anne ve bebeğe,  kamusal alanlarda  rahatsız edilmeden, çalışma hayatında ise kısıtlanmadan, özgürce emzirme ve benzeri temel analık ihtiyaçlarını karşılayacak koşullar sağlanmalıdır.

Read Full Post »

bitki banyosuOturma banyoları normal doğum sonrası ilk günlerde iyileşmenin önemli bir parçası. Bitki banyoları sayesinde yırtık, kesik ve çatlaklarınız daha kolay iyileşir, perine bölgeniz daha çabuk toparlanır.  Hiç yırtığınız olmasa bile doğum sonrasında perine bölgenizin özene ve iyileşmeye ihtiyacı olur.

Bitki uzmanı, ebe ve doktor Aviva Romm‘un tarifine göre iki çeşit bitkisel karışım  hazırladık.  Derin bir yırtığınız varsa birini yoksa veya derin yırtığınız bir miktar iyileştikten sonra diğerini kullanabiliyorsunuz.  Kaynatarak hazırladığınız bu çayı ister normal banyoda ister oturma banyosunda isterseniz de spreyle pedinize sıkarak kullanabiliyorsunuz.  Doğumunuzdan önce edinmekte fayda var.

Çayınızı DOUM Emirgan’dan, DOUMa gelme imkanınız yoksa email ile sipariş vererek edinebilirsiniz: do-um@do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede, suda, doulalı, doğal doğum.  2. bebek.

Dr: Kübra Taman

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

mine & zoeKızım Zoe’nin hikayesi çok güzel bir sürpriz ile başladı. Büyük kızım Ella 16 aylıkken tekrar hamile olduğumuzu öğrendik. Biz henüz hazır mıydık bilmiyordum ama kızım gelmeye hazırdı. Şaşırdık, biraz korktuk, heyecanlandık ve bir yandan da çok sevindik.

Ella’yı normal, epidüralsiz, epiziyotomisiz, damar yolum bile açılmadan, hastane kıyafeti bile giymeden, yani hiçbir müdahale olmadan dünyaya getirdim. Çok güzel bir doğum olmuştu. Ella’nın doğumunun hemen sonrasındaki anlarda mutluluk ve aşk hormonlarının etkisi altında eşim Johannes ve ben ona aşık olmuştuk.  İkinci doğumumun da ilki ile aynı olmasını istiyordum. Bunun gerçekleşmesi için aynı doktoru (Dr. Kübra Taman), aynı doulayı (Nur Sakallı), aynı hastaneyi (Amerikan Hastanesi) ayarladık ve aynı doğum planının üzerinde ufak bir iki değişiklik yaptık. Kafama takılan tek birşey vardı. Acaba bu sefer o aşk dolu ilk anlara Ella’yı nasıl dahil ederdim? Kardeşinin geldiği o büyülü anları o da hissedebilir miydi? Acaba onun da doğumun bir parçası olması mümkün olur muydu? Sonra DOUM’da “Birthing from Within” eğitiminde bir video çıktı karşımıza. “What Babies Want” diye bir belgeselin son sahnelerinde evinde suda doğum yapan bir kadının arkasında eşi ona sarılmış, havuzun içinde büyük kızı da var. Bebek doğduğu an ablası da o sevgi yumağının bir parçası oluyor ve çok tatlı bir şekilde “hello baby” diyerek kardeşini karşılıyor. Bu sahne beni çok etkiledi. Düşündüm ki, eğer doğumum bu kadar sakin ve huzurlu olabilirse, hatta suda doğurabilirsem, o zaman belki Ella da kardeşinin doğumunda bulunabilir. Böylece yeni bebeğimizi ailecek karşılayabiliriz. Doktorum Kübra hanım’a biraz çekinerek sordum, acaba suda doğum hakkında ne düşünür diye. Almanya’da çalışırken pek çok kere suda doğum yaptırmış olduğunu söyledi. 15 senedir Türkiye’de daha yaptırmamıştı, ama eğer ben istersem yapabileceğini söyledi.  Benim ilk doğumumda da birlikte olmamız, beni ve Johannes’i iyi tanıyor olması, bunun ikinci bebeğimiz olması, ilk bebeğimizi yakın zaman önce doğurmuş olmam, bebeğin başaşağı duruyor olması ve çok büyük olmaması gibi nedenlerden dolayı suda doğum için çok uygun bir hamile olduğumu söyledi. Doktorum hastane ile görüştü ve hastane, odama havuz koymamıza ok verdi. Çok heyecanlandım! Birkaç gün sonra beni Amerikan Hastanesinden çok şeker bir hemşire aradı ve suda doğum yapacağım için ve bu konuda fazla bir bilgileri olmadığı için bana nasıl yardımcı olabileceklerini sordu. Havuzu bizim getireceğimizi, sadece odada ona bir yer ayarlamak, şişirmek ve su doldurmak/boşaltmak konusunda yardım isteyeceğimizi söyledim. Bizi havuzumuz ile beraber hastaneye çağırdılar. Doulamız Nur, Johannes ve ben gittik, bizi çağıran baş hemşire ile buluştuk. Teknik ekip geldi, havuzu 8 dakikada şişirebiliyormuşuz dedi. Su doldurmak için hortum ayarladılar. Çok tatlı sohbet ettik. Doğum planımı istediler. Herşey tamam dendi. Ne zaman doğum başlayacak olursa beni bekliyorlardı artık. Hastaneden hiç beklemediğim kadar destek gördüğüm için içim çok rahattı, artık hamileliğimin sonlarının tadını çıkarıp, doğumun başlamasını bekliyordum.

johannes & zoe39. haftayı tamamladığım 5 Şubat gecesi bir türlü uyuyamadım ve kendimi evi düzenlerken bir yandan da hastane çantaları yaparken buldum. Ertesi sabah uyandığımda farkettim ki nişanım gelmiş. Hemen doktorumuzu, doulamızı aradık. Anladık ki doğum yakın, bugün de olabilir, bir hafta sonra da. Zaten geçen haftadan ayarlanmış doktor randevumuz vardı o gün öğleden sonra, gidip anlayacaktık durum nedir. Johannes işe gitti. Annem geldi. Ella, annem ve ben dışarı çıktık. Ben manikür/pedikür olurken, annem Ella ile parkta oynamaya gitti. Manikürümün ortasında telefonum çaldı. Telefonda soğuk bir ses, “Ben Amerikan hastanesinin baş hekim yardımcısı, bilmemkim bey, sizi suda doğum isteğiniz üzerine arıyoruz. Nasıl ve kimden böyle bir izin aldığınızı biz tam anlayamadık ama bir yanlış anlaşma olmuş. Bizim hastanemizde suda doğum ile ilgili yeterli tecrübemizin olmaması nedeniyle size bu isteğiniz doğrultusunda destek veremeyeceğiz. vs. vs.”  Panik modunda hemen Johannes’i aradım ve durumu anlattım. İki aydır ben suda doğum yapacağım diye düşünüyorum, doğum planlarımı yazıyorum, herşey, herkes hazır zannediyorum, içim rahat artık doğum oldu olacak ve böyle bir telefonla aniden bütün planlarımız suya(!) düşüyor. Johannes doktorumuzu aramış ve durumu anlatmış. Kübra hanım, Acıbadem’de de yapabilirim doğumu eğer onlar suda doğuma izin veriyorlarsa demiş. Johannes işten döndü, Ella’yla beni aldı ve Acıbadem Fulya’nın yolunu tuttuk. Yolda Ella öğlen uykusuna daldı. Hastaneye vardığımızda biz Ella ile arabada beklerken Johannes içeri girip doğum odalarını gezdi. Doğum katının başhemşiresi ile tanıştı. Suda doğum için ok aldı.

Hastaneden ayrılıp doktor randevumuza gittik. Doktorum, rahim ağzı biraz yumuşamış ama açılma yok, bugün olmaz doğum, birkaç günü bulur dedi. Sakinleştik böylece, biraz daha zamanımız vardı. Nişantaşı’nda alışveriş yaptık. Akşama 4. Levent’te snowboardcu arkadaşlarımızın evine yemeğe davetliydik. Bir önceki gün Johannes’in abisinin karısı doğum yapmıştı. Nişantaşı trafiğinde arabadan onlarla görüntülü skype yaptık. Bir günlük bebeklerini gördük. Kendi bebeğimizi düşünüp heyecanlandık biraz. Arkadaşlarımız Can ve Serra’nın evine geldik. İsveçli snowboardcu pro rider Jonas Karlsson da oradaydı. Onunla biraz muhabbet ettik. Snowboard kitaplarına baktık. Tam yemek yemeğe başlamışken, karnımın alt tarafında daha önce hissetmediğim kadar güçlü iki tekme hissettim. Birkaç saniye sonra suyum geldi. Arkadaşlarımın panik ve şaşkınlık dolusu bakışları arasında sakin ve çabuk bir şekilde önümdeki avokadolu salatayı yemeye devam ettim, şarabımı yudumlayarak. Bu enerjiye ihtiyacım olacağını biliyordum. Geçen doğumumda da önce suyum gelmişti, ve 6 saat sonra doğurmuştum. Saate baktım 20:15, içimden 4 saat sonra bambaşka bir dünyada, labor-land’de olacağımı geçirdim. O zaman bilmiyordum ama 4 saat sonra bebeğime kavuşmuş olacaktım.

Hemen bütün doğum takımımızı doktorumuzu, doulamızı ve annemi aradık. Eve gidip biraz orada dalgaların başlamasını beklemeye karar verdik. Eve geldik, hemen arkamızdan annem de geldi. Annem’in doğum sürecindeki görevi Ella ile ilgilenmek ve mümkün olduğu kadar doğum sırasında onun bizim yanımızda olmasını sağlamaktı. Annem Ella ile odasında oyun oynuyordu.  Duşa girdim, çıktım. Hastane çantalarını tamamlamaya çalışırken ilk dalga geldi. Johannes köpeğimiz Mo’yu yürüyüşe çıkardı. Johannes 20 dakika sonra eve döndüğünde dalgalar 5 dakikada bir geliyordu ve yoğunlaşmaya başlamıştı. Hastaneye gitmenin vakti gelmişti. Aslında içimden evden hiç çıkmak gelmedi. Ella’yı bırakmak hele hiç istemedim. Ama şimdilik evde beklemesi daha iyi olur diye düşündük. Keşke hiçbiryere gitmek zorunda kalmadan, hemen buracıkta doğurabilseydim diye geçirdim içimden. Johannes arabanın arkasından Ella’nın koltuğunu çıkarmış, yastıklar, örtüler ve havlular ile çok güzel hazırlamıştı. Ellamı ve annemi onlardan güç alarak kocaman öptüm ve yola koyulduk. Johannes radyoyu açıp kanal değiştirirken “Careless Whispers” çalmaya başladı ve dur dedim, tam bunun gibi romantik, yavaş birşeyler dinlemek istedim. Joy fm müzikleri bana o anda daha iyi gelemezdi. Johannes bütün yol boyunca elimi tuttu. Karanlık yollarda, romantik müzik ve sokak lambalarının mum ışıkları gibi üzerimdeki sunroof’tan geçişlerini seyretmek o kadar güzeldi ki. Istediğim gibi sesler çıkartabiliyordum, istedigim gibi hareket edebiliyordum dalgalar geldiğinde. Hatta bir ara bütün bu olaydan zevk bile almaya başladım diyebilirim. Johannes “orgazm mı oluyorsun yoksa?” diye sordu bir ara şakayla karışık. Sanki doğum sesleri orgazm sesleri ile karıştı bir an için. Sonra pat diye birkaç saat önce önünde durduğumuz Acıbadem Fulya hastanesinin acil girişinin önündeydik. Bu sefer de arabadan hiç çıkmak gelmedi içimden. Ama doğum havuzum biryerlerde beni bekliyordu. Dişimi sıkıp çıktım arabadan. Hastanenin giriş kapısında doktorum Kübra hanım ve doulam Nur bekliyorlardı. Doktorum hemen beni acilde muayene etti. Saat 22:30′da 7 cm açılmıştım bile. Tekerlekli bir yatakta dört ayak üzerinde odama çıkarıldım.

Odamda geçirdiğim bir, bir buçuk saatten kesik kesik sahneler hatırlıyorum sadece. Dalgalar oldukça yoğun ve neredeyse aralıksız geliyordu. Bir süre tuvalette oturdum. Sonra duşa girdim. Üzerimden akan suyun sıcaklığı, basıncı ve sesi çok iyi geliyordu. Duşta tutunabileceğim bir kol buldum ve oraya asılıp çömeldiğimi, sallanarak nefesler alıp verdiğimi, sesler çıkardığımı hatırlıyorum. Saat 23:30 gibi havuzumuz hazırlanmıştı, artık doğum odasına geçme zamanı gelmişti. Yürüyerek kapısının üzerinde ‘labor room’ ve ‘sancı odası’ yazan bir odaya girdik. ‘Sancı odası’ ne kadar kötü bir isim bu oda için diye düşündüm kapıdan girerken. Havuza ilk girdiğimde çok sıcak geldi. Alışmam biraz zaman aldı. Kendimi suyun içinde oradan oraya attığımı hatrlıyorum. Sonra Johannes bana havuzun dışından, arkamdan sarıldı. Bir iki dakika sonra cok rahatladım, gevşedim. Suyun içinde kendimi hafif ve özgür hissediyordum. Suyun kaldırma kuvveti sanki bütün vücuduma masaj yapıyor, o an için vücudumun alması gereken en iyi pozisyonu bulmamda yardımcı oluyordu. Dalgalar arasında, kendimi tamamiyle bırakabileceğim, sanki hersey bitmiş gibi, hatta uyuyabileceğim kadar sakinleştiğim, çok tatlı gelen birkaç dakika oluyordu. Arkamda Johannes’in olması bana güç veriyordu. Saat 12′ye yaklaşırken doktorum artık yarım saat kaldı dedi. Johannes hemen Ella ve annemi arayıp gelmelerini istedi, ama Ella bu saatte tabi ki uyumuştu. Bu saatten sonra uyanıp yanımıza gelmektense, uyumasının ve sabaha yanımıza gelmesinin daha doğru olacağına karar verdik. Loş, sessiz, geniş, kocaman pencerelerinden gökdelenler gördüğüm odamda sadece Kübra hanım, Nur, Johannes, ben ve kapının orada benim göremediğim bir yerlerde bir iki hemşire vardık. Bebeği itmeden önceki son dinlenme arasında kardeşim Aylin odaya girdi, biraz çekinerek. Gel, gel yanıma dedim. Kardeşim yanıma geldi ve kocaman, sevgi dolu bir öpücük verdi ve hemen çıktı dışarı tekrar. O öpücük bana öyle bir güç vermiş olacak ki, bebeğim geliyordu artık.

ella & zoeDoktorum hemşirelere çocuk doktorunu çağırma zamanı geldi dedi. O hemşireler dışarı çıktılar. Doktorum kendimi rahat bırakmamı söyledi. Doulam da içinden geçmesine izin ver bebeğinin dedi. Onların bana verdiği güven ve destek ile sadece vücudumu diniyor, her nefeste biraz daha içime dönüyordum. İlk ıkınma hissi gelince biraz şaşırdım ve korktum, o an gerçekten çok duygu, acı, yaşam yüklü bir an. Geceyarısını beş dakika geçiyordu. İkinci ve üçüncü nefeste bebegimin önce başı ve sonra vücudu içimden kayarak çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. Doktorum bebeğimi sudan çıkarıp gögsümün üzerine koydu. O ilk görüntüsünü hiç unutmuyorum. Birlikte birkaç dakika geçirdik. Johannes göbek bağını kesti. Kızımla kavuştuktan sonra o loş, sessiz ortam birden hareketlendi. Etrafta birsürü yabancı insan belirdi. Çocuk doktoru bebeğimi ona vermemi istedi. İstemiyordum vermek. Vermem dedim birkaç kere, biraz daha tuttum onu üzerimde, bir daha istedi doktor, ancak babasına veririm dedim ve Johannes’e verdim. Johannes onu tutarken ilk kontrollerini yapmışlar. Dünyaya sakin, huzurlu, sessiz gelen kızımı ağlatmaya çalışmışlar. Havuzdan çıkıp doğum yatağına uzandım. Bu sırada bütün doğumu kaçıran fotoğrafçımız Aslı geldi odaya. Johannes bebeğimizi tekrar üzerime koydu. Aslı fotoğraflarımızı çekti. Ufacık bir yırtık olmuş, doktorum onu dikti. Plasenta’nın gelmesini bekledik. O da gelince bebeğimizle beraber odamıza gittik. O gece Ella’dan ayrı kaldığımız ilk geceydi. O gelemediği için biraz buruktu içim ama onun sayesinde istediğimiz gibi sakin ve huzurlu bir doğum yapabilmiştik. Sabahın erken saatlerine kadar aşk hormonları ve adrenalin’in etkisiyle bebeğimizi hayran hayran seyrettik. Johannes bir iki saatlik uyku ile eve gitti Ella daha uyanmadan. Ella uyanınca onu hazırlayıp annemle beraber hastaneye geldiler sabah erken. Zoe’ye ilk sarılışını, ona gülüşünü, bana bakışlarını hiç unutmayacağım. Bir anda abla oluverdi benim küçük kızım. Zoe şimdi bir aylık ve hala ağlamadı diyebilirim. Doğduğundan beri sakin, huzurlu ve mutlu Ella’nın küçük kardeşi, benim su bebegim, Zoe. :)

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

40 yaşında annenin hastanede çok hızlı doğal doğum hikayesi

Dr: Arzu Çağdaş

DOUM ailesi: Evet

Sedef KabasO bir sürprizdi. Yani tam bir hediyeydi. Planlamadık, programlamadık. Belki içimizden geçirdik keşke bizim de olsa diye ama üzerine düşmedik, uğraşmadık. İşin tılsımı bozulmasın, doğal olsun, kaderi olsun diye diledik. Ve Allah gönlümüzün sesini duydu. Öyle bir hediye hazırladı ki, hayal etsek, sipariş versek, bu kadar özelini, bu kadar güzelini bulamazdık.

İlk kalp atışlarını dinlediğimiz anda kalbimizi çalmıştı bile… Hiç sorun yaratmadı, Ne midem bulandı, ne yorgun düştüm, ne aşırı kilo aldım. Vücudum onunla daha güçlendi, cildim daha güzelleşti, moralim, enerjim tavan yaptı… Bana iyi geldi. Ne de olsa bir erkek,  belki de annem bana hazırlansın, öncesinde daha da güzelleşsin istedi.

Ne zaman dünyaya geleceğine o karar verdi. 40 yaşında bir anne adayı olarak normal doğumu tercih etmem İstanbul’daki pek çok doktor için bir “çılgınlık”tı. Nasıl yani, 40 yaşında sağlıklı bir anne olarak, hangi cüretle normal doğumu tercih edebiliyordum. Bu ne biçim anormallikti? Madem 40 yaşındaydım, haddimi bilip, kendimi onların ellerine teslim etmeli, doğal yolları elimin tersiyle reddetmeliydim. Tabii onları değil yine iç sesimi dinledim. Bu nedenle “sosyetik” doktorlarımı değiştirdim.  Paramı kazanmak yerine güvenimi kazanmayı başarmış bir doktorla, Sevgili Arzu Çağdaş ile yoluma devam ettim.

Günlerden cumartesi 41.hafta içindeyim. Son kontrollerimden biri için doktoruma gittim. “Salı’ya kalmaz gelir” dedi. Yanımda eşim de var. O sıralarda Bakü’de çalışıyor. Bizimkinin ne zaman geleceği belli olmadığı için işten aldığı izinlerini doğuma denk getirme telaşı yaşıyor.. Doktoruma soruyor, “Ben Pazartesi-Salı gidip geleyim mi” diye. Arzu hanım gayet sakin, “gitmeyin” diyor. zira bu veledin ne zaman geleceği belli olmazmış. Madem öyle hadi o zaman bari yakındaki Akmerkez’e gidelim diyoruz. Ben saçımı yaptırırım, eşim de biraz alışveriş yapar diye düşünüyoruz. Kuaförde saçlarım yıkanıyor, fön çekiliyor tam ayna tutma safhasında sancılarım başlıyor, kıvranıyorum. Oturduğum yerden kalkamıyorum. Hemen eşimi arayıp, “hadi beni hastahaneye geri götür” diyorum. Otoparka inmekte epey zorlanıyorum. Eşim beni zar zor arabanın arkasına yatırıyor. Kıvranıp duruyorum ve sancılar fark etmediğim kadar çığlık atmama neden oluyor. Bu detayları sonradan eşim anlatıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi ben arkada, eşim direksiyonda, dörtlüleri yakmış son sürat hastahaneye gidiyoruz. Yoldan geçenler bize bakıyor, yol veriyor, hatta bir adamın arkadaşına “kadın doğuruyor” diye seslendiğini duyuyorum…

Acile girdiğimizde personel hiç de acil bir durum yokmuş gibi davranıyor. Hemşire beni 4.kata çıkarıp non-stres test yapmaya çalışıyor. “Çok sancım var” diyorum ama anlamıyor.  Hala test için bana yatıp uzanmamı söylüyor. Sonuçta telefonda doktoruma “ilk doğum, onun paniği ile hastanız epey bağırıyor” diye bilgilendirme yapıyor. Arzu hanım yakında oturduğu evinden çıkıp, beni sakinleştirmek için 10 dakika sonra geliyor ve kontrol ediyor. Görüyor ki doğum çoktan başlamış, 4 cm açılma olmuş. Yani o yaşadığım sancılar doğumun üçüncü aşamasındaki sancılar. Ağrı eşiğim çok yüksek olduğu için öncü sancıları dikkate almamışım bile…

Hemen doğumhaneye indiriyorlar. Eşim de o sırada üstüne bir önlük geçirip benim sedyenin arkasından doğumhaneye giriyor. Zaten onu kimsenin gördüğü filan da yok. Bu sırada eşim kulak misafiri oluyor, bir başka doktor telefonla diğerlerine “gelin, normal doğum var” diye haber veriyor, zira birazdan alışık olmadıkları bir “şov” başlayacak! Sağlık görevlileri tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşkın. Nasıl yani şimdi normal doğum mu olacak, nasıl olacak, ne yapacağız endişesi içindeler. Bir türlü senkronize olamıyorlar. Sancılarım zirve yapıyor ve bizim ki artık iyice gaza basıyor. Onun hızına yetişmekte zorlanıyorlar. Biri bana hala o sırada epidural yapmaya çalışıyor. Elimin tersiyle itiyorum. Bir diğeri doğum yatağında bacaklarımı koymam için gerekli olan ayaklıkları açamıyor. Sonunda “bırakın beni” diyorum. Eşimin dediğine göre o sırada bir yandan adamları azarlayıp, diğer yandan doğum yapmaya çalışıyormuşum. Sonuçta bir tanesi dayanamayıp “ikinci doğumunuz mu” diye soruyor. Sert bir şekilde “hayır, ilk doğumum” diyorum. İnanmakta zorluk çekiyor. Israrla bu kez “kaç yaşındasınız” diye soruyor. Daha da sert bir şekilde “size ne” demeyip, “40 yaşındayım” diye gayet net cevap veriyorum. Eh, bu kadarı da olmaz dercesine “tüp bebek mi” diye son kez şansını deniyor. Ve ben de üstüne basa basa “normal hamilelik” diyorum. Ve adam nihayet pes ediyor. 40 yaşında bir kadının normal yolla hamile kalabileceğini ve bu hızda normal bir doğum yapabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor.

Oğlumla müthiş senkronize şekilde çalışıyoruz. Gerçek bir ekip gibi birbirimizin hareketlerini hissediyoruz. Birinci ıkınmada çok bağırıyorum, doktorum “enerjini bağırmak için değil, ıkınmak için kullan” diyor. Ne kadar akıllıca… İkinci de bir kez daha deniyorum… Ve bir kez daha ama bu kez var gücümle ıkınıyorum onu dünyaya salabilmek için… Sanki o değil, benim canım içimden dışarı çıkacak gibi… Eşimin tarifine göre ağzında bir çalı parçasını delicesine dişleyip, doğanın ortasında, doğa üstü bir azimle doğum yapan kızılderili kadınlara benziyorum…  Ve geliyor… Güçlü bir haykırışla odayı çınlatıyor… Çığlıkları benim gözyaşlarımla karışıyor… Ağlayan çocuk iyidir, sağlıklıdır diye okumuştum, dolayısıyla artık gayet mutlu, huzurlu ve yorgun yatağa kendimi bırakıyorum. Doğum sonrası yapılan testler sırasında bizim oğlan nefes almaksızın avazı çıktığı kadar ağlamaya devam ediyor…  Sonra usulca Yavuz’u göğsüme koyuyorlar. Ve  bir mucize daha gerçekleşiyor. Minicik bedeni göğsüme değer değmez, o çılgın çığlıklar bıçak gibi kesiliyor. Canhıraş ağlayan bebek, göğsümde huzurla uzanan bir yavruya dönüşüyor. Eşim elimi tutuyor, gözleri dolmuş, bu muhteşem anın büyüsünde bizi seyrediyor. İkimiz de artık biliyoruz, hayat bizim için bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Her şey daha anlamlı, daha güzel olacak… Hediyemiz kucağımızda yepyeni bir hayata merhaba diyoruz…

Sedef Kabaş

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Doulalı, hastanede kolay bir doğal doğum.  Aile 37. haftada  doğum planlarını değiştiriyor, yeni bir doğum ekibi kuruyor

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Şaylan Yılmaz

DOUM ailesi: Evet

nevra9 eylül cumartesi sabahı 4 gibi dalgalar gelmeye başladı.Ama ben onları hazırlık kasılmaları sandım:))Çünkü daha önce hiçbir şey hissetmemiştim ve beni hiç zorlamıyorlardı.9 buçukta uyandım.10 buçukta eşim uyandı.Güzelce kahvaltımızı ettik.Ondan sonra ona hafif sancılar hissettiğimi söyledim.Saat tutmaya başladık.Düzensiz kasılmalarım vardı.Zaten 2 buçukta da doktorumuzda randevumuz vardı.Doktor muayene sonucunda doğumun başlamıs olduğunu 2 cm açılmam olduğunu söyledi.Ama hiç telaş yapmamamızı eve gidip dinlenmemizi doğumun bugün, yarın, 3 gün sonra bile olabileceğini söyledi.Ben ise içten içe o akşam doğuracağımı hissediyordum.Zaten kızıma da bir gün öncesinde artık tamamen hazır olduğumu gelebileceğini söylemiştim.Hemen dinledi annesini:))Eve döndük hastaneye götüreceğimiz herşeyi (pilates topumuz, eğitim notlarımız dahil)hazırladık.Akşam kızkardeşimin oğlunun doğumgünü partisi vardı bir yandanda oraya hazırlanıyoruz ben kek ve çikolata topları yapıyorum.Saat 6 da dalgalar 7- 8 dakkada bir gelmeye başlayınca doktorumuzla konuşup hastaneye gitmeye karar verdik.Yolda dalgaların arası biraz açılmaya başladı.Evde herşey daha hızlı gidiyordu oysa ki.Hastaneye varıp nst çektirdik.Nst yi çektirdikten sonra hastaneye yatmadan çıkıp dolaşalım dedik zaten doktorumuz ve dulamız henüz gelmemişti.Çıkıp 1 saat kadar hastane etrafında yürüyüş yaptık.Sonra odamıza geçip dulamızla çalışmalara başladık.Saat 8 buçuk olmuştu.Dalgalar gelince pozisyon alıp dalgayı atlatıp sonra normal yaşama devam ediyorduk.Masajlar yaptık,duşa girdik,pilates topuyla çalıştık.Eşimle son başbaşa yemeğimizi yedik.Dalgaları atlatmak hiçte zor değildi.Zaten geldiği gibi gidiyordu.10 gibi suyum geldi.Suyum geldikten sonra sancıları biraz daha şiddetli hissetmeye başlamıştım.Doktor 11 buçuk gibi muayene ettiğinde tam açıklığa ulaştığımı söyledi.Hepimiz doktorum bile çok şaşırmıştı.Bu kadar çabuk ilerleyeceğini düşünmemiştik.Zira herşey yavaş ilerliyordu.Hatta doktorum doğumun sabahı bulabileceğini düşündüğünü itiraf etti sonradan.Hatta ben dulama söylerken hissetmiştim ve birazcık moralim bozulmuştu.Evet tam açıklığa ulaşmıştım ve benim aklımdan epiduralin e si bile geçmemişti ki doğum öncesinde doktoruma açık bir kapı bırakmıştım epidural ihtiyacı hissedersem alabileceğimi bu konuda çok katı olmadığımı söylemiştim.çünkü neler yaşayacağımı tam kestiremediğim için biraz korkuyordum.Doğumhaneye yürüyerek indim:))Doktorum istediğim pozisyonda ıkınabileceğimi söyledi ben klasik pozisyonu tercih ettim.Sanırım yorgunluktan yatarak itmeyi tercih ettim.Yarım saat kırk dakika arasında da kızımı kucağıma aldım.5-6 kez ıkınmam gerekti yanılmıyorsam.Tek üzüldüğüm nokta epizyotomi olmam gerekti.Doktorum kesmezsek kontrolsüz yırtık olabileceğini söyleyip benim fikrimi sordu bende yapalım o zaman dedim.Dikiş kısmı doğumdan daha zordu benim için.İyileşme sürecinde de 1 hafta kadar zorladı beni.Detaylara inecek olursak.Hastaneyle önceden konuşup doğum sürecinde benim isteklerime saygılı olacakları garantisini ve güvenini aldım ki dalgalar sırasında aynı evimdeymiş gibi rahat ettim.Kimse gereksiz yere odama girmedi.Odada doğum koçum ve eşimle beraber çok güzel atlattık dalgaları. Gereksiz yere muayene edilmedim,nst ye bağlanmadım; lavman ,suni sancı hiçbiri teklif edilmedi.Hatta odamda hemşire görmedim desem yeridir.Tamamen kendimle ve kızımla içiçeydim.Doğumhane de doktorum sayesinde tam istediğimiz bir ortama dönüştürüldü .Işıklar kısıldı,sıcaklık ayarlandı.Beni rahatsız edecek konuşmalar gürültüler insan kalabalığı yoktu.Hatta çocuk doktoru Eylül doğduktan ben onu kucağıma aldıktan sonra geldi.Hemen kontrolleri hızlıca yapılıp tekrar kucağıma verildi.Göbek kordonumuz akım durduktan sonra kesildi.Ben hemen emzirdim kızımı.O da bu işin ustasıymış gibi gayet güzel yapıştı mememe:))Kucağıma verildiği o ilk anı unutamıyorum.Islak, yumuşacık ,küçüçüktü kızım.Biz doğumda yalnız olmayı tercih ettik.Ailelere doğum olduktan sonra haber verdik.Biraz kızdılar ama yalnız olmak kolay konsantre olmamı sağladı.Etrafımda endilşeli gözler yoktu. İnsan o durumda çok kolay etkilenebiliyor etrafındaki insanlardan,kurdukları cümlelerden.Gittiğimiz doğum kursunda öğrenmiştik bunları.İyi ki de öğrenmişiz,iyi ki de gitmişiz kursa.Çok büyük faydasını gördük.Özellikle eşimin doğuma bakışı değişti.Öncesinde doğum lafı geçtiğinde bayılacak gibi olurken benimle beraber bütün süreci yaşadı.Çok yardımı oldu.

Doğumun her anı önceden planladığım şekilde gitti hiçbir olumsuzluk yaşamadım.Çok kolay bir doğum oldu benimkisi.Dalgaları aşmak hiçte zor değildi.Kızımla aramdaki iletişim hiç kopmadı.Doğumun öncesinde, doğum anında ve sonrasında aramızda mükemmel bir iletişim vardı.Kızımla beraber çalıştık.

Son olarak şunu söylemek istiyorum.37.haftada doktorumu değiştirip kendime tamamen yeni bir ekip oluşturdum(yeni doktor,yeni hastane ve doğum koçu).Planladığım doğumdan vazgeçmedim ve ödülü çok güzel oldu.Harika bir doğum yaşadım.Korkulcak hiçbir şey yok kendinizi hazırladığınızda herşeyin bilincinde olduğunuzda herşey çok güzel.Doğumun ertesi günü arkadaşlarıma bugün tekrar doğum yapabilirim diyordum bu düşüncem hala geçerli.

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Uzun ve yorucu az müdahaleli normal doğum. Doğumdan sonra bebek bir süre yoğun bakımda kalıyor.  (Bebek bekliyor ve bunun sizi tedirgin edebileceğini düşünüyorsanız okumamayı seçebilirsiniz.)

Dr: Gülnihal Bülbül

Doula: Nur Sakallı

DOUM ailesi: Evet

goncaturgay

Yoktan var olmak, inanılmaz bir büyü…

 Benim doğum hikayemde hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Kafamda kurguladığım çeşitli senaryolardan herhangi birine kesinlikle uymuyordu. Ne kadar çok kitap okumus da olsam, ne kadar çeşitli doğum hikayeleri okumuş da olsam, benimki okuduklarımın bildiklerimin hiçbirine benzemedi. (belki biraz anneminkine benzedi) Dedikleri gibi, her doğum kendine has, parmak izleri gibi ve aslında ne kadar doğal bir olay. Kadın vücudunun zaten bildiği ve bedenin harika çarklarının bunu da bir şeklide döndürdüğü.

Gece 00:30 civarı girdiğimiz hastanede yaklaşık 38 saat sonra doğumum gerçekleşti.

İşte benim hikayem; sürecim uzun, hikayem de uzun, az hatırladıklarım, çok hatırladıklarım, hatırlayamadıklarım…

27 Mayıs Pazar gecesi eşim Utku’yla oturmuş film izliyorduk. Filmin yaklaşık 20. dakikasında birden bir sıcaklık ve ıslaklık hissettim.. Koşa koşa tuvalete gittiğimde bol paçalı siyah pantalonumdan yerlere ılık ılık sular akmıştı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Evet vakit gelmişti. Hatta biraz hazırlıksızdım. Daha rahat 1 haftam vardır diye düşünüyordum. 38. hafta yeni bitmişti.(aslında bazı işaretler vardı. O sabah jel kıvamında şeffaf bir akıntım gelmişti. Hamilelik sürecinde hiç olmamış, daha oncesi zamandakilere benzer bir akıntı. Aslında nişanımdı ama ben renkli bir akıntı bekliyordum, nedense.. Ve o sabah market alışverişi çıkışında Utku’ya sıradan bir sokaktaki sıradan ağaçları gösterip, “ne harika tablo gibiler” demiş olmam. Bunu sonradan bağdaştırıyorum. Çünkü kitaplarda okumuştum, doğum yaklaştığında kadınlara her rengin her kokunun daha güzel daha etkili daha canlı, hatta masalsı geldiğini)

Hemen doktorumuz Gülnihal Hanım’ı aradık. Sakin olmamızı, acele etmeden, belki bir duş alıp, hastaneye gitmemizi, Nst çektirmemizi söyledi. Ben duşa girerken, Utku henüz çantaya konulmamış hastane eşyalarımızı çantaya koydu ve annelerimize haber verdik. Benim annemler İzmir’den çarşamba (3 gün sonra) geleceklerdi. Biz gece haber verince sabah en erken saate uçak bileti almışlar. Aslında ben onlara demiştim acele etmeyin diye :) Haber verince de Utku’nun anneleri geldi. Duş sonrasında beraber hastaneye gittik. (şimdi düşünüyorum da keşke anne-babalara daha geç haber verseymişiz. Ama sürecin o kadar yavaş gelişeceğini bilemezdik tabi)

Hastanede Nst’de kasılmalar 7dk. da birdi ve oradaki nöbetçi doktor açılmamı 2 parmak kadar diye tarif etti. Doktorumuz da aslında bizim gibi, sürecin ilk zamanlarını evde geçirip iyice son zamanlarda hastaneye gidilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak suyum geldiğinden, hijyenik durum söz konusu oluyormuş ve hastanede kalmamızı tavsiye etti ve kaldık. (böyle bir gerekliliği hiç bilmiyordum mesela. Nedense hep ilk beklediğim sancılardı ve hastaneye son dakika gitmekti.)

O gece pek sancılı bir gece geçirmedim. Bol bol sularım aktı. Hemsireler yatışımla beraber bana damar yolu açmayı düşündüler ama Gülnihal’den talimat kesin ve netti. Herhangi bir damar yolu açılmayacaktı ve cok sık NST’ye baglanmayacaktım. Bana sordular, lavman ister miyim diye. “Şu an istemiyorum. Bekleyebilir mi? Doktorum gelince konusalım” dedim. (Sevgili Doula’m, doğum hazırlığı eğitmenim, arkadaşım Nur Sakallı’nın 3B kuralındaki 3 tane B’den biri : Bekleyebilir mi?) ve sonunda lavman olamdım, pek gerek de kalmadı aslında.

Canım eşim Utku bütün gece bana eşlik etti. (ve inanılmaz bir şekilde sonrasında her an, her zaman yanımdaydı) Hep başımdaydı. Sık sık kasılmalarımı saydı ve arada bir doktorumuza mesajla iletti. Biz sabırsızlanıyorduk, ne zaman gelecek doktorumuz diye. Her fırsatta da uyuyabildiğim kadar uyudum. Uyumam gerektiğini, doğum sırasında güce ihtiyacım olacağını biliyordum. Sabah geldi, beni muayene etti. Açıklığım çok fazla değildi, bekliyoruz dedi. Sancılarım artmıştı. Duşa gir bol bol ılık su ve termofor tut alt beline dedi. (sürecin çoğunu duşta geçirmiş oldum sonunda) Bu arada annemler geldi İzmir’den.. Annemi babamı yanımda görmek bana ayrı bir moral ve güç verdi. Özellikle annem ve onun mavi dingin ama güçlü gözleri.. Anladım ki bu doğum konularında anne-kız ilişkisinin de ayrı bir boyutu var. Gülnihal, Nur’u (doulam ve doğuma hazırlık eğitmenim) çağırmamı tavsiye etti. Ben kararsızdım bu konuda. Utku bana çok destekti. Çok hazırlıklıydık. Ne yapmamız ne yapmamamız gerektiğini gayet iyi biliyorduk. Nur karşıda, uzaktaydı.. Belki de o gelen kadar doğururdum. Yola çıktığıyla kalabilirdi. Üstelik yoga ile içiçe bir hayatım vardı, bedenimi çok iyi tanıyordum ve bedenime oldukça hakimdim. Hem zaten x kişiler bile 4-5 saatte doğurmuştu, ben 15dk.da dogururdum kesin! (çevremdekilerin benim hakkımda beklentileri böyleydi.. belki ben de farketmeden bunlara koşullandım sanırım) Biz Utku’yla bunu düşünürken kız kardeşim de geldi hastaneye. Onun da varlığı bana ayrı bir moral, güç oldu. Anne-kız ilişkisi kadar özel, kızkardeş ilişkisi… Doğuma girecek çocuk doktoru arkadaşım Öykü’ye haber vermiştik gece. Sabah o da geldi. Sonuçta biz Nur’u çağırmaya karar verdik ve iyi ki çağırmışız Nur’u. Sonrasında o kadar mutlu oldum ki onun geldiğine, varlığına, desteğine, yaptıklarına ve sakinliğine..

Hastanede kalmayı planlamadığımızdan, evden çıkarken almadığım şeyler geldi odaya. Pilates topum (kayınpederim pembe bir pilates topu ile hastaneye geldi. Bu da düşündükçe güldüğümüz kısımlardan) doğumu hızlandırıcı özelliği olan böğürtlen yaprağı çayım, hurmalarım, ananasım ve rahatlatıcı etkili melisa çayım, lavanta yağım.

Nur öğlen saatlerinde geldiğinde önce perdeleri kapattı biraz. Loş ve sakin bir ortamda harika bir masaj yaptı bana. Kendimi onun büyülü ellerine teslim ettim. Eşimle devamlı yanımdaydı ve o bana sonsuz güç veriyordu. Ne doktorum ne de doulam sayılara takılmadılar, herşey zaten doğal sürecinde olması gerektiği gibi olacaktı. Sık sık açıklık kontrol edilmedi. Çok sık Nst’ye girmedim. Hatta uykuya dalmak üzere olduğum ya da daldığım zamanlarda Nur, tansiyon-ateş ölçmeye gelen hemşirelere, “sonra olsa?” diyerek erteledi ve çok sık rahatsız edilmemiş oldum. O saatleri ağırlıklı olarak yatarak geçirdim. Zaman geçtikçe zaman kavramı silikleşmeye, olan bitenler birbiri içine girmeye, herşey flulaşmaya başladı. Bazen duşa giriyordum, bazen pilates topum üstünde çevirme hareketleri yapıyordum.(top üstündeki hareketler sırasında hala suyum akıyordu ve biraz kanlı jel kıvamında akıntılar oluyordu. sonradan anladık ki bunlar açılmamın işareti olmuş) Çaylarımdan içiyordum, hurma ananas yiyordum. Sancılar sırasında yapmayı planladığım o kadar hareket var iken, canım sadece yatmak istiyordu. Sancılarım hiç çok şiddetlenmedi ya da çok uzun süreli olmadı. Sancı anlarında Utku ya da Nur’a sırtımı dönüyordum ve onlar kuyruk sokumuma yakın o sihirli noktaya baskı masajı yaparak ağrımı hafifletmeme yardımcı oluyorlardı. Ara sıra duşa girip kuyruk sokumuma ılık-sıcak su tutuyordum duşla. Derin ve sakin nefeslerle, acıya odaklanmadan, nefesle geçeceğini düşünerek sancı anlarımı atlatmaya çalışıyordum.

Pazartesi gecesi çok kolay geçmedi. Bence esas sancılarım o zaman belirginleşmişti. Ama yine de hiç dayanılmayacak şiddette, beni bağırtan, ağlatan sancılar olmadı. Belki bunda masajların ve baskı massajın da etkisi vardı ama yine de çok şiddetli değildi sancılarım. Önceden öğrendiğimiz, doğum yaklaştığında sancılar ortalama 90sn. sürer ve 3 dakikada bir gerçekleşirdi.. Evet benim sık aralıklarla sancılarım vardı ama hiçbir zaman 1 dakikayı bulan sancım olmadı! O gece Nur’un yanında getirmiş oldugu Tense aleti benim için tam bir mucizeydi. Bütün geceyi onunla geçirdim. (Tense aletini kabaca anlatacak olursam, minik radyo gibi bir aletten çıkan elektrotlar o meshur kuyruk sokumu bölgesine yapıştırılıyor. Gelen sancılar daha derinlerden iken, tense aleti daha yüzeysel kaslara hafif bir elektrik verip ağrı algısının yönünü değiştiriyor.) ve sonra her sancı atagından sonra kusmaya başladım. Ne yesem, ne içsem kustum. Midem tamamen boşaldı. Nur bu sırada öyle noktalara baskı-masaj yaptı ki bulantılarım geçti rahatladım. Yine sonradan düşündüğümde bu kusmaların yogadaki omurganın 2 ucunun açık olması ve birbirini etkilemesi felsefesiyle bağlantılı olduğunu farkettim. Aslında bu kusmalar da açılmaya destek olmuştu.

Gece bir ara hastanede uzuuun bir yürüyüşe çıktık Nur’la. Bol bol merdiven indik çıktık. İnerken bacağı dışarı çevirerek, çıkarken yan yan yengeç adımlarla. Ama o yorgunlukla, üstümdeki o kadar kilo ile, kaç kat indim çıktım hatırlamıyorum ama beni baya bir zorladı :)

Gecenin yarısında Nur bana eşlik etti. Diğer yarısında da Utkum. Onların da süreci benimle birlikte sağlıklı ve güçlü bir şekilde tamamlamaları gerekiyordu. Utku’yla hastane yatağına beraber yattık, sancılarım geldikçe ben tense aletini çalıştırdım o da bana sarılarak destek oldu. Sancıları beraber yaşar gibiydik…

Gece yaklaşık 3 dakikada bir gelip ortalama 30sn süren nazlı sancılarım beni hiç uyutmadı. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık sabah saatlerinde beni bezdirmişti. Gün aydınlandığında heyecanla Gülnihal Hanım’ı bekliyordum. Doğrusu hiç umudum yoktu. Daha önce okuduğum gibi 1-1.5 dakikaları bulan sancılarım olmadı hiç (hatta doğuma kadar da olmadı) Bana yeterli açılmam olmadığını söyleyecekti ve benim dayanacak gücüm kalmamıştı, sezaryen isteyecektim. Ama geldiğinde muayene sonrasında bana açılmamın 8cm olduğunu söyledi. Bu beni çok şaşırttı. Hatta sanırım Nur’u bile şaşırttı. Nur’la çalışmaya devam etmemizi ve bebegin biraz yukarıda oldugunu, onu indirmek için de çalışmamızı söyledi.

Bundan sonra eğlenceli anlar yaşadık. Top üstünde zıpladık, eğlenceli müzikler koyup dans ettik, göbek de attık,(Kızkardeşim de bize bol bol eşlik etti bu süreçte, güldük, eğlendik) yine bol bol duş aldım, bebeğimizin inmesine yarıdmcı olmak için. Bazen bir kolumla Utku’ya diğer kolumla Nur’a tutunup, asıldım onların güçlü bedenlerinde, ağırlığımı boşluğa bırakmaya çalıştım.. (bütün bu zaman sırasında anneler oda kapısında, hastane kapısında, kafeteryada orada burada beklediler. Çok çok az içeriye girdiler. Annemi hatırlıyorum daha çok, meraklı endişeli ama sakin sakin yanıma geldiği anları..ve babamı.. şimdi düşünüyorum da onlar için de ne kadar zor bir bekleme olmuş..)

O sabah güzel bir kahvaltı yapmaya çalıştım. Neredeyse bütün gece hiç uyumamıştım. Yediğim herşeyi çıkarmıştım ve doğum yakın süreçte gerçekleşeceğinden güce ihtiyacım vardı. Zor olsa da o kadar sık sancıların arasında kahvaltı yapmaya çalıştım.

Buralarda herşey iyice flulaşıyor. Bir ara doğumun bahsedilen “ayrı dünyası”na girmişim ki, gözlerim yarı kapalı top üstünde kalça çevirirken Utku’ya kapıyı kapatmasını söylemişim, çünkü koridor sesleri çok yakından geliyordu, dibimde gibi, hatırlıyorum.. Utku kapının kapalı olduğunu söyledi. Hayır açık, kapat kapıyı diyordum. Ve Utku gidip, kapıyı kapattı, ben de rahatladım. Sonradan öğrendiğime göre de, kapı zaten hep kapalıymış, Utku da gidip kapıyı sessizce açıp, sesli bir şekilde kapatmış :)

Ara ara doktorum geldi odaya. saat 12ye doğruydu sanırım, Gülnihal Hanım “hah, tamam yürüyüş de değişti, bebek indi galiba” dedi. Evet, bacaklarımı oldukça açarak yürüyordum. Doğumhaneye inme vakti idi. İnmeden birkez daha tuvalete ve duşa girdim. Nur bana orada, o anda değil, ama doğumdan sonra, zaman geçtikçe beni çok etkileyen ve bunun için ona çok teşekkür ettiğim birşey yaptırdı. Eski Gonca’ya, eski bedenime veda ettirdi, yeni bir Gonca olarak çıkacaksın ordan dedi..

Doğumhaneye inerken tekerlekli sandalye istemedim. Dışarıda ailelerimizin olduğunu biliyordum. Konsantrasyonumu dağıtmamak için gözlerim kısmen kapalı kısmen de sadece yere bakarak, bir kolumda Utku, bir kolumda Nur, asansöre, oradan da doğumhaneye yürüdüm.

Ve işte doğumhane.. Hastane araştırmaları sırasında, girmek görmek istediğim ama bi türlü sokulmadığım doğumhane. Büyükçe, fazla dolu ve fazla aydınlık olmayan, o meşhur doğum sandalyesi olan oda. Gülnihal Hanım rahat olacağım bir pozisyona yerleşmemi söyledi. Birkaç poz denedim ve en çok sandalyeye ters dönüp dizlerimin üstünde durup, koltuğun sırtına sarılarak rahat ettim. Ikınma hissim vardı. Ben önce nefes verirken ıkındım. Doktorum derin nefes al, nefesini tut ve ıkın dedi. Sonra tekrar nefes al, tekrar ıkın ve bir kez daha dedi. Ama ben o kadar yorgun ve o kadar heyecanlıydım ki o derin nefesi bile almak çok zordu. Ikınmaya başladığımda ise ikinci ıkınma sırasında ıkınma hissim geçiyordu ve ben onu kendim zorlayarak sonlandırıp, üçüncüyü de bazen kendim yapıyordum. Benim için en zor kısım burasıydı. Vücuduma söz geçiremiyordum. Yapacaklarımı gözümde canlandırıyordum ama gerçekleştiremiyordum. Derin nefes al dendiğinde devamlı göğsüme kocaman nefesler alıyordum. Acaba karnıma mı almalıydım o nefesleri? Sancı hissinden ıkınma hissine geçiş nasıl olmalıydı? Bunlar hala tam anlayamamış olduğum ve aklıma takılan şeyler. Sanırım sancılarım gibi ıkınma hissim de o kadar hafif ve nazlıydı ki ben bu ayırımı tam olarak yapamadım. Bir süre sonra sancılarım da oldukça azaldı. Doktorum biz çıkalım, siz karı koca biraz başbaşa kalın dedi. Sarıldık öpüştük koklaştık. Sonra doktorum geri geldiğinde sancı durumum hala çok farklı değildi. Sana biraz suni sancı vermek istiyorum dedi. Ben çoktan razıydım zaten. Ve “Aman sakın ha” dediğim suni sancının bile, doğru zamanda ve yerinde kullanıldığında ne kadar da kurtarıcı, yardımcı birşey olduğunu anladım. Doğumhanede geçirdiğim yaklaşık 2.5 saatin, sanırım son bir saatinde suni sancı aldım ve iyi ki aldım. Süreç çok uzamıştı çünkü ve sık sık bebeğimin kalp atışlarını dinliyorlardı. O da çok yorulmuştu muhtemelen. Ben artık o kadar yorulmuştum ki, “yapamıyorum, olmuyor, yeter artık” diye söyleniyordum. Ben yapamıyorum dedikçe, doktorum bana hadi diyordu. “Hadi oğlum yardım et bana” diyordum bir yandan. Bu sözlerim Utku’yu çok duygulandırmış. Karnımı elliyormuş ve karnımda bizim miniğin içeride bacaklarını vurmasını ve çıkmak için onun da çabalamasını hissediyormuş. Tabi ben bunların hiç birinin farkında değildim. Parça parça görüntüler var hafızamda. Utku’nun gözleri, elleri, Nur’un yüzü, sakin sesi, çocuk doktoru arkadaşım Öykü, çok kısa bir an doğum fotoğrafçısının bir köşede durduğu, bebeğimin kalp atışını dinleyen hemşire, doktorumun sesi..Ve “Elle bak başı orda” dedi doktorum. İlk başta inanmadım, ellemek istemedim. Sonra tekrar edince, elledim ve evet ordaydı, başın en tepesi, ıslak, saçlı, sıcak, minik bir yuvarlağın bir parçası. İnanılmazdı. Burdan sonra da tamamen itmem yine çok kolay olmadı. Çünkü ben dedikleri kadar çok ıkınamadıkça baş dışarı çıkıyor ama sonra çıkan kısmın büyük bir kısmı içeri geri giriyormuş. Ama sonunda bir an geldi ve büyük bir ıkınma, güçlü bir itme ve sanırım ilk ve tek çığlığım ile başı çıktı o meşhur “ateş çemberi”nden ve bedeninin geri kalanı çok daha kolay, çok daha hızlı, bir balık gibi kayarak çıktı ki bu an hiç ama hiç unutamayacağım çok acayip bir histi. sırf bu his için bile tekrar tekrar normal doğum yapmak isterim :)) Birkaç saniye sonra oğlumuzun ağlama sesini duydum ve Gülnihal Hanım bacaklarımın arasından oğlumu ellerime verdi. ıslak, sıcak, yumuşak, narin, ürkek,… O an çok büyülü bir andı. Yanımda sevgilim, kocam, Utkum ve ellerimde ağlayan kocaman gözleriyle bana bakan, çok tanıdık ama bir yandan da çok yabancı, çok minik, çok ürkek, narin bebeğim vardı. “Merhaba Oğlum, hoşgeldin” dedik ona. Elime verildiği ilk anda hafif morumsuydu rengi ve sonra hemen pembeleşiverdi. Bebeğimizin ilk Apgar degerleri gayet iyiydi. Eşim kordonu kesmeyi çok istemişti ama durduğum pozisyondan dolayı doktorum bile zorlanarak kendisi kesmek zorunda kaldı. uzunca kesti.( Sonra yine kocam keserek kısalttı.) ve ben bebeğimizi sevgilimin kollarına teslim ettim. kocam ve kucağında oğlum. Bu da unutamayacağım bir kare. Ben sonra çok az daha ıkınarak plasentayı da çıkardım. Plasenta beklediğimden çok daha büyüktü, neredeyse bebek kadar vardı sanki. Üstündeki damarlar ağaç resmi gibi.. Gülnihal Hanım bunu isteyip istemediğimi sordu. Aslında onu almaya niyetim vardı ama hem kafamda netleştirmediğimden hem de yaşadığım uzun zorlu süreç ve bunun yorgunluğundan gözüm plasenta falan görmedi tabi. Bebek çıkarken omzu biraz takıldığından hafifçe bir yırtığım oluşmuştu, bu dikildi, sonrasında çok sıkıntı yaşamadığım küçük ve hafif bir yırtık oldu bu. Bu sırada bebeğimizin bakımları yapılıyordu. Eşim, Nur ve Öykü onun başındalardı. Öykü ile öncesinde uzun uzun bunları konuşmuştuk, ne isteyip istemediğimi çok iyi biliyordu. aspirasyon yapılmadı, bebek yıkanmadı, bebek odasına götürülmedi, hep yanımızdaydı. Aşısı da ilerleyen bir zamanda, belki yapılacaktı. Orada Utku oğlumuzun kordonunu da kısaltmış. Sonra bana geri getirdiler bebeğimi ve orada karar verdik ismine.. Doğuma kadar bir türlü karar veremeyip, “var bunda bir sebep, doğumu bekleyelim” demiştik. Doğumdan 2 gün önce düşmüştü “Kaya” ismi aklımıza. Ama 2 günde bir isim değiştirdiğimizden yakın çevremiz de artık dalga geçiyordu bizimle. Gerçekten varmış bir sebebi.. Böyle zor bir doğuma mükemmel bir şekilde dayandığı için, sağlamlığı için “Kaya”yı yakıştırdık ona. Hemşireler bebeğimi göğsüme koyduklarında, yine o inanılmaz sıcaklık yumuşaklık şeffaflık narinlik… Hemen emzirdim orada bebeğimi biraz ve sonra bebeğim göğsümde çıktık doğumhanenin kapısından.. Kapıda neredeyse bizim kadar yorgun anneler, babalar, kardeşim… Onların gözleri merakla, heyecanla göğsümdeki bebeğimizi ararken, ben de onların gözlerindeki ışıltıyı seyrettim hayal meyal.. Burada da babamın bakışını, gözlerini unutamıyorum. Asansöre bindik ve çıktık odamıza..

Odamıza girdiğimizde ben tabi ki, yorgunluktan heyecandan farketmedim ama solunumda hafif bir sıkıntı hırıltı oluşmuş. Öykü benden çok nazik bir biçimde bebeği istedi, bebek bakım odasında bir kontrol edelim dedi.. Bundan sonrası belki de başka bir hikayenin konusu.. 5-6 gün yoğun bakımda kaldı bebeğimiz sonrasında. Biraz üzücü bir süreç oldu. Çok ciddi bir sebebi olmamakla birlikte, yoğun bakıma elimizi verdik kolumuzu kaptırdık galiba.. Aylardır beklediğimiz yavrumuza bir türlü kavuşamadıkça saatleri sayar olduk, stres olduk. Hastaneye kızdık, doktorlara kızdık ama bizim için yepyeni olan bu dünyada acizliğimizle elimiz kolumuz bağlı kaldık.. Doğuma kadarki 38 saatlik süreç bana kısacık gelirken, doğum sonrasındaki bu birkaç gün bana aylar gibi geldi.. Lohusa taçlarını pek severim ben.. Birkaç tane vardı yanımda. Hatta birini anneme özel olarak yaptırmıştım ve çok sevmiştim ama onları bi türlü takmak kısmet olmadı. (eve döndüğümüzde de onları gördükçe hep içim buruldu, sonra kaldırdım onları ortalıktan.)

Sıksık bebeğimizi görmeye iniyorduk, süt sağıp götürüyorduk ilk başta, sonra emzirmeye gittim sıksık. Zaten çıkmadan önceki son 2 gece de odamızda fototerapi gördü. Sonunda bir bayram havasıyla hasret kaldığımız evimize gelip yatağımıza yattık ve evimizin yeni üyesini de yanımıza yatırdık. Yatak odamızda 3. bir nefes daha vardı, minnacık bir nefes. Unutulmayacak birçok anının başlangıcına imza atan bir an, yatak odamızda 3. bir nefes.. Hoşgeldin Oğlum aramıza, iyi ki geldin..

Read Full Post »

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez'den alınmıştır.

Fotoğraf hayran olduğum ebe Naoli Vinaver Lopez’den alınmıştır.

İlk hamileliğimde ters bebek döndürmekle ilgili topladığım bilgileri ve tecrübelerimi burada paylaşmıştım.  İkinci bebeğim 40. haftaya kadar bir ters bir düz döndüğü için bunlara ekleyeceklerim birikti :)

Bebeğin son dakikaya kadar başaşağı pozisyon almaması 2. ve daha sonraki hamileliklerde daha sık görülüyor.  Benim amniyotik sıvım çoktu.  Kocaman bir bebeğim olmasına rağmen karnımda rahatça dönebiliyordu.  Bu resmen 40. haftaya kadar sürdü!  Bebeği annenin çabalarıyla döndürmek için genelde 34-36. haftalar arası öneriliyor.  Ama ben bu süreçte bebeği 36-42. haftalar arası pozisyon alan, doğduğu güne kadar ters bekleyip son anda dönen o kadar çok anne ile karşılaştım ki (sanal olarak…).  Havuz gibi olan karnımın içinde 39-40. haftalarda bebeğim haftada 6-7 kere pozisyon değiştiriyordu.  Ben de onu merakla takip etmekte elimle bebeğin pozisyonunu anlama konusunda uzmanlaştım.  Bu aşamada tabii oldukça da endişelendim.  Aslında bulunduğum yerde bebeğimi ters olarak doğurma imkanım da vardı.  Ama ben yine de bir miktar endişeleniyor, dönmesini istiyor, başaşağı pozisyon alırsa doğumun daha kolay olacağını düşünüyordum.

İşte bu yüzden bildiğim yöntemlerin çoğunu denedim ve şu sonuca vardım:  Aslında en önemlisi bu konuda rahat olabilmek, endişelenmemek.  Ben bir sürü şey deneyip  (meditasyon, hipnoz, pozisyonlar vs.) bebeğimin dönmesine yardımcı oluyordum.  O ise sabah uyandığımda rahat karnımda bir tur atmış, beni yine kafası yukarda bir şekilde karşılıyordu!  Ta ki ben vazgeçip, ‘tamam ya ne yapalım, ters doğuracağım’ diyene kadar.  Ne zaman ki ben rahatladım, bıraktım, bebeğim pozisyon aldı.  Kabul, kabul, kabul…Zaten doğum tamamen kabul etmek, bırakmak, değil mi?

Daha önce bahsettiğim yöntemlere ilave olarak bu sefer şunları öğrendim:

  • Hypnobabies’in bebek döndürme cdsinden çok faydalandım.  Çok rahatlatıcı, yalnız İngilizce. 
  • Spinning babies bu konuda çok kapsamlı bir kaynak.  Ama yine İngilizce
  • Fiziksel pozisyonlara ek olarak havuzda amuda kalkmak çok tavsiye ediliyor.  Kışın ortasıydı, kapalı havuza da gitmiyorum.  O yüzden denemedim :)

Bir de tabii son çare olarak bebeğin doktor tarafından manipülasyonla döndürülmesi yöntemi var.  External version deniyor.  Bu konuda deneyimi olan doktorlar  tarafından, hastanede uygulanıyor.  Aman ha dikkat.  Ciddi bir müdahale bu.  Kendinizin veya deneyimsiz bir sağlık personelinin hastane dışında yapabileceği birşey değil.  Ne zaman uygulanacağı hamileliğinizin gidişatına bağlı.  Zamanlama kritik.  Ne çok geç ne de bebeğin tekrar geri dönebileceği kadar erken olmalı.  Başarı oranı %58.  Türkiye’de uygulayan bir doktor henüz duymadım.  Almanya’da görüştüğüm doktor ve ebelerden anladığım kadarıyla uygulamayı yapan kişiye bağlı olarak yumuşak (ama yine de rahatsız) veya stresli ve zor bir deneyim olabiliyor.  Ben tercihlerime saygılı bir şekilde uygulayacak doktoru buldum ama neyse ki gerek kalmadı.

Bebeğim 40. haftada döndü.  Ben 43. haftaya girerken doğurdum.

Başak Kutlu Atay
Hamile yogası ve doğuma hazırlık eğitmeni
www.do-um.com

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Hastanede ikinci doğal doğum

Dr: Ebru Akbay

Ebe: Asude Oflaz

DOUM ailesi: Hayır

Sukriye Cetin2.doğal doğumum, çook mutluyum nasıl nerden başlayıp anlatsam bilemiyorum, birinci bebeğimin,kızımın doğum hikayesi ni buradan okuyabilirsiniz…

Tüm anne adaylarına ışık olması temennisi ile şimdi oğlumuzun doğumunu anlatayım. Kızımda 11 doktor değiştirmiştim, oğlumda neyse ki gönlümüzdeki doktoru 5. de bulduk (Dr. Ebru AKBAY) yine imdadımıza Asude Ebe’ miz yetişti, sayesinde duyarlı, dikkatli, doğum planımıza ve paralelindeki isteklerimize saygılı doktorumuzla tanıştık ve hayalimizin de ötesinde ki doğumu gerçekleştirdik. İyi ki varsın Asude Ebe, iyi ki varsınız Ebru Hn. İyi ki tanışmışız sizinle.

Gebeliğimin başı itibariyle hep bir karın ağrısı olmuştu, başlangıçta bir tedirginlik oldu tabi, çünkü ilk ultrasonlarda hep kan pıhtısı gözüküyordu. Bu hamilelikte pek istenmeyen bir şey, neyse ki sonraki kontrollerde kayboldu. Gebeliğimin 27. Haftasında bebek ters duruyor diyerek bizi korkutan 4.doktorumuza tahmin edebileceğiniz gibi bir daha görüşmedik. “Gebelerin pozitif şeyler duymaya ihtiyacı var! Buna dikkat eden doktorlar tercih sebebidir☺” Asude Ebeyle iletişime geçtik,her zamanki pozitifliği ile “bunun bu haftalarda olabileceğini ,bebeğin doğuma kadar döneceğini hatta doğum esnasında dahi dönebileceğini söyledi, hatta dönmezse döndürürüz diyerek içime su serpti” Diğer kontrolüme kadar ben yinede tedirgindim, bildiğim tüm hareketleri denedim(secde pozisyonu, kedi pozisyonu, ayaklar koltukta eller yerde vb.)

7. Ay kontrolümüzü Ebru Hn. yaptı ve müjdeyi verdi, bebek duruşunu değiştirmiş ve doğum pozisyonunu almıştı, mutluyduk ve çok rahatladım, sezaryen olma olasılığı beni fazlasıyla germişti, oturup korkudan ağladığım dahi olmuştu.

Dr. Ebru Hn. ile ilk karşılaşmamızdı, pozitifliği, dünya görüşü, tatlı dilli yaklaşımı doğal doğum konusunda bizden daha istekli oluşu(ki tecrübeyle sabit böyle doktora hiç rastlamadık, bizden daha çok doğal doğumu destekleyen) ve kızımın doğum hikayesini anlattıktan sonraki yorumu “inşallah bu doğumunuzda ebede doktorda dokunmadan kendi kendinize doğurursunuz” biz eşimle duyduklarımsıza inanamadık bu cümleleri kurabilecek doktor var mıydı, varsa da bu nasıl bir şans ki bizi buldu. Bu cümleler belki abartı gelebilir ama fazlasıyla doktor tecrübe ettikten sonra Dr. Ebru Hanımın yaklaşımı bizi çok şaşırttı, aslında şaşırmamalıydık, bizi Dr. Ebru Hanıma yönlendiren Asude Ebemizdi, gönlümüzden geçeni biliyordu.

Ebru Hanım’ ın sürece dair bir çok tavsiyesi oldu. Rahim kaslarını güçlendirdiği için bol bol hurma yemem gerektiğini, pelvis bölgesinde açılmanın kolay olması için her gün düzenli olarak merdivenleri düz değil! yan çıkıp inmenin faydalı olacağını, bebeğin rotasyonunun düzgün ve kolay yapabilmesi için birkaç bilgi notu/doküman vb. tüm tavsiyeleri harfiyen yerine getirdim.

Her şey yolunda gidiyordu çok şükür, 40. haftamı doldurmama 9 gün kala nişanım geldi, nişanı görünce biz doğumun o gün başlayacağını düşündük. Çünkü kızımda; nişan sabah gelmişti akşamına suyum geldi ve doğum başlamıştı, meğer birinci doğumlarda nişan sonrası doğum başlama süresi kısa olurmuş ama ikinci doğumlarda nişan 30 lu haftalarda dahi gelebilirmiş, biz ilk doğumumla kıyasladığımız için bebeğimizin o gün yada birkaç gün içinde geleceğini düşündük. Heyecanla beklemeye başladık, nişanın geldiği gün akşam NST de 2 kasılma çıkmıştı, buda bizim bekleyişimizi hızlandırdı ama günler geçti hala bir belirti yoktu.

Nişanın ardından pembe akıntı 2 gün boyunca geldi. Gün geçtikçe heyecanımı yitirmeye başladım, bebeğimin erken doğmasını istemiyordum tabi î ki ama nişanın arkasından gereksiz bir bekleyişe girince ve günler geçince kötü hissetmeye başladım, her gün ”bugün doğum olur mu?” diye kendimi dinlemek beni üzmeye başlamıştı, akışına bırakmalıydım ama sabırsızlanıyordum☺

40. haftam doldu ve 40+3. gün gecesi kasıklarımda hafif kasılmalar hissettim düzensizdiler, sabahı kızımın ilk karne günüydü, 10:30 gibi okula gitmek için evden cıktık; 10:40 ta ilk ciddi kasılmayı hissettim, karneden sonra kızımı at binmeye götürecektik karne hediyemiz buydu ama yolda peş peşe 2-3 kasılma gelince eşime “karneden sonra atlara değil ama hastaneye gidebiliriz dedim☺” bir yandan da düşünüyorum bizim oğlan kendini ağırdan alıyorsa bunlar gerçek doğum kasılmaları değil ise boşuna yine heveslenmeyelim! Akabinde karnemizi aldık oradan bize yakın bölgedeki ( Kurtköy) bir hastanede NST çektirmeye gittik, sıramızı beklerken şiddeti artan 2-3 kasılma daha geldi, benim artık yüzümün rengi değişmişti, eşime “beklemeye gerek yok, doğum planımızı uygulamaya alalım, sürecin başladığını ifade ettim. Sıramız geldi , hemen NST çekildi bu arada kızımı ikna etmeye çalışıyoruz, atlar bugün hastalanmışlar binemeyeceğiz diye ama gelinde 3,5 yaşındaki çocuğu ikna edin, ağlayınca babası, beni annemle NST de bırakıp mecburen kızımızın gönlünü yapmaya gitti☺ NST de düzenli kasılmalar çıktı, muayene de olduk henüz açıklık yoktu ama oradaki doktorun yaklaşımı da şöyleydi ”kasılmalar düzenli, suni sancı versek bugün doğurursunuz” Bu yaklaşımına; kibarca durumumuzu izah ettim, doğumumuzu doğal olarak müdahalesiz yapmayı planladığımızı ve doktorumuzun Çekmeköy’ de( FSM Tıp Merkezi –Dr. Ebru Akbay) olduğunu anlattım, kendisi cevabıma pek memnun kalmadı.

Sonrasında annemle kızımı eve bıraktık(Pendik)kızım yolda uyumuştu, dolayısıyla doğuma giderken kızıma doya doya sarılamadım, uyurken yanağını ve saçını okşadım elinden öptüm vedalaştım, fazlasıyla duygusal bir andı, benim ve annemin boğazımız düğümlendi gözlerimiz doldu, evden çıkana kadar zor tuttum kendimi,yolda artık hıçkırarak ağladım kızıma sarılamadım diye☺ Şuan anlatırken bile gözlerim doldu.

Hastaneye gelmiştik (16:40) ama hemen yatış yapmadık, kasılmalar sırasında atıştırmak için hastanenin karsısındaki marketten alışveriş yaptık, bu sırada 10 dk arayla düzenli kasılmalar geliyordu, market çıkışı karşı kaldırımda hızlı hızlı ilerleyen Asude Ebe yi gördük, arkasından seslendik, bizi görünce çok şaşırdı, elimizde poşetler gayet rahat sanki doğuma giden biz değildik… Odamıza yerleştik, Asude Ebe, eşim ve ben 22:30 a kadar odada sohbet ettik, kasılmalar düzenli ama şiddeti çok artmamıştı. Asude Ebe biraz dinlenmem için odamızdan gitti, ben uyumaya hazırlanırken 11:06 da ilk şiddetli kasılma geldi 45 saniye sürdü, 5 dk arayla gelmeye devam etti, kasılmaların arası birden daha da sıklaştı ve şiddeti artıyordu, Asude Ebede uyuduk mu diye bize bakmaya geldiğinde; Eşimin doğum koçu pozisyonunu almış, kasılmaları derin nefeslerle karşıladığımı görünce şaşırdı,”aşk olsun çocuklar niye haber vermiyorsunuz” dedi☺ ama biz bile anlayamadık, her şey çok hızlı gelişti.

00:15 te suyum geldi, çok uykum vardı azıcık uyusam diyordum, Asude Ebe ”uykunun gelmesi güzel, hızlı fazda olduğumuzu gösterir dedi” Devamlı telefonla arayıp durumu öğrenen doktorumuz bizden daha heyecanlıydı, Asude Ebe muayene yaptığında daha açıklığın olmadığını söylemişti . Doktorumuza gelmenize gerek yok daha başındayız dedi, 1 kez kustum (buda son fazda olduğumuzun işaretiymiş) sonra duşa girdim 4-5 kasılmayı duşta karşıladım(sıcak suyun bu kadar iyi geldiğini tekrar hatırlamış oldum) duştan çıktım yatağıma kadar zor yürüdüm kasılmalar son şiddetindeydi, suyumun geldiğini öğrenen doktorumuz hemen hastaneye gelmişti, odaya girdiğinde benim ilk ıkınmam gelmişti, bir yandan ıkınmayla başa çıkmaya çalışıyorum bir yandan daha açıklık yeterince değilse ıkınmamam gerektiğini biliyordum ( Tam açıklık mevcut değil ise ıkınmak sadece ödeme sebep olur, sabırla tam açılmayı beklemek gerektiğini biliyorum) ama ıkınmayı önlemek zordu, doktorun hızlı muayenesiyle açıklığın tam olduğunu öğrenince içim rahatladı diyebilirim çünkü ıkınmalarda artık kendimi tutmak zorunda değilim.Doktorumuz ve Ebemizin de teşviki ile doğumhaneye gitmeyip odamızda doğumu gerçekleştirmeyi tercih ettim. Yatağımın bir ucundan diğer ucuna zor yürüdüm, yatağın kenarında çömelerek eşimin ellerini tutup ondan güç alarak 4.ıkınmada 01:51 de lokum oğlum doğdu (54cm ,3800kg), ablası gibi oda ağlamadı, sadece ağzındaki suyu atmak için öksürükle karışık bir ses çıktı ağzından sonra hopp benim kucağıma☺ tarif edilemez bir duygu, bir rahatlama, bir mutluluk… Yere oturup hemen minik oğlumu kucağıma aldım, sanırım 5 dk dan fazla kucağımda sevdim, kordonu kesilmedi, takii kordondaki bebeğin eşinden gelen kan akışı durana kadar, kan akışı durunca babamız Besmele ☺ ile oğlumuzun kordonunu kesti . Bebeğim kucağımda, babası kordonunu kesiyor, bu duygularımı nasıl ifade etsem bilemiyorum, Rabbim isteyen herkeslere nasip etsin, böyle si doğal bir doğumu hayal bile edemezdim. Dr. Ebru Hn. bize 2. Doğumların aniden başlayıp ve çabuk geliştiğini söylemişti ve haklıydı, doğumdan 3 saat öncesine kadar hiç bir şeyim yoktu ama 3 saat sonra bebeğim kucağımdaydı, mucize işte bu☺

Kordon kesildikten sonra bebeğin eşini (plasenta yı)biz almak istediğimiz için bize güzelce sarıp verdiler, ertesi gün babamız plasentayı uygun bir yere toprağa gömdü, böylece hastane atıklarıyla gömülmekten kurtulmuş oldu.

Yavrum hiç yanımdan ayrılmadı, hemen ilk emzirmeyi de yatağımızda yaptık. Doğumdan sonra talebimiz üzerine bebeğimiz yıkanmadı , vitamin K aşısını yaptırdık, hepatit B aşısını ertesi gün yaptırdık (biz aşı yapılması taraftarıyız) sadece topuk kanı için yanımdan ayrıldı oda babasının kucağında olduğu için rahattım☺

Doğum sonrası gerçekten yeniden doğmuş gibi oldum, epizyosuz, yırtıksız, müdahalesiz odamızda olabildiğince doğal bir doğum yaşadık. Bize bunu sağlayan Asude Ebe Hn ve duyarlı Doktorumuz Ebru Akbay ‘a ve hastane çalışanlarına çoookk teşekkür ederiz.

Anne Baba Adaylarına nacizane tavsiyelerimiz:

1-Mutlaka bir Doğum Planınız olsun, doğum planınızı Doktorunuz ile paylaşıp görüşlerini alın 2-Yoğun doğum gerçekleşen hastaneler değil sakin, butik hastanelerde doğal doğum yapma şansınız daha fazla olacaktır. 3-Doğum koçu görevi için Baba ve işinin ehli EBE sürece dahil edilmeli. 4-Önceden hastanenin keşfi yapılmalı. Doğumhane(Ameliyathane değil-birçok hastanede Ameliyathane de doğum yapılıyor) ile odaların aynı katta olması önemli. Doğum öncesi kasılmaları odanızda takip etmelisiniz. 5- Doğum esnasında yorgun düşmemek için aç kalmamaya dikkat edin.

Read Full Post »

Blogumuzda hem DOUM ailelerinin hikayelerine hem diğer ailelerden gelen hikayelere, hem olumlu hem olumsuz, hem normal hem sezaryen doğum hikayelerine yer veriyoruz.  Bu nedenle hikayeleri aşağıdaki gibi kısaca işaretliyoruz.  Böylece hangilerini okumak istediğinize önceden karar verebilirsiniz.

Planlı sezaryen doğum, epidural anestezi

Dr: Tansu Küçük

DOUM ailesi: Hayır
murvet1 ay oldu minik kuzumuz aramıza geleli..

Bekleyiş, merak ve endişeli heyecanımız yerini minik mucizemizin her gün daha da büyümesini izlerken hissettiğimiz heyecana, mutluluğa bıraktı.

Herşeyi yazarak daha iyi anlatırım diyen ben, böyle bir deneyimi, mucizevi olayı nasıl anlatabilirim bilmiyorum.

05 Temmuz gününe uyanmak üzere canım annem, kardeşim ve kocimiğim ile birlikte kaldık, ( Melis’in babaanne ve dedesi Bitlis’te yaşadıklarından gelemediler, sonra gelip görecekler torunlarını) herkes sabaha dair çok heyecanlı ve endişeliydi de aslında, sanırım ben hariç, mübarek kandil gecesi olmasından dolayı Allah’ım büyük bir güç ve rahatlık serpmişti sanki üzerime, nasıl beklerim, ne yaparım derdim ki tam tersi oldu..Zaten hep söylediğim gibi Melis’im tüm bilinen kuralları yıkarak geliyordu ya, bu da onlardan biri olmalı;)

Sabah 9-10 gibi hastanede olmamız gerekiyordu, tetkikler ve yatış işlemleri için yola çıktık. Hiç beklemeden sırayla işliyordu herşey, önce odamıza yerleşip, üzerimi değiştirdik, Murat yatış işlemleri ile ilgilenirken. Sonrasında anestezi uzmanı gelip, bazı sorular sordu, tabi benim de sorularım oldu.. Epidural anestezi istediğim için özellikle kesin hissedip hissetmeyeceğim ve belden yapılacak iğnenin herkesin bahsettiği gibi kocaman olup olmadığıydı:) ki doktor gayet rahat bir şekilde evet o kadar kocaman dedi, ama siz hiçbirini hissetmeyeceksiniz diye de ekledi.. Ardından hemşireler gelip bazı formları doldurttular derken beklemeye koyulduk. Bu arada anneanneler, teyzeler, arkadaşlar da hastaneye gelmişti. Tansu Bey odamıza uğrayıp, saat 11 gibi başlayacağız dedi ki maalesef önceki ameliyatın uzun sürmesinden dolayı bu saat çok uzadı, beklemek biraz sıkıntı stres verdi, bir an önce olsun hissine döndü diyebilirim. Fotoğrafçımız da bizden bir süre sonra gelip, odadaki detayları çekmeye başlamıştı, gerçekten fotoğraf konusunu atlamayarak çok doğru bir karar vermişim, çünkü o an odada kimse fotoğrafla uğraşamaz ya da o kadar çok detayı yakalayamazdı, Ebru saolsun herşeyi çekti, çok az bir kısmını ekleyeceğim bloğumuza, albümümüz, sunum ve diğer tüm fotolar da geldi hepsi harika, süper bir hatıra olacak minik kuşumuza..

Ve nihayet odadan almaya geldiler beni, o an hissettiklerimi çok kolay anlatamayacağım, sanki yeni farkına vardım ve kafama bi balyoz yemiş gibi oldum:) Çok heyecanlıydık, doğuma Murat da katılacaktı ve sürekli yanımda olmasını istiyordum, sanki son anda bişey olur da almazlar gibi geliyordu ve sık sık nerde diye soruyordum ki ameliyathaneye geldik. Hemşireler ve doktorlar gayet eğlenceliydi, epidural anestezi yapılacak ve sonrasında Tansu Bey, Murat ve fotoğrafcı gelecekti. Epidural için öncelikle beni psikolojik olarak hazırlama çalışmalarına başlamıştı doktor:) Tek tek yapacaklarını anlatıyor ve sonrasında uyguluyordu ki herşey ayyynen dediği gibi oldu, belimi uyuşturup bir katater taktılar, iğneyi vuracakları an kalbim yerinden çıkacak sandım, çünkü doktor hiç kıpırdamaman konuşmaman gerekiyor dedi, ya farkında olmadan kıpırdarsam diye düşünüyordum ama başardım, nefes bile almadım neredeyse :) Epidurali uyguladıktan sonra ayaklarıma kaynar sular döküldü sanki ve bir süre sonra hissetmemeye başladım, o kadar değişik bir his ki, ayaklarınızı görüyorsunuz, sonsuz bir kıpırdatma isteği oluyor ama oynatamıyorsunuz :) Doktor, emin olmadan başlamayacaklarını söyleyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu ve bir buz kütlesi koydu omzuma, sonra da bacağıma, dokunuşları hissediyorsunuz ama acı-ağrı hissi yok, çok garip.. Önüme bir perde gerip, herşey tamam olunca Murat geldi yanıbaşıma, giymiş önlüklerini :) Ebru’yu sordum hemen, onu da görünce rahatladım. Ve Tansu Bey geldi, gelişi, işleme başlayışı ve Melis’in çıkışı 10 dk bile sürmedi, hemen kız mı diye sordum :) Bu sırada Murat da herşeyi tam mı diye soruyordu canım ya.. Zaten rahat durmadı yanımda sürekli bakıyordu perdenin ardına, cesaret serptiler ona da sanırım. Sonra Melis’i yanıma getirdiler, o nasıl bir kokudur ya, mis kokuyordu, yüzü buruşuk gözleri kapalı, yavrum yaa, hemen öpmek istedim kuzumuu. Sonra alıp götürdüler ve herkesi çıkardılar:( Yalnız kalınca ve sıra bana yapılacak işlemlerde olunca, bunu bilmek biraz tuhaf oldu, içim geçti sanki ve anestezi uzmanı seni 5 dk. uyutmamı ister misin diyince hemen kabul ettim, derin bir uykuya daldım sanki, ve tatlı..

Uyandığımda herşey bitmiş beni yatağa alacaklardı, bunun huzuruyla uyandım sanki ve bir süre gözetim altında bekletmeleri gerekiyormuş, ama ben sürekli beni yukarı çıkarın merak ederler diye diye çıldırttım :) Herşeyin normal ilerlediğini görünce zaten çıkardılar, asansör açıldığında herkes kapıdaydı merakla..

Melis’imi bir süre sonra odaya getirdiler, o kadar minikti ki, o kadar masumdu ki, bu hisler tarif edilemez, hemen o an tüm endişeler beynime uçuştu sanki, nasıl bakacağım, iyi bakabilecek miyiz diye, çok karmaşık hisler, yaşayanlar anlayabilirmiş, öncesinde tahmin bile edilemezmiş, hiç tahmin ettiğim gibi değilmiş, bambaşkaymış vesair..

Eğer bir şekilde normal doğum geçekleşmeyecekse, sezaryen olacaksa kesinlikle epidural olmalı ve görmelisiniz diyorum başka bişey demiyorum :) ki sezaryen olacaksa neden ayık olayım bayıltısınlar diyen biri olarak ve eşiniz de şahit olmalı, Can’ınızın dünyaya gelişine.. Normal doğumda önceden, sezaryen doğumda sonradan acı çekiyorsunuz, acılı geçen 2 günü anlatmak istemiyorum, çok kötü ya da fena geçtiğinden değil, kötü yanlarını anlatanlara sinir olurdum, bu yüzden ben de bahsetmeyeceğim sonuç olarak geçip gidiyor unutuyorsunuz, 2 günden sonra da dikişlerinizin acıları ve yürümek, gece sürekli kalkıp emzirmek durumunda olduğunuz için, bunlar zorluyor.. 5. Günde gayet normal ayaktaydım. Hepsi onu emzirdiğiniz anda yokolup gidiyor.. Zaten emzirirken bir yandan da bir hormon salgılarmışsınız ve bu dikişlerin vs. kolay iyileşmesine yardımcı olurmuş, nasıl bir sistemdir, düzendir bu Allah’ım..

Hastane, hemşireler, doktorlar konusunda son derece memnun kaldığımızı da belirtmek istiyorum. Geceleri hemşirelerin emzirme için verdikleri büyük çaba ve sabır, Melis’imin şu anki emiyor olma durumunu belki de onlara borçluyuz, ısrarla ve dakikalarca uğraştılar. Doktorların gün içinde sürekli ilgileniyor olmaları, diyetisyeninden tutun çocuk doktoruna kadar, sürekli takiptelerdi. Son gün emzirme, bebek bakımı, evdeki kendi bakımınız konusunda birkaç eğitim verdiler ve verdikleri eğitimlerin dökümanlarını da beraberinde paylaştılar. 2. Günü akşamı odaya özel romantik bir masa kuruldu, yemekler çok başarılıydı, anne ve babaya jestmiş:) Sabahları içecek ikramlarından, gazete servislerine kadar kısaca herşey kusursuzdu, soru sormamıza fırsat vermeden tüm detayları sundular. Kuaför ertesi gün gelip sizi bir güzel süslüyor, fotoğraf çekimlerine hazır duruma geldik çok uğraşmadan sayelerinde, bunu da es geçmeyeyim :) Son gün nerdeyse üzülerek ayrıldım hastaneden, çünkü evde sizi gece uyandırıp, emzirmeniz için bebekle uğraşan hemşireler olmayacaktı:)

Ve sonunda evimize geldik, gelen giden misafirler, emzirme ve banyo telaşı, geceleri acaba neden bu sesi çıkardı, dur bakalım nasıl nefes alıyor, neden bir gün hızlı bir gün yavaş nefes alıyor, acaba doğru mu yatırdık, ya açsa gibi bir ton düşünceyle başbaşa kaldık..Elif Şafak’ın Siyah Süt’ünü okuyanlar bilir ki, Lord Poton dolanmaya başlıyor etrafınızda.. İyi ki annecim bizimleydi, şükür ki hala bizimle..Nasıl yetişemezler, bebek uyuyo emio, bi sürü vakit kalır derdim, asla böyle değilmiş, emzirmek o kadar uzun zaman alıyor ki ve bu minik mucizelerin keyfine göre haraket ediliyor :) Hergün yıkıyorsunuz, gelen misafirler, evde bekleyen işler, çamaşırlar gibi birçok şeye yetişen biri şart ve bu kişi Anne olunca içiniz daha rahat oluyor.. Bu dönemde eş desteği de çok önemli, hem güzel bir bağ kurmanız açısından, hem siz yetemezken yardımcı olması açısından.. Ben geceleri annemden destek almak istemiyorum, sonuçta gündüz çok yoruluyor, gece dinlensin istiyorum, dolayısıyle Murat’ın desteğini, ilgisini gözardı edemem, yoksa zor olurdu, ben de jest olarak haftaiçi işe gittiği için minimum destek istiyorum ve elimden geldiğince rahatsız etmemeye çalışıyorum ama o yine de ben uyuyayım diye Melis’i kapıp oynuyor:)

Ne çok değiştirdi hayatımızı, babasının deyimiyle pıtırcık.

Herşeyden daha uzun ve detaylı bahsetmek isterdim, fakat mümkün değil şu sıralar maalesef zamanı iyi kullanmam gerektiğinden :) Çok da beklemek istemedim, hisler daha tazeyken, daha iyi anlatabileyim diye hikayemizi;)

Bugün itibarıyle tam bir aylık oldu mucizemiz ve şu an karşımda mışıl mışıl uyuyor, o kadar muhtaç ki size, o kadar masum ki, kokusunu içinize ne kadar çekseniz doyamıyorsunuz.. Uyurken saatlerce izleyebilirsiniz, yüzündeki değişen mimikleri, ifadeleri.. Eskiler melekler güldürüyor ya da ağlatıyor derler ya inanıyorum buna..Evimiz bebek kokuyor, Melis kokuyor, kıyafetlerini yıkasam da geçmiyor kokusu

gerçekten. Baktıkça şükretmek geliyor içinizden defalarca, ne kadar şükretseniz az.. Şu zamanı yaşayabilecek miyim, geçecek mi, nasıl olacak derken herşey bitti ve yeni hayatımız çoktan başladı, bir an önce iyice ele avuca gelsin, tepkiler versin, kahkahalar atsın istiyoruz. Evde sürekli aa baş şöyle yaptı, şunu yaptı diyerek, habire fotoğraf çekiyoruz:)

Fırsat buldukça Melis’li zamanlarımızı, deneyimlerimizi, yaşadıklarımızı, hislerimizi bloğumda paylaşmaya devam etmek istiyorum, güzel tecrübe ve tavsiyelerinizi paylaşmanızı da…

http://minikmucizemmm.blogspot.com/

( Bu arada minişimizin ilk fotosu : http://www.acibadem.com.tr/eBebekDetay_ora.asp?BebekId=41511 )

Sevgiler..
DOUMBlogdaki diğer doğum hikayeleri için tıklayın…

Read Full Post »

Older Posts »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.